Doğal Afetlerin Analitik Modelleri
“Genel Sistem Teorileri” yaklaşımı adı da verilen
bu modeller; girdi çıktı analizi, fayda maliyet analizi ve sosyal muhasebe analizi gibi konulara dayalı
olan ve Neoklasik Genel Denge ve Büyüme Modeli
çerçevesinde ele alınan modellerdir. Bu modellerde
doğal afetler “dışsal faktörler” olarak ele alınarak
doğal afetlerin kısa ve uzun dönem etkileri incelenmektedir. Genel sistem teorilerinin ortak yönü,
kapalı (kompakt) evren modeline dayalı olmaları ve
tabiat olaylarını açıklayan bilimsel disiplinlerde aşırı
uzmanlaşmaya gitmeleridir. Genel sistem teorisyenleri, aşırı uzmanlaşan disiplinlerin tabiat olaylarını
açıklama sürecinde sistemin geneline iyi bakıldığı
takdirde belirli ilişkiler ağı içindeki gerçeklerin daha
iyi anlaşılabileceğini düşünmektedirler. Bu bağlamda, doğal afetler, insani ve doğal faaliyetlerden oluşan bir bütün olarak görülmelidir. Örneğin küresel
ısınmanın olası etkileri değerlendirilirken iklim değişikliklerinin yol açacağı hasarlar ile bu değişikliği
önlemenin maliyetleri fiziko-ekonomik modeller
çerçevesinde gerçekçi bir şekilde değerlendirilmeli,
yani ekonomik anlamda bir “fayda-maliyet” analizi
yapılmalıdır. Genel sistem teorileri olayların doğrusal (lineer) bir eksende gerçekleştiğini savunmaktadır. Dolayısıyla sınırları iyi çizildiği takdirde doğal
afetlerin önceden tahmin edilebileceğini savunmaktadırlar. Doğal afetlerin tahmin edilebilirliği güçlendikçe afet ekonomisi ile ilgili kararların alınması
da kolaylaşacak bu belirlilik afet ekonomisi ile ilgili
planlama süreçlerinde de etkinliği de beraberinde
getirecektir.
Doğal Afetlerin Ampirik Modelleri
Bu görüşü savunanlar doğal afetler gibi fizikoekonomik olayların sürekli değişim, belirsizlik ve
sınırlı akılcılık nedeniyle modellenemeyeceğini,
modellenebilmesi için davranışçı iktisat biliminden
yararlanarak ampirik bulgulardan yararlanılması
gerektiğini ileri sürmektedirler. Bu düşünceye göre
doğal afetler çerçevesinde değerlendirmeler yapılırken sadece fiyat mekanizması değil bunun dışındaki çok sayıda bilgi üretme ve öğrenme süreci ve en
önemlisi de insanoğlunun deneyimsel adaptasyon
süreci göz önünde tutulmalıdır.
K Modelleri: Katastrofi, Kaos ve
Karmaşa
Tabiatta sadece doğrusal çizgiler ve ince ayrıntılarla bezenmiş düzenlilikler olmadığını ileri süren
kimi düşünürler, kaos, bilinmezlik, çatışma ve katastrofinin de değişim süreçlerinde önemli olduğunu ileri sürmektedir. Dünyanın ve evrenin işleyişine
oldukça farklı açıklamalar geliştiren bu yöndeki düşünürlerin geliştirdiği fikirler başlıca üç teori altında
toplanmaktadır: Karmaşık Sistemler Teorisi, Kaos
Teorisi ve Katastrofi Teorisi. Bu teorilerin ortak noktası, sistemlerin başlangıç koşulları ve tarihsel gelişimi bilinmediği müddetçe geleceğin de bilinemeyeceğini kabul etmeleridir. Bu teorilerle uğraşanlar
doğrusal olmayan dinamik sistemlerin (hisse senedi
piyasasındaki dalgalanmalar ve hava olayları vb. gibi) değişimlerini matematiksel modellerle açıklamaya çabalamaktadır. Özellikle Katastrofi Teorisi’nin
kaotik sistemlerdeki ani değişimlerle ilgilendiğini
görmekteyiz. Katastrofi teorisine dayalı modeller,
yoğun matematiksel bilgi ve bilgisayar programları
kullanmak ve geçmişe dönük analizlerden yola çıkmak suretiyle doğal afetlerin ortaya çıkma olasılıklarını, ortaya çıkabilecek hasarları ve riskleri hesaplamaya çalışır. Kaos Teorisi de katastrofilerin meydana
geldiği düzen üzerine kuruludur. Kaos teorine göre
basit gözüken olaylar aslında son derece karmaşık
ilişkilerin sonucudur ve aslında dinamiklerin çoğu
doğrusal (lineer) olmayan unsurlar ile bağlantılıdır.
Kaos teorisyenleri bu doğrusal olmayan unsurların
olayları nasıl etkilediğini gözlemlemekte ve başlangıç koşulları kesin olarak bilinmedikçe kaotik bir sistemle ilgili tahmin yapmanın olanaksızlığı üzerinde
durmaktadır. Kaos teorisine göre karmaşık sistemlerin bir dengede olması ve kendilerini tekrar etmeleri
son derece düşük bir ihtimale sahiptir. Kaos teorisi, aşırı uzmanlaşma nedeniyle afetlerin ekonomik
etkilerini açıklamada mevcut disiplinlerin yetersiz
kalacağını ve bu nedenle afetlerin ekonomik etkilerine bütüncül ve disiplinler arası yaklaşmak gerektiğini ileri sürmektedir. Kaos teorisyenleri, eğer doğal
afetlerle ilgili sistemin başlangıç koşulları ve tüm
parametreleri bilinebilseydi doğru tahminler yapılabilirdi, ancak bu mümkün değildir, iç içe geçmiş
sistemlerden oluşan karmaşık sistemlerin gelecekteki
durumlarını ortaya koymak son derece güçtür. Çünkü karmaşık sistemlerde her parçanın diğeri üzerinde etkisi vardır. ABD’li meteoroji uzmanı Edward
Lorenz, hava durumu gibi karmaşık sistemlerde yapılan küçük bir hatanın çok büyük hatalara yol açabileceğini bulmuştur (Kelebek Etkisi). Bu nedenledir ki hava tahminleri ancak kısa vadeli olursa doğru
çıkabilmektedir. Kaos teorisyenleri, Genel Sistem teorisyenlerinin bir sistemi diğerlerinden izole ederek
sonuç üretmelerini bu açıdan doğru bulmaz. Gerçek
hayat doğrusal (lineer) değil, anti-doğrusal (nonlineer) ve dinamik bir sistemdir. Doğrusal olmayan
herhangi bir denklemle belirlenen bir fiziksel olayın
ve özellikle doğal afetlerin uzun dönemli gelişimini
tahmin edebilmek için evrendeki bütün değişkenlerin (parametrelerin) bilinmesi günümüzde mümkün görülmüyor. Son dönemde giderek yoğunlaşan
yapay zeka geliştirme çabalarının ileride belki bunu
mümkün kılacağını düşünebilsek de dinamik bir
sistemde bunu ne kadar sürdürebileceğimiz de soru
işaretleriyle doludur. Sonuç olarak her türlü bilginin
değişken ve dolayısıyla eksik olduğunu barındıran kaos teorisinde afetlerin oluşturduğu ekonomik süreçlerin kontrolü hayli zordur ve optimizasyon problemlerinin çözümü de oldukça güçleşmektedir.
Disiplinler Arası Modeller
Bugüne kadar yapılan araştırmaların sonuçları
doğal afetlerin disiplinler arası model ve yöntemleri
gerektirdiğini göstermektedir. Fizik, kimya, biyoloji,
jeoloji, meteoroloji, mühendislik vb. gibi disiplinler
yanında doğal afetleri ilgilendiren çok sayıda sosyal
ve ekonomik faktör bulunmaktadır. Bu çok disiplinli yapıyı ön planda tutan yaklaşımların gerçekçi
çözümler üretmeleri daha kolaydır. Bu konuda çalışmalar yapan J. M. Albala Bertrand, doğal afet yıkımlarındaki hasar seviyesinde toplumun fiziksel düzenlemelerinin yanında insanları dirençsiz yapılar içine
hapseden sosyal süreçlerin de etkili olduğunu ortaya
koymaktadır. Bu bağlamda doğal afetlerin verdiği
hasarı artıran “güvensiz yaşama alanları” (dere yataklarına ev yapma vb. gibi), “güvensiz ekonomik aktiviteler” (tarım yapma adına ormanların yok edilmesi
vb. ), “çevresel bozulma” (insani faaliyetler nedeniyle
ortaya çıkan toprak erozyonu vb. gibi) “temel geçimliklerin erozyona uğraması” (yavaşça ortaya çıkan kıtlık gibi doğal afetlerin yol açdığı işsizlik ve yoksulluk
vb. gibi) gibi sosyal faktörler afetlerle ilgili araştırmalarında mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.