Bergson, ruhun yapısını ve mahiyetini araştırırken bir metafizikçiden çok bir psikolog gibi davranır. O, ruhu bir inanç konusu olarak değil, bir araştırma konusu olarak ele alıp incelemekten yanadır. Metafizik sonuç ve yargılar, bu psikolojik
araştırmalara dayanmaktadır. Peşinen sahip olduğu metafizik yargılara, psikolojiden delil getirmez.Bergson’da ruh, neticeleri itibariyle bedeni ve bedensel varoluşu aşan bir gerçekliktir. Ancak bedenden ayrı bir oluşum göstermez. Aksine ruh, insanda beden içerisinde ve bedenli varoluş esnasında teşekkül eder. Çünkü hafıza, bilinç, benlik, şahsiyet ve ruh birlikte ve karşılıklı etkileşim içerisinde oluşmaktadır. Bergson’un adına saf hafıza veya ruh
dediği bu realite aynı zamanda bir şahsiyettir ve ölümden sonra da varlığını devam ettirdiğine dair deliller ileri sürülmüştür.
Bergson’da ruh; manevî yetilerimizin bir araya gelmesinin veya bedenimizle iletişim ve etkileşim içinde bulunmakla beraber beden faaliyetleriyle açıklanıp tüketilemeyen yönümüzün genel adıdır. Bergson, hafıza ve bilinci, ruhun en derin katmanı olarak görür ve onların etkinliklerinin de beden ve beyin hayatının mekanik bir sonucu olamayacağını belirtir. Beden de ruh gibi bir realitedir. Ve
ruh, varlığını sürdürmek ve ortaya koyup gerçekleştirmek için bir bedene ihtiyaç duyar. Ancak ruh, beden değildir. Ruh, kendi özgürlüğünü yaşamak ve kendisini gerçekleştirmek için bedeni bir alet gibi kullanır.
Bergson’a göre ruh; ne tek bir cevher (töz) ne de
atomlardan yapılmış bir mozaiktir. Bergson’un bilinç teorisi, kendisine gelinceye kadar ortaya konmuş olan bilinç teorilerinden büsbütün ayrılır ve bu yeni teoriye göre; artık bu öyle bir bilinçtir ki kendisinde hem çokluk hem de birlik vardır. Aynı zamanda bu,
ne parçalanır ne ölçülür ne de hesaba gelir bir bilinçtir. Bergson’un ruh anlayışı psikolojiye dayanır