Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad döneminde -yaptıkları hizmetler karşılığında- sultan tarafından Oğuzların Kayı boyuna hangi bölge yurt olarak verilmiştir?
Söğüt ve Domaniç
Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad döneminde -yaptıkları hizmetler karşılığında- sultan tarafından Oğuzların Kayı boyuna hangi bölge yurt olarak verilmiştir?
Söğüt ve Domaniç
Orhan Bey döneminde nereler fethedilmiştir?
Bursa, İzmit, Balıkesir, Rumeli'de Çimpe Kalesi
Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminin tamamlanıp, yükseliş döneminin başlangıcı olarak kabul edilen olay hangisidir?
İstanbul'un fethi
İstanbul'un fethinin sonuçları neler olmuştur?
Fetih sonrası Osmanlı Devleti sadece İslam Dünyası’nda değil, Hristiyan dünyasında
da önemli bir siyasi güç haline gelmiştir. Asya-Avrupa ve Karadeniz-Akdeniz arasındaki ticaret yollarının denetimi Osmanlılara geçmiştir. Askeri ve siyasi yapılanmalarla “Yeni Çağ” başlamıştır.
Erken Osmanlı dönemi mimarisini oluşturan ana yapılar nelerdir?
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan İstanbul’un fethine kadar olan ve Erken Osmanlı dönemi olarak tanımlanan süreç Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş dönemi ve yükselme döneminin başlangıcı olarak tanımlanabilir.
Diğer yandan bu dönemin eserlerini, Klasik Dönemin hazırlayıcı örnekleri olarak da değerlendirmek gerekir. Erken Osmanlı Döneminden günümüze gelen yapıların çoğunluğu dini mimari örnekleridir.
Bursa ve Edirne bu dönemin iki önemli başkenti olarak değerli örneklere ev sahipliği yapar. Bu dönemden günümüze gelen yapıların çoğunluğu camilerdir. Cami; İslami inancının ibadet mekânıdır. Sadece ibadet mekânı olmayıp en önemli toplanma alanıdır ve sosyal, siyasi olaylarında konuşulup, tartışıldığı yerdir.
Erken Osmanlı mimarisinde en fazla tercih edilen yapı tipi ve özellikleri nelerdir?
Tek Üniteli Camiler (Tek veya Çok Kubbeli Camiler): Erken Osmanlı mimarisinde en fazla tercih edilen, üzeri kubbeyle örtülü dört köşe mekânlı yapı tipidir. Bunlar genellikle tuğla hatıllı kaba yontma taş duvar örgüsüne sahiptir. Yarım küre formundaki kubbenin duvarlara geçişi çoğunlukla iç mekânda kırık üçgenlerle dışarıdan ise bir kasnak vasıtası ile
sağlanmıştır. Dışarıdan bakıldığında bu kasnak neredeyse daireye yakın çokgendir. Çok az sayıda, yapıda kubbe geçişleri tromp (köşeleri kemerli), pandantife benzeyen bir geçiş elemanı ve mukarnaslı konsol ile sağlanmıştır. Beylikler döneminden beri uygulanan bu sade plan tipi çoğunlukla son cemaat yeri olmadan karşımıza çıkar. Tek üniteli olarak
tanımlanan bu camilerin iç mekânları birbirinden farklı planlamış ve dış kütleleri de değişiklik göstermiştir. Bu tip yapılara en erken örnek olarak İznik Hacı Özbek Camii (1333) ve Bursa Alaaddin Bey Camii (1335) gösterilebilir. Yine aşağıda tanıtılan İznik Yeşil Camii, Bursa Ulu Camii, Edirne Eski Camii, Edirne Üç Şerefeli Camii, İstanbul Fatih Camii de bu gruba girmektedir.
Erken Osmanlı Dönemi Mimarisinde Sosyal Yapılar ve özellikleri nelerdir?
Osmanlı Devleti’nde halkın eğitim kurumları sıbyan mektepleri ve medreselerdir. Sarayda Şehzadegân Mektebi ve Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulan Enderun, Osmanlı devlet teşkilatında görev yapacak kişileri yetiştiren kurumlardı. Osmanlı eğitim kurumlarının başında gelen medreselerde, örtü sisteminin kubbe olması belli bir mimari karakteri ortaya çıkarmıştır. İznik Süleyman Paşa Medresesi, (1331) geleneksel
medrese tipinin dışında, Osmanlı mimarlığında gelişerek tercih edilen bir yapı tipinin ilk örneği olacaktır. Bursa Hüdavendigar Camii üst kattaki medresesi ile iki katlı olup farklı işlevleri yerine getiren bir örnektir. Bir sıra taş, üç sıra tuğla örgülü kalın duvarları, yanlardan ve önden ortası sütunlu çift sivri kemerle açılan üst revakları ile iki katlı cephe düzenlemesiyle alt katı cami üst katı medrese yapısı olarak farklı bir örnektir. Osmanlıların ilk sağlık yapısı ise 1399-1400 yıllarında yapılan Bursa Yıldırım Şifahanesi’dir.
Osmanlı mimarisinde konaklama yapıları olan han-kervansaray gibi yapılar çoğunlukla vakıf sistemine bağlı olarak nitelendirilirler. Erken dönemden itibaren Osmanlı Devleti’nde önemli kentlerde dini merkezlerin çevresi yoğun ticaret alanları olarak gelişir. Pazar yerleri, çarşı ve arastalar burada yer alır. Osmanlı mimarisinde bir diğer önemli yapı türü hamamlardır. Bursa’da Orhan Bey’in inşa ettirdiği çifte hamam klasik hamam planındadır. Çeşmeler, hayır sebilleri, şadırvanlar, su kemerleri, köprüler ise su ile ilişkili diğer yapılar arasındadır.
Erken Osmanlı Dönemi mimarisinin özellikleri nelerdir?
Erken Osmanlı mimarisi; dini kimliğinin yanı
sıra siyasi ve kültürel işlevlere de sahip olan camilerle
tek yapılarda örneklenirken değişik işlevlerin
ihtiyacına göre biçimlenen farklı yapıların bir arada
tasarlanması ile külliyelere de yönelir. Sultan ve
devlet görevindeki kişiler tarafından arazi, gelir bağışlanarak
vakıf olarak düzenlenen külliyeler belli
bir sistem içinde işleyebilecek şekilde halka hizmet
esas alınarak inşa edilmiştir.
Erken Osmanlı mimarisinde tuğla hatıllı, kaba
yontu taş duvar örgüsü yaygındır. Kubbenin eğrisel
yüzeye uygun hazırlanan kiremit kaplaması üst
örtü özelliğidir. 15. yüzyılda Osmanlı mimarisinde
yaygın olan tek kubbeli camiler genellikle kare
planlı, kübik yapı formunda olup kubbeler kalın
duvarlarla taşınmıştır. Kubbenin duvarlara geçişi,
geniş Türk üçgeni ve kasnaklarla sağlanmıştır.
Yine bu dönemde ayak ve payelerle örtü sisteminin
taşınması ve ana mekân yan mekân ilişkisinde
bütünlük sağlayacak çözümlerin üretilmesi söz
konusudur.
Erken Osmanlı döneminde çini ve seramik sanatının genel özellikleri nelerdir?
Osmanlı çini sanatının erken dönem örnekleri;
Selçuklu geleneklerini gerek yapım gerekse renk ve
desen olarak sürdürmüştür. 15. yüzyıl başlarında;
Bizans döneminde de kaliteli bir çini-seramik yapım
merkezi olan İznik çinileri Bursa yapılarında
da görülmüştür. Erken Dönem Osmanlı çini sanatında
renkli sır tekniği ile üretilen, sarı ve yeşil
renklerin bitkisel motiflerle ön plana çıktığı örnekler
mevcuttur. Firuze, mavi, yeşil tonları ve beyaz
hâkim renklerdendir. İlk Osmanlı çini örneklerinde
hamur kırmızı renktedir. Kabartma olarak dekorlanabilen,
ateşe dayanıklı, büyük parçalar halinde
hazırlanan, mimari programa göre düzenlenen çini
örnekleri mevcuttur. Çini hamuru ile sır arasında,
Selçuklu döneminde olduğu gibi astar kullanılmaz.
Yapının duvar, mihrap, pencere ve kapı alınlıkları uygulama alanlarıdır.
Klasik Osmanlı dönemi mimarisinin başlangıcı neye dayanır?
Bu dönem mimarlığını tanımlayabilmek için Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethinden sonra kentte başlattığı büyük imar faaliyetini incelemek gerekir. Fetih sonrası Osmanlı Devleti’nin başta Balkanlar olmak üzere, hızla sınırlarını genişletmesi sonucu, geleneksel Osmanlı mimari üslubu geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.
Klasik Dönem Osmanlı mimarisinin ana özellikleri nelerdir?
Klasik Dönem Osmanlı mimarisinin ana özelliklerini; mekân bütünlüğünün sağlanması, yapının kubbe strüktürüne göre biçimlenmesi, merkezi mekân tasarımlarının çeşitliliği, revaklı avlu, ağırlık kulesi, galeri, hünkâr mahfili gibi yeni uygulamaların başlaması, yapının ışık, akustik gibi değerlerle birlikte planlanması, yarım kubbe, ayak, paye gibi ana kubbeyi destekleyen elemanlarda çeşitli uygulamaların gerçekleşmesi, düzgün kesme taş duvar örgüsünün tercih edilmesi şeklinde sıralayabiliriz. Diğer yandan bu dönem, “büyük külliyeler dönemi” olarak tanımlanmıştır.
Fetih sonrasından itibaren hızla geliştirilerek uygulanan külliyeler, devletin gücünü ve sosyal hizmet niteliğini tanımlayan en güçlü mimari biçim olarak Osmanlı coğrafyasında yerini almıştır. Osmanlı mimarisinin 14. ve 15. yüzyıllarda ortaya koyduğu örneklerde plan ve yapı tiplerindeki çeşitlilik ön plana çıkarken, 16. ve 17. yüzyıllarda yapıda merkezi planlama ve tek büyük kubbe altında toplanan mekân anlayışı hâkim olmuştur.
İstanbul Haseki Hürrem Sultan Külliyesini ayrıcalıklı kılan özelliği nedir?
Mimar Sinan’ın İstanbul’da planladığı ve inşa ettiği ilk külliyedir (1539-1551). Kentin yoğun dokusu içinde inşa edilen külliye tek kubbeli camisi, medrese, mektep, imareti, darüşşifa ve çeşme yapıları ile yoğun dokuda yer almasından dolayı dağınık bir yerleşim gösterir.
Klasik Osmanlı mimarisinde Mimar Sinan'ın rolü nedir?
16. yüzyıl Klasik Osmanlı mimarlığını Kanunî Sultan Süleyman’ın güçlü ve aydın yöneticiliği ve Mimar Sinan’ın devletin gücünü tasarladığı yapılarla ortaya koyduğu bir dönem olarak değerlendirmek doğru olur. Mimar Sinan öncelikle büyük kubbe ve taşıyıcı sistemler üzerine denemeleri ile dikkat çeker. İlk eserlerinde İznik, Bursa, Edirne eserlerinin mekân uygulamalarına bağlı kalmıştır. Suriye Valisi Hüsrev Paşa için Halep’te inşa ettirdiği Hüsreviye Külliyesi (1536-1537) bilinen en erken tarihli Külliyesidir. Gebze’de Çoban
Mustafa Paşa adına inşa ettiği Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin menzil külliyesi olarak planlanması önemlidir. Külliye; cami, medrese, tekke, imaret, kütüphane,
kervansaray, türbe olarak bir bütün halinde planlanmış ve etrafı duvarla çevrilerek adeta koruma altına alınmıştır.
İstanbul Süleymaniye Külliyesini ayrıcalıklı kılan temel özellikleri nelerdir?
Süleymaniye Külliyesi 16. yüzyılın en önemli mimari eserleri arasındadır ve yedi yılda tamamlanarak 1557’de açılmıştır. Mimar Sinan burada hem kent dokusu hem yapılar açısından önemli uygulamalar gerçekleştirmiştir. Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” olarak tanımladığı Süleymaniye Cami, büyük ölçekli (27,40 m) merkezi kubbenin iki yarım kubbe ile desteklendiği ve kubbe yüksekliğinin (53 m) dengeli düzenlediği İstanbul’da Ayasofya’dan sonra gelen en büyük kubbeye sahip olan yapıdır. Anıtsal kubbe, ikişer
çeyrek kubbe ile desteklenen iki yarım kubbe tamamlanmıştır. Mimar Sinan yan mekânları beşer kubbe ile örterek camideki kubbelerin ritimli bir şekilde yer almasını sağlamıştır. Süleymaniye Camii; oran, denge, ritim açısından klasik dönem kubbe mimarisinin en anıtsal örneğidir. Caminin önündeki revaklı şadırvanlı avlu da oran açısından cami ile bütünlük göstermiştir.
Edirne Selimiye Külliyesinin temel yapısal özellikleri nelerdir?
Merkez yapısı cami olan külliye; medreseler, dükkânlar, mektep ve kervansaray olarak planlanmıştır. Sultan II. Selim’in emri ile yapılan Edirne Selimiye Külliyesi’nin yapılarını Mimar Sinan değişik seviyede kotlara oturtarak caminin anıtsallığını vurgulamıştır. Edirne Selimiye Camii için “ustalık eserim” diyen Mimar Sinan yapıların inşası sırasında 80 yaşındadır. Selimiye Camii Osmanlı mimarlığında kubbe geleneğinin vardığı son aşama olarak tanımlanmaktadır. Caminin tamamına hâkim olan kubbesi dört ince zarif minare ile bütünleşmiş ve yapı sonsuz bir ritim duygusu ile yükselmiştir. Selimiye Cami mimari özellikleri dışında mono blok taş minberinin işçiliği, mihrap yönü duvarları, minberinin arkası ve külahı, alt kat pencere alınlıkları ile 16. yüzyıl çini sanatının bir daha rastlanmayacak kalitedeki örneklerini sergiler. Sol köşede dört sütun üzerine
oturan hünkâr mahfilinin çinileri de zengin kompozisyonu ile göze çarpar. Hünkâr mahfilinin altındaki tavan, orijinal renkli ahşap kalem işi süslemeleri ile eşsizdir. Caminin içinde lacivert üzeri iri beyaz harflerle yazılan surelerin yer aldığı çiniler dikkati çeker.
Klasik Osmanlı dönemi mimarlığının ana özellikleri nelerdir?
Klasik Dönem mimarlığında uygulanan kubbe
tasarım çözümleri;
1. Beden duvarlarına oturtulan kubbe
2. Dört ayak (paye) ile taşınan kubbe
a. Dört ayak ve tek yönde yarım kubbe ile destekleme
b. İki yönde yarım kubbe ile desteklenen kubbe
c. Üç yönde yarım kubbelerle desteklenen kubbe
d. Dört yönde dört yarım kubbe ile desteklenen kubbe
3. Geniş kemer, kubbe, tonoz gibi elemanlarla beraber planlanan örtü sistemi
4. Eşit kubbelerle örtülü mekânlar
5. Altı ayakla taşınan kubbe
6. Sekiz ayakla taşınan kubbe olarak açıklanabilir.
Parçalanmış mekân yerine bütünlük gösteren merkezi planlama uygulanır, revaklı
avlu, hünkâr mahfili ve ağırlık kulesi gibi yeni mimari öğeler ön plana çıkar.
Klasik Osmanlı mimarisinde diğer yapı örnekleri nelerdir?
Klasik Osmanlı mimarisinde gelişim gösteren diğer yapılar öncelikle medrese ve mekteplerden oluşur. Medreseler genelde külliyelere bağlı olarak inşa edilmekle beraber bağımsız olarak inşa edilen örnekler de mevcuttur.
Plan özellikleri açısından; karşılıklı sıra odalar, U biçiminde merkezde dershane olan medreseler, L biçiminde ve sekizgen planlı örnekler görülür. Medreselerde genelde simetri gözetilerek planlama yapılır. Cami ve medresenin ortak avluya açıldığı, avluyu çevreleyen revakların arkasında da öğrenci odaları şeklinde bir düzenleme yaygındır.
Anıtsal mezar yapıları olan türbeler kare planlı, dikdörtgen planlı, altıgen planlı, dıştan ve içten sekizgen planlı, dıştan revaklı sekizgen türbeler olarak sınıflandırılabilir.
Osmanlı sağlık yapıları; şifahane ve akıl hastalarının tedavisi için inşa edilen tımarhaneler olarak külliyeler içerisinde yer almıştır. Bunlar merkezi planlı ve revaklı avlulu, şadırvanlı planlanan yapılardandır. Medrese plan şemaları ile benzerlik gösteren bir plan şeması uygulanmıştır.
Osmanlı mimarisinde konaklama yapıları; kervansaraylar ve hanlar olarak orta avlulu ve iki katlı olarak şehir külliyeleri veya menzil külliyelerine bağlı olarak inşa edilirler. Ticaret yapıları; kapalı çarşılar, bedestenler, sıra dükkânlar ve hanlar olarak tanımlanabilir. Fetih sonrası İstanbul’da hemen inşasına başlanan Kapalıçarşı, Osmanlı dünyasının en büyük ölçekli kapalı çarşısıdır.
Klasik Dönem Osmanlı çini sanatının özellikleri nelerdir?
Klasik Osmanlı Döneminde çini eserler hem mimari yapılarda, hem günlük kullanım eşyalarında (tabak, kase, kandil, sürahi) önemli ve kaliteli eserlerle izlenebilir. Klasik dönem çini sanatının ana üretim merkezi İznik olup Kütahya üretimi çiniler İznik kalitesine ulaşamamıştır. Kütahya çinileri malzeme açısından farklılık göstermiştir. Kaba çini hamuru, daha donuk sır ve soluk renkler ana özellikleridir.
Sıraltı tekniği ise dönemin en önemli uygulaması olmuştur. Bu dönemde erken dönemde görülen ve Selçuklu etkisi olan sarı ve açık yeşil renkler terk edilir. Yerini kobalt mavi, firuze, koyu yeşil ve beyaz alır. Klasik Dönem çini sanatının en önemli özelliklerinden
biri kabarık, çok canlı bir kırmızı rengin 30 yıllık zaman diliminde ortaya çıkıp uygulanmasıdır. Bu dönemde motif zenginliği malzeme-teknik özellikler kadar dikkat çekicidir. Desenlemeler; stilize bitkisel motifler, bahar dalları, karanfil, gül, sümbül, narçiçeği, şakayık, hançerli yaprak süslemeler, mihrap bezemelerinde kullanılan yazı
frizleri şeklindedir. Bu dönemde özellikle İznik ve Kütahya üretimi olan mavi-beyaz olarak tanınan örnekler çok yaygındır.
Klasik Osmanlı döneminde halı ve tekstil sanatının genel özellikleri nelerdir?
Türklerin ısınmak ve yaşam alanlarını donatmak
için ürettikleri halılar ve kilimlere İslamiyet’in
kabulünden sonra seccadeler de ilave edilmiştir.
Klasik Dönem halı örnekleri, desen açısından önceki
dönemlerden farklı değildir ancak; hayvan figürlü
halı dokuması çok rağbet görmez, hayat ağacı
motifleri, çokgenlerle oluşturulan bordürler, sürekli
işlenen bitkisel motifler bu dönemde daha yaygındır.
Seccadelerde ise kufi yazı kuşakları, kandil,
rozet motifleri ön plana çıkar. Avrupa’da Rönesans
ressamlarının eserlerinde görülen Holbein halıları
krem, koyu mavi ve kırmızı renklerin hakim olduğu,
beyaz kufi yazılar içerir. Stilize ve geometrik
biçimlenen bitkisel bezemeler tercih edilmiştir.
Holbein halılarının üretim yeri olarak Uşak önemli
bir merkezdir. Büyük boy yer halısı olarak dokunan
Uşak halıları bitkisel bezemelerin yanı sıra madalyon
motifli, yıldız motifli, kuşlu ve çintemani desenli
olarak sınıflandırılmıştır.
Minyatür ve hat sanatının Klasik Osmanlı dönemindeki yeri nedir?
Osmanlı sanatında minyatürler kitap resimlemek üzere tasarlanmış
ve üretilmiştir. Erken Osmanlı sanatında çok nadir örneği görülen, realist bakış açısı ile olayları anlatan minyatürler; manzaralar, portreler ve bilimsel konuları içeren temalar olarak sınıflandırılabilir. Nakkaş olarak bilinen minyatür sanatçıları; Osmanlı sarayında itibarlı ve Nakkaşhane olarak bilinen Ehl-i Hiref teşkilatında yer alan bir sanatçı örgütüne bağlıdır. İran’la sürekli siyasi problemler yaşansa da doğu sanatları kuşkusuz Osmanlı sanatı üzerinde etki olmuş ve bu etki minyatür sanatında yoğun olarak kendini
hissettirmiştir. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde şehnamecilik kurumunun oluşturulmasıyla tarihi olayların yazılıp minyatürle kayda geçirilmesi düzenli bir hale gelmiş; savaşlar, av sahneleri, fetihler, tahtta çıkış törenleri, bayram ve şehzadelerin sünnet törenleri ile sefere gidilen ülke ve şehirlerin tasvirleri resimli el yazmalarda ele alınan ana temalar arasına girmiştir. Bu dönemde Matrakçı Nasuh’un topografya, bitki örtüsü gibi detaylarla ele aldığı Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn, Süleymanname gibi eserler dönemin
önemli minyatürlü el yazmalarındandır.