Kişilerin içselleştirmiş oldukları ve doğrudan gözleme olanak vermeyen öznel (subjective) durumların ölçümüne duyulan ilgi soru sorma tekniklerindeki gelişmeleri besleyen en önemli etmendir. Olgusal bilgilerin toplanması aşamasında görüşmeciler doğrudan basit bir yaş, meslek, eğitim ve benzeri olgulardan oluşan bir liste ile seçilen kişilere gitmekte ve basit sorularla bu bilgiler toplanmaya çalışılmaktaydı. Bu tür sorularda soruların nasıl sorulması gerektiğine dair ayrıntılı bir düşünme sürecinden geçilmiyordu genlikle. Çoğu zaman tecrübeli görüşmeciler bu sorgulamalarda neyin nasıl sorulması gerektiğini iyi bildikleri varsayımıyla hareket ediyorlar ve bu sorunun dillendiriliş şeklinin elde edilen verilerin sağlıklılığına dair bir sorun teşkil etmediği varsayımıyla hareket ediliyordu. Ancak ne zaman ki anket yapmak bir endüstri hâline dönüştü ve bunun sonucunda pek de tecrübeli olmayan pek çok anketör pazarlama ve siyasi araştırmalarda kullanılır oldu, o zaman soruların soruluş ya da dillendiriliş şekli üzerinde daha dikkatli düşünülmesi gereği de açıkça ortaya çıktı. Aynı zamanlarda ortaya çıkan bulgular da soruların dillendiriliş şekillerinde ufak değişikliklerin elde edilen sonuçlarda önemli farklılıklar yarattığını gösterince araştırmacılar soru dillendirilişi üzerine daha dikkatle eğilmeye başladılar. Bu tür çalışmalarda kullanılan anketörlerin eğitimleri ve görüşmelerin gerçekleştirilmesinde dikkat edilmesi gereken unsurların standardize edilmesi üzerine de gitgide daha dikkatle eğilmeye başlanıldı. Anketörlerin görüşmelerde nasıl davranıp, soruları nasıl kaydettiklerinden, kıyafet ve dış görünümleriyle konuşma şekillerindeki farklılıklara kadar türlü etmenin elde edilen sonuçları etkilediğinin tespiti bu alanlarda da eğitim ve standardizasyona gidilmesine neden oldu.