Öncelikle divanda dava açma ehliyetinin mevcudiyeti aranır ; lakin Divan’da dava açmak ehliyetini haiz olmak, uyuşmazlığı Divan’a götürmek mecburiyeti anlamına gelmemektedir. Divan Statüsü’nün 36. maddesine göre Divan, tarafların kendisine sunacağı uyuşmazlıklara bakar. Yani, taraflar anlaşarak bir uyuşmazlığı Divan’a götürebilirler. Bu anlaşma uyuşmazlık doğmadan önce olabileceği gibi, uyuşmazlık doğduktan sonra da olabilir. Taraflar önceden bir uyuşmazlığı Divan’a götürmeyi taahhüt etmişlerse uyuşmazlık çıktığı takdirde o anlaşma uyarınca uyuşmazlığı Divana götürme mecburiyetleri vardır. Antlaşma, sadece uyuşmazlığın barışçıl yollarla çözümü konusunda olabilir. Bu durumda mesela, 26 Eylül 1928 tarihli Uluslararası Uyuşmazlıkların Barışçıl Yollarla Çözümüne Dair Umumi Tahkim Senedi’ne olduğu gibi diplomasi yoluyla çözülemeyen bütün uyuşmazlıkların çözümü için mecburi olarak uzlaştırma komisyonlarına başvurma zorunluluğu getirilmiştir. Antlaşma hükmünde, uzlaştırma komisyonlarında çözülemeyen hususların tarafların mutabakatı veya bu olmazsa bir tarafın talebi üzerine hakemliğe havale edilebileceği belirtilmektedir. Ya da herhangi bir antlaşmanın içinde bir kayıt olabilir. Bu kayda tahkim kaydı denir. Mesela bir ticaret antlaşması, ilgili anlaşmanın uygulanmasından ve yorumlanmasından çıkacak uyuşmazlıkların Divan’da çözümlenmesini öngörebilir.
Bir de Divan Statüsü’nün m.36/2 uyarınca ihtiyarî kayıt denilen bir kayıt vardır. Yani ihtiyarî kayıt, Statü’nün içindeki bir hükümdür.
Bu yetkiyi tanımış bir devletle bir uyuşmazlık çıkarsa herhangi bir antlaşma yapmaya gerek kalmaksızın o uyuşmazlık Divan’a götürülebilir bu durumda uluslararası sistemde kabul edilen ihtiyari adaletin dışında mecburi bir yargı yolu kabul edilmiş olur. Bu yetkiyi kabul eden devletin, artık tek taraflı bir irade beyanıyla aynı vecibeyi kabul eden bir başka devlete karşı Divan’ın hukuki uyuşmazlığı çözme yetkisini tanıması gerekir.