AÖF Soru Bankası
KMT204U · Ünite 1

Unesco Dünya Mirasında Türkiye I

  • 21 soru-cevap
  • Türkiye'nin Kültürel Mirası II
1

Hititlerin “Aşağı Ülke” veya Perslerin “Güzel Atlar Ülkesi” anlamında “Katpatukya” ismini verdikleri düşünülen, Roma döneminde Kapadokya olarak adlandırılan bölge nerede yer almaktadır?

Hititlerin “Aşağı Ülke” veya Perslerin “Güzel Atlar Ülkesi” anlamında “Katpatukya” ismini verdikleri düşünülen, Roma döneminde Kapadokya olarak adlandırılan bölge; Kayseri, Nevşehir, Aksaray ve Niğde illerinin bulunduğu Orta Anadolu bölgesini kapsamaktadır. Kapadokya bölgesinde yer alan Erciyes Dağı (3916 m), Hasan Dağı (3253 m) ve Göllü Dağ (2172 m) volkanlarının 60 milyon yıl öncesinden Neolitik döneme (MÖ 8.0005.500) kadar püskürttükleri lav ve küllerden oluşan tabakaların, zamanla rüzgâr ve yağmurla aşınmasıyla eşsiz doğal kaya oluşumları ortaya çıkmıştır. Bunlardan masalsı görünümlere sahip olanları, halk arasında “peribacası” olarak adlandırılmaktadır.

2

Peribacası nedir?

Kapadokya bölgesinde yer alan Erciyes Dağı (3916 m), Hasan Dağı (3253 m) ve Göllü Dağ (2172 m) volkanlarının 60 milyon yıl öncesinden Neolitik döneme (MÖ 8.0005.500) kadar püskürttükleri lav ve küllerden oluşan tabakaların, zamanla rüzgâr ve yağmurla aşınmasıyla eşsiz doğal kaya oluşumları ortaya çıkmıştır. Bunlardan masalsı görünümlere sahip olanları, halk arasında “peribacası” olarak adlandırılmaktadır

3

Kapadokya Bölgesi ile ilgili tarihteki ilk araştırma kim tarafından yapılmıştır?

Fransa kralı adına Akdeniz ülkelerinde geziler yapan Paul Lucas, 1704-1706 yıllarında gezdiği Kapadokya bölgesini ve buradaki eserleri 1720 yılında basılan iki ciltlik kitabında hazırladığı gravürler eşliğinde dünyaya tanıtan ilk kişidir.

4

Kapadokya ile ilgili tarihte kimler çalışmış, araştırmalar yürütmüştür?

Fransa kralı adına Akdeniz ülkelerinde geziler yapan Paul Lucas, 1704-1706 yıllarında gezdiği Kapadokya bölgesini ve buradaki eserleri 1720 yılında basılan iki ciltlik kitabında hazırladığı gravürler eşliğinde dünyaya tanıtan ilk kişidir. Daha sonra Fransız Charles Texier (1882), İngiliz William J. Hamilton (1842) W.F. Ainsworth (1842) ve John Henry Haynes (1884-1887) gibi gezginler, gravür ve fotoğraflar eşliğinde Kapadokya’daki yerleşim yerleri ve yaşam biçimlerine ilişkin bilgiler vererek bölgeyi dünyaya tanıtmışlardır. 20. yüzyıl başlarında bölgeye gelen Gertrude Bell ve Hans Rott, yayınlarında bölgenin bazı önemli yapılarının fotoğraflarına ve planlarına yer vermişlerdir. 1907-1912 yıllarında bölgeyi gezen ve Kapadokya’da bulunan kayaya oyma kiliseler hakkındaki ilk ciddi bilimsel çalışmaları yürüten Fransız Rahip Guillaume de Jerphanion’nun yayınladığı 7 ciltlik büyük eser, hâlâ önemini korumaktadır. Jerphanion, çalışmasında ilk kez Kapadokya kiliselerini mimarisi, duvar resimleri ve yazıtlarıyla birlikte ele alarak belgelemek suretiyle bir standart oluşturmuştur. Kapadokya ile ilgili bilimsel araştırma ve yayınların 20. yüzyılda katlanarak çoğalması sayesinde Kapadokya dünyanın en iyi bilinen tarihi yerlerinden biri olmuş ve ünlenmiştir.

5

Kapadokya bölgesinde Hristiyanlığın tarihi gelişimi nasıl olmuştur?

Bölgeye Roma İmparatorluğu döneminde giren Hristiyanlık, Bizans İmparatorluğu döneminde bölgenin egemen kültürünü oluşturmuştur. 1.yüzyılda Kudüs’te doğan Hristiyanlık, kısa bir süre içinde Akdeniz ülkelerinde ve Anadolu’da yayılmıştır. Kapadokya’nın Hristiyanlaşmasına ilişkin ilk bilgiler Kutsal Kitapta yer alan Havari Petrus’un (Aziz Pavlus/St. Paul) Birinci Mektubu’nda zikredilmektedir. Bazı bilim insanları, Petrus’un (öl.67) Hristiyanlığı yaymak için Ankara bölgesine (Galatia) yaptığı üçüncü yolculuk sırasında Kapadokya’ya uğradığını düşünmektedir. Nitekim 1. yüzyıldan itibaren Kapadokya’da ilk Hristiyan toplulukları oluşmaya başlamıştır. Bölgede yaşayan ilk Hristiyan toplulukların Romalılar tarafından öldürülen Hyacinthus, Kyrillos gibi liderleri yerel martir (din şehitleri) olarak kayıtlara geçmişlerdir.4. yüzyıl başında bölgede yaşayan Aziz Hieron’un yaşam öyküsünü anlatan metinde (vita), inancından dolayı takibata uğrayan azizin “insan eliyle, ustalıkla oyulmuş bir mağarada gizlendiğinin” kayda geçirilmiş olması, Kapadokya’nın kayaya oyma mekanlarındaki yaşamın çok daha erken dönemlerde başladığını kanıtlamaktadır. Hristiyanlığın, Roma İmparatoru I. Konstantinus tarafından 312/313 yılında ilan edilen Milano Fermanı ile serbest bırakılmasından sonra Roma İmparatorluğu’nun birçok yerinde olduğu gibi olasılıkla Kapadokya’da da ilk kilise mimarisi ortaya çıkmıştır.

Münzevi yaşam tarzına uygun coğrafyası ile Kapadokya, kısa sürede Bizans manastır yaşamının başlıca merkezlerinden biri haline gelmiştir. Kapadokya’nın önemli dini kişiliklerinden birisi olan Kayserili Aziz Basileios, manastır yaşamının ilkelerini formüle ederek bir anlamda Kanobitik -ortak yaşama dayalı- Bizans manastırcılığının kurucusu sayılmıştır. “Kapadokyalı Kilise Babaları” içinde yer alan Kayserili Basileios (329-379), Nazianslı Gregorios (329-390) ve Nyssalı Gregorios (335-394) 4. yüzyılda Hıristiyan Ortodoks inancının temel ilke ve kurallarını Kapadokya’da oluşturmuşlardır.

6

Göreme kiliselerinde İkonaklasmus dönemi ve sonrası etkileri nasıl görülür?

Erken dönemde kurulan Kapadokya manastır ve kiliseleri İkonoklasmus döneminde (726-842), işlemeye devam etmiş ancak, figürlü dini tasvirler yasaklandığından iç bezemeleri minimum düzeyde tutulmuştur. 843 yılında resim yasağının sona ermesiyle birlikte manastır ve kiliselerin dini içerikli parlak renkli figüratif dini resimlerle dekore edilmesine devam edilmiştir. Kapadokya’nın kutsal alanlarının İkonaklasmus sonrasına ait resimleri, kaliteleri ve yoğunlukları bakımından Bizans sanatının yeri doldurulamaz eşsiz sanatsal başarısını temsil ederler. Kilise yapımı ve kiliselerin içlerinin dini resimlerle bezenmesi, bölgenin Danişmendli ve Selçuklu egemenliklerine girmesinden sonra artarak sürdürülmüştür. Göreme Açık Hava Müzesinin resimli kiliselerinden Tokalı Kilise ile El Nazar Kilisesi 10. yüzyıla, St. Barbara Kilisesi ile Saklı Kilise 11. yüzyıla, Elmalı Kilise ile Karanlık Kilise 12. yüzyıl sonu-13. yüzyıl başına tarihlenirler. 4.13. yüzyıllarda Bizans dini mimarisinin tüm plan tipleri, kayaya oyma olarak bölgede uygulanmıştır. Kayaya oyma oldukları için günümüze oldukça iyi durumda ulaşan ve halen ziyaret edilebilen bu sanat eserleri geçmiş bir uygarlığın tanıklarıdır.

7

Göreme Milli Parkı'nda yer alan yeraltı şehirlerinin kullanım amacı nedir?

Yeraltı şehirlerinin yapılış tarihi ve amacı kesin olarak bilinmemekle birlikte savunma ve korunma amaçlı geçici barınaklar oldukları anlaşılmaktadır. Hristiyanlığın yasak olduğu 1.-4. yüzyıllarda gizlenmek zorunda kalan Hristiyanlarca kullanıldıkları, sonrasında konut, depo, işlik, dini ve savunma amaçlı kullanımlarının artarak devam ettiği anlaşılmaktadır. Özellikle 7.-9. yüzyıllarda gerçekleşen Sasani ve Arap akınları sırasında halkın yeraltı şehirlerine sığındıkları düşünülmektedir. Kapladıkları alan henüz bütünüyle tespit edilememiş olan Derinkuyu ve Kaymaklı yeraltı şehirleri bölgenin yüzlerce yeraltı şehrinden en geniş ve en derin olanlarıdır. Yumuşak tüf tabakalarının oyulmasıyla meydana getirilen yeraltı şehirlerinin, çeşitli işlevlere cevap veren çok katlı mekânları kilometrelerce uzunluğa sahip tünellerle birbirine bağlanmaktadır. Savaş zamanlarında sığınak olarak kullanılan yeraltı şehirlerinden, Türk döneminde de depo ve askeri amaçlarla yararlanılmıştır.

8

Kapadokya'nın günümüzdeki durumu ve turizmin bölge üzerindeki etkisi ile ilgili neler söylenebilir?

Geçmişten günümüze yaşamın kesintisiz sürdüğü Kapadokya’daki köyler, konutlar, manastırlar ve kiliseler Bizans İmparatorluğu dönemindeki özgün görüntülerini planları ve bezemeleri ile büyük ölçüde korumaktadır. Seçkin geleneksel yerleşim örneklerini barındıran Kapadokya, doğal erozyonun yanı sıra son zamanlarda artan turizmin olumsuz etkileri altında giderek savunmasız hale gelmektedir.

9

Ani arkeolojik alanı Türkiye'de nerede, hangi bölgede yer almaktadır?

Ani, Kars’ın 42 km güneydoğusunda, Türkiye-Ermenistan doğal sınırını oluşturan Aras Nehri’nin kollarından Arpaçay’ın batı yakasında, Ocaklı köyü sınırları içinde yer alır. Kent, üç tarafı akarsuların yarattığı derin vadilerle kuşatılan yaklaşık düz bir plato üzerinde kurulmuştur. İpek yolu üzerinde, verimli tarım alanları ile çevrili, korunaklı konumu sayesinde Ani, 2500 yıl boyunca kesintisiz yerleşim görmüştür.

10

Göreme Milli Parkı'nda yer alan yeraltı şehirlerinde ne tür yapılar ve detaylar yer alır?

Yiyecek depoları, şarap mahzenleri, odalar, ahırlar ve değişik işlevli daha pek çok mekânı bulunan yeraltı şehirlerinin koridor sonlarında, tehlike anında şehre girişi kapatan kapı işlevi gören kolayca yuvarlanabilen sürgü taşları (mil taşı) bulunmaktadır. Sürgü taşlarının kapının kolayca açılıp kapanmasını sağlayan ortalarındaki delikleriyle gelen düşman gözlenebildiği gibi ok, mızrak gibi silahlarla saldırıda da bulunulabilmekteydi. Yeraltı şehirlerinin giriş katları, genellikle ahır olarak kullanılan mekânları içermektedir. Kaba oyulmuş ahırların duvarlarında yemlik ve hayvanları bağlamak için kullanılan delikler bulunmaktadır. Dar ve eğimli koridorlardan ilerledikçe yaşam alanlarına, depolara, şırahanelere ve mutfaklara ulaşılmaktadır. Şırahaneler ve mutfaklar genellikle üst katlarda yer almaktadır. Mutfaklarda tandır adı verilen ocaklar, bacalar ve küplerin (amfora) yerleştirildiği küçük oyuklar bulunmaktadır. Yeraltı şehirlerinde yer yer dikey havalandırma bacaları yapılmış, yeraltı su kaynaklarına ulaşacak kadar derin oyulan havalandırma bacaları yeraltı şehirlerinin su ihtiyacının karşılanmasında ve iple sarkıtılan erzakların yeraltı mekânlarına indirilmesinde kullanılmıştır. Mekânların aydınlatılması ve ısıtılması ise keten tohumundan elde edilen bezir yağı ile yakılan kandillerle sağlanmıştır.

11

Ani Kenti ne zaman arkeolojik sit alanı ilan edilmiştir?

Ani, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 1988 yılında 1. Derece arkeolojik Sit ilan edilmiştir. Bu tarihten sonra kentte yapılan tüm kazı ve restorasyon çalışmaları başta Ankara Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü olmak üzere Kars Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Erzurum Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ve Kars Müze Müdürlüğü sorumluluğu ve denetiminde sürdürülmektedir.

12

Ani kenti tarihte hangi uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır?

Ani kentinin adına, tarihi kayıtlarda ilk kez 4. yüzyılda Ermeni Gamsaragan sülalesi döneminde rastlanmaktadır. İç kalede gerçekleştirilen arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan bazı kalıntılar kent tarihinin Urartulara kadar geri gittiğini göstermiştir. İç kalede MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen, küp şeklinde kesilmiş bazalt taşlarla harç kullanılmaksızın örülmüş sur duvarının Urartulardan kalma olduğu düşünülmektedir. Urartuların yıkılmasından sonra tüm Doğu Anadolu ile birlikte Ani ve çevresi MÖ 550-330 yılları arasında Pers İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiştir. Ani kentinin bilinen en eski dinsel yapısı olan ateşgedenin Pers döneminde Zerdüştler tarafından inşa edildiği düşünülmektedir. Ani bölgesi, MÖ 330 yılında Büyük İskender’in Persleri yenmesiyle Makedonya Krallığı’nın, daha sonra Roma İmparatorluğu’nun, 226 yılından itibaren de Sasani egemenliğine girmiştir. 4. yüzyılın başlarında Ermeni Gamsaragan sülalesinin eline geçen Ani, Gamsaragan hanedanlığı döneminde küçük bir kale yerleşimidir. 5. yüzyıldan 640 yılına gelinceye kadar Bizans ve Sasanilere bağlı generaller tarafından yönetilen Ani ve çevresi, 640 yılından 9. yüzyıl başlarına kadar önce Emevilerin ardından Abbasilerin denetimi altında kalmıştır. 961 yılında Katolikos Anania başkanlığında bir törenle Ani’de taç giyen III. Aşot (953-977), Ermeni Bagrationi hanedanlığının başkentini Kars’tan Ani’ye taşıyarak burada büyük bir kent inşasını başlatmıştır. 1045 tarihinde Bizans yönetimine giren Ani, 1064 tarihinde Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından fethedilmiştir. Sultan Alparslan’ın yönetimini Şeddadilere verdiği Ani, 1190 tarihinden sonra bir dönem Gürcülerin kontrolüne girmiştir. İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya girdiği ilk yere kurulmuş olan kent, kısa sürede bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükselmiştir. Bizans, Selçuklu ve Gürcü dönemlerinde ticaret kervanları için önemli bir kavşak olma özelliğini koruyan kent, Moğol istilaları ve 1319 tarihinde meydana gelen yıkıcı depremle gerilemeye başlamıştır. Ticaret rotalarının değişmesiyle önemini giderek kaybeden kent, 16. yüzyılda tamamen terk edilmiştir.

13

Ani harabelerindeki ilk araştırmalar hangi tarihlerde, kimler tarafından yapılmıştır?

1878-1918 yılları arasında Çarlık Rusyası’nın hakimiyetine giren Ani’deki ilk kazılar 1892 yılında Rus Dil Bilimler Akademisi’nde görevli Nikolay Yakovleviç Marr tarafından başlatılmıştır. 18921893 ve 1904-1917 arasında iki dönem halinde yürütülen çalışmalarda iç kalede bulunan saraya ait odalar ve bir taht salonunu ile kentin önemli alanlarında yer alan bazı yapılar ortaya çıkarılmıştır. Ele geçen küçük buluntuların büyük bölümü Erivan ve Rus müzelerine götürülmüştür. Erivan’daki tarih müzesinde Ani’den götürülmüş çok sayıda taş ve maden eser bulunmaktadır. Ani’den götürülen eserlerin en önemlilerinden birisini Kral Gagik’e ait heykel oluşturur. 1944-1945 yıllarında Prof. Dr. Kılıç Kökten, 1964-1967 arasında Prof. Dr. Kemal Balkan, 1989-2005 arasında Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı Ani’de arkeolojik kazı çalışmalarını sürdürmüşlerdir.

14

Ani Kenti'ndeki yapı örnekleri nelerdir?

II. Simbat döneminde inşa edilen Ani surları içinde bulunan Ateş tapınağı, Katedral, Gagik Kilisesi, Havariler Kilisesi, Yarım Kilise, Resimli Kilise, Kızlar Manastırı, Büyük ve Küçük Hamam, İpek Yolu Köprüsü, Emir Ebû’l Muammeran Camii ile Selçuklu Sarayı günümüzde görülebilen anıtsal yapıları oluştururlar. Ani’nin vadi bulunmadığı için korunmasız olan kuzey tarafına II. Simbat döneminde çift kademeli sur yapılmıştır. Yazıtlar, sur duvarlarının Sultan Alp Arslan zamanında onarıldığını göstermektedir.

15

"Jamatun" ne anlama gelir?

“Kilise Evi” anlamına gelen jamatun (gavit) Ermeni manastır kiliselerine özgü giriş mekânlarına verilen isimdir. Bizans kiliselerinin nartekslerine göre çok daha büyük olan jamatunlar ortada dört sütun üzerinde yükselen kubbesi bulunan yaklaşık kare planlı yapılardır. Genellikle kiliselerin batı girişi önüne bitişik inşa edilen bu mekânlar mezarlık, ön dua, eğitim, toplantı ve konaklama amacıyla kullanılmışlardır.

16

Ani Kenti'ndeki Ebû’l Muammeran Camisi hangi dönemde ve kim tarafından yaptırılmıştır?

Aslanlı kapıdan iç kaleye uzanan ana cadde üzerinde, dükkanların bulunduğu mevkide yer alan Ebû’l Muammeran Camisi kentin önemli yapılarından bir diğeridir. 12. yüzyıl başında Ebû’l Manuçehr’in oğlu Ebû’l Muammeran tarafından inşa ettirilen yapı, minaresi yıkılmış olduğundan Yıkık Minareli Cami olarak da bilinir. Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı’nın yürüttüğü kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılan yaklaşık kare planlı caminin güney duvarı ortasında mihrap nişi görülebilir. Sekizgen tabanlı minaresi Manuçehr Camii’nin minaresi ile aynı özelliklere sahiptir.

17

Ahtamar Kilisesi Türkiye'de hangi bölgede yer almaktadır?

Ahtamar Kilisesi’nin bulunduğu Ahtamar Adası, Van-Tatvan karayolunun 50. kilometresinde Van Gölü’nün güney kıyısında, karadan 4 km açıkta yer almaktadır. Ada, genel olarak Ahtamar Kilisesi ile bilinse de aslında burada saray, hisar, liman, mezarlık, kilise ve şapellerden oluşan bir yapı topluluğu bulunmaktadır. Kilise ve ek yapıları adanın güney ucunda yaklaşık düz bir alanda konumlanmıştır.

18

Ahtamar Kilisesi'nin Hristiyanlık tarihi bakımından önemi nedir?

Adanın ve kilisenin adı kaynaklarda “Aktamar” ya da “Ahtamar” şekline geçmektedir. Hz. İsa’nın çarmıhın bir parçası burada korunduğundan kilise Kutsal Haç’a adanmıştır. Hz. İsa’nın bedenine değen haç parçası Hristiyanlar için birinci derecede kutsal bir eşya (rölik) olarak kabul edildiğinden bu tür parçaları içeren kiliseler Orta Çağ’dan bu yana haç merkezi olarak ziyaret edilmektedir.

19

Ahtamar Kilisesi'nin tarihine ilişkin bilgi veriniz.

Zamanla gelişen yapı topluluğunun ilk evresi Vasburagan Kralı I. Gagik (904-938) tarafından 915-921 yıllarında yaptırılmıştır. Ahtamar Katolikosluğu’nun listesinde kilisenin yapım tarihi 915-921 olarak verilmiş; 17. yüzyıl yazarı Bitlisli Tavit, Kronik’inde kilisenin 916 yılında inşa edildiğini kaydetmiştir. Dönem kaynaklarına göre bizzat kral tarafından tasarlanan kilise, saray, hizmetli odaları, bahçe ve limandan oluşan kompleks, Manuel isimli mimar ve heykeltıraş bir keşiş tarafından inşa edilmiştir. Dönem tarihçisi Thomas Ardsruni’ye göre Mimar Manuel öyle bir adamdı ki bilgisi ve yeteneği ile kiliseyi mimari alanda bir başyapıt haline getirmeyi başarmıştır. 7. yüzyılda Anadolu’nun kuzeyde Kafkaslara kadar uzanan doğu kısmının Arapların eline geçmesi Orta Çağ Ermeni sanatında duraksamaya neden olmuşsa da istilalar ve iç karışıklıkların bitmesiyle 10. yüzyılın ilk yarısından itibaren yeniden bir toparlanma süreci başlamıştır. 10.11. yüzyıllarda krallık ve prensliklerden oluşan birçok farklı merkezden birisi de Van çevresinde 10. yüzyıl başlarında kurulan Vasburagan (Ardzruni) Krallığı’dır. 1113 yılında manastıra dönüştürülen yapılar, 1895 yılına kadar Ermeni Patrikliği’nin merkezi olmuştur. Manastır 1918 yılında Rus işgalinin sona ermesine kadar kullanılmaya devam etmiştir. Yapı kompleksi içinde yer alan kilise ile ek yapıları oldukça iyi durumda günümüze ulaşmıştır.

20

Ahtamar Kilisesi hangi tarihte ve kimler tarafından araştırma konusu edilmiştir?

Ahtamar, 19. yüzyıl ortalarından başlayarak günümüze kadar Ermeni mimarisini konu alan pek çok araştırmaya konu olmuştur. 1850 yılında adayı ziyaret eden A.H. Layard, kilisenin taş süslemelerini ilk kez bilim dünyasına tanıtmış, görüşleri kendisinden sonraki araştırmacılar tarafından tekrarlanmıştır. Ahtamar üzerine yapılan araştırmaları içeren en kapsamlı çalışmaların başında 1901 yılında H.F.B. Lynch, W. Bachmann, E. Lalayan, J. Strzygowski, 1963 yılında sanat tarihçisi Sirarpie Der Nersessian ve 1912 yılında yapıyı ziyaret eden tarihçi İ.A. Orbeli’nin eserleri sayılabilir. Araştırmacıların en çok dikkatini çeken konu kilisenin cephelerindeki taş kabartma sanatında görülen üstün işçilik ve ikonografidir. Bezemelerin üslup bakımında Asur, Mısır, İran/Sasani, Türk ve İslam sanatıyla olan benzerlikleri ya da bu kültürlerle bağları tartışılmıştır. M.Ş. İpşiroğlu ile Gönül Öney’in de Ahtamar ile ilgili önemli araştırma ve çalışmaları bulunmaktadır.

21

Sümela Manastırı nerede bulunur ve adının kaynağı nedir?

Sümela Manastırı Trabzon ili, Maçka ilçesi sınırları içindeki Altındere Vadisi’ndeki Karadağ’ın yamacında sarp bir kayalık üzerinde yer alır (Resim 1.10). Orman kaplı vadiden Trabzon’a kadar uzanan Değirmen Deresi’nin kollarından birisi akar. Eski adı Sümela Manastırı olan bu yer, halk arasında Meryem Ana Manastırı olarak da tanınır. Girişinde büyük bölümü restore edilen yamaca yaslanmış bir su kemeri bulunur. Manastırın başlıca bölümlerini ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, keşiş odaları (72 oda), kiler, erzak depoları, misafirhane, kütüphane ve kutsal ayazma (su kaynağı) oluşturur.

Hz. Meryem (Panaghia) adına kurulan Sümela Manastırı’nın ilk kez Trabzon Komnenos Prensliği (1204-1461) döneminde Yunanca kara, siyah, karanlık anlamlarına gelen Sümela olarak adlandırıldığı, dağın koyu rengi ya da burada bulunan ikonanın kararmış olmasının da bu isimlendirmede etkili olduğu sanılmaktadır.

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç