Dijital medyada kullanıcısının sergilediği rolü, ‘bir karakter olarak benlik’ kavramsallaştırmasıyla açıklamak mümkündür. Sosyal medya platformlarında birey; fotoğraf, metin ya da diğer görselleri kullanarak bir profil yaratır. Burada paylaşılan bilgiler, bir bakıma kişinin sergilemek istediği karakterin ipuçlarıdır; bu ipuçlarıyla bırakılmak istenen bir izlenim vardır. Yüz yüze iletişim, sözlü (konuşma, tonlama vb) ve sözsüz (jest ve mimikler, vücut dili, dış görünüş) öğeler üzerinden gerçekleşir. Çevrimiçi ortamda birey, başka kullanıcılara açık bir benlik performansı sergilediğinde sahne önündedir. Örneğin kendi görselini ya da gündelik hayatından kareleri Instagram’da paylaştığında, bir çevrimiçi habere ya da müzik videosuna yorum yazdığında, kendi mikro-blogunda bir metni ya da YouTube kanalı üzerinden bir videosunu dolaşıma soktuğunda, Twitter’da beğendiği bir yorumu paylaştığında bu paylaşımların diğer kullanıcılara bir izlenim vereceğini bilir; tıpkı yüz yüze iletişimde olduğu gibi. Burada önemli bir farkın altını çizelim: yüz yüze iletişimde birey, karşısındaki kişinin konuşması, tavrı, görünüşü gibi ipuçlarını gözlemleyerek kimle iletişim kurduğuna dair bir fikir sahibi olur. Çevrimiçi ve izleyicilerin sınırlanmadığı bir platformda, kullanıcı, sadece tahayyül edebileceği, bilinmeyen bir izleyici imgesiyle de karşı karşıyadır. Romantik ilişki arayışında olanların kullandıkları flört uygulamalarında bu durumla daha sık karşılaşırız. Kullanıcı, Tinder ya da Bumble gibi popüler flört uygulamalarını kullanırken, tanımadıkları, fantastik bir ‘ideal öteki’ye erişebilme arzusu içindedir. Kullanıcının kendi hesabında işte bu bilinmeyen bir ötekini etkileyebilmek ve birkaç saniyelik karşılaşma anlarında onun tarafından görülebilmek/seçilebilmek için etkili ve sahici bir benlik imgesi kurabilmesi gerekecektir. Bu da ancak -Goffman’ın ifadesiyle- stratejik bir ‘izlenim' yöntemiyle mümkündür.