Gündeliklik (Alltäglichkeit), Dasein’ın her zamanki, sıradan ve genel hâlidir. Dasein, Heidegger’in tabiriyle, “en yakından ve çoğunlukla” bu hâl içinde bulunur. Sabah kalkarız örneğin, kahvaltı eder ve metroya binip işe gideriz. Ofiste bizi bekleyen işlerle meşgul olur ve bu arada işin gerektirdiği ilişkiler içinde bulunuruz. Mesai biter, işten ayrılırız. Markete gider, bir şeyler satın alırız. Eve dönerken rastladığımız tanıdıklarla ayaküstü laflarız. Artık evde, ailemizle birlikteyizdir, onlarla bir süre sohbet ederiz, sonra televizyonun veya internetin karşısına kuruluruz. Bütün bir hafta bu minvalde kendimizi tekrar ederiz. Nitekim “Biz her gün tekrar ettiğimiz şeyiz” demiştir Aristoteles. Hafta sonu gelir, belki bir teneffüs imkânı olarak. Derken yeniden iş başı… Mihaniki bir döngüye kapılmış hâldeyizdir. Üstümüzde hüküm süren rutinin hükümranlığıdır. Uğraştığımız iş ve girdiğimiz ilişkilerde kaybolduğumuzdan, sahiden kendimiz olduğumuz anlar nadirdir bu biteviye akış esnasında. Ama insan olarak gündeliklik bizim olağan hâlimizdir, beşer olmak tam da böyle bir şeydir. Gündeliklik varlığımızın çok büyük bir kısmını teşkil eder. Heidegger Dasein’ın analizinde gündelikliği kalkış noktası olarak alır. Başka bir ifadeyle o, insanı bu en doğal ve sıradan hâlinden hareketle kavramaya çalışır.