AÖF Soru Bankası
SOS207U · Ünite 3

İktidar ve Devlet

  • 23 soru-cevap
  • Siyaset Sosyolojisi
1

Amacı bizlerin kendi yaşamlarımıza dair öz farkındalık kazanırken bunu yalnızca bireysel değil, toplumsal bir bağlama ve ik­tidar ilişkilerinin içine de oturtacak bir çerçeve sağ­lamak olan  düşünür Wrigth Mills’in, literatüre kazandırdığı kavram nedir?

Sosyolojik düşünme tabirini literatüre kazan­dırmış olan Wright Mills’in amacı bizlerin kendi yaşamlarımıza dair öz farkındalık kazanırken bunu yalnızca bireysel değil, toplumsal bir bağlama ve ik­tidar ilişkilerinin içine de oturtacak bir çerçeve sağ­lamaktır.

2

Çağımızın düşünürlerin­den Slavoj Zizek’in, yeni tip iktidarların her ne kadar insanların özgür iradesine sesleniyor gibi görünse de aslında öncekilerden çok daha güçlü bir baskı mekanizmalarını devreye soktuklarını anlatmaya çalıştığı kitabının adı nedir?

Çağımızın en ünlü ve medyatik düşünürlerinden
biri olan Slavoj Zizek 2003 yılında yazmış olduğu
Kukla ve Cüce kitabı üzerine konuşmak için
Amerika’da popüler olan bir televizyon programına
katılır......Zizek basit bir örnekle kitabının yeni iktidar biçimleriyle
ilgili olduğunu ifade eder.

Zizek’e göre bu yeni tip iktidar her ne kadar çocuğun özgür iradesine sesleniyor gibi görünse de aslında ilkinden çok daha güçlü bir mekanizmayı devreye sokmaktadır

3

Eski Yunan bilim devlet adamı Aristoteles’in Siyaset isimli çalışmasındaki yer alan ve yüzyıllardır cevabı tam olarak verilemeyen sorusudur?

Bizi kim yönetiyor sorusuna verilen cevaplar siyaset sosyolojisindeki temel iktidar yaklaşımlarını belirlemektedir.

Neredeyse tüm sosyologların mutabık olduğu şekilde iktidar, toplumun kılcal damarlarına yayılmıştır ancak iktidar meselesini kavramsallaştırabilmek için temel bakı noktamız iktidarı belirleyen kurumların bunu nasıl yaptıkları ve
iktidarı nasıl ellerinde tuttuklarıdır .

Kimin iktidar sahibi olduğuna “azınlık” cevabı verenler seçkinci, kapitalist sınıflar diyenler Marksist, çoğunluk diye cevap verenler çoğulcu teorilerin temsilcileridir

4

İktidar kavramsallaştırmasındaki en temel
yaklaşımlardan biri Steven Lukes’in iktidarın üç
yüzü soyutlamasıdır. Lukes, iktidarın üç yüzünü nasıl tanımlamaktadır?

İktidarın ilk yüzü, uygulanırken açık şekilde görünen,
tek boyutlu iktidardır. Buradaki temel soru
iktidarın kimin elinde tuttuğudur.

Lukes tarafından gündem belirleyici iktidar
olarak tanımlanan  ikinci yüzünde, iktidarı
uygulayan birey, grup ya da kurum karşı taraftan
bir meydan okuma gelmeden gündemi belirlemektedir.

İktidarın üçüncü yüzü ise iktidarın görünmeyen
şekilde nasıl işlediği üzerine odaklanmayı gerektirir.                                İktidarın en etkili şekilde kurulduğu bu mekanizmada
güçlü olan A kendi çıkarlarını, güçsüz olan
B’nin çıkarları olduğunu iddia ederek, B’nin çıkarı
olmayan davranış ve düşünceleri onun kabul etmesini
sağlar.

5

Steven Lukes’in kavramsallaştırdığı şekli ile “İktidarın Görünmeyen Yüzü” Marksist analizlerdeki hangi tartışmayı anımsatmaktadır?

Lukes’in kavramsallaştırdığı şekliyle iktidarın üçüncü yüzü,
Marksist analizlerdeki ‘ideoloji’ tartışmasını anımsatmaktadır.
Çünkü ideoloji bizim günlük düşünce ve arzularımızı şekillendiren düşünce sistemleridir.

6

Bir yörede Maden ocağının açıl­masının gerekliliği işsizliğe çözüm bulması bağla­mında desteklenirken doğaya vereceği zararlardan bahsedilmemesi, yaptığı eylemi bu şekilde işlemesi, örneğini Lukes, iktidarların davranışları bakımından hangi kavramla açıklamaktadır?

İşsizliğin ve ekolojik bozulmanın büyük bir problem olduğu
modern toplumların birinde bir bölgeye maden
ocağı açıldığını düşünelim. Maden ocağının açılmasının
gerekliliği işsizliğe çözüm bulması bağlamında
desteklenirken doğaya vereceği zararlardan
bahsedilmemektedir. Maden ocaklarının yer altı
sularının kirliliği, çıkardığı toz ile doğaya ve deniz
canlılarına verdiği zarar görünmez kılınmaktadır.
Diğer bir ifadeyle maden ocağının ekolojik etkileri
gündem oluşturmayacak, sadece istihdam yaratma
etkisi tartışılacaktır. İktidarın bu şekilde işlemesi
Lukes’ın iktidarın ikinci yüzü olarak kavramsallaştırdığı
gündem belirleme iktidarıdır.

7

Hangi anlayış, bireyleri yöntemsel açıdan kurucu özne ve ahlaki açıdan öncelikli varlıklar olarak kabul eden ”Yöntemsel Bireycilik” yaklaşımı ontolojik olarak benimsemektedir?

Yöntemsel Bireycilik,
Liberalizm anlayışının ontolojik olarak
benimsediği bakış açısıdır. Bu yaklaşım
devlet ve toplumu açıklarken bireylerden
başka gerçekliği kabul etmeyen ve kendi
çıkarlarının peşinde koşan rasyonel bireyi
merkeze alarak hem ekonomiyi hem de
modern kurumları açıklar. Diğer bir ifadeyle
bireyler yöntemsel açıdan kurucu
özne ve ahlaki açıdan öncelikli varlıklardır

8

Amerika Birleşik Devletleri'nde 2. Dünya Sa­vaşı sonrasında doğu bloğuna alternatif bir liberal demokrasi oluşturulması bağlamında  ön plana çıkan hangi düşüncedir?

Yirminci yüzyılın başında İngiltere’de
çoğulculuğun gelişimi, güçlü bir modern devletin
karşısında onu dengeleyecek bir sivil toplum arayışı
ile yakından ilişkilidir. Amerika’da ise 2. Dünya Savaşı
sonrasında doğu bloğuna alternatif bir liberal
demokrasi oluşturulması bağlamında çoğulculuk
ön plana çıkan bir düşünce hâline gelmiştir.

9

Amerika üzerine çalışmalar yapan ve sanayi devrimiyle bir­likte gücü azalan aristokrasilerin karşısında Ame­rikan kültürü ve siyaset yapma biçiminin demok­rasi fikrinin alt yapısını oluşturduğunu iddia eden düşünür kimdir?

Çoğulculuğun düşünsel kökenleri Amerika üzerine çalışmalar yapan ve sanayi devrimiyle bir­likte gücü azalan aristokrasilerin karşısında Ama­rikan kültürü ve siyaset yapma biçiminin demok­rasi fikrinin alt yapısını oluşturduğunu iddia eden Tocqueville’e kadar geri gitmektedir.

10

Düşünür Tocquevelle’in, toplumsal düzenin sağlanması ve ortak çıkarla­rın oluşmasında hangi kurumları hayati önemde görmektedir.

Tocqueville, iki ciltlik Amerika’da Demokrasi
isimli kitabında çoğulculuk için iki önemli varsayımda
bulunmaktadır. İlk olarak sivil toplum
kurumları (dernekler, odalar, birlikler vb.) sadece
bireysel çıkarların temsil edildiği alanlar değil,
aynı zamanda daha geniş bir toplumsal iddiası olan
yapılardır. İkinci olarak ise sivil toplum kurumları
toplumsal düzenin sağlanması ve ortak çıkarların
oluşması için hayati önemdedir (Dobratz vd.,
2016: 17). Bu bağlamda Tocqueville için toplumsal
düzen, demokrasi ve demokrasinin devamlılığı
için çoğulculuk temel mekanizmadır.

11

Tocqueville’in toplum­sal düzen, demokrasi ve demokrasinin devamlılığı için hangi temel mekanizmayı öneriyor?

Tocqueville için toplum­sal düzen, demokrasi ve demokrasinin devamlılığı için çoğulculuk temel mekanizmadır.

12

Amerika Birleşik Devletleri’nde çoğulculuğun öne çıkan bir düşünce haline gelmesi hangi dönemde gerçekleşmiştir?

Her ne kadar plüralizmin kökenleri Tocqueville’in (1805–1859) çalışmalarına kadar geri gitse de, çoğulculuğun sosyal bilimlerde iktidarı açıklayan önemli bir gelenek hâline gelmesi belirli bir tarihsel, toplumsal ve siyasi sürecin sonucudur. Yirminci yüzyılın başında İngiltere’de çoğulculuğun gelişimi, güçlü bir modern devletin karşısında onu dengeleyecek bir sivil toplum arayışı
ile yakından ilişkilidir. Amerika’da ise 2. Dünya Savaşısonrasında doğu bloğuna alternatif bir liberaldemokrasi oluşturulması bağlamında çoğulculukön plana çıkan bir düşünce hâline gelmiştir.

13

Çoğulculuğun devlet ile ilgili temel varsayımları ile üzerine bir sıralama yapılacak olsa neler söylenebilir?

Her ne kadar çoğulcu paradigma yıllar içinde bir takım değişiklikler geçirerek
ve güncellenmiş olsa da, çoğulculuğun devlet ile ilgili temel varsayımları şu şekilde sıralanabilir: (1) Farklı toplumsal çıkarlardan oluşan sivil toplum örgütleri hükümetteki baskı gruplarını oluşturmaktadır.
(2) Devlet toplumun üzerinde ve dışında olmadığı için, devletin gücü sınırlandırılmalıdır. Tam da bu sebepten ötürü devletin gücünü dengeleyecek
güçlü sivil toplum örgütlerine ihtiyaç vardır. (3) Örgütlenmiş sivil toplum kuruluşları hem üretim hem de üretilenin yeniden dağıtımı için devlete alternatif oluşturabilirler.  (4) İktidar ekonomik ve politik olarak hükümeti oluşturan farklı kurumlara dağılmış durumdadır, aynı çıkar grubu hükümetinbütün organlarını kontrol altında tutamaz.

14

Çoğulculuğun gerektiği gibi etkili olamamasının başlıca nedenleri nelerdir?

  • Çoğulculuk literatürünün dayanağını oluşturan çalışmalar Amerika’yı merkeze almakta, dünyanın diğer coğrafyalarına bir genelleme oluşturmamaktadır.

    Toplumsal cinsiyet, etnik ve sınıfsal farklılıklar insanlar arasında yapısal eşitsizlikler yaratmakta ve bir takım talepler hükümetlerin muhatap aldığı sivil toplum kuruluşlarından sistematik olarak dile getirilmemektedir.

    Yeni örgütlenmeye başlayan taleplerin etrafında oluşan sivil toplum örgütleri kaynaklar bakımından egemen olan sivil toplum örgütlerinden çok daha güçsüzdür. Bu durum her örgütün eşit temsil edilip edilmediği konusunda ciddi bir soru işareti yaratmaktadır.

    Toplumdaki farklı talepler eşyanın tabiatı gereği bir toplumsal uzlaşma yaratmaktansa, kutuplaşmaya sebep olabilmektedir.

    Çoğulculuk, iktidarın görünen yüzüne odaklanmakta ve temsil edilemeyenlerin yaşadıkları iktidar ilişkilerini ve onları dışlayan toplumsal yapıları görememektedir.

    Çoğulculuk devletin kurumsal mekanizmaları ile ilgilenmek yerine toplumsal baskı gruplarını mercek altına aldığı için devlete içkin iktidar ilişkilerini görememektedir.

15

Günümüz devletlerinde, seçkinci(elitist) paradigmaya göre iktidar kimin elindedir?

Çoğulcuların iddia ettikleri gibi iktidarda farklı çıkar gruplarının eşit temsilini gözlemleyemiyorsak ortaya şu soru çıkmaktadır: İktidarı kimler elinde tutmaktadır? Bu soruya seçkinci paradigmanın verdiği cevap, bir grup azınlıktır. Diğer bir ifadeyle seçkinci (elitist) paradigma iktidara sahip olan azınlığın meşru gücü nasıl elinde tuttuğunu mercek altına almakta ve bu bağlamda iktidarın ikinci yüzüne odaklanmaktadır. Nasıl olur da bir grup azınlığın toplumu yönetmesi kitleler tarafından meşru görülmektedir? Elitistlere göre seçkinler toplumun geri kalanından farklı şekilde organize olabilme ve kendi çıkarlarının peşinden örgütlü bir şekilde koşabilme kabiliyetine sahip iktidar odaklarıdır.

16

Çoğulcu paradigmaya göre iktidarın sahibi kimler olmalıdır?

Çoğulculuk (plüralizm) toplumun farklı iktidar odaklarından oluştuğu ön kabulünden hareket ederek, devlet ve toplum arasındaki ilişkiyi bu bağlamda değerlendirmektedir. Toplumdaki çoğul iktidar odaklarını siyasi partiler, çıkar grupları, seçmenler, sivil toplum kuruluşları ve farklı toplumsal aktörler meydana getirmektedir. Toplumsal politikalar topluma dengeli bir şekilde dağılmış farklı çıkar gruplarının pazarlıkları sonucunda açığa çıkmaktadır (Dobratz vd., 2016: 11). Bu bağlamda iktidar parçalı bir koalisyonun
temsilidir.

Çoğulcuların iddia ettikleri gibi iktidarda farklı çıkar gruplarının eşit temsilini gözlemleyemiyorsak ortaya şu soru çıkmaktadır: İktidarı kimler elinde tutmaktadır?

17

Marsistlerin iktidar yaklaşımları ve  iktidar analizleri nasıldır?

Genel hatlarıyla Marksistlerin iktidara yaklaşımı dört perspektiften beslenmektedir. İlk olarak iktidar belli üretim ilişkileri ve o üretim ilişkilerindeki
toplumsal sınıfların konfigürasyonları sonucunda ortaya çıkmaktadır. Diğer bir ifadeyle iktidar ve üretim ilişkileri alanında iktidar sahibi olan sınıflar
arasındaki ilişkilere odaklanmak gerekmektedir. İkinci olarak Marksist analiz ekonomik, politik ve ideolojik alanlardaki iktidar ilişkilerine bir arada
bakmaktadırlar. Asıl iktidar üretim ilişkilerindek eşitsizlikten kaynaklanmakta ve devlete ya da ideolojik alana sirayet etmektedir. Üçüncü olarak (özellikle
seçkinci düşünürlerden farklı) Marksist analiz iktidarın sınırlarını sistemin yapısal krizleri ve sınıf çatışması üzerinden inceler. Bu bağlamda sınıflı toplumlardaki tüm iktidar mekanizmaları sınıfsal bir tahakkümün devamlılığına ihtiyaç duydukları için son derece kırılgandırlar ve tam da bu sebepten
iktidar sürekli kendini yeniden üretmek zorundadır. Son olarak ise Marksist analiz sadece iktidar yapılarını çözümlemek değil, iktidara alternatifler ve stratejiler de geliştirmeyi gündeminin merkezine almıştır (Jessop, 2006: 8).

18

Yapısalcı devlet yaklaşımı teorisyenlerinden Nicos Poulantzas’ın "Kapitalist devlet üretim ilişkilerinin yarattığı çelişkileri nasıl görünmez kıl­maktadır?" şeklindeki sorusunun amacı nedir?

Nicos Poulantzas’ın kapitalist
devletin yapısal özelliklerini kavramsallaştırmak
için sorduğu soru şudur: ‘Kapitalist devlet üretim
ilişkilerinin yarattığı çelişkileri nasıl görünmez kılmaktadır?’.
Devletin basitçe kapitalist sınıfların
uzantısı olmadığını iddia eden Poulantzas, devletin
göreli özerkliği kavramını geliştirmiştir.

19

Foucault’un güçlü bir otorite olmadan da bizden beklenen davranışları gerçekleştirmemizi mümkün kılan disipline edici iktidarı tanımlamak için hangi kavramı kullanmaktadır?

Foucault, güçlü bir otorite olmadan da bizden beklenen davranışları gerçekleştirmemizi mümkün kılan disipline edici iktidarı tanımlamak
için panoptikon kavramını kullanmaktadır (Şengül,2002: 49). 

20

Foucault, güçlü bir otorite olmadan da bizden beklenen davranışları gerçekleştirmemizi mümkün kılan disipline edici iktidarı tanımlamak için kullandığı,  Jeremy Bentham tarafından hapishanelerin organizasyonu için geliştiren yapıya verilen ad olan “panoptikon” modelinin özelliği nedir?

Foucault, güçlü bir otorite olmadan da bizden beklenen davranışları gerçekleştirmemizi mümkün kılan disipline edici iktidarı tanımlamak
için panoptikon kavramını kullanmaktadır (Şengül, 2002: 49). Jeremy Bentham tarafından hapishanelerin organizasyonu için geliştiren “panoptikon”
isimli yapı, bir gözetleme kulesinin etrafındaki hücrelerin arkadan gelen ışık ile aydınlatılmaları ve hücrelerdeki mahkumların sürekli gözetlendikleri
duygusuyla davranışlarını kontrol edecekleri bir mimari plandır. Hücredeki mahkumlar gözetleme kulesinde kimsenin olup olmadığını bilmeden, onlardan
beklenen davranışları yapacaklardır.

21

Günümüz modern toplumları, şiddet ve doğrudan kontrol mekanizmalarına
dayanan hükümranlık iktidarı yerine hangi iktidar tekniklerini uygulamaktadır?

Modern devlette, şiddet ve doğrudan kontrol mekanizmalarına dayanan hükümranlık iktidarının yerini biyoiktidar almıştır. Biyoiktidar nüfusun
yönetilmesi için geliştirilen sağlık sistemleri, normal davranış kalıpları (deliliğin tersi olarak), sağlık sigortaları, emeklilik planlamaları, doğum kontrolleri,
kentsel planlama gibi yönetsel teknikleri içerir (Murray, 2007: 164). Bilimsel uzman görüşlerine dayanan bilgiler ışığında geliştirilmiş biyoiktidar teknikleri toplumların demografik olarak belli bir mesafeden yönetilmesini mümkün kılmaktadır. Tüm modern toplumlar benzer biyoiktidar tekniklerini kullanmaktadır çünkü bir taraftan özgür bireylerin nasıl yaşayacaklarına karar verme hakları vardır ve bu haklar dokunulmazdır.

22

Liberal anlayışa göre devletin asli görevleri nelerdir?

Liberal anlayışa göre devletin üç temel görevi vardır:

1- Topluma direk müdahale etmeden halkın can ve mal güvenliğini sağlamak. 2- Sivil toplumun kendi kurallarıyla yönetileceği ve iktisadi alandaki arz-talep mekanizmalarına karışılmayan genel bir hukuki ve yargısal çerçeve çizerek bunu korumak. 3- Devletin toplumu yönetebilmesinin biricik koşulu bireylerin sivil toplumda özgürce hareket edebilmelerine imkan vermektir.

23

Liberalizmin, iktidarı "hükümranlık" yerine farklı bakış açısıyla tanımladığı "yönetim sanatı"nı oluşturan  iki temel düzeyidir?

Liberalizm üzerine bina edildiği temel prensiplerden ötürü iktidara hükümranlıktan ziyade “yönetim sanatı” olarak bakar (Hamilton ve Neumann,
2018: 302). Yönetim sanatını oluşturan ikitemel düzey ise “yönetim rasyonaliteleri” ve ‘yönetim teknikleri’dir (Rose ve Miller, 1992: 177). Yönetim
rasyonaliteleri iktidarın söylemsel alanı ve uzman görüşlerinden oluşurken, yönetim teknolojileri gündelik yönetim politikaları, kalkınma planları, bürokratik prosedürler ile ilgilidir.

Ünite 3 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç