AÖF Soru Bankası
ARK101U · Ünite 2

Anadolu’da Kalkolitik ve Eski Tunç Çağları

  • 20 soru-cevap
  • Anadolu Arkeolojisi
1

Kalkeolitik çağın temel altyapısını oluşturan unsurlar nelerdir? 

Toplumsal çalkantılardan etkilenen Güneydoğu Anadolu’da, Seramikli Neolitik Çağ’ın sonunda kültürel anlamda yeniden bir bütünlük görülmeye başlanır. Bu dönemde tarımın insan hayatına belirleyici bir öge olarak girmesi, buğday ve arpanın doğal olarak bulunabildiği ekolojik ortamın dışına çıkıp, yarı kurak ve kurak bölgelere uyum sağlaması, bu bölgede Kalkolitik Çağ’ın temel altyapısını oluşturur.

2

Halaf kültürünün başlıca merkezleri nelerdir? 

Adını Tell Halaf, Suriye kazı alanından alan ve İlk Kalkolitik Çağı temsil eden Halaf kültürünü tanıdığımız yerleşmeler arasında, Sakçagözü, Yumuktepe, Giriki Haciyan, Değirmentepe, Tülintepe, Fıstıklı Höyük ve büyük bir merkez olduğu anlaşılan Domuztepe sayılabilir.

3

Halaf kültürünün genel özellikleri nelerdir? 

Halaf kültürünün erken evrelerinde, bölgeler arasındaki yerel farklılıkları net bir şekilde görebiliriz. Dönemin ortalarında ise bölgenin tamamında kültürel bir bütünlüğün mevcut olduğu, ortak zevklerin paylaşıldığı, birbirleri ile neredeyse aynı denebilecek şekilde bezeli kap kacağın yaygın olarak kullanıldığı görülür. Bu kültürel bütünlük bölgede hüküm süren politik bir yapılanma ile birlikte değil, bundan ziyade, güçlü geleneklerin olduğu ve ticaretin de yoğunlaştığı iktisadi bir temel ile birlikte sağlanmış görünmektedir. Kahramanmaraş’ta Domuztepe, Adıyaman’da Samsat çekim merkezi olan yerleşimlerin yakınında, “uydu yerleşim” olarak adlandırılabilecek basit ve küçük durumdaki yerleşim alanları da dönemin orta evrelerinde karşımıza çıkmaktadır. Halaf yerleşmelerinde karşılaştığımız diğer bir dikkat çekici olgu, “tholos” adı verilen, ana mekanları daire biçimli ve giriş kısımları dörtgen bir koridor şeklinde planlanmış yapılardır. Yüksek ihtimal ile bu yuvarlak yapıların üst taraflarının günümüzde Harran (Urfa) evlerindeki gibi kubbeyle örtülmüş olduğu tahmin edilmektedir. Bu yapılar Kuzey Suriye’den Toroslara uzanan bütün Halaf yerleşmelerinde karşımıza çıkmaktadır. Son Halaf Dönemi, oldukça kısa süren bu kültürün doruk noktasını temsil eder ve Güney Mezopotamya etkilerinin bu bölgeye girmeye başladığı bir süreci temsil eder. Bu dönemin Halaf-Obeyd geçiş dönemi olarak da adlandırılmasının nedeni budur.

4

Kalkolitik çağın orta evresinde, Mezopotamya ve Anadolu arasında nasıl bir ilişki bulunmaktaydı? 

