AÖF Soru Bankası
SOS201U · Ünite 3

Klasik Sosyolojide Temel Yaklaşımlar I: Karl Marx

  • 20 soru-cevap
  • Klasik Sosyoloji Tarihi
1

Marx’ın toplum teorisi hangi kuramsal düşüncelerin bir sentezidir?

Marx’ın toplum teorisi, klasik Alman felsefesi, İngiliz iktisadı ve Fransız politik teorisinin bir sentezi olarak değerlendirilebilir. Marx, Alman felsefesinden diyalektiği almış ve bunu materyalist felsefe ile birleştirmiştir. İngiliz iktisat teorisinde yer alan emek-değer teorisi tartışmaları içinden artı değer teorisini geliştirmiştir. Fransız sosyal, tarihsel ve politik düşüncesi içinden de sınıf mücadelesi ve sosyalizm analizini oluşturmuştur.

2

Marx ve Hegel’in diyalektik anlayışları arasındaki farklılıklar nelerdir?

Marx, Hegel’deki idealist (düşünsel evrene öncelik tanıyan) diyalektiğin içeriğini ve yasalarını kabul etmiş, ancak onun bütünsel görünümünü tamamen değiştirmiştir. Hegel’in idealist diyalektiği maddenin düşünceden doğduğu tezine dayanmakta ve düşünsel nitelikli bir varlığı içermektedir. Marx, Hegel’den farklı olarak, maddenin ve varlığın düşünceden bağımsız olarak ele alınması gerektiğini savunmaktadır. Marx’a göre, düşünce maddeden üretilmektedir ve diyalektik maddi nitelikli bir varlığı içermektedir. Marx diyalektiği, Hegel gibi tarihi idealist açıdan değil; materyalist açıdan kavramak için kullanmıştır. Sonuç olarak, Marx tarafından Hegel’in idealist diyalektiği, maddeyi düşünceden değil; düşünceyi maddeden üreten maddeci bir diyalektiğe dönüştürülmüştür. Marx’ın maddeci diyalektiği evrendeki her olgu ve oluşumu karşılıklı ilişkiler bütünü içinde ele almakta ve bu bütünün kendine yaptığı etkiler çerçevesinde kavrayıp analiz etmektedir. Ayrıca evrenin unsurları olan doğa ve toplum arasında da diyalektik bir ilişki vardır. Ancak burada önemli olan nokta, Marx’ın diyalektiği doğa ve topluma farklı uygulamasıdır. Çünkü insan, doğadan farklı olarak düşünce ve irade gibi kendine özgü bilgi, beceri ve yeteneklere sahiptir. Bu nedenle Marx’a göre, toplumsal sorunların çözümü için uygulanacak olan diyalektik, tarihsel maddeci bir diyalektik olmalıdır.

3

Marx’ın tarihsel maddecilik anlayışının temel önermeleri nelerdir?

Tarihsel maddeciliğin özü, insanın duyulara ve düşünsel yeteneklere sahip olmasıdır. İnsan kendi varlığını devam ettirmek, ihtiyaç ve isteklerini karşılamak için sürekli çalışan ve üreten bir varlık olarak doğanın maddesel bir parçasıdır. İnsanın üretmesi, bölüşmesi ve tüketmesi bu toplumsal yaşantı ve ilişkiler içinde gerçekleşmektedir. Marx’a göre, insanlar kendilerini ve toplumlarını maddi anlamda ancak toplumsal emek aracılığı ile üretmektedirler. Bundan dolayı insan, duyulara ve düşünebilme yetisine sahip bir madde olmanın yanı sıra; aynı zamanda toplumsal bir varlıktır. Marx’a göre, ihtiyaçlarını karşılamak için üretmek zorunda olan insanın doğaya karşı verdiği mücadele, tarihsel materyalizmin ilk hareket noktası ve ilk diyalektik çelişkidir. Bu çelişki tarihsel gelişmenin itici gücü, diğer bir deyişle yaratıcı kaynağıdır. Ona göre, tarihi belirleyen temel unsur insanın doğadaki egemenliğinin gelişmesi, insanın hem bireysel hem de toplumsal olarak kendi kendisiyle çatışmasıdır. Tarihsel materyalizme göre doğadaki hareketin önce nicel sonra nitel bir değişme yaratması gibi, tarihsel olarak bir toplum içindeki sınıflar arası çelişkiler o toplumun evrimini, gelişimini ve/veya değişimini oluşturmaktadır.

4

Marx’ın altyapı ve üstyapı ayrımı toplum analizi açısından ne anlama gelmektedir?

