• İçeriği teşvik etme: “Content seeding” olarak adlandırılan ve Türkçeye içerik ekme ya da tohumlama olarak da çevirebileceğimiz bu stratejinin temelinde kullanıcıları marka hakkında içerik paylaşmaya teşvik etmek yatar. Bu teşvik kimi zaman mali bir karşılığı olan bir kupon, indirim ya da ödül olabileceği gibi tüketicinin kendini özel hissetmesini sağlayacak, marka ile tüketici arasında anlam ifade eden, soyut faydalar içeren motivasyon unsurları da olabilir. Bu sayede marka tarafından üretilen içeriği beğeni, paylaşım ve yorum gibi etkileşimlerle daha geniş kitlelere ulaştırmak ve dahası kullanıcı tarafından üretilen içeriğin gücünden yararlanmak mümkün olabilecektir.
• Davranışsal hedefleme: Diğer dijital mecralar üzerinden yürütülen kampanyalarda olduğu gibi sosyal medya kampanyalarında da davranışsal hedefleme yaklaşımı kullanılır. Bir kullanıcının sosyal medya ve diğer dijital ortamlarda gerçekleştirdiği online davranışlar, kişinin ilgi alanları gibi önemli konularda bilgi verecektir. Davranışsal hedefleme, bu bilgileri kullanarak başta reklam kampanyaları olmak üzere marka mesajlarının doğru kişilere ulaştırılmasında kullanılmaktadır.
• Gerçek zamanlı pazarlama: Uygulama alanında İngilizce karşılığı olan “Real-Time Marketing” terimiyle de anılan bu strateji basitçe, güncel bir olay ya da durumla ilgili içerik geliştirmek ve paylaşmak olarak tarif edilebilir. Büyük spor organizasyonları gibi canlı bir etkinlik sırasında meydana gelen ya da tamamen beklenmedik bir biçimde medya gündemi içinde yer alan bir olaya hızlıca tepki vermek için sosyal medya platformları oldukça işlevseldir.
• Video pazarlama: Video, çağımızın en popüler ve değerli içerik biçimlerinden biridir. İnternet kullanıcılarının büyük bir kısmı azımsanmayacak bir zamanı dijital videolar izleyerek geçirmektedir. Başta YouTube olmak üzere video paylaşım platformları sosyal medya pazarlaması için benzersiz fırsatlar sunmaktadır. Videoyu merkeze alan bu strateji video biçimli markalı içerikler üretip paylaşmanın yanı sıra, kullanıcılar tarafından tüketilen video içeriklerin öncesinde, arasında ya da sonrasında reklam yayınlamak biçiminde de uygulanabilecektir. Vlogger olarak adlandırılan video içerik üreticileri ile işbirlikleri yapmak da bu stratejiye dahil edilebileceği gibi, bir sonraki başlık olan influencer pazarlama stratejisine de karşılık gelmektedir.
• Influencer pazarlama: Bazı içerik üreticileri zamanla kendi dijital sosyal çevrelerinde, belirli konular özelinde birer kanaat önderine dönüşebilirler. Influencer pazarlaması, markaların bu kişiler ile işbirliği yapmalarını temel alan bir strateji olarak değerlendirilebilir. Bu işbirliği sonucunda marka amaçları doğrultusunda üretilen ve dolaşıma sokulan içerikler başta içerik üreticisinin kendi takipçileri olmak üzere ilgili hedef kitlelere, daha samimi ve etkileşime elverişli bir yapıda iletilebilecektir
• Etkileşimli blogları kullanma: Etkileşimli bloglar, ziyaretçilerin yorum veya gönderi eklemesine izin veren dijital ortamlardır. İyi yapılandırıldığında bloglar takipçileri çeker ve aktif katılımı teşvik eder. Markalar kendi özgün bloglarını yaratarak ya da mevcut bloglara sponsor olarak bu stratejiyi kullanabileceği gibi, kimi zaman markadan bağımsız olarak çeşitli bloglarda markayla ilgili içerikler ya da yorumların oluşması da söz konusu olabilmektedir.
• Tüketici değerlendirmeleri: Başta e-ticaret platformları olmak üzere çok sayıda dijital platform, markalar, ürün ya da hizmetler hakkında yorumlar ve yıldızlı derecelendirme gibi değerlendirme olanakları sunmaktadır. Hatta günümüzde tüketici değerlendirmelerini, tavsiye ya da şikayetlerini temel alan içerik platformları mevcuttur. Pazarlamacılar, müşteri tarafından oluşturulan incelemeleri dikkatli bir şekilde takip etmelidir, çünkü bunlar tüketicilerin karar verme süreçlerini de etkilemektedir. Bu bilgiler, pazarlama planları, ürün değişiklikleri ve hizmet stratejileri geliştirirken kritik hale gelmektedir.
• Viral pazarlama: “Viral” terimi, bir kişinin pazarlama mesajıyla “enfekte olmasını” (içeriğe maruz kalıp onu benimsemesi ve paylaşmaya değer bulması) ve ardından bunu bir virüs gibi diğer kişilere yaymasını açıklayan bir analojidir. Virüs salgınlarıyla aradaki fark, bireyin mesajı gönüllü olarak başkalarına göndermesidir. Bu sayede bir ağızdan ağıza iletişim süreci başlatılabilir. Pek çok farklı içerik kendiliğinden, kimi zaman planlı olmayan bir biçimde yayılma eğilimi gösterse de viral pazarlama uygulamalarında genellikle marka tarafından viral yayılıma elverişli bir içeriğin üretimi ve dolaşıma sokulması söz konusudur. Bunun için de sosyal medya, en elverişli ortamlar arasında öne çıkmaktadır.