1960’ların sonunda, savaş sonrası ortaya çıkan nitelikler daha da belirginleşir, Dünya ile birlikte sinemada da büyük değişimler yaşanır. Bu değişimin en büyük göstergesi, ulusal sinemaların hızla gelişirken; Hollywood’da yabancı filmlerle girdiği etkin rekabet dönemidir. Bu gelişmelere ek olarak 1960’larda taşınabilir ve senkronize ses donanımının yaygınlaşması, belgesel sinema için önemli bir atılım sağlar. Bu gelişmeyle birlikte belgesel sinema giderek yaygınlaşan ve toplumsal sorunların gündeme gelmesini sağlayan bir araç haline gelir. Cinema-verite (doğrudan sinema) akımı da bu dönemde ortaya çıkar. Bu akım gerçeği kendi dramatik yapısı içinde ele alan, stüdyo, oyuncu ve öykü üçlemesinden uzaklaşmayı temel alır. En önemli temsileri Dziga Vertov, Jean Rouch’dur.
Modern sinemanın kurucusu sayılan Michelangelo Antonioni İtalyan Yeni Gerçekçi yönetmenlerin yanında sinemaya adım atar. 1942 yılında ilk filmini yapar. 1960’lı yıllar ile birlikte Antonioni Sineması farklılaşmaya başlar. Birer yıl arayla çektiği L’Avventura (Macera, 1960), La Notte (Gece, 1961) ve L’Eclisse (Batan Güneş, 1962) filmleri ile kalıplaşmış anlatı tekniklerini tersyüz etme denemelerinde bulunur.
Antonioni’nin çağdaşı bir diğer önemli İtalyan yönetmen de Federico Fellini’dir. İlk filmini 1950 yılında çeker. Fellini yaşadığı toplumdaki kadın-erkek rolleri çok iyi analiz etmiş bir yönetmenlerdendir; ancak, bu gerçeği aktarırken önceliği, toplumu filme yansıtmaktan çok, beyazperdede güçlü bir hayal dünyası oluşturmaktır. Sonsuz Sokaklar (La Strada, 1954), Tatlı Hayat (La Dolce Vita, 1959), Sekiz Buçuk (8½, 1963), Amarcord (1973) yönetmenin öne çıkan filmleridir.
Avrupa’nın sinema tarihine yön veren diğer bir yönetmeni ise Ingmar Bergman’dır. İsveç’li yönetmen, tiyatro ve sinemayı bir arada yürütür. Sanat ağırlıklı çağdaş sinemanın en önemli yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Bergman, 1955 yılında çektiği Bir Yaz Gecesi Tebessümleri (Sommarnattens Leende) filmi ile uluslararası alanda tanınır. Çoğunlukla bireyin yalnızlığı ve hayal kırıklığı temalarını işleyen Bergman’ın filmlerinde insanın karmaşık duyguları ve bilinçaltı, suçluluk duygusu, bastırılmış duygular gibi derin psiko-analitik sorunlar ustalıkla irdelenir. Yedinci Mühür (Det Sjunde Inseglet, 1956), Yaban Çilekleri (Smultronstället, 1957), Sessizlik (Tystnaden, 1963), Persona (1965) yönetmenin önemli filmleridir.