1600-1850 yılları arasında, daha çok ‘neden’ sorusunun cevaplanmaya çalışıldığı biyocoğrafya çalışmaları coğrafi keşiflerle ilişkilendirilmekteydi. Carl Linnaeus, yükseltiye göre bitki ve hayvan dağılışı yaklaşımını ortaya çıkarmış; Johann Reinhold Forster, bitkiler için küresel biyotik alanları çalışmış; Alexander von Humboldt, biyocoğrafyanın bir dalı olan “botanik coğrafya” kavramının temelini atmıştır.
1850-1900 yılları arasında Charles Darwin, doğal seçilim ve evrim konularında dünya çapında ses getirecek araştırmalar yapmış; Alfred Russel Wallace bu düşünceyi destekleyerek dünyanın çeşitli yerlerinde çalışmalar yapmış, Asya ile Avustralya arasında “Wallace Çizgisi” adı verilen faunal sınırı belirleyerek dünyayı 6 biyotik bölgeye ayırmıştır.
1900 yılından sonra Alfred Wegener’in plaka tektoniği kuramıyla birlikte, öncesinde biyocoğrafyacılar için büyük bir muamma olan türlerin kıtalar üzerindeki dağılış kalıpları açıklığa kavuşmuş, bu çözümleme sonrasında çalışmalar ivme kazanmıştır. Sonraki dönemde Ernst Mayr, R.H. Whittaker, R. H. MacArthur gibi diğer birçok doğa bilimci sayesinde biyocoğrafya bilimi büyük aşama kaydetmiştir.