Medya sosyolojisindeki yaklaşımlar nelerdir?
Medya sosyolojisinin yaklaşımları;
- İşlevselcilik
- Çatışma perspektifi
- Feminist teori
- Sembolik etkileşimcilik
- Bilim ve Teknoloji çalışmalarıdır.
Medya sosyolojisindeki yaklaşımlar nelerdir?
Medya sosyolojisinin yaklaşımları;
Medya sosyolojisindeki yaklaşımlardan “feminist teori” nedir?
Feminist teori, çatışma teorisine benzer bir şekilde, kitle iletişim araçlarının toplumsal cinsiyet klişelerini, kurucu ve baskın-ataerkil ideolojiyi yeniden üretici rolünü ele alır. Kadınların medyada temsil edilme biçimleri, örneğin reklâmlarda stereotipleşmiş (kalıp yargılarla kurgulanmış) kadın imgeleri, bu yaklaşımın araştırma nesnelerinden biridir.
Medya sosyolojisindeki yaklaşımlardan “çatışmacı perspektif” nedir?
Çatışmacı perspektifte temel alınan soru, sınıf egemenliği ve sınıflar arası çatışmada medyanın aldığı konumdur. Bu perspektifte, medya teknolojileri, egemen sınıfın ideolojik bir aygıtı olarak ele alınır. Kitle iletişim araçlarının mevcut sınıf çatışmalarını ne şekillerde sürdürdüğü, iktidar sahiplerinin medya kurumlarını ne şekillerde bir tahakküm unsuru olarak tekeline aldığı ve kullandığı gibi sorular, bu perspektifin çalışma alanına girer.
Medya sosyolojisindeki yaklaşımlardan “işlevselcilik” nedir?
İşlevselcilik, kitle iletişim araçlarının toplumun genel işleyişinde nasıl bir etkisi olduğunu araştırır. Medyanın eğlence işlevine odaklanarak, medyanın insanların boş zaman etkinliklerini nasıl şekillendirdiğini araştırabilir. Aynı zamanda medyanın bireylerin toplumsallaşma süreçlerine etkileri, örneğin sosyal medya üzerinden kimlik inşasının nasıl yapıldığı gibi konularla ilgilenebilir.
Medya sosyolojisindeki yaklaşımlardan “Bilim ve Teknoloji Çalışmaları” nedir?
Bilim ve Teknoloji Çalışmaları (Science and Technology Studies) gibi diğer yaklaşımlara göre daha yeni yaklaşımlarda, bu etkileşimlerde insan-olmayanın, yani teknolojinin rolü vurgulanarak insan ve teknoloji arasında daha simetrik bir ilişki biçimi sorgulamaya açılır. Örneğin telefon, insan bedeninin bir çeşit uzvu olarak değerlendirilip insan ve insan-olmayanın iç içe geçmesiyle nasıl yeni bir deneyim düzlemi ortaya çıktığı gibi sorular üzerine düşünülebilir.
Medya sosyolojisindeki yaklaşımlardan “simgesel etkileşimcilik yaklaşımı” nedir?
Simgesel etkileşimcilik yaklaşımı, daha çok bireylerin deneyimlerini, yani öncekilere göre daha mikro ölçekte etkileşimleri analiz nesnesi olarak alarak medyanın bireylerin gündelik hayatı deneyimleme biçimlerini, anlam şemalarını, başkalarıyla etkileşme biçimlerini ne şekillerde etkilediği üzerine olan bir yaklaşımdır.
Baskı teknolojilerindeki ilerlemenin sonuçları ne olmuştur?
Devrimler Çağı’ndaki en önemli teknik gelişmelerden biri, baskı teknolojilerindeki ilerlemedir. Bizatihi bu teknolojinin kendisi, halihazırda değişmekte olan bir toplumsal bağlamdaki dönüşümler için bir katalizör görevi görmüş, örneğin Thomas Paine’in Sağduyu (Common Sense) kitabını çoğaltmak mümkün olmuştur. Bu sayede Amerikan Devrimi’ne yol açan isyan fikirleri yayılabilmiştir. Fransa’da ise, aynı şekilde İnsan Hakları Bildirgesi tüm Avrupa’yı sarsmış; devrim ruhu, matbaacılık tekniklerinin gelişmesinin de oynadığı büyük rolle bütün bir toplumsal bağlama sızabilmiştir.
Devrimler Çağı’ nın sonucu ne olmuştur?
Aydınlanmanın getirdiği yeni bir dünya görüşünden beslenen bir toplumsal bağlamda, Avrupa’nın çoğunda ve Amerika’da bir dizi devrimci hareket yaşanmıştır. Devrimler çağı olarak adlandırılan bu çağda; mutlakiyetçi monarşilerden, yazılı bir anayasası olan temsili hükümetlere geçişle sonuçlanacak bir tarihsel dönüşümü ortaya çıkaran bir süreçtir. Böylece bu yüz yıllık dönem, insanlık tarihinin toplumsal anlamda en köklü dönüşümleri geçirdiği evrelerden biri olarak nitelenebilir. Kapitalizmin, temsili hükümetlerin ve ulus devletlerin nüvelerinin bu dönemde oluştuğu ifade edilebilir.
Devrimler Çağı'nı nasıl anlatırsınız?
Sanayi Devrimi, tarihsel olarak 18. yüzyıl sonlarından 19. yüzyılın ortalarına kadar konumlandırılır. Bu aralık, aynı zamanda ‘Devrimler Çağı’ olarak da anılmaktadır; zira bu yüzyıl, Sanayi Devrimi’nin yanında, bilinen toplumsal yapıları kökten değiştirecek iki devrime daha sahne olmuştur: Fransız Devrimi ve Amerikan Devrimi. Aydınlanma’nın getirdiği yeni bir dünya görüşünden beslenen bir toplumsal bağlamda, Avrupa’nın çoğunda ve Amerika’da bir dizi devrimci hareket yaşanmıştır. Bu ise, mutlakiyetçi monarşilerden, yazılı bir anayasası olan temsili hükümetlere geçişle sonuçlanacak bir tarihsel dönüşümü ortaya çıkar ıştır. Böylece bu yüz yıllık dönem, insanlık tarihinin toplumsal anlamda en köklü dönüşümleri geçirdiği evrelerden biri olarak nitelenebilir. Kapitalizmin, temsili hükümetlerin ve ulus devletlerin nüvelerinin bu dönemde oluştuğu söylenebilir.
Gazetenin teknoloji olarak kültürel alanı inşa etmesi ne işe yaramıştır?
Gazete, özellikle ucuzlamasıyla birlikte toplumun birçok farklı katmanının kullanımına açıldıkça, bir yandan, artık çok daha büyük bir kitle, dünyada olup bitenlerle ilgili malumat sahibi olma şansına sahiptir. Diğer yandan, iktidar ve sermaye sahiplerinin ulaşabileceği kitle de büyümüştür. Sermaye sahiplerinin ulaşabileceği kitlenin büyümesi, işçilerin ‘üretmediği’ zamanlardaki davranışlarını kontrol altında tutmakla ilgilidir. Sanayi Devrimi’yle birlikte, üretim, toplumsal ilişkileri düzenlemede merkezî konuma gelmiştir. Ancak, üretimin devam etmesi kadar, üretilen ürünlerin tüketilmesi, dolayısıyla onları tüketecek bir kitle inşa edilmesi de önemlidir. Bu, yeni bir değerler sistemi ve kültürel alan inşa etme zorunluluğunu beraberinde getirir. Fabrika sahiplerinin, ürünlerini tanıtması, pazarlaması ve birer arzu nesnesine dönüştürmesi söz konusu olduğunda, gazete, önemli bir medya olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönemde gazeteler, temel anlam üreticileri olarak işlev görerek gazetelerdeki alanların çoğu üretilen ürünlerin reklamına ayrılmıştır.
Hangi filozof "bireylerin kamuoyunu körü körüne takip etme konusunda dikkatli olmaları gerektiğini" öne sürmüştür? Bu düşünceler hangi eserinde yer almıştır?
Michel de Montaigne (1533-1592), Denemeler adlı
eserinde toplumun kolektif yargısına atıfta bulunmak için “kamuoyu” terimini kullanır. Kararsız ve güvenilmez olabileceğinden, bireylerin kamuoyunu
körü körüne takip etme konusunda dikkatli olmaları
gerektiğini de öne sürer.
Halkın "genel iradesinin siyasi otoritenin temeli olması" gerektiğini savunan filozof kimdir? Bu düşünceleri hangi eserinde yer almıştır?
Jean-Jacques Rousseau (1712-1778)nun Toplum Sözleşmesi adlı eserinde halkın genel iradesinin siyasi otoritenin temeli olması gerektiğini savunur. Bununla birlikte, kamuoyunun iktidardakiler tarafından kolayca manipüle edilebileceği konusunda da uyarıda bulunur.
Rıza üretimi ya da rızanın imalatı kavramı nedir?
Rıza üretimi/rızanın imalatı kavramı, ilk olarak 1960’ların sonunda Amerikalı dilbilimci ve filozof Noam Chomsky tarafından kullanılmıştır. Chomsky’ye göre medya, yönetici sınıfın çıkarlarına hizmet eden ve kamuoyunu iktidardakilerin çıkarlarını destekleyecek şekilde şekillendiren bir “ideolojik devlet aygıtı” olarak ortaya çıkar ve bu şekilde toplumda örtük bir rıza üretimi yapar.
1906 yılında yapılan ilk kablosuz radyo yayınında yer alan mesaj/program ne olmuştur? kim tarafından yapılmıştır?
24 Aralık 1906’da Kanadalı mucit Reginald Fessenden tarafından yapılmıştır. Fessended, denizdeki gemilere radyo dalgaları aracılığıyla sesli mesaj iletmiş, Noel arifesinde gönderilen bu mesajda bir ‘Noel konseri’ yer almıştır.
Fordizm nedir? Kim tarafından geliştirilmiştir? Sonuçları neler olmuştur?
Fordizm, 1920’lerden 1970’lere kadar, üretim ilişkileri içindeki baskın form olmuştur. Ürünlerin daha az maliyetle daha hızlı üretilmesini temel düstur edinen bu üretim biçimi, Henry Ford tarafından geliştirilen seri üretim bandıyla birlikte kapitalist üretimde temel model haline gelmiş, bu ise standartlaştırılmış ürünlerin kitlesel üretimini mümkün kılmıştır. Rasyonelleşmiş bir iş bölümü mantığı içinde işin parçalara bölünmesini öngören Fordist üretim modeli, böylelikle hata payının düşmesine, standart ürünlerin hızlı bir şekilde imâl edilmesine yol açmıştır. Diğer yandan, bu üretim modeliyle, çalışanların mesai saatlerini düşürüp ücretlerini artırarak ürettikleri ürünlerin tüketicileri hâline gelmeleri hedeflenmiştir. Teknik gelişmeler ve içinde bulundukları bağlam, birbiriyle sürekli bir etkileşim içindedir. Üretim modelinde, diğer bir deyişle teknik seviyedeki bu yeni gelişme, dönemin toplumsal gerçekliğinin de temel işleyiş mantığı haline gelmiş, rasyonelleşme, verimlilik, kitleselleşme ve standartlaşma, toplumsal ilişkileri belirleyici norm haline gelmiştir.
“Hakikat/gerçek” anlayışını sosyal inşacı yaklaşıma göre nasıl açıklarsınız?
Sosyal inşacı yaklaşıma göre, hakikat anlayışımız nesnel ve değişmez değildir; daha çok sosyal ve kültürel bağlam tarafından şekillendirilir. Bu bakış açısına göre, insanlar sosyal etkileşimleri ve deneyimleri aracılığıyla kendi gerçeklik anlayışlarını aktif olarak inşa ederler. Dolayısıyla, farklı insanlar, gruplar ve kültürler farklı gerçekliklere ve dünyayı anlamanın farklı yollarına sahiptir. Bu, sosyal ve kültürel bağlama bağlı olarak birden fazla gerçeklik olduğu ve bu gerçeklerin zaman içinde değişebileceği anlamına gelir.
Jean Baudrillard "gerçeğin kendisinden daha gerçek" söylemini Körfez Savaşı’na bağlı olarak nasıl açıklamıştır?
İmge politikasının daha rahat anlaşılabilmesi Jean Baudrillard’ın Körfez Savaşı ile ilgili verdiği çarpıcı örnekle olmaktadır. Baudrillard, 1990’larda Körfez Savaşı’nın televizyonlarda gösterilmeye başlanmasıyla, savaşın, öldürmenin ve ölümün kendi gerçekliğinden koparıldığını, bir üst-gerçeklik düzlemine taşınarak farklı bir anlam kazandığını iddia etmiştir. Yani gösteri toplumunda, savaş ve ölüm bile, tüketilebilir, imgeleşmiş metalar haline gelmiştir. Baudrillard, bu durumu hipergerçeklik olarak kavramsallaştırarak, medya üzerinden kurgulanan, ‘gerçeğin kendisinden daha gerçek’ olan bir söylem düzleminden bahseder.
Hipergerçekliğin yaratılma sürecini Jean Baudrillard nasıl açıklamıştır?
Jean Baudrillard’ın ilk kez Simülakrlar ve Simülasyon isimli çalışmasında tanıttığı hipergerçeklik kavramı, gerçeklik ve temsil arasındaki ayrımın bulanıklaşmasını işaret eder. Baudrillard’a göre, postmodern toplumda simülasyonlar ve temsiller ‘gerçek olanın’ yerini almaya başladığı için artık gerçek ile simüle edilmiş arasında ayrım yapmak gittikçe daha da zorlaşmıştır. Dünya anlayışımızın, herhangi bir tür nesnel gerçeklikten ziyade giderek daha fazla simülasyonlar ve temsiller tarafından şekillendirildiğini savunur. Hipergerçeklikte, bir olgunun temsili veya simülasyon, temsil ettiği ‘gerçek’ şeyden daha gerçek hâle gelmektedir. Baudrillard, simülasyon sürecinde, gerçek ile simüle edilen arasındaki ayrımın bulanıklaştığı bir hipergerçeklik yaratıldığını savunur.
Ağ Toplumu kavramını ortaya süren kimdir? Ağ toplumu ile ilgili olarak nasıl bir açıklama yapmıştır?
Ağ Toplumu kavramını en etkili olarak Manuel Castells kullanmıştır. Castells’e göre, finans kapitalizminin sanal değerlerin sürekli akışını öne çıkaran mantığıyla birlikte, toplumsal ilişkiler de bir ağ görünümü kazanmaya başlamış, fizikî olarak bir arada olmakla tanımlanmış toplumsallıkların yerini sanal bir etkileşim almıştır. İnternet, ağ toplumunu ve ağ toplumundaki yeni ilişkisellikleri inşa eden temel teknik nesnedir; dağıtıcının tek merkezde olmaması sebebiyle, kendinden önceki kitle iletişim araçlarından radikal bir kırılmayı işaret eder. Artık toplumsal her tür ilişki biçimi merkezini kaybetmiştir; çoğul merkezlerden, rizomatik bir şekilde hareket etmektedir. Rizomatik şekilde hareket; bitkinin kök sisteminin dallanma yapısına benzeyen hiyerarşik ve merkezi olmayan bir düşünme ve ilişkilendirme biçimindedir.
Finans kapitalizmin ortaya çıkış sürecini nasıl anlatırsınız?
Kapitalizmin 20. yüzyılın sonlarına doğru köklü bir dönüşüm geçirmeye başlamasıyla, insan ilişkileri düzenini, değerler sistemini ve eylem kiplerini de sarsmıştır. 1960’lardan itibaren kapitalizmin temel mantığı somut metaları işlemekten enformasyon işlemeye doğru kaymıştır. Özellikle 1980’lerin başında ivme almaya başlayan neoliberal politikalar ve bunlara eşlik eden küreselleşme süreci, finans kapitalizmini hâkim form olarak toplumsal ilişkilerin ortasına yerleştirmiş, toplumsal alan, enformasyonun içkin doğasına uygun bir şekilde, akışkan, geçici, sabit olmayan ilişkilenme biçimleri üzerinden kurgulanmaya başlamıştır.
Simülakr ve simülasyon kavramları nedir ve ilk kez kullanan kimdir?
Jean Baudrillard Simülakralar ve Simülasyon adlı çalışmasında simülakr ve simülasyon kavramlarını ilk kez tanıtmıştır. Simülakr, orijinalin yerini almış bir şeyin kopyası veya temsilidir. Baudrillard, gerçek olanı, onun temsiliyle değiştiren imge; orijinali, gerçeği, ilk örneği olmayan; kendisi zaten kopya olan bir şeyin kopyasını anlatan bir terimdir. Simülasyon ise, bir şeyin temsilini veya kopyasını oluşturma sürecini ifade eder.
Sanal gerçeklik nedir? Hangi örneklerle gündelik yaşamda karşılaşılmaktadır?
Farklı şekillerde tanımlanıyor olsa da bu tanımlamaların ortak özelliği, bir çeşit ikilik üzerinden kurulmalarıdır. Sanal gerçeklik, fizikî gerçekliğin karşısında konumlanan gerçeklik olarak anlaşıldığında; somut, fizik gerçekliğin, yani organik bir varlık olarak içine doğduğumuz, bedenimiz aracılığıyla etkileşim kurduğumuz, duyularımız aracılığıyla somut olarak algılayabildiğimiz bir gerçekliğin dışındaki bir düzleme işaret eder. Bu varoluş düzlemi, soyut ve varsayımsal imgelerin, yani fizikî gerçekliğin temsillerinin yer aldığı düzlemdir. Sanal gerçeklik, şimdilerde çok daha karmaşık teknolojilere işaret ediyor olsa da aslında gündelik hayatta deneyimlenen birçok durumu kapsar. Televizyonda bir haber izlerken gördüğünüz bir kavga, şiddet olayı, savaş veya başka birçok benzer anlatı biçimi, gerçekte yaşanan bir olayın aslında bir çeşit temsili, bir teknoloji dolayımında ilişkilendiğiniz bir çeşit simülakr’dır.
Sibernetik organizma yani “Siborg” terimini ilk olarak kimler kullanmıştır? Siborg sözcüğü ile tanımlanmak istenilen nedir? Siborg teknolojisine hangi örnekler verilebilir?
“Siborg” terimi, 1960 yılında Manfred Clynes ve Nathan Kline tarafından hem organik hem de yapay bileşenleri birleştiren bir varlığı tanımlamak için kullanılmıştır. İnsanlık tarihinde, bir siborg olarak tanımlanabilecek ilk şey, muhtemelen insan yeteneklerini geliştirmek için kullanılan protez uzuvların veya diğer yardımcı cihazların kullanımı olacaktır. Bu cihazlar yüzyıllardır kullanılmaktadır ve siborg teknolojisinin erken biçimleri olarak kabul edilebilirler. Son yıllarda, geliştirilen birçok yeni siborg teknolojisi örneği vardır, nöral implantlar, dış iskeletler, akıllı kontakt lensler, akıllı dövmeler ve vücuda yerleştirilebilir tıbbi cihazlar bunlardan bazılarıdır.