Kalkolitik Çağ’ın orta evresinde, Basra ile Bağdat arasında kalan kısımda, Fırat ve Dicle deltası içinde Güney Mezopotamya olarak konumlanan bölgede, dönemi için basit görünen Hacı Murat kültürü, daha sonraki birkaç bin yıl boyunca bölge egemenliğini elinde tutacak olan Güney Mezopotamya kültürlerinin altyapısını oluşturmaktadır. Obeyd adı verilen bu kültür döneminde, Güney Mezopotamya bölgesi, tam manasıyla kültürel etki alanını belirleyen çekirdek bölgedir. Obeyd döneminde üretim teknolojisi ve sosyal örgütlenmede önemli gelişmeler söz konusu olmuştur. Sulama kanalları sayesinde yağmur görmeyen Güney Mezopotamya’nın, bu döneminde ilk defa yerleşime açılmasına şahit oluruz. Anadolu dışında kalan bu kültürel ve iktisadi gelişmeler, hızlıca kuzeye yayılarak Anadolu’nun doğu bölümlerini ve hatta tüm Mezopotamya’yı etki altına alacaktır. Sulama kanallarının avantajı ile elde edilmekte olan “artı ürüne” dayalı yeni ekonomi modeliyle, yerleşim birimlerinde ortaya çıkan yeni yönetim biçiminin getirdiği yönetici, bürokrat, ruhban, tüccar ve zanaatkar nüfusun çoğalması, iklimin kurak olduğu bu coğrafyada giderek sorun hâline gelmeye başlayan nüfus artışını ortaya çıkarır. Hatta, bu gelişkin sistemin gereği olarak ve nüfus artışıyla birlikte, yeni ham madde kaynaklarına erişim de önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle güneyde hızlı bir şekilde gelişmekte olan Mezopotamya kültürleri, başta bakır ve diğer yarı değerli taşlar olmak üzere, dokuma için ihtiyaç olan yün ürünler ve teknoloji için ihtiyaç hissettiği ham maddeler gibi bütün ihtiyaçlarını dışarıdan, farklı bölgelerden karşılamak durumunda kalmışlardı. Güneydoğu Anadolu’da bu dönem, çeşitli zengin boya bezemeli kapları ile Halaf kültürünün ortadan kalkmakta olduğu, zaman zaman Obeyd kültürü etkisinde, zaman zaman da bölgesel oluşumların görüldüğü bir süreçtir.

5

Kalkolitik çağın geç dönemi için genel özellikler nelerdir? 

Kalkolitik Çağ’ın geç dönemine gelindiğinde, sona eren Halaf kültürü ile birlikte, geçimliği avcılık ve toplayıcılık olan insan topluluklarının mevsimsel göçebeliğine dayalı yaşam tarzı ve bu yaşam tarzı ile ilgili olan toplumsal ve ekonomik sistemin de son bulduğunu görürüz. Güneye ait Obeyd kökenli yapısal düzen, MÖ 4. bin yıl süresince, Doğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleşmek üzere olan geniş ölçülü değişikliklere temel oluşturur. Aileler ve ev birimleri bundan sonra farklı bir ekonomik görev üstlenmeye başlar ve aynı zamanda da toplum içinde ekonomik yönden eşitsizliklerin oluşmaya başladığı bir düzen görürüz. Obeyd kültürünün son dönemlerini kapsayan MÖ 5. bin yılın bitimine doğru, imkânları daha önceki bin yıllarda fark edilmiş olan madencilik ve bununla alakalı olarak metal işlemeciliği, gerçek anlamda gelişme göstermeye başlar. Kentin ortaya çıkışı, MÖ 4. bin yılda, Güney Mezopotamya’da en çok öne çıkan olgudur. İçinde dinsel ve politik merkezlerin yer aldığı, uzmanlaşmış faaliyetlerin gerçekleştiği en büyük yerleşim birimi olarak kentler dikkat çekicidir.

6

Kalkolitik çağın İç ve Batı Anadolu'da önemli merkezleri nelerdir?

Orta Anadolu ve Göller Bölgesi’ndeki yoğun araştırmalar sayesinde, dönemin diğer evrelerine nazaran daha fazla bildiğimiz Erken Kalkolitik Çağ yerleşmeleri, daha önce Neolitik Çağ içinde tamamen tarım ve hayvancılığa dayanan yerleşme türlerinden, büyüyerek daha gelişmiş yapıda karşımıza çıkmaktadır. Göller Yöresi, Erken Kalkolitik Çağ içinde, Anadolu’da en iyi yerleşilmiş ve kendine has, tipik bir kültürü ihtiva eden bölgelerden biridir. Hacılar, Kuruçay ve Höyücek kazıları bu yöre hakkında bilgi edindiğimiz yerleşmelerdir.

7

Geç Kalkolitik çağda Anadolu'da başlıca merkezler nerelerdir? 

Doğu Anadolu’da MÖ 4. bin yılın sonlarında, Malatya, Elazığ (Altınova) yöresi içinde, merkezileşmiş politik toplumların gelişimi yoğun olarak görülmektedir. Aslantepe güneybatı yamacında açığa çıkarılan bir dizi kamusal yapı “saray” olarak adlandırılmıştır. Ayrıca Yakın Doğu’da ilk devlet toplumunun ortaya çıkışına istisnai biçimde tanıklık etmesi ve bölge ekonomisini kontrol eden, merkezî bir otorite uygulayan bir yönetimin ortaya çıkışına sahne olması gibi pek çok özelliği ile de 2021 yılında UNESCO dünya miras listesine alınmıştır. Geç Kalkolitik Çağ’da, en iyi incelenmiş ticari istasyon, Güneydoğu Anadolu’daki Siverek (Urfa) yakınlarındaki Hassek Höyük’tür. Etrafı 2 km kalınlığında bir surla çevrili sitadel (kale) ve eteklerindeki aşağı kentten oluşan höyüğün 5. tabaka yerleşmesi, yaklaşık MÖ 3400’e tarihlenen tipik bir Uruk sınır istasyonu görünümündeydi. Korunmalı bir kapıyla girilen etrafı surla çevrili yerleşmenin orta yerinde ortadaki merkezî salonu ve onu çevreleyen güney Mezopotamya’da gelişen ve yayılan Geç Uruk geleneğinde üç parçalı plan özelliği taşır. Hassek Höyük ve bir yandan Hacı Nebi (Birecik) yerleşmeleri MÖ 3. bin yıl başına kadar devam etmektedir. Kolonileşme olgusu daha çok Orta Fırat bölgesiyle sınırlı kalmış görünmektedir.

8

Orta Kalkolitik Çağ yerleşimlerinin genel özellikleri nelerdir? 

Batı ve İç Anadolu’da Orta Kalkolitik Çağ’a gelindiğinde yüksek sırtlarda ve yayla alanlarında yeni ortaya çıkan yerleşmeler görülmektedir. Yerleşmelerin sık sık yer değiştirdiği ve kısa süreli oldukları anlaşılan bu ortamın, höyüklerin oluşması açısından engel teşkil etmesiyle özellikle Orta Kalkolitik Çağ, Anadolu’da zor tanımlanan ve hâlen tam olarak anlaşılmamış bir süreçtir. Bu döneme ait araştırılmış merkezler Kapadokya’da Güvercinkayası, Gelveri (Niğde); Eskişehir’de Orman Fidanlığı Höyük, gibi kaya zemin üzerine kurulmuş yamaç yerleşmeleri ve Ege kıyısında Gülpınar (Çanakkale) dikkati çeken dönem yerleşmeleridir. Özellikle İç Batı Anadolu’da ve Kapadokya’da küçük ova birimlerinin olduğu yerlerde yerleşmeler hemen hemen tümüyle savunmalı yüksek yerlere kaymıştır.

9

Geç Kalkolitik çağın başlıca merkezleri nelerdir? 

Geç Kalkolitik Çağ’a gelindiğinde, özellikle Fırat ve Dicle boyunca uzanan havzalarda karşımıza çıkan gelişmeler, Anadolu’nun batı kesimlerinde uzun bir süre daha söz konusu dahi olmayacaktır. Doğu tarafından yüksek dağlar ve üç tarafının denizlerle çevrili olan Orta ve Batı Anadolu’nun konumu, bölgeye dışarıdan insan topluluklarının ve kültürel etkilerin girmesini zorlaştırmaktadır. Bu bölgede “Anadolu Uygarlığı” tanımına uygun bir kültürel birliğin doğuşuna zemin hazırlayan etken en başta budur. Bu dönem süresince, Anadolu’da, özellikle batı kesimlerde görülen yeni nüfus hareketlerinin etkileri, Orta ve Kuzey Anadolu’da da hissedilmiş ve nüfus artışına bağlı olarak, yerleşmelerin sayısında da artış olmuştur. Eskişehir Orman Fidanlığı, Çorum Alacahöyük ve Büyük Güllücek, Yozgat Alişar, Samsun, Bafra yakınlarında İkiztepe, Akdeniz Bölgesi’nde Tarsus dikkati çeken yerleşmelerdendir.

10

Anadolu' da İlk Tunç çağının başlıca özellikleri nelerdir? 

Yaklaşık MÖ 3000’de başlayan İlk Tunç Çağı, pek çok bölgede kültürlerin sıçrama yapmadan düzenli bir şekilde geliştiği, hatta bazı bölgelerde daha durağan bir kültür gelişiminin görüldüğü bir dönem olarak 1200 yıllık bir süreci kapsar. Tarih öncesinde yer alan her çağ, sosyal, kültürel ve teknolojik yapıların oluşturduğu yeni bir gelişmeye sahne olmuştur. İlk Tunç Çağı, Anadolu’da metalurjinin gelişimini tamamladığı, kentleşmenin meydana çıktığı ve etrafları sur ile çevrili ilk kent yerleşmelerinin görüldüğü, doğu batı doğrultusunda ticaret güzergâhlarının geliştiği bir dönemi ifade eder. Bu gelişmelerin en önemli nedenleri, tunç madenciliğinin beraberinde getirdiği ticaret ve zenginleşme başta olmak üzere, Mezopotamya’da MÖ 4. binin sonunda ortaya çıkan, yazıyı kullanan devletlerin (Uruk) gelişiminin etkileridir. Bu dönem içinde Anadolu’daki zenginleşen kentsel kültürler, özellikle ticaret yolu ile Ege kültürleri, Mezopotamya kültürleri ve Kafkasya kültürleri ile derin bir ilişki içine girmiştir.

11

İlk Tunç çağında ortaya çıkan "Kent" kavramı ile "Uygarlık" kavramı, birbirleriyle nasıl ilişkilendirilmektedir?

İlk Tunç Çağı’nda ortaya çıkan kent kavramı ile uygarlık kavramı birbirleri ile bağlantılıdır. Dönemin antik kentlerinde de aslında bugün kentlerde olduğu gibi birbirine yabancı kalabalık toplulukların yaşadığını düşünebiliriz. Antik kentlerde yaşayan insanlar besin üretiminden farklı etkinliklere kadar kentli olmanın gerektirdiği bir dizi etkinlik ile uğraşmaktaydı. Büyük yerleşme yerlerinin genelde hepsi sur duvarı ile korunmaktadır. Deniz ticaretinin artması, doğal liman olan körfezlerde ve koylarda yeni yerleşmelerin kurulmasına ve küçük köylerin de büyüyerek kasabalara dönüşmesine neden olmuştur. Kervan yolları üzerinde ve dağlar arasındaki doğal geçitleri tutan yerleşmeler önem kazanmıştır. Doğu ile batı arasındaki kervan yolları, mevsimlere ve sosyal olaylara göre de yer değiştirmektedir. Ticareti organize eden kişiler, seçkin bir sınıfın oluşumunu sağlamışlardır. Bu dönemde kent devletlerinden oluşan siyasal bir yapılanma ile birlikte, anıtsal saraylar ve tapınaklar inşa edilmiştir. Dönemin sonlarına tarihlenen yazılı belgeler bu konuda önemli bilgiler verir. İlk Tunç Çağı sonlarında ortaya çıkan Akkad Krallığı ile, daha önce Obeyd döneminde kültürel birliğe kavuşmuş olan Mezopotamya’da, ilk defa siyasal birlik de sağlanmış olur. Büyük bir siyasal gücü elinde tutan Akkad Krallığı’nın, yazılı kaynaklarda, Anadolu içlerine kadar askerî seferler düzenlediğinden söz edilmektedir. Mezopotamya’da bu gelişmeler olurken, Doğu Anadolu’ya, güney Kafkaslar’dan yayıldığı tahmin edilen Karaz Kültürü egemen olur.

12

İlk Tunç Çağında Anadolu'da madencilik hangi aşamalardan oluşmaktadır? 

Madencilik süreci, çıkarmadan işlemeye kadar üç geniş aşamayı kapsamaktadır: Bu süreçler ham maddenin elde edilmesi, madeni eşya yapımı (dövme, eritme, döküm ve kalıplama) ve nesnelerin kullanımı şeklindedir. Endüstri öncesi tarım topluluklarında maden çıkarma, esas itibarıla mevsimsel, sıklıkla da kısa süreli bir etkinliktir ve her zaman öncelikli olan tarımsal etkinliklere göre planlanmıştır. Bu durum Anadolu’da da farklı olmamıştır.

13

Metalurjinin dünyadaki ilk örneği nerede görülmektedir?  

Metalurjinin dünyadaki en erken kökenleri ile Anadolu, madenciliğin beşiği konumundadır. Anadolu’nun Önasya içinde bölgelerden en zengin bakır yataklarına sahip olması ile ilk bakır ürünlerin Anadolu’ da bulunması tesadüf olarak görülmemelidir. Henüz Neolitik Çağ’da Çayönü Tepesi, Aşıklı Höyük toplulukları, çanak çömlek üretimine geçmeden, doğal olarak bulunan nabit bakırı ısıtıp tavlayarak ilk metal ürünleri üretmişlerdir. İlk metal ürünlerin hammaddesi olan bakır yumuşak bir metal olduğu için, soğuk hâldeyken bile, çekiç benzeri aletlerle işlenip şekil verilebilmekteydi. Kalay, odun kömürü ile 232 Co’a kadar ısıtılıp eritilerek bakıra 1/6 ya da 1/7 oranında kalay karıştırılır ve tunç elde edilir. Bu yeni maden kalay karışımı sayesinde oksitlenmez ve bu nedenle tunç, bakıra göre daha dayanıklı bir metal olmuştur.

14

Troya antik kentinin Anadolu Tunç çağı açısından önemi nedir? 

İsmi arkeoloji dünyasın içinde sürekli polemikler ile anılan Heinrich Schliemann tarafından, ilk olarak 1870 yılında kazılmaya başlayan Troya (Hisarlık Tepe) yerleşmesi ile başlamak uygun olacaktır. Burası tabakalanmanın sistematik şekilde belgelenmesi nedeniyle arkeoloji biliminin ilk sistematik kazısı sayılır. Troya yerleşmesi bir asrı aşan detaylı araştırma tarihçesi, Batı medeniyetinin temelini oluşturan Hellen ozanı Homeros’un İliada destanına konu olması, Kuzeybatı Anadolu ile Ege Dünyası arasında boğazı tutan stratejik konumu, Batı Anadolu’daki zengin buluntuları vermesi ve ilk kent örneği olması gibi çeşitli nedenlerden dolayı, Anadolu Arkeolojisinde çok önemli bir yer tutmaktadır. İlk megaron planlı yapıların ve kale yerleşimlerinin görüldüğü Troya I tabakası bir yangınla son bulur. Troya I’deki yapı katlarında doksan metrelik bir sur ile çevrili küçük bir yerleşme bulunmuştur. Sağlam kesme taşlardan yapılmış eğimli surlar ile çevrili olan kente, anıtsal sayılabilecek giriş kapılarından geçilerek ulaşılmaktadır. Bu kapılar, Anadolu’daki ilk kapı yapıları olması açısından oldukça dikkat çekicidir. Surun içerisinde, Ege dünyası için çok tercih edilen bir yapı tarzı olan “megaron” türünde yapıların ilk örneklerine rastlanmıştır. Troya II’de şatoda yaşayan bey ve ailesi ile yönetici sınıfın zenginleştiği, görkemli buluntulardan anlaşılmaktadır. Troya II’nin zenginliğini ortaya koyan en önemli göstergelerden biri, Schliemann tarafından bulunup, “Priamos’un Hazinesi” olarak adlandırılan altın, gümüş, tunç işçiliğinin en rafine örneklerini veren toplu buluntudur. Çoğu maden eserlerden oluşan buluntular (irili ufaklı toplam 8833 eser), maden döküm ve dövme tekniklerinin ulaştığı yüksek düzeyin temsilcileridirler. Bu döneme ait ortaya çıkarılan görkemli mezar buluntuları (Alacahöyük, Mahmatlar v.b) ve hazineler (Troya, Eskiyapar) Anadolu’da bu dönemde seçkin yönetici sınıfın elinde zengin bir sermaye birikimi olduğunu göstermektedir. Özellikle ana ulaşım güzergahları üzerinde siyasal gücü elinde tutan merkezler, ticaret ile birlikte giderek daha çok zenginleşir. Bu ekonomik faaliyet ile ortaya çıkmaya başlayan elit tabakanın lüks ihtiyaçlarını karşılamak için, değerli veya yarı değerli taşlar ile altın, gümüş gibi değerli madenlerin ticaretinde de artış görülür.

15

Anadolu'da İlk Tunç Çağı I'i hangi yerleşimler temsil etmektedir? 

Özellikle Orta Anadolu’nun, bu dönem ile alakalı kültür grupları ve kronolojisi oldukça az bilinmektedir. Batı Anadolu bölgesinde, bir önceki dönemde şekillenen kültür alanlarının sınırları daha belirgin bir duruma gelmiştir. Bu kültür alanlarından, Beycesultan İTÇ I Kültür Bölgesi, kabaca Denizli, Uşak, Afyon Kütahya ve Akşehir bölgelerini içinde barındıran oldukça geniş bir coğrafyada görülmektedir. İç Kuzeybatı Anadolu bölgesinde ise; Doğu Marmara’da İznik ve Eskişehir bölgesinde de Frigya Kültür Bölgesinin ortaya çıktığı görülür. Eskişehir’de Demircihöyük ve Frigya Vadisinde de Küllüoba, Frigya Kültür Bölgesi ile ilgili olarak başından itibaren söz konusu olan yerleşmelerdir.

16

“Denizsel Troya Kültürü” neyi ifade etmektedir?

MÖ. 2400’de İlk Tunç Çağı III evresi olarak tarihlenen dönemde, önceleri Ege kültürleri ile olan ilişkisinden dolayı “Denizsel Troya Kültürü” olarak adlandırılan kültürün yerini, Troya IV’ten itibaren karasal Anadolu kültürü ile olan ilişkisi nedeniyle “Anadolu Troya Kültürü” olarak adlandırmaktayız. Troya IV-V evreleri içinde görülen bu kültürde, Troya II içinde karşılaştığımız anıtsallık ve buluntu zenginliği ortadan kalkmıştır. Dörtgen ev gruplarının yan yana ortak duvar ve ortak çatı sistemi ile “Anadolu Yerleşim Planı” özellikleri gösterdiği bu evre, konutların avlularındaki kubbeli fırınlar gibi ögelerle, çağdaşı İç Anadolu yerleşimleriyle ortaklık gösterir. Özellikle Troya IV buluntuları arasında ithal hiçbir esere rastlanmaması, yerleşmenin bu dönemde Ege ve Önasya ile olan ilişkilerinin zayıfladığını göstermektedir. Yerleşmelerin sayısında azalma gözlenirken, şehir boyutlarının büyüdüğü görülür. Bu durum, bazı insanların topraktan koparak, iş olanaklarının arttığı şehirlerde toplandığının delilidir ve dolayısıyla günümüze kadar devam eden köyden kente göç sürecinin başlangıcıdır.

17

Doğu Anadolu'da M.Ö. 4. binden 3. bin yıla geçerken hangi siyasi ve ekonomik koşullar görülmektedir? 

MÖ 4. bin yıl süresince Mezopotamya’daki Uruk evresi kültür birlikteliği, MÖ 3. binyıl başlarında çöküntüye uğramıştır. Bu durum ile beraber birçok bölgede farklı politik, toplumsal ve kültürel gelişmelere sahip bölgesel birimlerin ortaya çıktığı görülür. Bu bölgelerde, Transkafkasya ve Doğu Anadolu kökenli, özellikle Fırat Havzası içinde farklılaşmalara neden olacak, yeni kültür ögelerinin etkileri hissedilmeye başlanır. Mezopotamya’da ovalık düz alanlardaki yerleşimler, kentsel gelişmelerini sürdürmekteyken, kuzeydeki dağlık alanlarda ve sınır yerleşmelerinde ise, binlerce yıldır kendilerini güney kültürler ile bütünleştirmekte olan bu süreç kesintiye uğramıştır. İç Batı Anadolu’da Demircihöyük ve Küllüoba’da rastlanan “Anadolu tipi yerleşme” düzeninin, Doğu Anadolu’ya kadar uzandığını, Pulur/Sakyol (Elazığ) yerleşmesinde ortadaki avlunun çevresine radyal olarak dizilmiş ve çember bir dış set meydana getiren, dörtgen trapez biçimli mekânların ortaya çıkışı ile anlamaktayız. MÖ 4. binyılın sonlarında, Aslantepe’de bütün anıtsal yapılar bir daha inşa edilmemek üzere yıkıntıya uğramış olarak karşımıza çıkar ve bu durum işgücünün ve malların denetimine dayanan merkezî ekonominin çöküşünün en erken ve açık kanıtıdır.

18

Anadolu Kent Modeli nasıl gelişmiştir? 

“Çapı çoğu kez 100 m.yi bulmayan, buna karşılık anıtsal görünümlü, payanda ya da bastiyonlarla desteklenmiş, yapımı organize büyük bir işgücü gerektiren duvarlarla çevrili içkale ve buzu çevreleyen seyrek dokulu yerleşim alanlarının belirlediği bu modelin nerede, nasıl geliştiğini bilmiyoruz. Ancak ilginç olan, Doğu Anadolu’da Pulur Sakyol’dan başlayarak batıda Troya’ya kadar uzanan, güneyde de Bademağıcı’ndan örneğini bildiğimiz, plan şeması özellikle Demircihöyük kazıları ile çok iyi tanımlanmış olan bir modelin, bu kadar geniş bir coğrafyada, birbirinin kopyası sayılacak kadar aynı plan düzenini yansıtacak şekilde görülmesidir. Her ne kadar bazı İlk Tunç Çağı yerleşimlerinde bu plan düzeninden sapmalar görülürse de, gene yerleşimin kurgusu ve plan düzenini belirleyen ölçütler diğerleri ile aynıdır.

Bu modelin öncülerini bilmiyoruz, ancak tek söyleyebileceğimiz, bu modelin tüm göstergeleri ile, Yakın Doğu kent modelinden farklı olduğudur. Özellikle İlk Tunç Çağı’nın başlarında, örneğin Troya I ve Demircihöyük sürecinde, içkalede sosyal sınıf göstergesi olabilecek anıtsal yapılar, tanımlı saray ya da benzeri yapılara da rastlanmaz; kentin görkemini simgeleyen yalnızca çevre duvarı ile giriş kapılarıdır. Mimarideki bu sıradanlığa karşılık, buluntu topluluğu zanaatkar sınıfının, başta madencilik olmak üzere takı ve süs eşyası yapımının uzmanlaşarak geliştiğini açık olarak göstermektedir. Bu da, yaşam ve ekonomide söz sahibi olan ayrıcalıklı bir elit grubun, İlk Tunç Çağı’nın en başlarından itibaren var olduğunun kanıtıdır. Beğeni eşyalarının yapımındaki teknik düzey, uzman ustaların ayrı bir sınıf olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Bu nedenle, Anadolu kentlerinin boyutlarının küçüklüğü, anıtsallıktan yoksunluğu bir yana bırakılırsa, sosyal dokunun üst yapısı açısından Yakın Doğu modeli ile aralarında benzerlik vardır. Gene de, Yakın Doğu sisteminin temel birimlerinden biri olan ekonominin denetiminin göstergeleri, örneğin kayıt tutulması ile ilgili veriler Anadolu modelinde yoktur. İki sistem arasında önemli bar diğer fark da depolama, artı ürün birikimi konularında karşımıza çakar. Yakın Doğu modelinde başta tahıllar olmak üzere diğer hammaddelerin depolanması, sistemin gereğidir. Anadolu kent modelinde ise, hiç değilse erken dönemlerde, bu tür bir birikimin izlerine rastlanmaz. Bu durumda karşımıza çıkan soru, Anadolu’daki kent modelinin ortaya çıkışını sağlayan artı değerin ne olduğudur. Anadolu İlk Tunç Çağı yerleşimlerinin buluntu topluluğunda önemli yer tutan ağırşak, tezgah ağırlığı gibi dokuma aletlerinin sayısındaki artış, artı değerin tahıldan çok dokuma olabileceğini düşündürmekte ise de, şarap, zeytinyağı, bal gibi o dönemin endüstriyel besin ürünlerinin de artı değerin oluşumunda yer tuttuğunu gösteren veriler giderek artmaktadır. Bu bağlamda Yakın Doğu kentinin tüm parametreleriyle, günümüz kentinin öncüsü olduğunu, yani tanımının alışılagelmiş tanımlar sınırı içinde olduğunu unutmamak gerekir. Buna karşılık İlk Tunç Çağı Anadolu kent motifi, gelişen, gerçek kentlere dönüşen bir sistemin parçası değildir; bu nedenle parametreleri de, yaşam felsefesi de bildiğimiz tanımlarla açıklanamaz, yalnızca “farklı” olduğunu söyleyebiliriz.

19

Kalkolitik çağın genel özellikleri nelerdir? 

Kalkolitik Çağ (MÖ 5500-3000) arasına tarihlenir ve Mezopotamya uygarlığının temelleri gerçek anlamda “Bakır-Taş Devri” anlamına gelen Kalkolitik Çağ’da atılır. Yontmataş alet endüstrisi önemini giderek yitirir ve yerine, madenciliğin önem kazanması ile birlikte bölgeler arası ticaret daha da önem kazanır. Bakırdan hariç olarak, altın ve gümüş gibi değerli madenlerin de ilk defa bu dönemde işlenmeye başlandığı görülür. Kentleşmeye doğru ilerleyen bu sürecin arkasında yatan belki de en önemli neden, o dönemin köy yaşam şekli içindeki birikmeye başlayan “artı ürün” olduğu, günümüzde bütün bilim adamları tarafından kabul edilen bir olgudur. Artı ürün ile birlikte, tarımla uğraşmak zorunda olmayan tüccarlık, zanaatkârlık, askerlik gibi farklı iş kolları doğmuş ve bu sayede toplum içinde iş bölümünün giderek daha da yaygınlaşması durumu ortaya çıkmıştır. Ancak belki de asıl önemlisi, tüm bu iş süreçlerini denetleyecek olan yönetici bir sınıfın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Zaman içinde, ihtiyaçlar doğrultusunda şekillenen ve karmaşık toplum düzeninin ya da şehirlerin ortaya çıkmasına yol açan tüm bu gelişmeler, birdenbire değil zaman içerisinde gerçekleşmiştir.

20

İlk Tunç çağının genel özellikleri nelerdir? 

Yaklaşık MÖ 3000’de başlayan İlk Tunç Çağı, pek çok bölgede kültürlerin sıçrama yapmadan düzenli bir şekilde geliştiği, hatta bazı bölgelerde daha durağan bir kültür gelişiminin görüldüğü bir dönem olarak 1200 yıllık bir süreci kapsar. Tarih öncesinde yer alan her çağ, sosyal, kültürel ve teknolojik yapıların oluşturulduğu yeni bir gelişmeye sahne olmuştur. İlk Tunç Çağı ise, Anadolu’da metalurjinin gelişimini tamamladığı, kentleşmenin meydana çıktığı ve beraberinde etrafı surla çevrili ilk kent yerleşmelerinin görüldüğü, doğudan batıya ticaret yollarının geliştiği bir dönemdir. Madencilik süreci, çıkarmadan işlemeye kadar üç geniş aşamayı kapsamaktadır: Bu süreçler ham maddenin elde edilmesi, madeni eşya yapımı (dövme, eritme, döküm ve kalıplama) ve nesnelerin kullanımı şeklindedir. Endüstri öncesi tarım topluluklarında maden çıkarma, esas itibarıyla mevsimsel, sıklıkla da kısa süreli bir etkinliktir ve her zaman öncelikli olan tarımsal etkinliklere göre planlanmıştır. Bu durum Anadolu’da da farklı olmamıştır. İlk Tunç Çağı’ndaki kültürel çeşitlilikte yenilikçi maden teknolojilerinin birleştirici bir rolü olmuştur. İsmi arkeoloji dünyasın içinde sürekli tartışmalar ile anılan Heinrich Schliemann tarafından, ilk olarak 1870 yılında kazılmaya başlayan Troya (Hisarlık Tepe) yerleşmesi tabakalanmasının sistematik şekilde belgelenmesi nedeniyle arkeoloji biliminin ilk sistematik kazısı sayılır.

Ünite 2 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç