AÖF Soru Bankası
TAR108U · Ünite 1

Türkiye’de ve Dünyada Bizans Tarihçiliğinin Gelişimi

  • 20 soru-cevap
  • Bizans Tarihi
1

Bizans tarihçiliği denildiğinde anlaşılması gereken ne olmalıdır?

Bizans tarihçiliği denildiğinde, Bizans İmparatorluğu olarak bilinen Doğu Roma İmparatorluğu’nun tarihi ve kültürünü kapsayan sürecin  araştırılarak  incelenmesi anlaşılmalıdır. 

2

Bizans İmparatorluğunun başkenti olan Konstantinoupolis kim tarafından nerede kurulmuştur?

Bizans İmparatorluğunun merkezi, Roma İmparatorluğu’nun doğuda kalan topraklarının başkenti olmak üzere, 330 yılında İmparator I. Konstantinos tarafından antik Byzantion şehrinin yerine kurulduğu kabul edilen Konstantinoupolis (Konstantin’in Şehri) şehri, bugünkü Topkapı Sarayı'nın bulunduğu bölgede, Boğaz'ın güneybatı girişinde, Haliç ve Marmara Denizi'nin arasında tarihi yarımadanın doğu ucunda kurulmuş bir şehir olan Byzantion’un yerine kurulmuştur.  

3

Türkiye’deki Bizans tarihçiliğinin geç başlamış olmasının nedeni nedir?

Türkiye’deki Bizans tarihçiliği, Avrupa’ya kıyasla çok geç başlamıştır. Bunun nedeni kendi kültür ve uygarlık köklerini bu imparatorluğun tarihinde arayan Avrupalı tarihçilerin Türk tarihçileri etkilemesidir. Ancak bu etkilerin düzeyi Osmanlı tarihçiliğinin henüz modern tarihçilik metotlarından uzak olması nedeniyle 20. yüzyıla kadar sınırlı kalmıştır.

4

 Bizans İmparatorluğunun kabul edilen kuruluş ve sona eriş yılları nelerdir?

Roma İmparatorluğu’nun doğusunda kalan toprakları yönetmek üzere Konstantinopolis’in bir Roma kenti olarak kurulduğu M.S. 330 yılından şehrin Osmanlılar tarafından fethedildiği 1453 yılına kadar olan dönemdir. Bazı tarihçiler şehrin yeniden inşa edilmeye başladığı M.S. 324 yılını da esas almaktadır. Modern tarihçilerin bazıları ise Roma imparatorluğunun resmî dili olan Latincenin yerini Yunanca, çok tanrılı Roma dininin yerini Ortodoks Hristiyanlığın aldığı farklı dönemleri başlangıç olarak değerlendirirler. Ancak kültür, sanat, din gibi farklı disiplinler açısından incelendiğinde kesin sınırlamalar zor olsa da modern tarih metodolojisi bakımından M.S. 330-1453 tarihleri arası dönem kronolojik açıdan uygun bulunmaktadır.

5

Bizans kavramı ilk olarak ne zaman ve kim tarafından kullanılmıştır?

Bizans kavramını ilk olarak 16. yüzyılda Alman hümanist ve tarihçi Hieronymus Wolf kullanmıştır. Onun Avrupa’daki hümanizm akımının etkisinde bir entelektüel olması ve Osmanlıların Viyana kuşatmasına şahitlik etmesi pek çok Avrupalı gibi onu da etkilemiştir. Hümanizm düşüncesinin bir gereği olarak klasik Antik Yunan metinlerini araştıran ve yayınlayan Wolf, Osmanlıların Balkanlar ve Doğu Avrupa’daki ilerlemesi nedeniyle dikkatini Osmanlı öncesi imparatorluğa yani Doğu Roma İmparatorluğu’na vermeye başlamıştır. 16.yüzyıl Osmanlı ile Habsburg İmparatorluğu arasındaki kültürel ve ticari ilişkilerin iyi olduğu bu dönemde Bizans kroniklerden Zonaras ve Niketas Choniates’in eserleri Kanuni Sultan Süleyman’a elçi olarak gönderilen Hans Dernschwam tarafından Konstantinopolis’ten getirilmişti. O zamanlar Augsburg’daki ticari şirketlerden biri olan Fugger ailesinin üyelerinden birinin kütüphanecisi olan Hieronymus Wolf tarafından bu iki kronik Latince’ye çevrildi. Wolf’un amacı Bizans tarih metinlerini bir külliyat hâlinde yayınlamaktı.

6

Roma İmparatorluğunun sonunu getiren Cermen akınları için kullanılan "Barbar" terimi ne demektir?

“Barbar” teriminin kökeni Yunanca Barbaros çoğulu barbaroi terimleridir. Antik Yunanistan’da Yunanlar terimi Yunanca bilmeyen ve klasik Yunan medeniyet dairesi içinde görmedikleri insanlar için kullanırlardı. Antik Yunan kavram ve terimlerinin kullanımı Romalılar ve sonra Bizanslıların dışında Erken modern çağdan itibaren Avrupa medeniyetinin dışında kalan kültürler için de medeni olmayan anlamında pejoratif bir anlam yüklenerek kullanıldı. Burada tırnak içine alınarak kullanılan “Barbar” terimi ise Romalıların, Cermenler, Keltler, Galyalılar, İberler, Trakyalılar, İliryalılar, Berberler ve Sarmatyalılar gibi Romalı olmayan toplumlara karşı kullandığı anlamıyla kullanılmaktadır. Bu terimi kullanırken tarihî bağlamında kullanmaya dikkat edilmelidir.

7

"Bizans" kavramının "Roma" kavramından ayrı tanımlanma nedenleri nelerdir?

Hieronymus Wolf "Bizans" kavramını kullanmanın yanında "Roma" kavramından ayrı tanımlamasını da savunmuştur. Wolf ile çağdaş tüm Rönesans hümanistleri yenilenen Avrupa’nın kültür ve uygarlık köklerini, klasik metinlerde yani Antik Yunan ve Roma’nın kültürel mirasında buluyorlardı. Bu nedenle Orta Çağ boyunca klasik Yunan ve Roma medeniyetinden uzaklaşmış, dindar bir toplum ve yazın dünyası, mimaride, sanatta “gerilemiş” olarak gördükleri bir Doğu Roma’yı farklı bir tanımla ifade etme ihtiyacı hissettiler. Wolf, özellikle Orta Çağ Yunanca metinlerin Antik Yunan metinleri olmadığını ya da el yazmalarının Orta Çağ’da kopyalandığını belirtme amacıyla külliyatına Latince “Byzantinae” adını vermiştir. Onun amacı Latincenin hâkim olduğu klasik Roma döneminde dolaşımda olan Antik Yunan metinlerinden Bizans dönemindeki metinlerden ayırmaktı.

8

Montesquieu ve Voltaire’in Bizans ve  Orta Çağ’la ilgili düşünceleri nedir?

Aydınlanma dönemi Avrupa’sı hem modern tarih metodolojisi hem de tarihsel perspektif bakımından modern tarihçiliğin büyük değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönem olan 18. yüzyılın iki etkili düşünürü Montesquieu ve Voltaire Bizans’ı ve tüm Orta Çağ’ı küçümseyen ve değersiz olarak niteleyen önyargılarla değerlendirmişlerdi. Bu durum, Bizans’a karşı kötü bir önyargının oluşmasına ön ayak oldu. Montesquieu ve Voltaire askerî, toplumsal, dinî ve sosyal yapılarıyla Bizans tarihini değersiz ve kokuşmuş bir tarih olarak değerlendirdiler. Onlara göre “Bizans” kelimesi sahtekârlık, ikiyüzlülük ve çöküşü ifade ediyordu.

9

İngiliz aydın ve üst sınıf temsilcisi olan Edward Gibbon' un Bizans’ı konu alan eserinin adı ve konusu nedir? Bu eser kimleri etki altına almıştır?

Edward Gibbon ise bir İngiliz aydın ve üst sınıfın temsilcisi olarak Roma İmparatorluğu’nun Gerileyişi ve Çöküşü adlı eserini yazdığında Roma İmparatorluğu’nun bu dönemini her bakımdan bir çöküş olarak görmüştür. Onun bu etkili ve kapsamlı tarih çalışması esasında Bizans çalışmalarının en önemli yapı taşlarından birini oluşturur. Onun bu dönemi, Bizans adı yerine Roma İmparatorluğu’nun çöküş dönemi olarak ele alması Bizans teriminin kullanımını ortadan kaldırmamıştır. Tam tersine, Gibbon’un kapsamlı ve hâlen kullanılan eserinde Bizans dönemi hakkındaki görüşleri kendisinden sonra gelen Avrupalı aydınları, özellikle de Anglosakson dünyayı derinden etkilemiştir. Gibbon, Bizans’ı hiçbir zaman kalıcı bir uygarlık ve büyüklüğün hiçbir emaresinin olmadığı bir dönem olarak değerlendirmiştir. Ona göre Bizans, dönemdeki imparatorluğun tarihi rahiplerin, hadımların ve kadınların entrikalarının, saray komplolarının ve nankörlüğün tekdüze bir hikayesidir. Siyasi kültür açısından Rasyonalist (akılcı) bir Avrupa’da, Roma Cumhuriyet dönemindeki muhteşem Roma’nın Hristiyan imparatorluk ve kilisenin güçlendiği bir toplumda devletin, toplumun ve ordunun zayıflaması sonucu çöktüğünü savunan Gibbon, kendi döneminde pek çok aydından taraftar bulmuştur. 18. yüzyıl boyunca onun etkileyici üslubu ve geniş bir tarihsel dönemi birincil (Bizans) kaynaklara dayanarak yazması Bizans tarihi çalışmalarında dönüm noktası olmuştur. Fransa’da 17. yüzyıldaki romantik bakış açısı yerini Bizans’ın köhnemiş ve Avrupa Aydınlanma döneminin değerlerine tezat bir dönem algısına bıraktı.

10

Alman Bizantinist Karl Krumbacher, “Bizans Çalışmaları Disiplini” oluşturma yolunda neler yapmıştır?

Bizans çalışmaları disiplinini oluşturma yolunda belki de en önemli adım 1890’larda Alman Bizantinist Karl Krumbacher tarafından, Münih’te atıldı. Krumbacher aynı zamanda alan üzerinde odaklanan ilk periyodik bilimsel dergi olma özelliğini hâlen devam ettiren Byzantinische Zeitschrift dergisini ve Münih Üniversitesi bünyesinde günümüzde de işlevini devam ettiren Bizans Çalışmaları Enstitüsü’nü kurdu. Krumbacher, kapsamlı eseri Bizans Edebiyatı Tarihi “Geschichte der Byzantinischen Litteratur” içinde Bizans döneminde yazılmış ve yazma kütüphanelerinde bulunan eserlerin listesi ve tanıtımını yapmış, içeriklerine ilişkin bilim camiasına bilgi vermiştir. Oldukça ilgi çeken bu eser başta Almanya’da, Berlin, Bonn ve Hamburg gibi şehirlerde ve Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde Bizans çalışmalarını ve Bizans dönemine ilişkin tüm yargıları değiştirmeye başladı. Özellikle Avrupa’da gelişen Bizans araştırmaları hem Avrupa tarihine ilişkin hem de geniş Akdeniz Orta Çağ’ına geniş kapılar açma imkanından dolayı filolojinin hakimiyetinden çıkarak Tarih, Sanat Tarihi, Teoloji, Arkeoloji, Mimarlık gibi disiplinlerin yavaş da olsa Bizans dönemine ilgisini artırdı.

11

Bizans İmparatorluğu’nu tarih, kültür, din, bilim, politika ve ekonomi olmak üzere hemen hemen her alanda inceleyen bilim dalının adı nedir?

Bizans İmparatorluğu’nu tarih, kültür, din, bilim, politika ve ekonomi olmak üzere hemen hemen her alanda inceleyen bir bilim dalı Bizantoloji, Bizantinoloji ya da Bizantinistik olarak adlandırılmaktadır. Sadece tarih disiplinini değil tüm alanları kapsamaktadır.

12

Türkiye’de Bizans geçmişine ilgi duyan ilk tarihçiler kimlerdir? Katkıları ne olmuştur?

Batılı araştırmacıların ortaya koyduğu Bizans araştırmaları Osmanlı tarihçiliğini de etkilemiştir. Örneğin 17. yüzyılda Kâtip Çelebi ve Hüseyin Hezarfen, Avrupa’da yayımlanmış Bizans kaynaklarına dayanarak Roma geçmişini anlamaya çalışmışlardır. Bunlar, Türkiye’de Bizans geçmişine ilgi duyan ilk tarihçiler olarak değerlendirilir. Kâtip Çelebi’nin Bizans kaynaklarından Chalkokondyles tercümesi günümüze ulaşmasa da her iki tarihçinin de Avrupalı ve Fenerli Rum aydınlarla olan entelektüel ilişkileri sayesinde Avrupa’daki Bizans incelemelerine olan yakınlığının etkileri bilinmektedir.

13

Tanzimat aydınının Bizans çalışmalarındaki yaklaşımları nedir?

Tanzimat aydınının Bizans çalışmalarında iki ayrı yaklaşım göze çarpmaktadır. İlki, Avrupa’dan çeşitli biçimlerde ulaşan yeni tarihsel bilginin çerçevesinde, nesnesi İstanbul ve İstanbul’daki Bizans fiziksel mimarisi olan yeni yaklaşımdır. Yüzyıllardır doğal bir şekilde birlikte yaşanılan Bizans eserleri, artık bir nesne olarak Osmanlı geçmişini işaret eden önemli belgeler olarak görülmeye başlanmıştır. Arkeoloji, sanat ve mimarlık tarihi çalışmalarında bu yaklaşımın hâkim olduğunu ifade edebiliriz. Diğer yaklaşım ise Bizans’ı, Osmanlı öncesi geçmişe duyulan meraktan ziyade Avrupa’daki oryantalist tarih yazımına meydan okuma gayesiyle kurgulanan tarihin bir parçası olarak incelemektir.

14

 Osmanlı’da(19.YY) Bizans araştırmalarına en çok katkıyı kimler yapmıştır?   

19 yüzyıl boyunca, Bizans araştırmalarına en çok katkının Osmanlı Rum cemaati aydınlarının ürünü olduğu hemen anlaşılmaktadır. Osmanlı Rumları içinde en erken çalışma 1830–34 yıllarında İstanbul Patriği olan Konstantios’un (1770–1859) 1820 yılında Rumca yazdığı ve Heyet-i Sabıka-i Konstantiniyye adıyla 1861’de Türkçeye çevrilen eseridir. Bu kitap İstanbul’un Bizans dönemine ait tarihsel topoğrafyasını ve mimari dokusunu, Osmanlı döneminde geçirdiği değişimle birlikte ele alan ilk Osmanlıca eserdir. Konstantios’un 1849’da basılan Ayasofya Kilisesinin arkeolojik incelemesini içeren başka bir eseri Türkçeye tercüme edilmemiştir. Osmanlı Rum cemaatinden bir başka yazar, Kostantinidi Paşa (Aleksander Konstantinides), Cem’iyyet-i İlmiyye-i Osmaniyye’nin çıkardığı Mecmua-i Fünun dergisindeki tefrikalarıyla bir Ayasofya tarihi yayınlamıştır. Ceride-i Havadis Matbaası’nda, Osmanlıca olarak Tarih-i Ayasofya (1868) olarak kitaplaşan tefrikası Osmanlı öncesi İstanbul’unun tarih zenginliğine ve bundan bihaber olan kamuoyuna yönelik dikkat çekici üslubuyla önemlidir. Osmanlı Rumlarının 1861’de kurduğu ve Syllogos olarak bilinen İstanbul Helen Edebiyat Cemiyetinin de araştırmalara katkıları söz konusudur.

15

 Osmanlı’da (19.YY) Bizans araştırmalarına hangi cemiyet katkıda  bulunmuştur?

Düzenledikleri konferans ve bilimsel toplantılar, arkeoloji araştırmaları ve yayınları ile Türkiye’de Bizans çalışmalarının gelişmesinde önemli rolü olan bir kurum ise Osmanlı Rumlarının 1861’de kurduğu ve Syllogos olarak bilinen İstanbul Helen Edebiyat Cemiyeti’dir (Hellenikos Philologikos Syllogos). Skarlatos Byzantios’un 1868’de Atina’da yayımladığı Konstantinopolis’in tarih, topografya ve arkeolojisini ve Aleksandros G. Paspates’in 1877 yılında İstanbul’da yayımlanan Bizans topografya ve tarihini inceleyen eserleri sonraki çalışmaları derinden etkilemiştir. Osmanlı Müslüman aydınlarının kurduğu ve beş yıl yaşayan Cem‘iyyet-i İlmiyye-i Osmaniyye ve dergisi Mecmua-i Fünun yapılanması Syllogos’a benzerliği ile dikkat çekmiştir.

16

Osmanlının çöküş nedeni olarak Bizans mirasını devralması olarak görenler kimlerdir? Neden?

Türkçülük, İslamcılık gibi akımların etkisi ve Gibbon, Montesquieu, Voltaire gibi aydınlanma döneminin bakışını tevarüs eden Osmanlı aydınlarının önemli bir bölümü, çöküşün müsebbibi olarak Osmanlının devraldığı Bizans mirasını sorumlu tutar. Mizancı Murad gibi Türkçülük akımının temsilcilerinin bu bakış açılarının oluşmasında İstanbul’un içinde bulunduğu çok kültürlü ortamın da etkisi vardır.

17

Bizans’tan devralınan değerleri ve kültürel mirası anlamaya ve sınıflandırmaya çalışanlar kimlerdir? Temel amaçları nedir? Bu amaçları için neler yapmışlardır?  

Bir grup Osmanlı aydını kimlik arayışına farklı bir açıdan bakmış ve Bizans’ın İstanbul’daki somut mirası üzerinden temsil ettiği değerleri, devralınan kültürel mirasını anlamaya ve sınıflandırarak toplumu bilgilendirmeye yönelmiştir. Bu dönemde Bizans mirası üzerine bilgi üretiminde üç yazar öne çıkar: Sanat tarihçisi olarak bilinen Celal Esad [Arseven], tarihçi ve Darülfünun müderrisi Ahmed Refik [Altınay] ve yazar ve eğitimci Mehmed Ziya. Celal Esad Arseven, 1909’da İstanbul’daki Bizans mirasını incelediği meşhur eseri Constantinople de Byzance á Stamboul’u yayımlamıştı. Ancak 1928’de yayımlanan Türk Sanatı adlı eseri ile daha sonra ilk Türk sanat tarihçisi olarak anılmasını sağlayan çalışmalarıyla farklı bir yöne evrilmiştir. Ahmed Refik Altınay ise en başından beri İslam, Bizans ve Osmanlı uygarlıkları arasında kültürel ve politik bir bağ görmüş ve Osmanlı kimliğinin bir parçası olarak gördüğü bu kültürlerden biri olan Bizans mirasına sahip çıkılmasını savunmuştur. Mehmed Ziya, ilk cildini 1920’de yayınladığı İstanbul ve Boğaziçi, Bizans ve Osmanlı Medeniyetinin Asar-ı Bakiyesi adlı eserinin ikinci cildini 1928’de bastıktan sonra 1930 yılında vefat etmiştir. Onun temel özelliği İstanbul’daki Bizans eserlerini bizzat gezerek incelemesinin yanında görsel olarak da tespit çalışmaları yapmasıdır. Her üç yazarın çağdaşı olan Münir Mazhar, Kolağası Mehmed Raif Bey, Celal Nuri, Ferik Ahmet Muhtar Paşa gibi aydınlar da Bizans mirasına ilgi göstermişlerdir.

18

Fuad Köprülü’nün “Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri Hakkında Bazı Mülahazalar” adlı makalesinde yer verdiği görüşler nelerdir?

Ahmet Refik Altınay’ın tarih anlayışının yerini modern bilimsel metotlara dayanan yeni Türk tarihi ve Bizans mirasıyla ilişkisini formüle eden Köprülü ekolü diyebileceğimiz anlayış almıştır. M. Fuad Köprülü makalesini, kurucusu olduğu Türk Hukuk ve İktisat Tarihi Mecmuasında yayınlamıştır. Bu makalesi ile kendisinden sonraki Türk tarihçiliğinin Bizans tarihine bakış açısını derinden etkilemiştir. Köprülü’nün sonraki çalışmalarında açıklığa kavuşturduğu görüşleri esasında Joseph Von Hammer ve Herbert Adams Gibbons gibi Osmanlı tarihi yazan Avrupalı şarkiyatçıların ve Charles Diehl gibi Bizans uzmanı alimlerin, özellikle Osmanlı kuruluş dönemine dair hatalı metodolojilerine bir cevap niteliği taşıyordu. Köprülü’nün bu eseri, temelde Türklerin Osmanlı gibi bir imparatorluğu kuramayacak göçebe bir kavim olduğundan hareketle Osmanlı devletinin, Bizans’ın mirası olan kurum ve kültür üzerine inşa edilmiş olabileceğini savunan oryantalist tarih yazımına verdiği bir cevaptı.

19

Osmanlının çöküş dönemindeki aydınların/tarih yazarlarının Bizans tarihine ilgisinin altında yatan neden nedir? 

19. Yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nda her alanda olduğu gibi, tarih yazımı metotlarında da Avrupa örneklerinin uygulanmaya başladığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde yayınlanan eserlerden haberdar olan Osmanlı aydınlarının (Ahmed Midhat Efendi, Necip Asım ve Mehmed Arif gibi) Bizans tarih, kültür ve sanatına da ilgisi artmış, Bizans ve Osmanlı karşılaştırması yapılmaya başlanmıştır. Osmanlı imparatorluğunun son dönemindeki tarihsel ve politik koşulların etkisiyle, imparatorluğun çöküş nedenlerini anlamaya ve çözüm aramaya yönelen tarihçiler için Bizans tarihi kullanışlı bir araç olmuştur. Bizans ve Osmanlı’nın, imparatorluk yapısından kaynaklı ortak özelliklerini ortaya koyan bu çalışmalar, Osmanlı’nın Bizans mirasının önemine de işaret eden ilk çalışmalar olarak değerlendirilebilir. Hatta Ahmed Mithat Efendi, Roma tarihinin Yunan tarihi yerine Osmanlı tarihiyle birlikte ele alınmasının daha doğru olduğuna inanıyordu. Çünkü Konstantinopolis’teki imparatorluk Osmanlı İmparatorluğu tarihiyle daha yakından ilişkili olduğunu düşünüyordu.

20

Bizans tarihi ve sanatı konusunun akademik yolculuğu nasıl başlamıştır?

Türkiye’de akademik anlamda Bizans tarihi ve sanatının üniversiteye girişi İstanbul Üniversitesinde batılı bilim adamları aracılığıyla olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul’daki British Council kurumu, dünyanın seçkin Bizans tarihçilerinden biri olan Steven Runciman’ı Türkiye’ye getirtmesinin ardından İstanbul Üniversitesi’nde Bizans tarihi ve sanatı dersi vermek üzere davet edilen Steven Runciman da 1941-1944 yılları arasında görev yapmıştır. Nihayetinde Semavi Eyice’nin 1956’da söz konusu dersleri vermeye başlamasından önce Philippe Schweinfurth (1950–54) bu dersleri vermek üzere davet edilen diğer bir bilim adamı olmuştur. Semavi Eyice 1963’te müstakil bir Bizans Sanatı Kürsüsünü kurmuştur. Onun Sanat Tarihinin yanı sıra tarih çalışmaları da uzun süre Türkiye’de Bizans çalışmalarının üniversitelerdeki nadir temsilcilerinden biri olmasını sağlamıştır.

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç