Çoğulcu demokrasi anlayışı, demokrasiyi mutlak ve sınırsız bir çoğunluk yönetimi olarak kabul etmez. Aritmetik bir çoğunluğun daima kamu iyiliğine yöneleceği, ispatlanması mümkün olmayan bir iddiadır. Demokrasi, elbette çoğunluğun yönetimi ilkesine dayanmakla beraber, bunu azınlığın temel haklarıyla da bağdaştıran bir rejimdir. Kamu iyiliği, ancak toplum içindeki çeşitli grupların varlığından ve bunlar arasındaki özgür tartışma ve pazarlıklardan doğar. Böyle olunca da çoğunluk iradesini sınırlayıcı tedbirler ve kurumlar, demokrasinin özüne aykırı değil, uygundur.
Demokrasi, bir salt çoğunluk yönetimi olarak tanımlansa bile, yine de demokratik bir rejimde azınlık haklarının çoğunluğa karşı korunması ilkesinden vazgeçilemez. Çünkü toplum iradesinin gerçek anlamda ortaya çıkabilmesi için, çeşitli görüşlerin serbestçe ifade edilebilmesi ve tartışılabilmesi gerekir. Ancak kamuoyunun böyle serbestçe oluşabildiği bir toplumda, çoğunluk iradesi özgür olarak belirebilir. Bu da azınlığın haklarının korunmasını gerekli kılar. Aksi hâlde, belli bir andaki çoğunluğun görüşü her zaman için topluma hâkim kılınmış ve bugünkü azınlığın yarınki çoğunluk hâline gelmesi olanağı ortadan kaldırılmış olur. Azınlıkların temel haklarının tanınıp güvence altına alınmadığı bir rejimde, yöneticileri seçme özgürlüğü de büyük anlam taşımaz. Çünkü serbest biçimde oluşamayan kamuoyu, bu özgürlükten de gereği gibi yararlanamaz.
1924 Anayasası, “Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milletini ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi temsil eder ve Millet adına egemenlik hakkını yalnız o kullanır.” (m.3 ve 4) demek suretiyle, çoğunlukçu demokrasi anlayışına uygun bir formül getirmiştir. Egemenlik, zaten tanımı gereği olarak mutlak ve sınırsız bir buyurma gücü olduğuna ve bu egemenliği sadece TBMM kullandığına göre, Meclis’in yetkileri sınırsız demektir. Meclis iradesi, uygulamada çoğunluğun iradesi olarak belireceğine göre, Meclis’te çoğunluğu elinde bulunduran parti veya grup, dilediğini yapmakta serbest olacaktır. 1924 Anayasası, kamu hürriyetlerinin sınırlarının çizilmesinde Meclis’e ayrıntılı direktifler vermemek, bu sınırın çizilmesini sadece kanuna, dolayısıyla Meclis çoğunluğunun keyfi iradesine bırakmak suretiyle, çoğunluk yönetimi ilkesini daha da pekiştirmiş, azınlık haklarını ise büsbütün güvencesiz hâle getirmiştir. Nihayet 1924 Anayasası’nın bir anayasa yargısı getirmemiş olması da anayasaya aykırı kanunların çıkarılmasını yaptırımsız kılmıştır. Zaten böyle bir anayasa yargısının kurulması, egemenliğin ancak Meclis tarafından kullanılabileceği ilkesiyle de kolay kolay bağdaştırılamazdı. Çünkü egemen bir organın iradesi ürünü olan kanunların, onun dışındaki bir organ tarafından iptal edilebilmesi bir tutarsızlık olurdu. 1924 Anayasası’nda bir anayasa yargısının mevcut olmaması, anayasanın sertliğine ilişkin hükümlerin etkinliğini büyük ölçüde zedelemiş, anayasaya aykırı kanunların adi çoğunluklarla çıkarılmasını mümkün kılmıştır.
1924 Anayasası, niçin böyle bir çoğunlukçu demokrasi anlayışını yansıtmıştır? Bunun çeşitli sebepleri olduğu söylenebilir. Bir defa, söz konusu demokrasi anlayışı, Türk kamu hukukunun ve siyasal düşüncesinin geniş ölçüde esinlendiği Fransa’da da hâkimdi. Nitekim Fransa’da kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi kabul edilmiş değildi. İkincisi, Millî Mücadele’nin fikir ortamı içerisinde, milletin haklarının ancak millî irade ürünü olmayan organlar, özellikle padişah tarafından zedelenebileceği görüşü benimsenmiş, milletin kendi temsilcilerinin çoğunluğuna karşı da korunmasının gerekebileceği pek akla gelmemiştir. Üçüncüsü, 1924 Anayasası yapılırken şüphesiz Atatürk’ün ve yakın çalışma arkadaşlarının zihninde bulunan radikal devrim programının gerçekleşmesi için, çoğunlukçu demokrasi anlayışı daha elverişli koşullar sağlıyordu. Çünkü bu demokrasi tipi, iktidarın, tek bir mecliste ve dolayısıyla Meclise siyasal yönden hâkim bulunan hükûmette toplanmasını mümkün kılıyordu. Siyasal iktidarın çeşitli merkezler arasında bölüşülmesini, paylaşılmasını, dengelenmesini gerektiren çoğulcu demokrasi ise devrimlerin yürütülmesi bakımından uygun bir ortam sağlamayabilirdi.