Marx’ın tarihsel maddeci toplum analizine göre, bir toplumu anlamak için o toplumun altyapı ve üstyapısına bakmak gerekir. Bir toplumun altyapısı (ekonomik temel) üretim güçleri ve üretim ilişkilerinden oluşmaktadır. Üretim güçleri üretim için gerekli üretim araçlarını yani o toplumun üretim yeteneğini ifade etmektedir. Bu yetenek o toplumun sahip olduğu bilimsel bilgi, teknolojik örgüt ve ortaklaşa gerçekleştirilen işin örgütlenmesine bağlıdır. Üretim ilişkileri ise, üretim güçlerinin mülkiyet ilişkilerini içermektedir. Üretim ilişkileri, üretim araçlarına sahip sınıf ile üretim araçlarından yoksun sınıf arasındaki ilişkileri ifade etmektedir. Üstyapısı ise, o toplumun yasal ve siyasi kurumlarını, düşünme biçimini, ideoloji ve felsefesini içermektedir. Ona göre, toplumun altyapısı ile üstyapısı arasında ilişkiler, karşılıklı etkileşime dayanmakta ve en son noktada altyapı üstyapı kurumlarını önemli ölçüde belirlemektedir.  

5

Marx toplumsal gerçeklik ve bilinç arasında nasıl bir ilişki kurmuştur?

Marx’ın tarihsel materyalist toplum analizinde altyapı ve üstyapı ayrımının yanı sıra toplumsal gerçeklik ve bilinç kavramları da önemlidir. Ona göre, gerçekliği belirleyen bilinç değildir. İnsanların bilincini belirleyen toplumsal gerçektir. İnsanların düşünme biçimi içinde yer aldıkları toplumsal ilişkiler tarafından belirlenmektedir.

6

Marx toplumsal değişmeyi hangi temelde analiz etmektedir?

Toplumsal yapının temel niteliği değişimdir. Değişim ise, o toplumdaki çatışmayı yani sınıflar arası mücadeleyi içermektedir. Doğanın diyalektiğinden farklı olarak, tarihsel olarak toplumların diyalektiğini o toplumun üretim güçlerinin gelişimi (hareketi) oluşturur. Toplumların dönüşmesinin (sosyal değişme) gücü ise, o toplumun üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasında oluşan çelişkiye dayanır. Belli devrimci dönemlerde bir toplumun üretim güçleri, o toplumun üretim ilişkileri (mülkiyet ilişkileri) ile çelişkiye düşer. Toplumların dönüşüm yaşadığı bu devrimci dönemlerde (üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkili dönem) sınıf mücadelesi temel bir unsurdur. Eski üretim güçleri yerine gelişen ve yeni üretim güçlerini destekleyen ve temsil eden sınıfın ilerici olduğu söylenebilir. Örneğin, feodal toplumdan kapitalist topluma geçiş aşamasında kapitalist sınıf, gelişen yeni üretim güçlerini temsil ettiği için ilerici bir sınıftır.

7

Marx yabancılaşma kuramı ile tarih arasında nasıl bir ilişki kurmuştur?

Yabancılaşma teorisi ile Marx’ın insan doğası anlayışı arasında önemli bir ilişki vardır. Ona göre insanı diğer canlılardan ayıran en önemli unsur, yaratıcı üretim faaliyeti ile içinde bulunduğu dünyayı biçimlendirme ve değiştirme kapasitesidir. İnsan kültürünün özünü emek oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle, kültür ancak emek aracılığıyla gerçekleşen insan faaliyetinin bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Marx’a göre tarihsel olarak insan, bir yandan doğa üzerinde artan bir şekilde denetim sağlarken diğer yandan da yabancılaşmaktadır. Yani, insanlık tarihi insanın doğa üzerindeki denetim sağlamasının ve yabancılaşmasının tarihidir. Yabancılaşma, “insanların kendi yarattıkları güçlerin kendi karşılarına yabancı güçler olarak çıktığı, onların egemenliği altına girdikleri bir durum olarak” tanımlanmaktadır.

8

Yabancılaşma teorisinin temel unsurları nelerdir?

Yabancılaşma teorisinin dört temel unsuru şunlardır: İnsanın üretici etkinliklerine yabancılaşması, ürettiği ürüne yabancılaşması, birlikte çalıştığı işçilere yabancılaşması ve insani potansiyeline yabancılaşması. Kapitalist üretim ilişkileri çerçevesinde incelendiğinde, birincisi yani insanın üretici etkinliğine yabancılaşması kendi ihtiyaçları dışında başkası için üretmesi anlamına gelmektedir. İkincisi, yani işçilerin ürettiği ürüne yabancılaşması işçilerin ürettiği ürünlerin bilgisine ve kendisine sahip olamaması anlamına gelmektedir. Ürettiği ürün önemli olsa bile işin sadece bir kısmıyla ilgilendiği için önemli iş yapma duygusundan yoksun kalarak ürettiği ürüne yabancılaşır. Üçüncüsü, yani insanın birlikte çalıştığı işçilere yabancılaşması üretim sürecinde işçilerin birbirlerinden soyutlanarak çalışması anlamına gelmektedir. Dördüncüsü, yani insanın kendi potansiyeline yabancılaşması gittikçe insani özelliklerin azalması anlamına gelmektedir. İnsanlarla ve doğayla girilen ilişkilerden gittikçe kopulmakta ve insanlar gittikçe duyarsızlaşmaktadır.  Sonuç olarak, insan kapitalist sistemin işlemesi için gerekli unsurlardan (makine gibi) biri haline gelir ve kendine, emeğine, ilişkilerine, dünyaya ve yaşama yabancılaşır.

9

Marx din konusuna yönelik nasıl bir yaklaşım sergilemiştir?

Marx’a göre ilkel toplumda insanlar anlayamadıkları olaylar karşısında din ve benzeri gerçek bir temele dayalı olmayan mistik açıklamalar üretmişlerdir. Bu bakımdan din ve benzeri mistik açıklamalar, aslında insanın kendi hayal ürününden başka bir şey değildir. Ancak insan kendi hayal ürünü olan dinsel ve benzeri mistik açıklamaların kaynağını kendi dışında başka yerlerde arar; böylece kendi ürettiği düşüncelerden kopmaya ve uzaklaşmaya başlar. Başka bir deyişle, din insanın kendi hayal ürünü olduğu halde, onun kaderini belirleyen bağımsız, dışsal ve yabancı bir güçmüş gibi algılanır. Sonuç olarak insanın kendi ürettiği düşünceler, kendi kontrolünden çıkmaya ve hatta onu kontrol etmeye başlar. Marx için dinin, yabancılaşmış bir düşünsel ürün olmasının dışında, başka bir önemli boyutu daha vardır. Buna göre, dinsel ve benzeri mistik açıklamalar, özellikle sınıflı toplumlarda egemen sınıfın imtiyazlı sınıfsal çıkarlarını ve hâkimiyetini meşrulaştırma araçlarına dönüşmüşlerdir. Marx aynı zamanda dinin baskı ve sömürü altındaki kesimlerin acılarını katlanılır kılmaya çalıştığını da vurgular. Din, acımasız bir dünyada ezilenin sığındığı bir duygudur. Ancak din, insanların baskı ve sömürüden kaynaklanan acılarını dindirecek ve onları yoksulluktan kurtaracak gerçek çözümler sunmak yerine, dikkatlerini öte dünya üzerinde yoğunlaştırır. Bu da egemen sınıfın imtiyazlı konumunu meşrulaştırmasına ve sürdürmesine yardımcı olur. Özetle Marx için din, hakim sınıfın hakimiyetini ve baskısını meşrulaştıran bir mittir. Bundan dolayı Marx için sömürü ve yabancılaşma gibi din de tarihsel bir olgudur ve onu var eden sosyal koşullar ortadan kalkınca kaybolacaktır. Başka bir deyişle, Marx’ın ideal toplum tipinde ne sömürü ne yabancılaşma ne de dine yer yoktur.

10

Marx’a göre kapitalizm diğer üretim biçimlerinden hangi açılardan farklılaşmaktadır?

Kapitalizm diğer üretim biçimlerinden farklı olarak kendine özgü özel meta üretiminin en yüksek olduğu bir sistemdir. Diğer bir deyişle, her şeyin alınıp satıldığı ve her şeyin fiyatının olduğu bir sistemdir. Özel meta üretim sistemi olarak kapitalizmin özünü ise artı-değer (kâr) yaratma ve bu yaratılan artı-değeri sürekli çoğaltmak oluşturmaktadır.

11

Meta nedir?

Meta insan emeği tarafından üretilen, kullanım değerine ve değiş-tokuş edilebilme özelliğine (değişim değeri) sahip bir üründür. Tüm metaların ortak yanı ise, insan emeği tarafından üretiliyor olmalarıdır. Yani insan emeği tarafından yaratılan metanın hem kullanım hem de değişim değeri vardır.

12

Marx’a göre değişimin türleri nelerdir?

Marx iki değişim türünden söz etmektedir. Birinci tür değişimde, yani maldan mala giden değişim; ihtiyaç olan bir mala karşı sahip olunan başka bir mal verilir. Mala karşı mal verilen değişim türünde eşitlik ilkesi vardır. Diğer bir deyişle, bu süreçte herhangi bir fazla ya da kâr elde etme durumuna rastlanmaz. İkinci tür değişimde, malın değişiminde para kullanılır ve bu değişim türü maldan geçen para olarak tanımlanmaktadır. Özel meta üretim sistemi olan kapitalizmin ayırıcı özelliği maldan geçen para değişimidir ve amaç değişim süreci sonucunda başlangıçta sahip olunandan daha fazlasına sahip olmaktır. 

13

Marx kapitalizm analizinde klasik iktisatçıları hangi çerçevede eleştirmiştir? 

Marx, klasik iktisatçıları temel olarak iki açıdan eleştirmektedir. Birincisi klasik iktisatçılar kapitalist ekonomide, ekonomiye konu olan olay ve olguların sadece görünen yönünü analiz etmişlerdir. Oysa ona göre, görünenin değil, görünenin ardında yatan gerçek toplumsal ilişkilerin açığa çıkarılması gerekir. Bu anlamda Marx’ın kapitalizm analizi, aynı zamanda klasik iktisadın eleştirisini içeren bir bakış açısına sahiptir. Örneğin klasik iktisadın kurucularından Adam Smith, ekonomide ücret, kar ve rant olmak üzere üç tür bölüşüm ilişkisi tespit etmiştir. Ancak Smith bu bölüşüm ilişkilerinin aslında eşitsiz geliştiğini analiz etmemiştir. İkincisi, klasik iktisatçılar ekonominin yasalarını evrensel görmektedir. Marx’a göre ise her ekonomik rejimin (üretim biçiminin) kendine özgü yasaları vardır. Bu anlamda kapitalist rejim kendine özgü işleyiş yasaları ile diğer sınıflı toplumlardan farklılaşmaktadır.

14

İşgücünün metalaşması ne anlama gelmektedir?

Kapitalist meta üretiminde, basit meta üretiminden farklı olarak, işgücünün kendisi de metaya dönüşür. İşgücünün metalaşması, bir meta gibi onun da alınıp satılır hale gelmesidir. Basit meta üretiminde üretici hem kendi işgücünü kullanmakta, hem de üretim araçlarının sahibi durumundadır. Bundan dolayı da ürettiği ürün kendisine aittir. Kapitalist meta üretiminde ise işçi mülksüzleştiği için üretim araçlarının sahipliğinden yoksundur ve kendi işgücünden başka satacak hiçbir şeyi yoktur. Bundan dolayı da işçinin ürettiği ürüne üretim araçlarına sahip kapitalist el koymaktadır. Diğer bir deyişle, kapitalist meta üretim sisteminin temel koşullarından biri üretim araçlarının özel mülkiyetinin kapitalistlerin elinde olması, diğeri ise, yaşamını sürdürmesi için işgücünü satmaktan başka çaresi olmayan özgür ücretli işçilerin olmasıdır. Sonuç olarak, Marx’a göre kapitalist meta üretim sisteminde paranın sermayeye dönüşmesinin önkoşullarından biri işgücünün metalaşmasıdır. Çünkü metalaşan işgücü kapitalist meta üretim sisteminde değeri yaratmakta ve/veya değerin (kârın) kaynağını oluşturmaktadır.

15

Kapitalist üretim süreci ile değer arasında nasıl bir ilişki söz konusudur?

İşgücünün metanın hem kullanım değerini hem de değerini yaratıyor olmasından dolayı, kapitalist üretim süreci hem kullanım değeri üretme süreci hem de artı-değer üretme süreci olmak üzere ikili bir özelliğe sahiptir. Kapitalist üretim süreci işçilerin sömürülmesi yoluyla sürekli bir artı-değer yaratma üzerine kurulmuştur. Ayrıca, Marx’a göre kapitalist üretim sürecinde üretici tarafından yaratılan ürün, basit meta üretimindeki gibi üreticinin kendisine ait değil, üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olan kapitaliste aittir. Basit meta üretiminden farklı olarak, üretime yaratılan sermaye artı-değer aracılığıyla sürekli çoğalmak zorundadır. Sonuç olarak, kapitalist üretim süreci kullanım değeri ve artı-değer üretme süreçlerinden oluşmaktadır.

16

Marx’a göre metalaşan işgücünün değeri nasıl belirlenir?

Marx’a göre metalaşan işgücünün değeri herhangi bir malın değeri gibi ölçülür. İşgücünün değeri kendisinin ve ailesinin geçinmesi için gerekli mal ve hizmetlerin miktarına denk düşer. Üretim sürecinde fiziksel, ruhsal ve sinirsel enerjinin kullanma yeteneği (yani işgücü) insana bir kerelik verilmiş değildir. Bu işgücünün sürekli yenilenmesi yani yeniden üretilmesi gerekir. Örneğin, fabrikada çalışan bir işçi işgücünü yeniden üretebilmek için, yemek yemek, başını sokabilecek bir yere sahip olmak, uyumak, giyinmek ve bilgisini genişletmek zorundadır. İşgücünün her gün kendini yenilemesi ve ertesi gün işe başlaması için ihtiyacı olan bu geçim araçlarını (gıda, konut, ev eşyası vb.) satın alması gerekir. Sonuç olarak, işgücünün değeri, kendisinin ve ailesinin yeniden üretimi için gerekli olan geçimlik mal ve hizmetlerin (geçinim gereçleri) değeriyle belirlenir.

17

Marx artı-değer ve çalışma arasında nasıl bir ilişki kurmuştur? 

Marx iş süresini zorunlu iş süresi ve artı-iş süresi olarak tanımlamaktadır. Zorunlu iş süresi işçinin aldığı ücrete karşılık gelir. Ancak iş günü (süresi) devam eder ve işgücünün burada yarattığı değere kapitalist el koymaktadır. Diğer bir deyişle, artı-iş süresi işgücünün yarattığı değerin kapitalist tarafından el konulan kısmını oluşturur. Artı-değer ise, işçi tarafından artı-iş sürecinde (fazla çalışma) üretilen ve kapitalist tarafından el konulan değer miktarıdır. Sonuç olarak, işçinin ücret olarak aldığı değeri üretmek için gerekli çalışma süresine zorunlu çalışma denir. Bu sürenin dışında kalan çalışmaya fazla çalışma denir. Fazla çalışmada (artı-iş süresi) üretilen değere artı-değer denir. 

18

Marx’a göre kapitalizmin çelişkileri nelerdir?

Marx’ın çelişki kavramı bir toplumsal yapıyı içinden zayıflatan gerilim ve gerginlikleri ifade etmektedir. Sistemin içsel çelişkilerinden biri olan toplam kâr hadlerinin düşme eğilimi, süreç içinde ortaya çıkacaktır. Kârların düşme eğilimi kapitalist sistemin belli aralıklarla ekonomik krizlere girmesine neden olmaktadır. Kârların düşme eğilimi, ücretlerin düşmesine, ücretlerin düşmesi ise, alım gücünün zayıflamasına neden olur. Ekonominin kendi içindeki gerilim ve gerginlikleri (çelişkisi) kapitalizmin sürekli krizler yaratan bir sistem olmasına neden olur. Bu kapitalizmin “sisteme dair çelişkisini” oluşturmaktadır. Kapitalizmin diğer çelişkisi ise “toplumsal çelişkileridir.” Sınıf çatışması toplumsal bir çelişkidir ve kapitalizmin içinden gelişir. Bu çelişkinin gelişmesi kapitalizmin sisteme dair çelişkisiyle (ekonomik krizler) ilişkilidir.

19

Marx’ın sınıf kuramının temel kabulleri nelerdir?

Marx kapitalist toplumda sınıfların oluşumunu analiz ederken başlangıç noktası olarak sınıfların üretim süreci içindeki nesnel konumlarına bakmaktadır. Sınıflar üretim araçlarıyla kurdukları ilişkiye bağlı olarak belirlenirler. Yani sınıflar üretim araçları karşısındaki konumlarına, daha açık olarak üretim araçlarına sahip olup olmadıklarına bakılarak analiz edilmektedir. Ona göre, emeğin mülksüzleşmesi ve bunun sonucunda ücret karşılığı çalışma durumu, sınıfların oluşum sürecinin analizinde önemli bir yer tutmaktadır.

20

Marx’a göre kapitalist toplum hangi sınıflardan oluşmaktadır?

Marx’a göre, kapitalist toplum temel olarak iki sınıftan oluşmaktadır. Birincisi, üretim araçlarına sahip olan kapitalist sınıf (burjuvazi) ve diğeri ise mülksüzleşen ve ücret karşılığı çalışmak zorunda kalan işçi sınıfıdır (proletarya).

Ünite 3 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç