Kentsel dönüşümde katılım özellikle son 20–25 yıl içinde bir yönetim sorunu olmaktan uzaklaşıp “yönetişim” gibi yeni bir kavramla ele alınmaktadır. Bu kavrama göre, iyi bir kentsel yönetişimin sahip olması gereken ilkeler şunlardır:
- Etkilik,
- Eşitlik,
- Katılım,
- Halkın sürece katılması ve
- Güvenlik ilkesidir.
Bu ilkeler sürecin demokratik olarak planlanmasını ve gerçekleştirilmesini amaçlamaktadır. Fakat kentler arasındaki rekabet, küresel ekonomideki neoliberal uygulamalar, kentsel dönüşümün uygulama alanları üzerinde baskı yaratmaktadır. Bazı alanların büyük projeler veya küresel kent stratejileriyle daha avantajlı konuma gelmesi, diğer alanların gerilemesine neden olabilmektir. Kent politikalarında kamusal kesimden öte özel sektörün daha fazla etkili olmaya başlaması, konuyu daha parçalı ve gerilimli hale getirmiştir. Kentsel dönüşümlerle gerçekleşen yapı ve inşa faaliyetleri yeni bir yatırım alanı oldukça, halkın bu süreçteki konumu doğrudan devletle veya yönetimle ilişkili olmaktan çıkmaktadır. Dolayısıyla beklentilerin ve taleplerin yönlendirileceği hedef kamu-özel sektör ortaklıkları veya tek başına özel sektörün kendisi olmaya başlamıştır. Bu durum kentsel dönüşümün sosyal boyutunu zayıflatabilmektedir.