Üç ana zararı var: Birincisi, kendi paranızı basmaktan vazgeçtiğiniz için senyoraj gelirlerinden de vazgeçiyorsunuz. Senyoraj geliri, devletin para basarak satın aldığı mal ve hizmet miktarı olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla, kendi parasını basan her ülkenin bir senyoraj geliri var. Başkasının parasını kullanmaya başladığınızda, kendi senyoraj gelirinizden vazgeçip, parasını kullanmaya başladığınız ülkenin senyoraj gelirini artırmış oluyorsunuz. Diyelim ki bu zarar göze alındı. Ama başka zararlar da var.
İkinci zarar, merkez bankalarının ‘son başvurma mercii’ olma görevlerini yerine getirememeleri. Normal koşullar altında bankalar birbirleri ile kısa vadeli borç alıp verme ilişkisine girerler. Zira gün içinde bir bankaya beklenmedik bir kredi geri dönüşü olabilir, bir diğerinden beklenmedik mevduat çekilişi. Ortaya çıkan kısa süreli likidite ihtiyacı bir başka bankanın likidite fazlasından sağlanır. Finansal piyasalarda ortalık karışınca, finansal kurumlar birbirlerine borç vermekte nazlanırlar; bu tür işlemler aniden ortadan yok olabilirler. Bankaların birbirlerine çok kısa vadeli borç verdikleri piyasalarda borçlanma faizleri sıçrayabilir. Bu gerginliği yatıştırmak merkez bankalarının görevi. Bu ortamda ihtiyacı olan bankalara merkez bankaları borç verirler. Böylelikle likidite sıkışıklığı içinde olan bankaların likidite sorununun zamanla sermaye yetmezliği sorununa dönüşmesini engellerler. ‘Başkasının’ parasını kullanıyorsanız, böyle bir olanağınız kalmıyor.
Resmi dolarlaşmaya gitmenin son zararı ise para politikasından vazgeçilmesi. Parasını kullanmaya başladığınız ülke kendi ekonomik koşullarına uygun gördüğü para politikası kararlarını alacak. Ama o kararlar sizin ülkeniz için uygun olmayabilir. Mesela sizin ülkenizde işsizlik doğal düzeyinin üzerine çıkmış, parasını kullandığınız ülkede ise tam tersi yaşanmış olabilir. Sizde faiz haddinin düşmesi gerekiyor, öbür ülkede de tam tersi. Parasını kullandığınız ülke faiz haddini artırırsa ne yapacaksınız? Yandınız!