Masumiyet karinesi şeklinde ifade edilen ilke, Kıta Avrupası hukuk sistemine Fransız Kişi ve Vatandaş Hakları Bildirgesi ile girmiştir. Söz konusu ilke, kendisine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyan Beyannamesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi gibi pek çok uluslararası düzenlemede yer bulmuştur. Anayasa’mızda da açıkça düzenlenen bu ilke savaş zamanlarında bile kendisinden feragat edilemeyen, Anayasa’mızın yarattığı çekirdek alan içerisinde yer alan bir ilkedir. Anayasa’mızın 38. maddesine göre, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” ve yine Anayasa’mızın 15. maddesine göre de, “Savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz”.