AÖF Soru Bankası
KMT106U · Ünite 1

Kentsel Mekânda Koruma ve Planlama

  • 20 soru-cevap
  • Restorasyon ve Koruma İlkeleri
1

Kentsel planlamanın, koruma kavramının ve aralarındaki ilişkinin gelişiminin hız kazanması tüm dünyada ne zaman başlamıştır?

Kentsel planlamanın, koruma kavramının ve aralarındaki ilişkinin gelişiminin hız kazanması tüm dünyada II. Dünya Savaşı sonrasına rastlamaktadır. Özellikle koruma adına uluslararası çalışmaların başladığı bu yıllarda, yıkılan ve yok olan kentlerin yeniden yaşama kavuşturulması amacı ile başlatılan çalışmalar sonucunda Atina Bildirgesi (1931) ile tanımlanan çerçevenin yetersiz kaldığı görülmüştür.

2

1964 yılında ve Atina Bildirgesi temel alınarak yayınlanan tüzüğün adı nedir?

1964 yılında yayınlanan Venedik Tüzüğü’nde, Atina Bildirgesi temel alınarak daha çok anıtsal nitelikli yapıların yerinde korunması, onlara fonksiyon kazandırılması, özgün malzeme ile onarımı, dönem kalıntılarının saygı görmesi, onarımın özgün yapıdan ayırt edilebilecek şekilde ve dengeli bir biçimde yapılması ve de onarımda varsayımlara dayanan müdahalelerin olmaması gerektiği vurgulanmıştır. Venedik Tüzüğü restorasyon uygulamalarına getirdiği genel ilkesel çerçeve açısından daha sonraki anlaşma ve sözleşmelere temel olmuştur.

3

Avrupa Konseyi tarafından, Avrupa Mimari Miras Yılı nedeni ile 1975 yılında düzenlenen kongre sonunda yayınlanan Amsterdam Deklerasyonu ile hangi koruma kavramı üzerinde durulmuştur?

Avrupa Konseyi tarafından, Avrupa Mimari Miras Yılı nedeni ile 1975 yılında düzenlenen kongre sonunda yayınlanan Amsterdam Deklerasyonu ile “bütünsel/bütünleşik” koruma (integrated conservation) kavramı üzerinde durulmuştur. Amsterdam Deklerasyonu çevre ölçeğinde korumanın genel ilkelerini belirleme açısından önemlidir. Bildirgede temel olarak; mimari mirasın tek yapı değil, doku, kent ve çevresi olarak görülmesi gerektiği, korumanın tek başına bir çalışma olarak değil büyük ölçekli kent ve bölge planlamanın bir parçası olarak düşünülmesi ve bu anlamda planlama araçlarına sahip olan yerel yönetimlerin önemli sorumluluk üstlenmeleri, yapıların onarımı ve korunması için gerekli parasal yardım olanaklarının yaratılması gerekliliği, genç kuşakların eğitilmesi programlarına ağırlık verilmesi ve kamu yararına dönük faaliyet gösteren uluslararası ve yerel bağımsız kuruluşların desteklenmesi konularına değinilmiştir.

4

Avrupa ülkelerinin koruma anlayışında tarihi ve kültürel değerlerin önemi ile korunmaları gerekliliği tartışılmaz bir konu ve tutumdur. Bu varlıkların korunması için hangi önlemleri almışlardır?

Avrupa ülkelerinin koruma anlayışında tarihî ve kültürel değerlerin önemi ile korunmaları gerekliliği tartışılmaz bir konu ve tutumdur. Bu nedenle her ülke tarihî kültür varlıklarının tespit ve tescil işlemlerini büyük bir titizlikle gerçekleştirmiş olup ülke bütününde güncel bir envantere (arşive) sahiptir. Bu varlıkların korunması için yasal, parasal, teknolojik, örgütsel, kültürel, sosyal ve coğrafik veriler oluşturulurken ülke, bölge, kent ve sit (koruma) alanı kademelenmesinden ya da planlama ölçeğinden tek yapı ölçeğine kadar işlevsel tercih ve koruma yöntemleri belirlenmiştir.

5

Avrupa ülkelerinde kültürel değerlerin korunmasında kimin katılımı önemsenmektedir?

