TÜRK SİYASAL HAYATI Dersi II. Meşrutiyet’ten 2000’li Yıllara Türkiye’de Ekonomi Politiğin Evrimi soru cevapları:

Toplam 60 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Geleneğe tavır alan Jön Türklerin bu tavrı 1908’de Meşrutiyet’in ilanından sonra iki ayrı yol izlemeye başlamıştır bu yollar nelerdir?


CEVAP:

Bu yollardan birini Le Play’den esinlenen, teşebbüsü şahsi ve ademi merkeziyet görüşünü benimsemiş olan Prens Sabahaddin’in izlediği yol, diğerini ise Mehmet Cavit Bey ve arkadaşlarının izlediği yol oluşturur. Mehmet Cavit Bey ve diğer liberalizm taraftarları klasik iktisattan esinlenerek devletin ekonomideki rolüne eleştiri getirirler.


#2

SORU:

II. Meşrutiyet’le beraber gündeme gelen mali devlet yerine benimsenmeye başlamış olan devlet görüşü nedir? Açıklayınız.


CEVAP:

II. Meşrutiyet’le beraber gündeme gelen bir diğer husus mali devlet yerine iktisadi devlet görüşünün desteklenmeye başlanmasıdır. Bu görüşe göre önemli olan fazla vergi toplamak yani fiskal amaçlar gütmek olmayıp toplumun çıkarlarını göz önüne alarak iktisadi girişimleri özendirmektir ki; bunun aynı zamanda uzun vadede vergi gelirlerini de artıracağı öngörülür.


#3

SORU:

İttihat Terakki Cemiyeti ekonomide neden yanadır ve neyi iddia etmektedir?


CEVAP:

Bu kesim serbestleşmeden yanadır. Dersaadet Ticaret ve Ziraat ve Sanayi Odası gümrüklerin hayatı pahalılaştırdığını, koruyucu politikaların ülke ekonomisine zarar verdiğini iddia eder.


#4

SORU:

Mehmet Cavit Bey’e göre en güçlü ulus nasıl olmalıdır?


CEVAP:

Mehmet Cavit Bey’e göre en güçlü ulus mutlaka her şeyi üreten ulus olmayıp, iş bölümü doğrultusunda herhangi bir malı ötekilerden daha ucuza piyasaya sürendir. Uluslararası iş bölümünde Osmanlı Devleti’nin payına tarım sektörü düşmektedir. Bu nedenle Osmanlı Devleti tüm sermayesini tarıma kanalize etmelidir. Ucuz işçilik ve toprak fiyatları dikkate alındığında Osmanlı Devleti kısa sürede bir tahıl ambarına dönüşebilir. Mehmet Cavit Bey, bu bağlamda tarımsal üretimin dünya pazarlarına entegrasyonunu sağlayacak demiryolu, yol, liman gibi altyapı yatırımlarının da bir an evvel yapılması gerektiğini savunur.


#5

SORU:

Osmanlı iktisadi düşüncesinde serbest dış ticaret fikrine sistematik ilk eleştiriler kimden gelmiştir ve nasıl eleştirmiştir?


CEVAP:

Osmanlı iktisadi düşüncesinde serbest dış ticaret fikrine sistematik ilk eleştiriler bir Kazan göçmeni olan Musa Akyiğitzade’den gelir. List’ten oldukça etkilenen Musa Akyiğitzade ulusal çıkarlar gerektirdiği takdirde korumacı bir politika izlenebileceğini vurgular. Ancak Musa Akyiğitzade mutlak bir korumacılıktan yana değildir. “Bebek endüstri” ilkesini savunur. Dış rekabete karşı korunan işkollarında zamanla fiyatların düşüp iç üretimin dışarıyla rekabet edebilir hale geleceğini belirtir. Musa Akyiğitzade’ye göre serbest ticaret ancak eşit durumdaki ülkeler arasında gerçekleşebilir.


#6

SORU:

II. Meşrutiyet liberalizmine karşı savunulan düşünce nedir ve savunucuları kimdir?


CEVAP:

Birinci Dünya Savaşı II. Meşrutiyet liberalizmini temelinden sarsacak etkiler yapar. Pazar mekanizmasının etkinliğini yitirmesi, liberalizmde aradığını bulamayan hükümeti ve aydın çevresini başka arayışlara iter. Bu yeni düşünce Alman kökenli “millî iktisat”tır. Düşünsel anlamda liberalizmin baş savunucusu Mehmet Cavit Bey’in karşısına dikilenler Osmanlı Ziraat ve Ticaret gazetesi yazarları olur. Ilımlı bir gümrük politikasını müdafaa eden gazete, Osmanlı ülkesinin Avrupa’ya hammadde satıp sonra da beş on misli fiyatla mamul madde olarak satın almasının gerçekçi olmadığını savunur. Korumacılığın sınaî kalkınmaya yarayacağı da ileri sürülür.


#7

SORU:

Milli iktisat politikası neden uygulanmaya başlamış ve kapsamı nedir?


CEVAP:

Savaşlar, isyanlar ve yükselen milliyetçi dalga II. Meşrutiyet liberalizminin sonunu getirir. Bilhassa Balkan Savaşları Meşrutiyet liberalizmine ağır darbe vurur. Bundan sonra İttihatçılar Anadolu ve Müslüman - Türk unsur merkezli bir siyasete yönelirler. Siyasette ve yönetimde İttihatçıların ülkeyi ele geçirip otoriter bir şekilde yönetmeleri ile kendini gösteren bu durum, ekonomide de liberal politikaların terk edilmeye başlandığı, yabancıların, özellikle gayrimüslim unsurların dışlandıkları, Müslüman – Türk unsurun ise imtiyazlı bir konum elde etmeye başladığı bir hal alır. Başka bir deyişle bu dönem izlenen milli iktisat politikası, ekonomide milli unsurları yani Müslüman – Türk unsurları egemen kılmaya yönelik girişimleri içerir. Bu girişimler başlangıçta yabancı karşıtı görünüme sahipken zamanla yabancı kavramı, gayrimüslim unsurları da alarak genişler.


#8

SORU:

Ziya Gökalp’e göre milli iktisat nedir?


CEVAP:

Gökalp’e göre millî iktisat, etnik homojenlikle sağlanabilir. Müslüman-Türk unsurun yalnızca asker ve memur; gayrimüslimlerin zanaatkâr ve tüccar oldukları bir toplum çağdaş devlete dönüşemez. Müşterek vicdana sahip olmayan bu iki unsur arasında gerçek bir iş bölümü yoktur. Yine Gökalp’e göre Müslüman-Türk unsur askerlik ve memurluğun yanı sıra iktisadi yaşama da atılarak millî iktisadı kuracaktır.


#9

SORU:

II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında sermaye birikimi sorunu karşısında başvurulan çözüm yolları nelerdir?


CEVAP:

II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında sermaye birikimi sorunu karşısında başvurulan çözüm yollarından biri, yabancı sermayenin özendirilmesi iken diğer bir yol klasik iktisadın öngördüğü tasarruf ile sermaye birikimini oluşturmaya çalışmaktır.


#10

SORU:

Heyet-i Mahsusa-i Ticariye kimin denetiminde ne amaçla kurulmuştur?


CEVAP:

Savaşın neden olduğu olağanüstü koşullar altında büyük kentlerin iaşesini örgütlemeyi amaçlayan ittihatçı hükûmet bu işi önce belediyelere verir. Ancak belediyelerin layıkıyla yerine getiremedikleri bu işi bir süre sonra doğrudan doğruya İT üstlenir. Sonradan iaşe bakanı olacak olan Kara Kemal’in denetiminde kurulan “Heyet-i Mahsusa-i Ticariye” İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerin iaşesini üstlenir. 


#11

SORU:

Birinci Dünya Savaşı sırasında yabancı sermayeyi denetim altına almaya yönelik, ancak yabancı çevrelerce yabancı düşmanlığı olarak nitelendirilen bir dizi girişim gündeme gelir bunlar nelerdir?


CEVAP:

Birinci Dünya Savaşı sırasında yabancı sermayeyi denetim altına almaya yönelik, ancak yabancı çevrelerce yabancı düşmanlığı olarak nitelendirilen bir dizi girişim gündeme gelir. Bu düzenlemelere örnek olarak; İmtiyazatı Ecnebiyenin İlgası Hakkında irade-i Seniye ile 1 Ekim 1914 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kapitülasyonların kaldırılması, 15 Ekim 1914 tarihli Kavanin-i Mevcudede Uhud-i Atikaya Müstenid Ahkamın Lağvı Hakkında Kanun-i Muvakkat ile Osmanlı mevzuatında kapitülasyonlardan kaynaklanan bütün hükümlerin geçerliliğini yitirmesinin ilanı, 13 Aralık 1914 tarihli Ecnebi Anonim ve Sermayesi Eshama Münkasım Şirketler ile Ecnebi Sigorta Şirketleri Hakkında Kanun-i Muvakkat ile gerçek ve ticari nitelikteki tüzel kişilerin Osmanlı mevzuatı kapsamına alınması gösterilebilir.


#12

SORU:

İttihatçılar ile Kemalistler arasında benzerlik gösteren ilkeler nelerdir?


CEVAP:

İttihatçılar ile Kemalistler laiklik, halkçılık ve inkılapçılık ilkelerinde benzerlikler göstermekte ve bu konuda süreklilikten bahsetmek de mümkün olmaktadır.


#13

SORU:

Yahya Sezai Tezel, imparatorluktan ulus-devlete sürekliliği gözlenen veya İttihatçılardan Kemalistlerin devraldıkları ve 1920’lerde yürüttükleri millî iktisat politikaları ile amaçlananın ne olduğunu hangi sözlerle dile getirmiştir?


CEVAP:

Yahya Sezai Tezel: “Cumhuriyet kurulduğunda, Kemalist liderlerin içtenlikle inandıkları uzun dönemli siyasi program, yeni Türk devletinin içerdiği toplumsal yapı zemini üstünde özel mülkiyete, girişimciliğe ve piyasa ekonomisine dayalı bir kapitalist iktisadi gelişme sürecini gerçekleştirmeye yönelikti.” sözleriyle dile getirir.


#14

SORU:

İzmir iktisat Kongresini düzenleme fikri nereden çıkmış ve kim tarafından düzenlenmiştir?


CEVAP:

İzmir iktisat Kongresi, Ankara Hükûmeti iktisat Vekâleti tarafından düzenlenir. Ancak kongre düzenleme fikri, İstanbul ticaret kesiminin bir dış ticaret kongresi düzenleme düşüncesinin ve bu yöndeki girişimlerinin etkisiyle ortaya çıkar.


#15

SORU:

Millî Türk Ticaret Birliği ne zaman kurulmuştur?


CEVAP:

1922 yılının son günlerinde Millî Türk Ticaret Birliği kurulmuştur.


#16

SORU:

İzmir İktisat Kongresi ne zaman toplanmıştır?


CEVAP:

17 Şubat 1923’te, Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı bir sırada, İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi 4 Mart 1923’te sona erer. Kongre’nin Lozan Barış görüşmelerinin kesintiye uğradığı sırada düzenlenmesi toplumun tüm tabakalarının birliğini gösterme amacını taşımaktadır.


#17

SORU:

İzmir İktisat Kongresi’nde alınmış ve tavsiye niteliğindeki kararlar doğrultusunda neler yapılmıştır?


CEVAP:

İzmir İktisat Kongresi’nde alınmış ve tavsiye niteliğindeki kararlar harfi harfine hayata geçmemiş ise de 1920’ler boyunca izlenen iktisat politikalarının kongre kararları ile paralellik gösterdiği söylenebilir. Bunların başlıcaları 1924’te özel girişimleri finanse etmek için Türkiye İş Bankası’nın kurulması, 1925’te Aflar Vergisi’nin kaldırılması, 1927’de sanayi alanında özel girişim ve yatırımlarını teşvik için 1913 tarihli Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun yeniden düzenlenerek yürürlüğe girmesidir.


#18

SORU:

Millî iktisat politikasının temeli nedir?


CEVAP:

Millî iktisat politikasının temeli, sermaye birikiminin yetersiz olduğu ülkede devlet eli ile sermaye birikimini artırmak ve böylece iktisadi gelişmeyi sağlamaya yönelik girişim ve oluşumları gerçekleştirmektir.


#19

SORU:

Kadroculardan Şevket Süreyya Aydemir İnkılâb ve Kadro adlı kitabında devletçiliği nasıl tanımlamıştır?


CEVAP:

Kadroculardan Şevket Süreyya Aydemir İnkılâb ve Kadro adlı kitabında devletçilik ile ilgili olarak “Türkiye ve Türkiye’ye benzer memleketler için devlet müdahalesinin mevzuu yüksek tekniğin doğurduğu bir takım tezatlar› bir takım menfaatler için kontrol ve disiplin altına almak için değil esasen mevcut olmayan bu yüksek tekniği bizzat devlet teşkilatçılığı altında ve birtakım menfaat tezatlarına yol açmadan meydana getirmektir” tanımını yapar.


#20

SORU:

Ahmet Hamdi’ye göre iktisadi devletçilik nedir?


CEVAP:

Ahmet Hamdi’ye göre iktisadi devletçilik: “Aynı cinsten olan kuvvetleri müşterek gaye yolunda birleştiren yegâne vasıtadır. Memlekette bir iktisadi uzviyetin en mütekamil şeklini mütalaa eden program iktisadi devletçiliğin esasını teşkil eder. Ancak bu demek değildir ki, iktisadi devletçilik, yalnızca bir programdan ibarettir; program ancak büyük esasın bir vasıtasıdır; asıl iktisadi devletçilik bu program› vücuda getirecek ve buna tatbik edecek esaslar ve prensiplerin heyeti mecmuasıdır.”


#21

SORU:

Atatürk devletçiliği nasıl tanımamıştır?


CEVAP:

Devletçiliğe dair en somut tanımlardan biri kuşkusuz Atatürk’e aittir. “Türkiye’nin tatbik ettiği Devletçilik sistemi on dokuzuncu asırdan beri sosyalizm nazariyecilerinin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye has bir sistemdir. Devletçiliğin bizce mânası şudur: Fertlerin hususi teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok işlerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket iktisadiyatını Devleti eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri ferdî ve hususî teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve görüldüğü gibi, kısa bir zamanda yapmağa muvaffak oldu. Bizim takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi, liberalizmden başka bir sistemdir.” 


#22

SORU:

1934’te uygulamaya konan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın (BBYSP) ana hedef ve stratejisi nedir?


CEVAP:

1934’te uygulamaya konan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın (BBYSP) ana hedef ve stratejisi, ülkenin yerüstü kaynaklarını değerlendirerek ithalata konu olan özellikle şeker, dokuma ve kağıt başta olmak üzere temel gereksinim maddelerini yurt içinde üretme; yerel veya bölgesel tarımsal üretime ve doğal kaynaklara dayanan sınai üretim birimleri kurma; kurulacak sanayi tesislerinin, kuruluş yerlerinin ham madde ve iş gücü kaynaklarına yakın olmasıdır. Devletin özel sektör tarafından kurulmasına olanak bulunmayan sanayi dallarında girişimlerde bulunması ve yatırım yapması amacına yönelik hazırlanan BBYSP ile özel sektörün de devletin kuracağı ana sanayiler ile ortaya çıkacak ve yararlanacağı dışsal ekonomiler yaratılacağı hedefi ortaya konur.


#23

SORU:

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planın finansmanı nasıl sağlanmıştır?


CEVAP:

Planın finansmanı büyük ölçüde iç kaynaklarla gerçekleştirilir. Bir miktar İngiliz ve Sovyet kredisi de kullanılır. Planda yer alan dokuma, maden, selüloz ve kimya sanayine ilişkin yatırımlar Sümerbank tarafından, sömikok, şişecam ve kükürt sanayine ilişkin yatırımlar İş Bankası tarafından yürütülür.


#24

SORU:

İkinci Beş Yıllık Sanayi Planında ne amaçlanmıştır?


CEVAP:

Tüketim mallarının ülke içinde üretimini hedefleyen Birinci Plan’ın aksine, İkinci Plan’da enerji ve madencilik gibi temel sanayi alanlarına ağırlık verilir. İBYSP’de ana hedef ülkenin yer altı kaynaklarını yani demir, kömür ve petrol kaynaklarını değerlendirmek olarak belirlenirken özel sektörün ve tarımın da geliştirilmesi gözden uzak tutulmaz.


#25

SORU:

Türkiye’de çok partili sisteme geçiş nasıl gerçekleşmiştir?


CEVAP:

İkinci Dünya Savaşı ertesinde ise Türkiye yönünü açıkça ABD ve Batılı müttefiklerine doğru çevirir. Bu yeni yönelişte, kuzeyden beliren Sovyet tehdidi de etkili olur. Türkiye’nin Batı’ya açılma süreci, beraberinde çok partili siyasal yaşama geçişi getirir. Ülkeyi yöneten tek parti içindeki muhalefet iyice su yüzüne çıkar. Bu muhalefet Dörtlü Takrir ile kamuoyuna açıkça duyurulur. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içindeki muhalefet, 5 Ocak 1946’da kurulan DP bünyesinde siyasal mücadeleyi devam ettirme yönünde gelişirken, tek parti yönetimi rejimin demokratikleşmesi yönünde adımlar atar. 21 Temmuz 1946’da ilk kez çok partinin katıldığı, tek dereceli milletvekili genel seçimleri yapılır.


#26

SORU:

Türkiye Ekonomik İşbirliği Anlaşması’nı hangi ülkeyle kaç yılında imzalamış ve ne kadar yardım alınmıştır?


CEVAP:

4 Temmuz 1948’de imzalanan Ekonomik İşbirliği Anlaşması ile Türkiye’ye Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomik yardımı başlar. ABD’nin hibe dâhil 1945-1952 döneminde Türkiye’ye toplam yardımı 343 milyon dolardır. Hibe hariç ise 1949’da 5.2 milyon dolar, 1950’de 48.7 milyon dolar, 1951’de 35.2 milyon dolar ve 1952’de 86.3 milyon dolar olarak gerçekleşir.


#27

SORU:

İkinci Türkiye İktisat Kongresi ne zaman nerede toplanmış ve ileri sürülen görüşler nelerdir?


CEVAP:

İkinci Kongre, çoğunluğunu ticaret kesiminin oluşturduğu İstanbul’daki iş çevrelerinin girişimiyle 22 Kasım 1948’de İstanbul’da toplanır. Kongrede devletin, bireyin iktisadi özgürlüklerini koruması gerektiği, özel girişimin temel alınması, devletin ekonomide rehber rolü oynaması ve sosyal adaleti sağlaması gerektiği ileri sürülür.


#28

SORU:

DP liberalizminin sınırları nasıl çizilmiştir?


CEVAP:

DP liberalizminde devlet önemli bir yere sahiptir. Özel sektörün elinin uzanamadığı yere devlet el atmalıdır. Ayrıca özel sektörün altından kalkabileceği alanlardaki devlet işletmelerinin, özel sektöre devri ve devlet işletmeciliğinin özel girişimlere engel olmayacak biçimde ve eşit koşullarda rekabetinin sağlanması DP liberalizminin sınırlarını çizer.


#29

SORU:

Karma ekonomi modeli nasıl ortaya çıkmıştır?


CEVAP:

1950’lerin ikinci yarısında uygulanan ithal ikameci sanayileşme politikası ile 1930’larda uygulanan devletçi sanayileşme politikası karşılaştırıldığında aralarında temel farklar hemen göze çarpar. İthal ikameci sanayileşme politikasının en önemli özelliklerinden biri özel sektörün sanayi içindeki ağırlığının artmaya başlamasıdır. Yine bu dönemde kamu yatırımları ve devlet işletmeciliğinin olanakları özel sermaye birikimi lehine kullanılır. İlk bakışta devletçi modele benzemekle birlikte ithal ikameci modelde devlet kesiminin özel sektöre desteğinin ön plana çıkmasıyla ondan ayrılan yeni bir “karma ekonomi” modeli ortaya çıkar. Bu yapı içinde devletin rolü çeşitli müdahale araçları ile özel girişimi sınırlamak ve denetim altında tutmaktan çok onu teşvik etmek olur. Bu bağlamda gerekli altyapı yatırımları ve özel sektörün altından kalkamayacağı bazı temel sınai ve tarımsal maddeler ve ara malların üretimi devlet tarafından gerçekleştirilir.


#30

SORU:

Keynesyen iktisatını açıklayınız.


CEVAP:

Keynesyen iktisat, tam istihdam sorunu ve tasarruf ile yatırım arasındaki ilişki üzerine öneriler getirmektedir. Buna göre tam istihdamın sağlanması için gerektiğinde devletin ekonomiye müdahalesi söz konusu olabilir. Devlet üretimin gerilememesi, işsizliğin ortadan kalkması ve talep azlığını sona erdirmek için yatırımlar gerçekleştirmelidir.


#31

SORU:

Planlamanın bir anlamda beyni olan Devlet Planlama Teşkilatı ne zaman kurulmuştur ve kuruluşuna ilişkin kanun ne zaman kabul edilmiştir?


CEVAP:

Planlamanın bir anlamda beyni olan Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kuruluşu, 27 Mayıs 1960’ta DP hükûmetini devirerek yönetime gelen Millî Birlik Komitesi’nce gerçekleştirilir. 30 Eylül 1960’ta DPT’nin kuruluşuna ilişkin 91 sayılı Kanun kabul edilir.


#32

SORU:

Devlet Planlama Teşkilatı’nın görev ve amaçları nasıl ifade edilmiştir?


CEVAP:

Kuruluşunda DPT’nin görev ve amaçları şöyle ifade edilir: Ülkenin doğal, toplumsal ve ekonomik bütün kaynaklarını ve olanaklarını saptamak; izlenecek toplumsal ve ekonomik politikaları ve hedefleri belirleyerek hükûmete bu yönde yardımcı olmak; bakanlıklar arasında ekonomik konularda koordinasyon sağlamak ve ilgili önerilerde bulunmak; hükûmetçe belirlenen hedeflere yönelik planlar hazırlamak; planların uygulanması aşamasında ilgili kurum ve kuruluşlara gereken önerilerde bulunmak; planın uygulanışını izlemek ve gerektiğinde değişiklikler yapmak ve özel sektörün etkinliklerini plan hedef ve amaçları yönünde teşvik ve düzenleyecek önerilerde bulunmak.


#33

SORU:

Türkiye İşçi Partisi ve Yön Hareketi’nin savunduğu görüşler nelerdir?


CEVAP:

Türkiye İşçi Partisi dış ticaret, bankacılık gibi sektörlerin devletleştirilmesini, toprak reformunun gerçekleştirilmesini savunur. Bazı çevrelerce 1930’larda öne çıkan Kadro hareketinin devamı olarak nitelendirilen Yön hareketi de ekonominin devletleştirilmesi ve toprak reformu gibi görüşleri savunur.


#34

SORU:

10 Ağustos 1970’de Türkiye’nin devalüasyona başvurmasının temel nedeni nedir?


CEVAP:

Devalüasyonun başlıca nedeni, ihracatın plan ve programlarda gösterilen hedeflerin altında gerçekleşmesidir.


#35

SORU:

Friedmancı düşünceyi açıklayınız.


CEVAP:

Adı ile anılan akımın öncüsü Milton Friedman, Chicago Okulu mensuplarındandır. Friedman etkin bir para politikasının uygulanmasını öngörür. Adam Smitih’in yani Klasik Okul’un öğretisini izleyen Friedman liberaldir. Devletin ekonomiye kesinlikle müdahale etmemesini savunur. Ona göre piyasanın kendiliğinden işleyen dinamikleri üretim, istihdam ve bölüşüm gibi temel ekonomik sorunlar› ortadan kaldırır. Ekonomik istikrarsızlığın temel kaynağı piyasaya dışarıdan yapılan müdahalelerdir. Genellikle bu müdahaleler de hükûmetlerin serbestçe belirledikleri para arzından kaynaklanmaktadır. Bu sorunun çözümü yine etkin para politikası izlemekle çözülebilir. Friedman’a göre devletin yegâne görevi dolaşımdaki para miktarını sınırlamak için mücadele etmektir. Devletin sosyal yardımda bulunmasına da karşı çıkan Friedman gerçekten yardıma ihtiyacı olan veya belirli bir gelire sahip olmayanlara devletin belirli bir parasal yardımda bulunmasını önerir.


#36

SORU:

1980 sonrası Türkiye ekonomisine damgasını vuran 24 Ocak Kararları nelerdir?


CEVAP:

1980 sonrası Türkiye ekonomisine damgasını vuran 24 Ocak Kararlar› ile ithalatın serbestleştirilmesi; TL’nin aşırı değerlendirilmesine son veren gerçekçi kur uygulamasına geçilmesi; ihracatın, yabancı sermayenin özendirilmesi; ihracata sigorta ve finansman ile kurumsal destek sağlanması; kademeli olarak sübvansiyonların azaltılması ve fiyat denetimlerinin kaldırılması öngörülür. 24 Ocak kararları kısaca hemen bütün Cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan korumacı müdahaleci iktisat politikalarının terk edilmesi ve daha liberal bir yapının kurulması yönünde atılmış adımlardır.


#37

SORU:

İkinci Türkiye İktisat Kongresi ne zaman nerede toplanmıştır?


CEVAP:

2 Kasım 1981’de İzmir’de İkinci Türkiye İktisat Kongresi toplanmıştır.


#38

SORU:

ANAP iktidara geldikten kısa bir süre sonra aldığı yeni ekonomik kararlar nelerdir?


CEVAP:

ANAP iktidara geldikten kısa bir süre sonra yeni ekonomik kararlar alınır. 29 Aralık 1983’te açıklanan bu kararlara göre ithalat rejiminde yapılan değişiklikler ile ithal malları, ithali yasak mallar, ithali serbest mallar ve ithali izne bağı mallar olmak üzere üç türe ayrılır. Döviz işlemleri büyük ölçüde serbestleştirilir. 6 Ocak 1984’te döviz alım-satımı serbest bırakılır. Diğer yandan mali sistemde Katma Değer Vergisi uygulaması ve ihdas edilen çeşitli fonlar gibi yeni kurum ve uygulamalar gündeme gelir. Bunların yanında haberleşme, ulaşım, Türkiye’nin elektrifikasyonu ve sulama alanlarında önemli yatırımlar gerçekleştirilir. Otoyollar, barajlar, telefon ve diğer iletişim araç ve yöntemlerinin modernizasyonu ve yaygınlaştırılması tartışılır. Bir yandan KOBİ’ler diğer yandan turizm gibi alanlarda yatırımlar yapılır. Türkiye bu dönemde yabancı sermaye için cazip bir ülke görünümü kazanmaya başlar.


#39

SORU:

Özal ile sembolize olan ekonomideki bütün bu gelişmelerin olumsuz faturası kime çıkmıştır?


CEVAP:

Özal ile sembolize olan ekonomideki bütün bu gelişmelerin olumsuz faturası iki kesime çıkar. Biri izlenen politikalar sonucu gelir dağılımının bozulması ile sıkıntı içine düşen ve yine Özal’ın ifadesi ile “orta direğe” yani nüfusun büyük bir bölümünü oluşturan dar gelirli halka ve diğeri ise uyguladığı politikalardan dolayı doğrudan Özal’a.


#40

SORU:

Kemal Derviş’in iktisat programını dönemini anlatınız.


CEVAP:

3 Kasım 2002’de gerçekleşen genel seçimin sonucunda yeni kurulmuş olan AKP, tek başına hükûmet kurarak Türkiye’yi yönetmeye başlar. Bu iktidar Kemal Derviş’in şahsında temsil edilen iktisat politikalarını tereddütsüz sürdüreceğini kamuoyuna duyurur. Başka bir deyişle Derviş gider ancak yönettiği istikrar paketinin uygulanması yeni iktidar döneminde de sürer. Derviş’in programı enflasyonun düşmesi yönünde beklentileri karşılar. 2001’de TÜFE’de enflasyon %68,5 iken 2002’de 29,7’ye ve 2003’te 13,9’da geriler. Büyüme 2001’de -9,5 iken 2002’de %7,8 ve 2003’te %5 olur.


#41

SORU:

II. Meşrutiyet'in ilanında önemli aktörlerden olan Jön Türk hareketinin liberal düşünce ile ilgili amacı nedir?


CEVAP:

Meşrutiyet’in ilanını sağlayan siyasal muhalefetin en önemli aktörlerinden olan Jön Türk hareketi liberal dönüşümleri amaçlamaktadır. Bu dönüşümler yalnızca siyasi alanla sınırlı değildir. Ülke ekonomisi ve iktisat anlayışı da meşrutiyet ile doğan liberal ortamdan etkilenir.


#42

SORU:

II. Meşrutiyet’le beraber gündeme gelen "mali devlet yerine iktisadi devlet" görüşüne göre asıl önemli olan nedir?


CEVAP:

II. Meşrutiyet’le beraber gündeme gelen bir diğer husus mali devlet yerine iktisadi devlet görüşünün desteklenmeye başlanmasıdır. Bu görüşe göre önemli olan fazla vergi toplamak yani fiskal amaçlar gütmek olmayıp, toplumun çıkarlarını göz önüne alarak iktisadi girişimleri özendirmektir ki; bunun aynı zamanda uzun vadede vergi gelirlerini de artıracağı öngörülür.


#43

SORU:

Liberal iktisadi düşüncenin savunucusu ve taraftarı olan Mehmet Cavit Bey'e göre yegâne amaç nedir?


CEVAP:

Tanzimat’taki öncülerde olduğu gibi Mehmet Cavit Bey için de yegâne amaç kapitalistleşmektir. Bu görüşü benimseyenlere göre bu ancak özel mülkiyete saygılı ve serbest ticareti kabullenmiş bir sistemde mümkün olabilecektir. Oysa Osmanlı İmparatorluğu’nda lonca ve gedik usulü iş özgürlüğünü ve sanayileşmeyi engellemektedir.


#44

SORU:

II. Meşrutiyet liberalizminde aradığını bulamayan hükümet ve aydın çevresinin yeni eğilimi ne olmuştur?


CEVAP:

Birinci Dünya Savaşı II. Meşrutiyet liberalizmini temelinden sarsacak etkiler yapar. Pazar mekanizmasının etkinliğini yitirmesi, liberalizmde aradığını bulamayan hükümeti ve aydın çevresini başka arayışlara iter. Bu yeni düşünce Alman kökenli “millî iktisat”tır.


#45

SORU:

Ziya Gökalp'e göre Müslüman-Türk unsur merkezli milli iktisadı anlayışı nasıldır?


CEVAP:

Gökalp’e göre milli iktisat, etnik homojenlikle sağlanabilir. Müslüman-Türk unsurun yalnızca asker ve memur; gayrimüslimlerin zanaatkâr ve tüccar oldukları bir toplum çağdaş devlete dönüşemez. Müşterek vicdana sahip olmayan bu iki unsur arasında gerçek bir işbölümü yoktur. Yine Gökalp’e göre Müslüman-Türk unsur askerlik ve memurluğun yanı sıra iktisadi yaşama da atılarak milli iktisadı kuracaktır.


#46

SORU:

I. Dünya Savaşı ile oluşan zeminde İttihatçı hükümet Müslüman-Türk unsur lehine iktisadi girişimleri nasıl şekillenmiştir?


CEVAP:

Savaş, devletin ekonomiye Müslüman-Türk unsur lehine sonuçlar verecek müdahalelerde bulunması için fırsatlar yaratır. İttihatçı hükümet “milli iktisat” ve “iktisadi uyanış” adı altında bir Müslüman-Türk girişimci sınıf yaratmaya yönelik politikalar izler ve sermaye birikimini hızlandıran spekülatif kazançlara göz yumulur. Bu politikanın somut yansıması olarak 1908–1913 döneminin aksine, 1914–1918 döneminde kurulan anonim şirketlerde Müslüman unsur öne çıkar.


#47

SORU:

Birinci Dünya Savaşı döneminde iaşe sorunu nasıl ilerleme göstermiştir?


CEVAP:

Temel tüketim mallarının yokluğu ve kıtlığı karşısında hükümet, önce karne uygulamasına başvurur. Ardından karaborsa ve stokçuluğun artması karşısında hükümet, narh uygulamasına geçer. Buna karşın iaşe sorunu Birinci Dünya Savaşı süresince çözümlenemez, aksine karaborsa ve istifçilikten yüksek gelirler elde eden bir sınıf yani harp zenginleri sınıfı türer.


#48

SORU:

Yabancıların Osmanlı İmparatorluğu’nda iktisadi güçlerine karşı Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan tepki sonrası ortaya konan somut uygulamalar nelerdir?


CEVAP:

Yabancıların Osmanlı İmparatorluğu’nda iktisadi güçlerine karşı Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan tepki, yasal düzenlemelerin yanı sıra bazı somut uygulamalarla da gündeme gelir. Bu bağlamda yabancı şirketlerin işlettiği Aydın, Kasaba, Suriye, Mudanya demiryolları ve İstinye Tersanesi satın alınarak millileştirilir. Zonguldak limanının satın alınmasına karar verilir. Kabotaj ticaretinde tekel oluşturmuş olan Yunan bayraklı gemilerin bu alandaki üstünlüklerine karşı, kabotaj ticaretinin Osmanlı gemileriyle gerçekleştirilmesi, yani kabotaj hakkının Osmanlı bayraklı gemilere verilmesi kararlaştırılır.


#49

SORU:

Osmanlı Devleti’nde yabancılara başta ekonomi alanında tanınmış ayrıcalıklar olan kapitülasyonlar ne zaman geçerliliğini yitirmiştir?


CEVAP:

Kapitülasyonlar Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına kadar XIX. ve XX. yüzyıl başlarındaki bazı tek taraflı girişimlere karşın kaldırılmamış ve ancak Lozan Antlaşması ile geçerliliğini yitirmiştir.


#50

SORU:

Cumhuriyet’in ilk yıllarında ekonomik ve toplumsal alandaki en önemli hedef nedir?


CEVAP:

Cumhuriyet’in ilk yıllarında ekonomik ve toplumsal alandaki en önemli hedeflerin başında yerli girişimci sınıf yaratmak gelir. Kemalistlerin savaş ve işgalin ardından Cumhuriyet ile başlayan süreçte İttihatçıların bıraktığı noktadan millî iktisat politikasını sürdürdüklerini de söylemek mümkündür.


#51

SORU:

Türkiye İktisat Kongresi'nin 17 Şubat 1923’te "Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı bir sırada" toplanması hangi amacı taşımaktadır?


CEVAP:

17 Şubat 1923’te, Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı bir sırada, İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi 4 Mart 1923’te sona erer. Kongre’nin Lozan Barış görüşmelerinin kesintiye uğradığı sırada düzenlenmesi toplumun tüm tabakalarının birliğini gösterme amacını taşımaktadır.


#52

SORU:

1920'lerde uygulanan milli iktisat politikasında temel hedef nedir?


CEVAP:

Millî iktisat politikasının temeli, sermaye birikiminin yetersiz olduğu ülkede devlet eli ile sermaye birikimini artırmak ve böylece iktisadî gelişmeyi sağlamaya yönelik girişim ve oluşumları gerçekleştirmektir. Bu politika, 1920’lerde devletin doğrudan değil dolaylı etki ve müdahalesi ile gerçekleşir. Müslüman-Türk unsurun ekonomide egemen konuma gelmesi temel hedeftir.


#53

SORU:

Devletçiliği bir araç olarak gören Ahmet Hamdi Başar, öne sürdüğü iktisadî devletçilik kavramını nasıl açıklamaktadır?


CEVAP:

Ahmet Hamdi’ye göre iktisadî devletçilik: “Aynı cinsten olan kuvvetleri müşterek gaye yolunda birleştiren yegâne vasıtadır. Memlekette bir iktisadî uzviyetin en mütekamil şeklini mütalaa eden program iktisadî devletçiliğin esasını teşkil eder. Ancak bu demek değildir ki, iktisadî devletçilik, yalnızca bir programdan ibarettir; program ancak büyük esasın bir vasıtasıdır; asıl iktisadî devletçilik bu programı vücuda getirecek ve buna tatbik edecek esaslar ve prensiplerin heyeti mecmuasıdır.”


#54

SORU:

Atatürk devletçiliği nasıl tamamlamaktadır?


CEVAP:

Atatürk: "... Devletçiliğin bizce mânası şudur: Fertlerin hususî teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok işlerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket iktisadiyatını Devleti eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri ferdî ve hususî teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve görüldüğü gibi, kısa bir zamanda yapmağa muvaffak oldu. Bizim takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi, liberalizmden başka bir sistemdir.” 


#55

SORU:

1934’de uygulamaya konan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın (BBYSP) ana hedef ve stratejisi nedir?


CEVAP:

1934’de uygulamaya konan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın (BBYSP) ana hedef ve stratejisi, ülkenin yerüstü kaynaklarını değerlendirerek ithalata konu olan özellikle şeker, dokuma ve kağıt başta olmak üzere temel gereksinim maddelerini yurt içinde üretme; yerel veya bölgesel tarımsal üretime ve doğal kaynaklara dayanan sınai üretim birimleri kurma; kurulacak sanayi tesislerinin, kuruluş yerlerinin hammadde ve işgücü kaynaklarına yakın olmasıdır.


#56

SORU:

Bretton-Woods anlaşmasının Amerikan Doları, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (DB) ile bağlantısı nedir?


CEVAP:

Bretton-Woods’u imzalayan ülkelerin başlıca sorunu mübadele sistemindeki likiditenin elde bulunan altının fiziki hacmiyle sınırlı kalmasını önleyecek bir sistem bulmaktır. Bu sorun Amerikan dolarının altına çevrilebilirliği kuralını getiren altın kambiyo standardının yaratılması ile çözülür. Başka bir deyişle Amerikan doları, altına eş düzeyde bir uluslararası rezerv para olarak kabul edilir. Aynı anlaşma ile kambiyo kurlarının istikrarını sağlamak maksadıyla milletlerarası bir para fonunun ve üye memleketlerin imar ve kalkınma işlerini kolaylaştırmak maksadıyla da milletlerarası bir imar ve kalkınma bankasının kurulmasına karar verilir. Böylece Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ve kurulduğu sıradaki adı ile Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası veya bugünkü adı ile Dünya Bankası’nın (DB) da temelleri atılır.


#57

SORU:

1948'de gerçekleşen Türkiye İktisat Kongresi, 1930'larda ve İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomi politikaları ile ilgili neyi göstermektedir?


CEVAP:

1948 Türkiye İktisat Kongresi, düzenlendiği dönemin koşulları istikametinde değerlendirildiği zaman, Türkiye’de 1930’larda egemen olan iktisadî devletçiliğin İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaş öncesinde olduğu biçim ve niteliğiyle varlığını sürdüremeyeceğini göstermesi açısından önemli bir iktisadî olay olarak tarihe geçer.


#58

SORU:

14 Mayıs 1950’de gerçekleşen genel seçimlerde iktidara gelen DP'nin iktisadi devletçilik karşısındaki tutumu nedir?


CEVAP:

DP’de liberalizmin fikri temelleri ve alt yapısı bulunmaz. İktidar partisi CHP’ye karşı iktisadi devletçilik aleyhtarı bir söylem üreten DP, iktisadi devletçiliği reddetmekle birlikte, ekonomide devletin yeri ve rolünü bir kenara bırakmaz.


#59

SORU:

1950’lerin ikinci yarısında uygulanan ithal ikameci sanayileşme politikası ile 1930’larda uygulanan devletçi sanayileşme politikası karşılaştırıldığında aralarında temel farklar nelerdir?


CEVAP:

İthal ikameci sanayileşme politikasının en önemli özelliklerinden biri özel sektörün sanayi içindeki ağırlığının artmaya başlamasıdır. Yine bu dönemde kamu yatırımları ve devlet işletmeciliğinin olanakları özel sermaye birikimi lehine kullanılır. İlk bakışta devletçi modele benzemekle birlikte ithal ikameci modelde devlet kesiminin özel sektöre desteğinin ön plana çıkmasıyla ondan ayrılan yeni bir “karma ekonomi” modeli ortaya çıkar. Bu yapı içinde devletin rolü çeşitli müdahale araçları ile özel girişimi sınırlamak ve denetim altında tutmaktan çok onu teşvik etmek olur. Bu bağlamda gerekli altyapı yatırımları ve özel sektörün altından kalkamayacağı bazı temel sınai ve tarımsal maddeler ve ara malların üretimi devlet tarafından gerçekleştirilir.


#60

SORU:

Keynesyen iktisat, ne üzerine öneriler getirmektedir?


CEVAP:

Adını İngiliz İktisatçı John Maynard Keynes’ten alan Keynesyen iktisat, tam istihdam sorunu ve tasarruf ile yatırım arasındaki ilişki üzerine öneriler getirmektedir. Buna göre tam istihdamın sağlanması için gerektiğinde devletin ekonomiye müdahalesi söz konusu olabilir. Devlet üretimin gerilememesi, işsizliğin ortadan kalkması ve talep azlığını sona erdirmek için yatırımlar gerçekleştirmelidir.