Çoğulculuk literatürünün dayanağını oluşturan çalışmalar Amerika’yı merkeze almakta, dünyanın diğer coğrafyalarına bir genelleme oluşturmamaktadır.
Toplumsal cinsiyet, etnik ve sınıfsal farklılıklar insanlar arasında yapısal eşitsizlikler yaratmakta ve bir takım talepler hükümetlerin muhatap aldığı sivil toplum kuruluşlarından sistematik olarak dile getirilmemektedir.
Yeni örgütlenmeye başlayan taleplerin etrafında oluşan sivil toplum örgütleri kaynaklar bakımından egemen olan sivil toplum örgütlerinden çok daha güçsüzdür. Bu durum her örgütün eşit temsil edilip edilmediği konusunda ciddi bir soru işareti yaratmaktadır.
Toplumdaki farklı talepler eşyanın tabiatı gereği bir toplumsal uzlaşma yaratmaktansa, kutuplaşmaya sebep olabilmektedir.
Çoğulculuk, iktidarın görünen yüzüne odaklanmakta ve temsil edilemeyenlerin yaşadıkları iktidar ilişkilerini ve onları dışlayan toplumsal yapıları görememektedir.
Çoğulculuk devletin kurumsal mekanizmaları ile ilgilenmek yerine toplumsal baskı gruplarını mercek altına aldığı için devlete içkin iktidar ilişkilerini görememektedir.