Avrupa ülkelerinde kültürel değerlerin korunmasında, kullanıcının ve halkın katılımı önemsenmekte, özellikle İtalya’daki Mahalle Komiteleri, dünyaca benimsenen örneklerden biri olarak bilinmektedir. Halkın katılımı yalnızca mal sahipliği ölçeğinde kalmamakta, konuya duyarlı kişilerin/kurumların kurabileceği vakıf ve dernekler de bu sürecin içinde yer almaktadırlar. Ayrıca eğitime verilen önem ile bilinçli bir halk katılımı sağlanarak koruma anlayışı güçlendirilmektedir.

6

Kültürel mirasın korunması tarihi, ülkemizde bu kavramın ne zaman önem kazandığı söylenebilir?

Kültürel mirasın korunması tarihi, ülkemizde ise ancak 19. yüzyıla kadar götürülebilecek bir kavramdır. Gerek Osmanlı İmparatorluğunda, gerekse Cumhuriyet döneminde bu uğurda azımsanmayacak emekler veren birçok kuruluş ve kişi olmuştur. Bu doğrultuda kültürel mirasa ilişkin yasal bir taban (mevzuat) ve onun kurumlarını yaratma çabası 19. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkmış, mevcut ve olası yanlışları önlenmesine çalışılmıştır. Böylesi çabalar bir yönüyle de bugünkü duyarlılıkların entelektüel ve sosyal temelini yaratmıştır.

7

Türkiye’de cumhuriyetin ilk yıllarında temeli müzecilik olan eski eser koruma anlayışı ne zaman kavramsal çeşitlenme, genişlemeler ve planlı hale gelmiştir?

Türkiye’de cumhuriyetin ilk yıllarında temeli müzecilik olan eski eser koruma anlayışı; 1930’lu yıllardan sonra içine taşınmazları da alarak genişlemiştir. 1951 yılında eski eser ve anıt, yani tek yapı ölçeğinde koruma çabaları yasalarda yer almış, 80 sonrası ise kavramsal çeşitlenme ve genişlemeler ile birlikte doku koruma ve imar planlama yeni bir yasal düzenleme ile “planlı koruma” adı altında uygulama alanı bulmuştur.

8

Günümüzde mevcut planlama yaklaşımları ve politikalarıyla kent ölçeğinde düzenli, yaşanabilir, insan odaklı kentsel mekânların üretilmesi yetersiz kalmakta ve planlı koruma anlayışının da işlevsel olabilmesi için çözüm ne olmalıdır?

Ancak bilinmelidir ki, mevcut planlama yaklaşımları ve politikalarıyla kent ölçeğinde düzenli, yaşanabilir, insan odaklı kentsel mekânların üretilmesi yetersiz kalmakta, dolayısıyla planlı koruma anlayışı gereği gibi işlevini yerine getirememektedir. Çözüm; kamu ve toplum yararı kavramının öne çıktığı, yaşam kalitesinin arttırıldığı, katılımcı, kent kültürüne ve kentlilik bilincine saygı duyan, onları özendiren yöntemler geliştirmiş bir planlama yaklaşımının (metodolojisinin) benimsenmesinde aranmalıdır. Bu takdirde planlama ile korumanın işlevsel ve olması gereken zorunlu ilişkisi daha anlamlı ve daha bilimsel biçimde kurgulanabilecektir.

9

Kentsel ve kentleşme kavramlarının ne anlama gelir?

Kent incelemelerinde “kentsel” ve “kentleşme” sözcükleri, kullanımlarının zor olmasının yanı sıra kolaylıkla birbirleri ile de karıştırırlar. “Kentsel” sözcüğü sıradan kullanımıyla harita üzerinde bir yer ve oradaki yaşamı anlatır. “Kentleşme” ile de genellikle fiziki kentin kent dışındaki yerlere yayılması, genişlemesi ifade edilir.

10

Bir yerleşmenin kent olup olmadığını belirleyen en önemli kriter ve kent tanımında kullanılan en yaygın kriterler nelerdir?

Bu nedenle, kentlerin nüfusunu, büyüklüğünü, sosyoekonomik yapısını, kentsel fonksiyonların dağılımını, yönetsel yapısını veya bunların bazılarını birlikte temel alan tanımlamalara rastlamak olasıdır. Bu anlamda kent adına bazı temel değişkenler tarım dışı üretime dayalı üretim özelliği, nüfus ile ölçülebilen büyüklük, birim alanda oturan nüfus ile ölçülebilen yoğunluk, heterojenlik (çok işlevlilik, her tür görünümde çeşitlilik), ulaşım ve haberleşme yolu ile gerçekleşen insan ilişkilerinin ait olduğu yerleşmenin coğrafi alanına dağılış biçimi ve bu ilişkilerin yoğunluğu (bütünleşme) biçiminde özetlenebilir. İçlerinde bir yerleşmenin kent olup olmadığını belirleyen en önemli kriter “üretim özelliği” olurken, kent tanımında kullanılan en yaygın kriterlerin “nüfus” ve “yönetim” olduğunu da biliyoruz.

11

Günümüz kentlerinin planlamasında ve yönetilmesinde, kente yönelik kararların alınmasında kimlerin katılımı beklenilmektedir?

Günümüz kentlerinin planlamasında ve yönetilmesinde, kente yönelik kararların alınmasında artık ilgili tüm kişi, grup ve kurumların katılımı beklenmektedir. Bir diğer deyişle; bu anlayışın ardındaki temel felsefe, ilgili aktörlerin planlamada, yönetimde ve kararlarda rol üstlenmesidir. Geleceğin kentleri; bilimi kullanan, hizmetleri etkin sunan, işbirliğine açık, sürdürülebilir, yaşanabilir, refah artışını destekleyen ve girişimci olarak yönlendirilmektedir. Çünkü kent, varlığı ile sosyal yaşamın temel gücü, ekonomik istikrarın belirleyicisi ve yarattığı ortam ile de güçlü bir kültürel faktördür.

12

Orhan Hançerlioğlu “kültür”ü nasıl tanımlamaktadır?

Orhan Hançerlioğlu “kültür”ü şöyle tanımlamaktadır: “Bir toplumun ihtiyaçlarını karşılama biçimleri, kurum ve grupların, inanç ve geleneklerinin oluşturduğu organik ve değişken bir bütün” (Hançerlioğlu, 1967: 225). Dolayısıyla insan doğayı yeniden üretirken kendi kendini de üretmektedir.

13

Kent kültürü nedir?

Kent kültürü; kentte yaşayan bireyler tarafından, ortak değerler üzerinde bir araya gelerek üretilen maddi veya manevi değerlerin oluşum sürecidir.

14

Planlama nedir?

Planlama; fiziksel, sosyal ve ekonomik gerçekleri görmek / algılamak, saptamak, tanımlamak, belirlemek daha da geliştirmek ve tarihsel gelişme sürecinde kazanılmış olan kimliğin korunarak geliştirilebilmesine yardımcı olmak biçiminde ele alınabilir. Bu bağlamda da doğal, beşerî ve fiziksel çevre arasında denge sağlayarak, bireylerin / toplumların mutlu ve güven içerisinde yaşamasını hedefler. Dolayısıyla, gelecek için karar verme, problem çözme ve belirli bir amaç adına rasyonel bir düzenleme işlemi olup genel anlamda geleceğe yönelik bir kestirim işi ve karar verme süreci olarak tanımlanabilir. Planlama, aralarında karşılıklı ilişkilerin mevcut olduğu bir sistemde, belirlenen amaca ulaşabilmek için, saptanmış olan hedeflere varabilmek üzere geliştirilecek kararların alınmasıdır. Bu kararlar “geliştirilecek duruma ilişkin olduğu” için ileriye yönelik kestirimler biçiminde gelişim gösterebilir.

15

Howard’a göre kent planlaması nedir?

Howard’a göre; kent planlaması, kentsel alanların değişmesine bir yön verilmesidir. Bu niteliği ile kent planlaması, kentin fizikî varlığının biçimlenmesinden daha ileri giden kimi toplumsal ve ekonomik amaçların gerçekleşmesine yönelmiştir.

16

Kent planlama nedir?

Kent planlama ise; doğal, beşeriî, fiziksel (yapılaşmış) çevre verileri ve yerel değerlerden kaynaklanan bilgilenme ile kentin tarihsel gelişme sürecinde kazanmış olduğu kimliğini koruyarak, kentsel arazi kullanımında çeşitli kullanma biçimleri ve kentsel işlev alanları arasında olması gereken yerleşme düzenini ve dengeyi oluşturmak amacıyla, kentsel gelişmelerin düzenlemesine yardımcı bir uygulama aracıdır. Kent planlama, mevcut arazi kullanış biçimi ile olması gereken yeni düzeni arasında mekânın uyumlu organizasyonunu amaçlar. Bu amaca belirli bir süre içinde ulaşmak için seçilen hedefler; var olan duruma bakılarak kentsel işlevler için daha iyi barınma, çalışma, dinlenme ve eğlenme olanakları, daha düzenli açık alanlar, ulaşım sistemleri ve daha iyi teknik altyapı vb. gibi tüm ögelerin organizasyonunun sağlanmasına yöneliktir. Bu hedeflerin yanı sıra, kent planlama; kent ve kentlinin bütünleşmesinin, kentlinin kentine sahip çıkmasının, yönetime katılmasının, kentsel yaşama uyum sağlamasının ve bunlara yardımcı olacak koşulların ortaya konulmasının da bir aracıdır. Dolayısıyla, “kent planlama” bir süreçtir.

17

Ünlü yazar ve tasarımcı William Morris 1887 yılında koruma ile ilgili hangi birliği kurmuştur?

Ünlü yazar ve tasarımcı William Morris fikirleriyle bu geleneğin önderliğini yapmıştır. 1887 yılında “Tarihî Binaları Koruma Birliği”ni kurarak “bu kurum bizlerin, bizden sonra geleceklerin yalnızca emanetçisidir” görüşünü savunmuştur. Bu, o dönem adına oldukça radikal bir görüştü.

18

Dünya Savaşı sonrasında ise koruma bilincinin artmasıyla ülkeler nasıl sonuçlar elde etmiştir?

Dünya Savaşı sonrasında ise koruma bilincinin artması ile kısa sürede, etkin önlemler alınmış, tarihî dokuların, kentlerin korunmasında bütünsel anlayış öne çıkmış, yeni uzmanlık alanları ile birlikte yeni yapılanmalara gidilmiş ve bunların sonucunda birçok ülkenin örnek aldığı başarılar ortaya çıkmıştır. Bugün İngiltere’de 500’ün üzerinde sivil toplum kuruluşu koruma ile uğraşmakta, yönetimlerin de duyarlı yaklaşımları paralelinde koruma / katılım / planlama ilişkileri öykünülecek düzeyde sürdürülmektedir.

19

Osmanlı’nın 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısı, sanayi devrimi yaşamış olan Batı’ya uyum, Batı’ya açılma çabalarının yoğunlaştığı bu dönemde koruma anlayışı nasıldır?

19.yüzyılın özellikle ikinci yarısı Osmanlı’nın, sanayi devrimi yaşamış olan Batı’ya uyum, Batı’ya açılma çabalarının yoğunlaştığı dönem olarak anılır. Dönemin koruma anlayışının temelinde, Batı ile bütünleşme arayışlarının olduğu söylenebilir. Aynı dönemde koruma, önceleri müzecilik kavramı çerçevesinde ele alınmıştır. Eski eserler, “sahipleri olmayan taşınabilir eşyalar” olarak tanımlanmış ve bu tanım uzun süre geçerliliğini korumuştur. Süreç içinde taşınır kültür varlıklarının müzecilik kapsamında korunup geliştirilmesine ilişkin anlayış gelişmiş ve uygulamalar hazırlanan mevzuata (yasal sisteme) göre yapılmaya çalışılmıştır. Tanımlar daha kapsamlı hâle gelmiş, çıkarılan nizamnameler ile eski eserler hukukunun temeli oluşmuş, arkeolojik kazılar başlatılmış ve yurt dışına eski eser çıkarılması kesinlikle yasaklanmıştır.

20

Osmanlı İmparatorluğu’nda 1906 yılında yürürlüğe giren yasanın adı nedir?

Osmanlı İmparatorluğu’nda 1906 yılında yürürlüğe giren IV. Asar-ı Atika Nizamnamesi (Eski Eserler Yasası / Tüzüğü) bu dönemin koruma ile ilgili son düzenlemelerdir. Bu yasa da “taşınmaz eski eser” kapsamı daha genişletilmiş, müzecilik çerçevesinde kalan koruma anlayışı açılmak istenmiştir. Ancak, yine de Asar-ı Atika Nizamnameleri, ağırlıklı olarak müzecilik üzerine yoğunlaşmış ve daha çok klasik kalıntıların korunmasını amaçlamıştır.

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç