AÖF Soru Bankası
FOT105U · Ünite 4

Değişen Teknoloji Değişen Fotoğraf

  • 20 soru-cevap
  • Fotoğraf Kültürü
1

Optiğin günlük yaşam içindeki yerinin yaygınlaşmasının bir sonucu olarak, görme ve düşünme şeklimiz  nasıl değişmiştir?

Fotoğraf makinesi sabit olarak bir yerde durmaz. Hareket eder ve farklı bakış açıları sunar. Bunu yaparken de; alçalır-yükselir, yaklaşır-uzaklaşır. Fotoğraf makinesinin optiği, farklı bakış açıları sağlayan teknik bir sistemdir. Bir nesnenin çıplak gözle görülemeyen yapıları, optik yoluyla ortaya çıkartılabilir. Bu şekilde optik, insanın görme duyusu yoluyla kazandığı algıları da değiştirir. Optiğin günlük yaşam içindeki yerinin yaygınlaşmasının bir sonucu olarak, görme ve düşünme şeklimiz değişmiştir. Optik bakış, insan yaşamına fotoğrafla birlikte girmiştir. Hareketli görüntü yani film ve ardından da video, optik bakışı geliştirmiş ve yaygınlaştırmıştır. Bu süreç içinde optik bakışın iki belirleyici teknolojik dönemi söz konusudur. Bunlar; analog ve sayısal (dijital) dönemlerdir. Verilerin kesintisiz olarak işlediği, kaydedildiği ve saklandığı dönem analog dönem olarak adlandırılır. Verilerin basamaklanarak, 0-1 ya da Evet-Hayır olarak belirlenerek işlendiği, kaydedildiği ve saklandığı dönem ise sayısal dönem olarak adlandırılır.

2

Fotoğraf Yirminci yüzyılda yaşanan değişimlerle nasıl bir ortam haline gelmiştir? 

Yirminci yüzyılda önemli bir değişim daha yaşanmıştır. Elektronik görüntü (video) bilgisayar teknolojisiyle birleşerek yeni bir görsel yapı ortaya çıkartmıştır. Nesneler ve konular, modelleri ve üçboyutlu şekilleriyle düzenlenmeye başlanmıştır. Belli bir nesne ya da konu bilgisayar programları yoluyla, fiziksel ölçülerine uygun olarak kodlanarak, ışığın yüzey üzerinde oluşturduğu etkiyi de yaratarak üçboyutlu olarak inşa edilebilmektedir. Bu görsel yapı, kod ya da harflerden oluşmaktadır. Bütün bunlar, yüzeyin kendisinin de ışıktan oluştuğu bir ekran üzerinde gerçekleşmektedir. Görsel yapıyı oluşturan parçalar ve farklı bakış açıları bir elektronik yüzey üzerinde ve bir veri tabanı aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu süreç içinde fotoğraf tek başına bir yapı değildir. Fotoğraf artık hareketli görüntü ve ses ile birlikte kullanılan bir ortam haline gelmiştir.

3

Görsel bir sanat eserinin sunum olanakları, bundan önceki yüzyıllara göre nasıl değişmiştir?

Görsel bir sanat eserinin sunum olanakları, bundan önceki yüzyıllara göre çok farklılaşmıştır. Ortaya çıkan yeni değişiklikler, görsel kültür açısından da bizleri tarihsel olarak bir noktaya taşımıştır. Bugün geçmişin görsel estetik gelenekleri ve teknolojilerinin karşılıklı ilişkisinin önemi kolaylıkla fark edilmektedir. Bu karşılıklı etki her zamankinden daha önemli bir hale gelmiştir. Unutulmaması gereken nokta şudur: Teknolojideki değişiklikler sadece sanatçıların sunum olanaklarını değiştirmez; eserin üretildiği sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel ortamı da etkiler. Görsel yapıların sunumunu sağlayan yeni yaklaşımlar, görsel algılama ve yaşamı anlama konusundaki yeni durumların bir sonucu olarak sürekli değişir. Sanatçıyı toplumsal yaşamdan uzak, gelişmelerden uzak düşünemeyiz. Sosyal-kültürel değişmelerle birlikte estetik ve teknolojik değişmeler, sanatçıyı doğrudan etkiler.

4

Bilimsel gelişmeler ve sanatın birleştiği noktalar nasıl açıklanabilir?

Bilimsel gelişmeler insan ve insanla ilgili her konuyla ilişkili olduğu gibi sanatla da ilişkilidir. Bilimsel gelişmelerle sanatın, birçok noktada birleştiği görülür. Örneğin İzlenimcilik, Yapısalcılık, Fütürizm gibi çağdaş sanat akımları bilimle yakından ilişkili olmuştur. Özellikle de Bauhaus Okulu ve teknoloji ilişkisi önemlidir. Bu anlamda sözkonusu olan olgu; fotoğrafçılığın, hareketli görüntü, elektronik görüntünün ve sayısal teknolojiler yoluyla oluşturduğu görsel yapılardır. Bu süreç içinde tarihsel olarak Batı kültüründe belli dönemlerin belirleyici olduğu görülür: İlki, antik dönemden beri gelen sanat etkinliğinin 1425’te perspektifi geliştirmesi yani perspektifin yüzey üzerine uygulanmasıdır. İkincisi, XIV. yüzyılın ortalarında XVIII. yüzyıla kadar süren Aydınlanma ve Bilimsel Devrimler dönemidir. Üçüncü olarak Sanayi Devrimi ve mekaniğin ortaya çıkmasıyla teknolojik ilerlemenin görüldüğü Modern dönemdir. Bu dönem, 1830’larda fotoğrafla birlikte başlar. Kitle iletişim araçlarını, görüntü üretim sistemlerini ortaya çıkartan ve XX. yüzyıla kadar süren dönemdir. Dördüncü dönem ise elektronik teknolojinin, bilgisayarın, sayısal görüntünün hakim olduğu 1960’larda mekanikleşmeyle aynı döneme denk gelen postmodern çağdır.

5

Rönesans dönemi sanatının insanlık tarihi için önemli olmasına katkı sağlayan unsur nedir? 

Rönesans dönemi sanatının, insanlık tarihi içindeki önemi, dönemin yeni biçim ve bilimsel verilere dayalı olmasından gelir. Rönesans dönemi sanatçıları, ideal güzellik ve doğaya öykünmeye ulaşabilmek için matematik başta olmak üzere anatomiden, perspektiften, meteorolojiden ve renkbiliminden (kromatoloji) faydalanmışlardır. Bu şekilde sanatçıların eserlerinde, orta çağın geleneğinden kopuş hemen görülebiliyordu. Bu anlamda, sanatçıları etkileyen bir diğer önemli matematiksel olgu da, altın oranın kullanımıdır. Altın oranın matematiksel bir sıralama içinde kullanılması, sanat tarihi dışında dikkat çekicidir. Bir anlamda, sanattaki bu matematiksel destekler bilgisayarın sanatla olan ilişkisinin öncüsü olarak da görülebilir.

6

Sanatçı ve zanaatkâr arasındaki fark nasıl açıklanabilir? 

Bilim yoluyla kazanılan uzmanlaşmış bilgiyle, bu bilginin sanata uygulanmasından, bazı tartışmalar ortaya çıkmıştır: Sanat ve zanaatkâr, bilim adamı ve teknisyen gibi. Örneğin, baskı teknolojisinin keşfedilmesiyle birlikte, bu amaca yönelik teknik bilgi önem kazanmıştır. Bu teknik bilginin uzman bir kişi tarafından kullanılması teknisyenlik ve zanaatkârlık olarak değerlendirilmesi gerekirken, aynı uzmanlaşmış bilgilere sahip yaratıcı kişiler sanatçı olarak değerlendirilmiştir. Onların baskı tekniğiyle ürettikleri eserin niteliği bunu belirlemiştir. Bu şekilde, güzel sanatlarla uygulamalı sanatlar arasındaki ayrım çok daha netleşmiştir. Aynı durum fotoğrafın bulunuşundan sonra da yaşanmıştır. Yeni bir resmetme tekniği olarak fotoğraf, yeni bir uzmanlık bilgisi gerektiren alan olarak, zanaatkâr tarafından kullanılmıştır. Nadar, Cameron ve Rejlander gibi yaratıcı fotoğrafçılar, bu yeni resmetme tekniğinin uzmanlık gerektiren bilgileriyle sanatın ortamında eserler üretmişlerdir. Bu şekilde, teknik bilginin üstünlüğünün sanatçı duyarlılığı olan yaratıcı kişilere yeni anlatım olanakları sağladığı görülür.

7

Sayısal görüntü kaç yıllarında ortaya çıkmış ve yaygınlaşmıştır? 

Sanatın teknolojiyle olan ilişkisi kapsamında üzerinde durulması gereken bir konu da, teknolojik değişim sonucunda ortaya çıkan yeni görsel yapıdır. Bu yapı sayısal (dijital) görüntüdür. 1980’li yıllardan başlayan ve 2000’li yıllarda gelişen sayısal görüntü, görüntünün oluşturduğu anlamı değiştirmiştir.

8

Analoğ ve sayısal görüntü arasındaki fark nedir? 

Sayısal görüntü denildiğinde bilgisayar yoluyla oluşturulmuş fotoğrafik görüntü anlaşılmamalıdır. Başka bir deyişle bilgisayar desteği ile üretilmiş görüntü demek değildir. Analog görüntüler, bir süreklilikte işler, karşılıklı fiziksel bir uyum içerisindedir. Sayısal görüntüler, 0-1, Evet-Hayır gibi rakamsal kodlardan oluşur. Sayısal görüntünün en küçük birimi piksel olarak adlandırılan kodlardır. Analog bir fotoğraf görüntüsünün en küçük birimi gümüş bromürden oluşan gren tanecikleridir. Kodlanan bitlerle sayısal bir görüntü kolaylıkla kaydedilerek saklanabilir. Bu görüntü üzerinde bir yönlendirme yapılmak istendiğinde, bu kodlamaya tek tek müdahale edilebilir. Bu şekilde, sayısal teknolojiyle birlikte yeniden çoğaltma olgusu bir boyut kazanmıştır. Sayısal görüntülerde, kopya ile aslı arasında hiçbir fark yoktur. Sayısal bir görüntünün kopyasını aslından ayırmak imkansızdır. Sayısal görüntünün değeri, bulunduğu ortamla ilgilidir. Biriciklik, tek olma gibi düşünceler sayısal teknolojiyle birlikte unutulmuştur. Eğer bir değerden söz etmek gerekirse, sayısal görüntünün değeri yer aldığı sanal ortamlar ve iletildiği bilgiyle ilişkilidir.

9

Önceki yüzyıllarla kıyaslandığında izleyici konumundaki bir kişinin sanat eseriyle etkileşim süreci günümüzde nasıl değişmiştir? 

Yirmibirinci yüzyılın görsel kültürü, sayısal ortamlarda geliştirilmektedir. CD ve DVD’ler, çağdaş müzelerin sergilenme ortamları olmuştur. Dünya çapında bir ağ olan www. (Word Wide Web) olgusu, sanal gerçekliğin temel alanı durumundadır. Bir müzenin eserleri, www. aracılığıyla izleyicinin evine gelirken, birçok sanatçı da bu ortamlara yönelik eserler üretmektedir. Bu eserlerin bazıları, doğrudan izleyiciyle etkileşimlidir. Bu şekilde, bir sanat eserine sanal ortam içinde bakan kişi, kendine özgü algılar geliştirebilmektedir. Ayrıca izleyici konumundaki kişi, bu etkileşim süreci içinde sanal ortam yoluyla da eseri yönlendirebilir. Sanat eseriyle bu şekilde iletişim içinde olan izleyicinin durumu, önceki dönemlerde çok farklıdır. Örneğin; 1700’lü yıllarda müzeye giden bir izleyici sanat eserinin karşısına geçerek eseri izlerken, 1850’li yıllarda bu eseri fotoğraf yoluyla izleme olanağını bulmuştur. Şunu açık olarak belirtmek gerekir, bilgisayar ve sayısal teknolojilerle birlikte, kopyalamak ve çoğaltarak yaymak önem kazanmıştır. Çağdaş görsel kültürde biriciklik ve tek olma olguları anlamını yitirmiştir; ancak geçmişin kültürünü oluşturan sanat eserleri değerlerini kaybetmiş değildir. Sayısal görüntülerin ve teknolojinin toplumsal yaşamı ne kadar değiştireceği bilinmezliğini korumaktadır. Öte yandan bu yeni teknolojinin sosyo-kültürel anlamda yeni bir değişim getirdiği açıkça görülmektedir. Bu değişim, Sanayi Devrimi sürecinde fotoğrafın bulunuşuyla görsel kültürde yaşanan değişimden tamamen farklıdır.

10

Fotoğraf ve sayısal teknoloji ilişkisi ile "fotoğrafın sonu" kavramı arasında nasıl bir ilişki vardır? 

 Geleneksel olarak bilinen fotoğrafın yapısal olarak şekil değiştirmesiyle ilgilidir. Fotoğraf ve sayısal teknoloji ilişkisi, 1990’lardan itibaren gelişmiştir. Yaygın bir görüş, fotoğrafın geleneksel yapı içinde bittiği yönündedir. Bu şekilde, “fotoğrafın sonu” yaşanmaktadır. XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, “ideolojilerin sonu” olarak adlandırılan bir dönemden söz edilir. “Berlin Duvarı”nın yıkılması, bu görüşün uygulamadaki dönüm noktasıdır. Aynı şekilde 1990’larda yaygınlaşmaya başlayan sayısal teknoloji “fotoğrafın sonu” olarak görülen süreci başlatan algıdır. Bu yeni dönem, geleneksel fotoğraf için bir son oluştururken, öte yandan yeni bir “fotoğraf sonrası” dönemi de başlatmıştır. Fotoğraf açısından, bu yeni dönemin belirleyici özellikleri vardır. Fotoğraf üretiminin süreci değişmiştir. Fotoğrafçılık, kimyasal karanlık odadan bilgisayarın aydınlık odasına geçmiştir. Fotoğrafın bir tek negatiften çoğaltılması yerine, değişken baskı yollarıyla; bilgisayar, televizyon ekranı ve Web sitelerinden üretilmesi söz konusudur. Fotoğrafların kopyalanması ve çoğaltılması gözle görülemez bir duruma gelmiştir. Fotoğraf görüntüleri, küresel bir ağ içinde, telefon hatları ve uydular yoluyla, elektronik sinyallere dönüşerek aktarılmaya başlanmıştır. Artık bir fotoğraf için, bölgesel ve politik bir sınır söz konusu değildir. Varolan bütün fotoğraflar, tarihî belge niteliğini taşıyan fotoğraflar bilgisayar sistemleri yoluyla, sayısal bir görüntü bankası şeklinde insanlığın kullanımına sunulmuş durumdadır. Sayısal teknolojilerin egemen olduğu bu çağda, fotoğrafın bu yeni durumu; insanlık tarihinin en eski toplumsal olgularından biri olan yöneten-yönetilenler ilişkisinin içinde yerini korumaktadır. Yeni bilgi ve görüntü ağları, sivil ve askerî denetim uygulamalarını yaygınlaştırmak amacıyla bir potansiyel haline gelmiştir. Şunu da belirtmek gerekir, fotoğraf görüntüleri artık tek başına bir görsel olgu olmaktan çok, ses ve video ortamlarıyla birleşerek kullanılmaktadır.

11

Fotoğraf "görme" kavramını nasıl değiştirmiştir?

“Görmek İnanmaktır” sözü, tarihsel olarak bir durumu ifade eder. Bu durum, insanların görme organları yoluyla algıladıklarıyla ilgilidir. Fotoğrafa kadar, görme denildiğinde anlaşılan şey, insan gözüyle görülen olmuştur. Bu anlamda sınırlı bir çevreden söz edilmektedir. Fotoğrafla birlikte bu sınırlı çevre genişlemiştir. Fotoğraf makinesinin ulaştığı her yer, insan gözünün ulaştığı yer haline gelmiştir. Sonuç olarak, fotoğraf yoluyla insanoğlunun algıladığı gerçek, yakın çevresinin çok daha ötesine ulaşmıştır. Bu durum, doğal olarak 1900’lü yıllarda yaşayanlar için yeni bir görme biçimini de beraberinde getirmiştir. 1900’lü yılların sonunda yani XXI. yüzyılın başında yeni görüntü teknolojilerinin ortaya çıkardığı görsel yapıyla karşı karşıya gelindiğinde, görme biçimiyle ilgili olarak açık bir biçimde yeni bir durum ortaya çıkar. Bilgisayarın görsel duyum alanını genişletmesi, görsel yapı oluşumunda yeni olanaklar saptamıştır. Görsel yapıyı oluşturmanın yeni olanakları, bilgisayarın görsel duyum alanını genişletmesi nedeniyle olmuştur. Örneğin, uzaydaki bir astronotun kalp atışını görsel yapı içinde görebilir, uzayla ilgili görsel bir yapı içinde dolaşabilir ve etkileşimli olarak bu yapı içinde yer alabilirsiniz. Öte yandan bilinen fotoğrafik bilgiler öylesine farklılaşmıştır ki, bunun fotoğrafik bir olgu ve veri olduğu dahi ayırt edilememektedir. Sözü edilen durum, tarihsel bir bağlam içinde gelişmiştir. Bu nedenle de, görsel yapılar ve yeni görme biçimiyle ilgili bu karmaşık durumu anlayabilmek için, sosyo-kültürel gelişmeleri hesaba katmak gerekir

12

Fotoğrafın sonu olgusunun tartışıldığı, “Fotoğraf Sonrası” döneminde, Walter Benjamin’in 1939'daki fikirleri neden önem taşımaktadır? 

Onun ortaya koyduğu düşünceler, fotoğrafın dönemiyle ilgilidir. Fotoğrafın sonu olgusunun tartışıldığı, “Fotoğraf Sonrası” döneminde, Benjamin’in düşünceleri yine etkili olacaktır; çünkü konu yine, yeniden üretilen görüntülerdir. Fotoğrafın da içinde yer aldığı yeni durum bir yönüyle, yeni sayısal teknolojiler yoluyla fotoğrafik görüntülerin yeniden üretilmesidir. Bir yönüyle de, üretilen bu görüntülerin toplumsal yaşamı ne şekilde temsil ettiğiyle ilgilidir. Bu iki temel konunun paydasında ise sayısal teknolojiler, bilgisayar sistemleri, internet ağları yer almaktadır. Benjamin açık bir şekilde, fotoğrafla ilgili olarak mekanik, yeniden üretim ve çoğaltma kavramlarını kullanır. Onun vurgulamak istediği, fiziksel bir gerçeğin fotoğraf yoluyla kopyalanarak çoğaltılmasıdır. Bu şekilde yapılan kopyalar, elle kağıt üzerine çizim yoluyla yapılan ya da çamur kullanılarak çömlek kopyalamaktan farklıdır. Temel belirleyici fark, mekanik bir süreç yoluyla kopyalamanın gerçekleşmesidir. Bunun sonucu olarak, Benjamin, birbirinden farklı mekân ve zamanda yaşayanların bu kopyalama yoluyla çoğaltılmış olan görüntüleri paylaşmasının öneminden söz eder. Ona göre, bu durumda sanat da artık ayrıcalıklı varlığını yitirmeye başlamıştır. Bir nesne ya da konunun görüntüsü, fiziksel gerçeğinin ve ilk kopyasının özellikleriyle ilişkisi olmayabilir. Yeniden üretilen görüntüler yoluyla, belli bir kesimin kullanım ve etki alanı içinde kalmış olan sanat eseri, bağımsız olan kültürel nesneler haline gelmiştir. Kopyalanabilir, çoğaltılabilir, taşınabilir, yaygınlaştırılabilir bir görsel yapı ortaya çıkmıştır.

13

XIX. yüzyılın sonu ve XXI. yüzyıl karşılaştırıldığında Benjamin’in çalışmaları ışığında değişimin, hem öncüsü hem de nesnesi olarak bazı olgular nelerdir?

Mekanik fotoğraf makinesi teknolojisi, elektronik bilgisayara dönüşmüştür. Fotoğrafik film görüntüsünün yerini sayısal görüntü almıştır. Sanayi Devrimi üretim sürecinin mekanik şekli, elektronik hatta bilgisayar yoluyla üretime dönüşmüştür. Toplumsal yaşamdaki modern olgusunun yerini postmodern alırken, sanatın ortamında da postmodernizm, modernizmin yerine geçmiştir. Toplumu şekillendiren düşünce sistemlerinin tek başına egemenliğinin dönemi de bitmiştir. Bir anlamda, ideolojiler yerine ideolojilerin sonu tartışılmaya başlanmıştır.

14

Benjamin'e göre "Yeniden Üretilebilirlik" nedir? 

Teknolojik yeniden üretilebilirlik her zaman var olmuş ve olacaktır. Ancak, Benjamin’in teknolojik yeniden üretilebilirlikten kastettiği, Fransızca ve İngilizce çevirilerin salt “mekânik yeniden üretim” olarak betimledikleri şey değildir. Benjamin’e göre, “teknik olan” “mekânik olan”la aynı değildir; teknik olanın anlamı bilimin makineleri tarafından çevrelenmiş değildir. (...) Benjamin teknik yeniden üretilebilirliğin ancak bilim ile sanat arasındaki tarihsel ilişkileri göz önünde bulundurarak anlaşılabileceğini öne sürer - özellikle üretimin ve yeniden üretimin tarihsel koşullarıyla ilişkileri bakımından. “Teknik” terimi, Benjamin tarafından hiçbir zaman ayrıntılı ya da açık bir biçimde “tanımlanmış” olmasa da, Weber’in haklı olarak belirttiği gibi, “ampirik ‘yeniden üretim’ olgusuyla değil, yeniden üretilmenin olanaklılığıyla, bir varlık kipi olarak yeniden üretilebilirlikle ilişkilidir.

15

Fotoğrafın sonu konusuyla ilgili tartışmalar ne üzerinedir?

Fotoğrafın sonu konusuyla ilgili tartışmalar, daha çok fotoğrafın sayısal teknolojiler yoluyla oluşturduğu ortam üzerinden yapılmaktadır. Bu anlamda üzerinde durulması gereken bir konu da, belki de en önemlisi olarak fotoğrafın neyi temsil ettiği, insanlara neyi sunduğudur. Fotoğrafın, yazılı ve sözlü açıklamalara ihtiyaç olmaksızın, ifade gücü hâlâ etkisini korumaktadır. Fotoğraf bu anlamda, bir resmetme tekniği olarak bulunuşundan beri hiç değişmemiştir. Ayrıca fotoğrafın tartışmalarla dolu tarihi içinde değişmeyen bir olgu da, fotoğrafın belge olma özelliğidir. Fotoğrafik belgenin, nesnel gerçeklikle olan ilgisi tartışmalı bir konu olmasına rağmen, tarihsel ve kültürel olarak fotoğraf denildiğinde, belge akla gelmektedir. Bu durum, sayısal teknolojilerin döneminde de değişmemiştir.

16

Fotoğrafın belge niteliğinin anlamını ne değiştirmiştir? 

Sayısal görüntüler, fotoğrafın belge niteliğinin anlamını değiştirmiştir. Görüntüyü, işleme ve yönlendirme olanaklarının gelişmesi, belge olma ve doğruyu ifade etmeyi olumsuz yönde etkilemiştir. Bütün bunların yanında; gazeteler ve diğer iletişim ortamlarında gerçekçi fotoğraf, bir tür olarak yerini korumaktadır. Bu türle ilgili fotoğraf çalışmaları ve daha da önemlisi, talep hâlâ devam etmektedir. Bu anlamda, fotoğrafın gerçek bir nesne ya da konuyu, fiziksel gerçekçiliğiyle temsil etmesi üzerine yapılan konuşmalar önemli bir sorun değildir. Önemli olan bu fotoğrafın, temsil ettiği gerçek nesne ya da konuyla ne kadar örtüştüğüdür.

17

Fotoğraf sonrası dönemde fotoğrafın temel niteliği nasıl değişmiştir? 

Bu gelişme süreci içinde fotoğrafın, temel niteliği de değişmiştir. Fotoğraflar bu şekilde; müzik, açıklama metinleri ve video görüntüleriyle birlikte ortaya çıkmaya başlamıştır. Fotoğrafında bir öğe olarak içinde yer aldığı bu yeni ortam düzeni, sayısal teknolojinin bir başarısı olarak görülür. Fotoğrafın çoklu ortamlar içinde kullanılması, geleneksel anlamdaki fotoğraf düşüncesinin de farklılaşmasına neden olmuştur. Fotoğrafın ürettiği görüntü, fotoğraf makinesi kaynaklıdır. Diğer yanda ise bilgisayar temelli görsel ve işitsel öğeler fotoğrafla birleştirilir. Bu durum, teknik süreç farklılığından çok zihinsel olarak farklı durumların bir araya getirilmesidir. Yaratıcılık açısından farklı zihinsel süreçleri gerektiren çalışmalar, bilgisayar temeli üzerinden yapılandırılmaktadır. Fotoğraflar, ses bilgileri, video görüntüleri, metinler vb. arasında derin farklılıklar vardır. Bu şekilde ortaya çıkan görsel-işitsel yapı, yakınlaştırma kavramıyla açıklanabilir. Farklı ortamları birbirine yakınlaştıran, sayısal teknolojidir; ancak bütün bu durumu teknolojinin bir sonucu olarak görmek de doğru değildir.

18

Fotoğrafın görsel bir olgu olarak temelden değişmesi hangi dönemde olmuştur? 

Fotoğraf görsel bir olgu olarak, temelden değişmiştir. Bu oluşan görsel yapı içinde yaşanılan fotoğraf sonrası dönemde, fotoğrafın oluşturduğu değerin kanıt niteliği taşıması ve bu konulara gösterilen duyarlılıklar giderek önemsizleşmiştir. Sayısal görüntü teknolojilerinin fotoğraf makinesinin yerini almasıyla birlikte, fotoğrafik görüntünün değeri artmıştır.

19

Fotoğrafın teknik olarak üretilme sürecinden çok, fotoğraf yoluyla ortaya çıkan görüntüye nasıl bakıldığını önemseyen ünlü düşün adamı kimdir?

Fotoğrafın teknik olarak üretilme sürecinden çok, fotoğraf yoluyla ortaya çıkan görüntüye nasıl bakıldığı önemlidir. Bu anlamda ünlü düşün adamı Roland Barthes (1915-1980) tarafından kaleme alınan Camera Lucida adlı çalışma önemlidir. Barthes, fotoğraf yoluyla yaratılan hislerle ilgilenmiştir. Bu ve benzeri yaklaşımlar bizi, fotoğrafın ne şekilde kabul edildiğini düşünmeye ve fotoğrafın ne şekilde duygularımıza yöneldiğini anlamaya yöneltir. Bunu yaparken de, sayısal fotoğraf ve öncesi yeniden gündeme gelir. Bir negatif film görüntüsüyle, sayısal fotoğraf arasındaki fark; çekim, kaydedilme ve çoğaltılma alanlarında ortaya çıkar. Bu nedenle de, sayısal fotoğraf öncesi ve sonrası diye bir durum söz konusu olacaktır. Bu tartışmanın temelinde yer alan konu; fotoğrafik görüntülerin kaydedilme, işlenme, saklanma, çoğaltma, yayma ve benzeşime uğrama nitelikleriyle ilgilidir.

20

Sayısal fotoğraf ile geleneksel fotoğraf arasındaki fark belirleyici ve önemli midir? 

Sayısal bir fotoğraf gören kişi, fotoğraf geleneğinin dışında kalan bir olguyu düşünmez. Bu kişi için sayısal fotoğraf ile geleneksel fotoğraf arasındaki fark, belirleyici ve önemli değildir. Ayrıca şunu da biliyoruz: Sayısal teknolojinin olanaklarıyla, ışığın sayısal olarak resmetme yeteneği, ışığın film yüzeyine resmetme yeteneğine ulaşma noktasına gelmiştir. Doğal olarak, hâlâ belirgin farklar söz konusudur; ancak günlük yaşam içindeki görüntülerde bunun ayrıştırılması çok kolay değildir. Ayrıca sokaktaki insan için; sayısal görüntü, kimyasal süreçle elde edilene göre yapay değildir.

Ünite 4 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç