Kurtuba’nın 8 km. kuzeybatısında, Cebel-i Arus (Sierra Morena) dağının güney eteklerinde kurulan Medînetüzzehrâ İslâm mimarisinin en önemli eserlerinden biridir. III. Abdurrahman’ın cariyesi Zehra’nın isteği üzerine inşa ettirilen bu eser, saray ve bu sarayın etrafında gelişen bir şehirden ibarettir. 936’da yapımına başlanan Medînetüzzehrâ’nın inşası II. Hakem döneminde 976 yılında bitirilmiştir. Şehir, el-İdrîsî’ye göre üç kademeli olarak inşa edilmiş olup; şehrin üst kısmında halifenin sarayı, harem dairesi ve kale; orta kısmında bahçe ve yeşil alanlar; en alt kısmında ise Büyük Camii ile köle ve hizmetçilere mahsus evler bulunmaktadır. Şehrin üst kısmının tabanı orta şehrin, bunun da tabanı aşağı şehrin çatıları düzeyine düşmektedir. Halife 6.250.000 dinar olduğu anlaşılan vergi gelirlerinin üçte birini buraya harcadığı gibi döneminin bütün imkânlarını kullanmaktan çekinmemiştir. III. Abdurrahman 13.750 genç, 6314 kadın ve kız çocuğu, 3750 kişiden oluşan kuzeyden devşirilmiş muhafız kıtasıyla birlikte Medînetüzzehrâ’da yaşamakta ayrıca sayısı 100.000’i bulan ordusu da kendisine eşlik etmekteydi. Çeşitli ülkelerden gelen elçiler bu şehirde ağırlanırlardı. Medînetüzzehrâ’nın en önemli kısmı sarayıdır. Burada bulunan 4300 sütunun 1013’ü Kartaca ve Tunus’tan, 140’ı İstanbul’dan, 19’u Frenk krallıklarından getirilmiş, diğer sütunlar Endülüs topraklarından temin edilmiştir. Sarayda resim, süsleme ve heykel sanatları göze çarpmakta hatta Zehra’nın bir heykeli de sarayın girişinde bulunmaktadır. Saraydaki 15.000 direk altın kaplama olup, zümrüt, yakut, mermer ve inciyle süslenmiştir. Medînetüzzehrâ II. Hişam ve hâcibi İbn Ebû Âmir döneminde değerini yitirmeye başladı. 1010 yılında Berberîler tarafından yağmalanan şehir, Murâbıtlar ve Muvahhidiler zamanlarında tahrip olmaya devam etti. Hıristiyanlar tarafından 1236 yılında Kurtuba ele geçirildiğinde burasının harabe halinde olduğu ifade edilir.