AÖF Soru Bankası
KMT106U · Ünite 2

Çeşitli Örnekleri ile Korumaya Yönelik Politikalar

  • 23 soru-cevap
  • Restorasyon ve Koruma İlkeleri
1

Jokilehto koruma uygulamaları ve dönemlerini kaç başlık altında toplamıştır?

Jokilehto bu farklı uygulamaları ve dönemlerini dört başlık altında

toplamıştır:

  1. Tarih olarak anıtlar
  2. Stilistik Restorasyon Dönemi
  3. Modern Koruma Dönemi
  4. Geleneklerin sürdürülmesi,
2

Mahajan 2008 tarihli çalışmasında tarihsel süreç içinde özellikle Avrupa eksenli koruma politikaları ve tarihi kentler yönetimi irdelemesi koşutunda kaç farklı donemden söz etmektedir?

Mahajan 2008 tarihli çalışmasında tarihsel süreç içinde özellikle Avrupa eksenli koruma politikaları

ve tarihi kentler yönetimi irdelemesi koşutunda beş farklı donemden söz etmektedir. (Mahajan, 2008:28-84).

  • Birinci donem; İkinci Dünya Savaşı öncesi; Tek Yapı Ölçeğinde Koruma,
  • İkinci donem; 1960’lara kadar; Tarihsel Alanların Korunması,
  • Üçüncü donem; 1970’ler; Kent Planlama ve Kentsel Rehabilitasyon
  • Dördüncü donem; 1970–1990 arası; Çevre yaklaşımları,
  • Beşinci donem; 1990’lardan günümüze; Tarihsel merkezlerden tarihsel kentlere (yaşayan bir anıt olarak kent)
3

 Bütün Avrupa’ya yy başında yayılan sanatta romantizm akımı, koruma uygulamalarını ve politikasını nasıl etkilemiştir?

XIX. yüzyıl başlarında özellikle kuzey ülkelerinde gelişen Orta Çağ yapılarının ulusal miras olarak kabul edilmesi eğilimi ile yine aynı dönemde bütün Avrupa’ya yayılan sanatta romantizm akımı, koruma uygulamalarını ve politikalarını domine etmiş olan stilistik restorasyon yaklaşımının temel kaynaklarını oluşturmuştur (Jokilehto, 1999: 301). Viollet-Le-Duc ve Merimée’nin başını çektiği korumacıların benimsemiş olduğu ve tarihselcilik ile eklektizm etkisinde gelişmesini sürdüren, her bir stilin bağımsız bir yanı olduğunu, malzeme veya renk değişikliklerinin korunması gereken stilin ruhuna ve özüne etkisinin olmayacağını ileri süren stilistik koruma yaklaşımı, yüzyılın sonlarında, tarihî miras varlıklarının bütünselliğine yönelik koruma politikalarının yeniden üretilmeye başlanması ile stilistik yönünü kaybetmiştir.

4

Ostrogotların efsane kralı Büyük Teoderik’in dünyanın yedi harikası üzerine söyledikleri ne anlam ifade etmektedir ?

  1. yüzyılda Ostrogotların efsane kralı Büyük Teoderik’in dünyanın yedi harikası üzerine söyledikleri tarihsel miras üzerine yapılan ilk açıklamalar olarak kabul edilmektedir (Jokiltho, 2005:9). Gerek Büyük Teodorik gerekse Papa II. Puis olarak bilinen Enea Silvio Piccolomin (1405-1464) tarafındankentlerin değerlerinin artırılması ve estetik kaygılarla önerilen eski yapıların korunması, 18.yüzyıla gelindiğinde farklı bir bağlama oturtulmaya başlanmıştır.
5

Fransız Devrimi’nin birkaç yıl sonrasında 1794’te Fransız Rahip (Henri) Gregoire eski yapıların korunması ile ilgili olarak ne söylemiştir?

“ … Eski yapılar bir nevi madalyalardır, kendi bütünsellikleri içinde korunmalı, ….. Belgelerin eşitlik ve özgürlük ilkelerinin aksine bir durumu belirtmediği Orta çağa ve modern zamanlara gelindiğinde, onlar [belgeler] da … tarihin farklı dönemlerini belirlediklerinden … mutlaka korunmalılar, onları tahrip etmek bir kayıp olur, onları tercüme etmek bir anlamda tarihe aykırılık olur, bu onları işlevsiz ve gerekçesiz olarak doğallıklarından arındırmak olur ve siz hiç kuşku yok ki [eski eserleri koruyarak] bizi onursuzlaştırarak zayıflatmak isteyen karşıdevrimci barbarlığı bastıracaksınız.”demektedir (Jokiletho, 2005:10).

Rahip Gregoire, bu söylemi ile eski yapılar üzerinden çok açık ve net bir biçimde toplumsalöğretiler üretmekte ve Fransız Devrimi’nin yayılmasının sürekliliğinin sağlanması açısından korumanın önemine vurgu yapmaktadır.

6

William Morris tarafından 1877’de kurulan İngiliz Eski Yapıları Koruma Topluluğu’nun kuruluş manifestosu nedir?

1877’de William Morris tarafından kurulan İngiliz Eski Yapıları Koruma Topluluğu’nun kuruluş manifestosunu, XIX. yüzyılın son yıllarında Manş’ın diğer yakasında geliştirilen koruma kavramının genel bir görüntüsü olarak kabul edebiliriz. Bu manifestoda William Morris, bir yapının korunması ve restore edilmesi için hangi değerlerinin öne çıkması gerektiği konusunda sanatsal, pitoresk, tarihî, antik veya önemli olduğu düşünülen herhangi bir şey veya sanatçıların herhangi bir yapıtının bulunmasının, yapının korunması ve restore edilmesi için yeterli gerekçeyi oluşturacağını ileri sürmektedir. Görüldüğü gibi 20. yüzyılın başındaki koruma kavramı yapının sadece yapıldığı tarihe bağlı olarak değil barındırdığı özelliklere göre de tarihsel miras olarak tanımlanması ilkesini benimsemiş durumdadır.

7

Koruma açısından yirminci yüzyıl başında hangi kongre ile başlamıştır?

Yirminci yüzyıl koruma açısından 1904 Madrid 6. Uluslararası Mimarlar Kongresi ile başlamıştır (Jokiletho, 2005: 13). Bu kongrede tarihî yapılar ölü ve yaşayan olarak ikiye ayrılmış, bunlardan ölü yapılar olarak belirlenmiş olan işlevlerini kaybetmiş kullanılmayan yapıların sadece harabe hâline dönüşmemeleri için güçlendirilmeleri gerektiği, buna karşın, yaşayan yapıların kullanımlarının ve güzelliklerinin sürdürülmesine olanak tanımak için restore edilerek korunmaları gerektiği yönünde bir uygulama politikası geliştirilmiştir. Bu yaklaşımda özellikle ölü olarak nitelenen yapılar açısından öne çıkan kabul bu yapıların tarihsel, estetik ve teknik özelliklerini yapının işlevini kaybetmesi ile birlikte kaybolduğudur. Dolayısıyla bu yapıların korunması bu ilke doğrultusunda olmalıdır.

8

Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında 1931 tarihinde uluslararası düzlemde alınan koruma kararları ve bu yönde düzenlenen politikalar oldukça yenilikçi kabul edilen bu tüzüğün adı nedir?

 1931 tarihli Atina Tüzüğü (Restorasyon Tüzüğü) kapsamında temelde yapılar ile ilgili olarak bazı önemli yaklaşımlar ve koruma politikaları geliştirilmiştir (ICOMOS, 2004: 33).

Görüldüğü gibi 1931 tarihinde I. Dünya Savaşı hemen sonrasında uluslararası düzlemde alınan koruma kararları ve bu yönde düzenlenen politikalar oldukça yenilikçidir. Ayrıca Atina Tüzüğü’nün ortaya koyduğu ilkeler ve politikalar ile pek çok ülke tarafından benimsenmesi ile koruma açısından daha sonraki dönemlerde ICOM ve UNESCO yönlendirmesi ile oldukça yaygın bir uluslararası hareketliliğe neden olmuştur (ICOMOS, 2004: 39).

9

UNESCO’nun açılımı nedir?

UNESCO: İngilizce “United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization” kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuş ve dilimizde “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu” biçiminde karşılanmıştır.

10

UNESCO’nun Yeni Delhi’de 1956’da yapmış olduğu toplantı sonrasında sürdürülmekte olan arkeolojik kazılara yönelik bir tavsiye metni nasıl bir yaklaşım sunmuştur?

UNESCO, en geniş anlamı ile her türlü arkeolojik kazı ve araştırmayı kapsayacak şekilde tavsiye ettiği bu yaklaşım çerçevesinde “toplum yararı” kavramı kullanılarak taşınır veya taşınmaz kültür varlığı niteliğinde olan arkeolojik buluntular ile ilgili düzenlemelerin ve önlemlerin, ülkelerin kendilerince yapılabileceğine bu bağlamda üye ülkelerin belirlenmiş bir tarihten önceye ait tüm nesneleri saklayan ve koruyan yaklaşımı terk ederek yeni bir yasa ile belirlenecek bir yaşa ve belirli bir döneme ait olan tüm eserleri koruma altına almaları gerektiğini ve yine üye ülkelerin tarihî eserleri bulan veya eline geçirenlerin yetkililere bildirmelerini zorunlu tutacak yasal düzenlemeleri zaman geçirmeden yapmalarını tavsiye etmektedir. Bu kapsamda önemle üzerinde durulması gerekenler başta, “toplum yararı” kavramının koruma politikaları kapsamına girmiş olması ve üye ülkelerin koruma politikalarını belirli bir yasal zemine oturtulması ile ortak tanımdan sonra ortak politikaların üretilmesi konusunda da zeminin uluslararası anlamda hazırlanmış olmasıdır.

11

İtalya’da 1961’de kurulmuş olan ANCSA – Ulusal Sanatsal ve Tarihî Merkezler Derneği (L’associazione Nazionale per-i Centri Storico- Artistici) yaklaşımında neyi hedeflemiştir?

1950’lerden 1960’lara gelinceye kadarki dönemde giderek artan sayıda, tarihsel kent merkezlerinin korunması ile ilgilenen, ulusal inisiyatifler oluşmuştur. Bunların en kayda değerlerinden birisi profesyonellerin katılımı ile İtalya’da oluşmuş olan ANCSA – Ulusal Sanatsal ve Tarihî Merkezler Derneği (L’associazione Nazionale per-i Centri Storico- Artistici) yaklaşımında tarihî kent merkezlerinin korunması, değerlendirilmesi ve restorasyonu konularında kamunun özel sektörle birlikte hareket etmesi hedeflenmiştir. Bu yeni yaklaşımın ilk sonuçları Bologna ve Assisi kent merkezleri planlamasında görülecektir (Jokilehto, 2007: 25).

12

Uluslararası Tarihî Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresi 1964 tarihinde ikinci defa toplanarak Venedik Tüzüğü’nü yenileyerek kapsamını nasıl genişletmiştir?

1931’de oluşturulan Atina Tüzüğü’nün geçen süre içinde sorunların daha karmaşık ve ayrıntılı bir hâle gelmesi ve toplumların tarihsel miras konusunda daha bilinçlenmiş ve daha hassaslaşmış olmaları nedeniyle yenilenmesi gereği ortaya çıkınca 1964 tarihinde Uluslararası Tarihî Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresi ikinci defa toplanarak Venedik Tüzüğü’nü yenileyerek kapsamını genişletmiş ve derinleştirmiştir. Bu bağlamda tüzük ile tarihî eser kavramı, yapının çevresini de içine alacak şekilde genişlemiş ve tarihe tanıklık etmiş olma kaydıyla kentsel veya kırsal her türlü yapıyı kapsar hâle getirilmiş ayrıca yapıların görkemli yapılar olması yanında daha alçak gönüllü ve basit olabilecekleri kabul edilmiştir.

Bu noktada tüzük ile birlikte koruma, korunması gerekli yapıdan toplumun her kesimi kapsayan alana genişlemiştir. Devamlılık kavramının da bu tüzükle anılmaya başlandığını söyleyebiliriz. Yapıların korunması amacıyla kullanılmaları kabul edilebilir, ancak kullanılmalarını sağlamak amacıyla bu yapılarda herhangi bir değişikliğe gidilmesi kabul edilmemelidir. Söz konusu tüzük ile birlikte bazı konularda önemli genişlemeler sağlanırken koruma açısından oldukça yenilikçi ve ilerici önlemler de geliştirilmiştir. Koruma politikaları bazında yapı odaklı politikalardan çevre odaklı koruma politikalarına geçiş yapıldığı görülmektedir.

13

Avrupa Konseyi tarafından 1975 tarihinde düzenlenen Avrupa Mimari Miras Tüzüğü koruma alanındaki polikası nedir?

1975 tarihli Avrupa Konseyi tarafından düzenlenen Avrupa Mimari Miras Tüzüğü UNESCO dışındaki uluslararası kurumların koruma alanındaki çabalarının bir örneğidir. Avrupa Mimari Miras Tüzüğü’nde öne çıkan önemli politika konularının başında mimari mirasın korunması amacıyla Avrupa bütününde ortak koruma politikalarının belirlenmesi hükmü gelmektedir. Bütünleşik korumaya dikkat çekilen tüzükte kamunun konunun içine çekilmesinin, korumanın başarıya ulaşması açısından zorunlu bir koşul olduğunun altı çizilmekte, özellikle Avrupa mimari mirasının sadece anıt yapılardan oluşmadığı tarihî kentler, daha küçük yapı dokuları ve “.. doğal ya da insan yapımı ortamlardaki karakteristik köyler[in]…” de bu mirasın kapsamı içinde oldukları vurgulanmaktadır. Bu şekilde mimari miras kavramı içine alınan varlıkların nitelikleri açısından çerçeve oldukça genişletilmiş ayrıca koruma politikalarının sadece kentsel mekânlarda değil kırsal alanları da kapsar şekilde çok daha geniş coğrafyalarda yeniden oluşturulması gerekliliği ortaya konmuştur. Diğer yandan tüzük koruma kavramının içeriği açısından da önemli katkılar yapmıştır. Avrupa Mimari Mirası Tüzüğü’nün 7. maddesi bütünleşik korumanın çürüyen ve köhneyen kent dokularının sosyal adalet ruhu ile yaklaşılarak yaşayanları bölgeden ayrılmaya zorlamadan gerçekleştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

14

Amsterdam Deklarasyonu ile Avrupa Mimari Mirası Tüzüğünde belirlenen hangi konuların altını çizerek dikkat çekmeyi amaçlamıştır?

1975 tarihli Amsterdam Deklarasyonu Avrupa Mimari Mirası Tüzüğünde belirlenen kimi konuların altını çizerek dikkatleri bu konulara çekmeyi amaçlamıştır. Özetle, söz konusu deklarasyon ile mimari mirasın, Avrupa halklarının ortak geçmişleri kadar ortak gelecekleri için de belirleyici bir özelliğe sahip olarak korunmasının yaşamsal önemi olduğu, bu mirasın sadece olağanüstü niteliklere sahip yapıları değil, kültürel veya tarihî değer ortaya koyan kırsal veya kentsel yerleşmeleri de kapsadığı, yeni gelişmeler ve yoğun trafik gibi mimari mirası tehdit eden oluşumlara karşı tüm halkların beraberce mücadele etmeleri gerektiği ve bu bağlamda mimari mirasın kent planlamasının temel hedeflerinden birisi olduğunun kabul edildiği uluslararası topluma ilan edilmiştir.

15

Dünya ölçeğinde hızlı bir artış gösteren turizm aktivitesi karşısında 1976 tarihli ICOMOS tüzüğü ne karar almıştır?

1976 tarihli ICOMOS Kültürel Turizm Tüzüğü’de (ICOMOS. 1976) dünya ölçeğinde hızlı bir artış gösteren turizm aktivitesi karşısında tehdit altına giren mirasın korunması yönünde bir uyarıda bulunarak, kültürel miras kavramına dikkat çekmektedir. Kültürel turizm giderek daha fazla kişi tarafından tercih edilen bir eylem olarak, ekonomik ve sosyokültürel yararları göz önüne alındığında, insan yerleşmelerinin korunması ve kollanmasına gereksinim duyulduğu ifade edilmektedir.

16

1985 tarihli Avrupa Konseyi Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi koruma politikaları ile kırsal ve kentsel planlama ile ne demek istemiştir?

1985 tarihli Avrupa Konseyi Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi daha önce UNESCO, ICOMOS ve diğer uluslararası kuruluşlar tarafından gündeme getirilen ve üye ülkelerce imzalanan çok sayıdaki benzer belgeye atıf yaparak bir anlamda bu belgeleri güncellemektedir. Bu bağlamda üye devletler, koruma politikaları başlığı altında; mimari mirasın korunmasının kırsal ve kentsel planlama içinde öncelikli bir hedef olarak tutmak, restorasyon ve bakım ile ilgili programları desteklemek, koruma olgusunun kültürel ve çevresel planlamanın değişmez bir unsuru hâline getirmek, korunması gerekli olmayan ancak konumu açısından değerli yapıların veya yapı gruplarının korunmasını sağlamak, korunması gerekli yapılar için geleneksel inşaat malzemelerinin ve mesleklerin sürdürülebilirliğini sağlamak konularında politikalar üretmeyi kabul etmişlerdir. Yine Granada’da bu kez mimari mirastan sorumlu Avrupa Bakanları toplantısında 2. Avrupa Konferansı gerçekleştirilmiş ve özetle, koruma politikalarında mimari mirasın yeni ve geniş tanımına göre düzenlemeler yapmak, bütünleştirilmiş koruma ilkelerinden vazgeçmemek, toplumun koruma konusundaki farkındalığını ve bilincini artırmak, özel girişim ve sivil toplumun koruma eylemlerini desteklemek, koruma politikalarının ekonomik etkisini göz önüne alarak kararları oluşturulmak, kirlilikle savaş ve fiziksel korumayı öne çıkarmak konularında ilke kararları alınmıştır.

17

Yeni Zelanda Kültürel Miras Değeri Taşıyan Yerlerin Korunması ile ilgili Tüzüğü’nde bir yerin nasıl korunmasının gerektiği önerilmiştir?

1992 Yeni Zelanda Kültürel Miras Değeri Taşıyan Yerlerin Korunması ile ilgili Tüzüğü’nde bir yerin tarihî çevresi ile beraber korunmasının gerektiği belirlenmiştir. Bu ortamın yok olmuş olması belgelere bilgilere ve bulgulara bağlı kalmak kaydıyla yeniden oluşturulması için bir gerekçe oluşturabilir. Ayrıca kültürel miras değeri taşıyan yerlerin doğal süreç ve olaylardan ötürü doğan veya doğacak tehditlerin önceden azaltılması veya yok edilmesi için “Risk Azaltımı Planı” hazırlanması önerilmektedir. Tüzüğün diğer önemli maddelerinin başında, müdahalesizlik konusu gelmektedir, kültür varlığına yapılacak herhangi bir müdahalenin varlık açısından sakıncalı olduğu saptandığı durumlarda herhangi bir eyleme girişilmemelidir. Ayrıca kültür varlıklarının, düzenli ve bir plan kapsamında bakımının sağlanması gerekmektedir. Tüzük restorasyon konusunda da bazı kısıtlamalar getirmekte, işlemin sadece yerin kültürel miras değerinin geri kazanılmasına neden olacak ise izin verilmelidir denmektedir. Bu bağlamda yerin veya yapıların genelleştirilmiş betimlemelerinden kaçınılmalıdır hükmü getirilmiştir.

18

İstanbul’da 1996’da düzenlenen Habitat II toplantısında kentsel koruma süreci ile ilgi hangi kararlar alınmıştır?

1996’daki İstanbul Habitat II toplantısında, kentsel koruma sürecinde yerel yönetimlerin daha fazla etkin olmaları bunun yanında merkezî yönetimlerin denetim görevlerini artırmaları gerekliliği ortaya konmuştur. Kentsel korumanın sürdürülebilirliği üzerinde yoğunlaşılan toplantıda toplumun her kesiminin korumaya aktif katılımının sağlanmasının yönetimlerin görevi olduğu ve bunun mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiği kabul edilmiş, bu bağlamda özellikle sürdürülebilir kentsel korumanın finansmanı için özerklik ve yerellik kavramları üzerinde durulmuştur.

19

Koruma politikaları acısından bir kırılma donemi olarak ortaya çıkan ikinci dönem nasıl tanımlanabilir?

Koruma politikaları acısından bir kırılma donemi olarak ortaya çıkan ve 1960’lı yılları kapsayan bu ikinci dönem, alan odaklı koruma politikalarının koruma uygulamalarına hakim olduğu bir donem olarak tanımlanabilir.

20

Alan odaklı koruma politikalarında temel farklılık nedir?

Alan odaklı koruma politikalarında temel farklılık, tek yapı ölçeğindeki koruma yaklaşımlarının, yapının

kendi özgün niteliğini oluşturan özelliklerin yanı sıra yapının içinde bulunduğu yakın çevresinin de bu özgünlüğün vazgeçilmez ve ayrılmaz bir devamı olduğu görüşüdür.

21

Koruma politikaları acısından bir kırılma donemi olarak ortaya çıkan ikinci dönem için en önemli uygulama ne zaman yürürlüğe girmiştir ve adı nedir?

Bu ikinci donem için en önemli uygulama 1962 tarihli Malraux Yasası’dır.

22

1962 tarihli Malraux Yasası neyi yapar?

Söz konusu yasa, korunması gerekli kentsel alanlar için iki ayrı ancak bütünleyici plan tanımı

yapmaktadır; Koruma Planı ve Geliş(tir)me Planı.

23

Koruma alanları kavramının İngiltere’deki gelişimine bakıldığında ne karşımıza çıkar?

Koruma alanları kavramının İngiltere’deki gelişimine bakıldığında 1960’lardaki yıkımlar karşımıza çıkmaktadır.

Ünite 2 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç