AÖF Soru Bankası
TAR115U · Ünite 2

Emperyalizmin Yükselişi ve Sonuçları

  • 26 soru-cevap
  • Siyasi Tarih
1

Sanayi Devrimi kavramı ilk kez hangi yılda kullanıldığı düşünülmekte?

Sanayi Devrimi kavramının (tartışmalı da olsa) ilk kez 1788’den itibaren kullanılmaya başlandığı ileri sürülmektedir.

2

Sanayi Devrimi ile ilgili araştırma yapanlar en önemli sorulardan biri olarak hangi soruyu görmektedir? 

Sanayi Devrimi ile ilgili araştırma yapanlar sanayileşme ve Sanayi Devrimi’nin kökeni, gelişmesi ve sonuçları üzerine farklı sorular sormakta ve farklı değerlendirmeler yapmaktadır. En önemli sorulardan biri Sanayi Devrimi’nin neden İngiltere’de 18. yüzyılda başladığıyla ilgilidir. İngiltere’yi “dünyanın atölyesi” durumuna getiren belli başlı koşullar ya mevcuttu ya da zaman içerisinde oluştu. 15. ve 16. yüzyıllardaki denizaşırı keşiflerin, etkili bir ticari ağve “bilimsel devrim” gibi bazı olağanüstü etkenlerin Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkışında etkili olduğu belirtilmektedir, hatta Protestanlığın teşvik ettiği özel bir “kapitalist ruh” unda Sanayi Devrimi’nin  gerçekleşmesindeki katkısının altı çizilmektedir. Bunlara, 18. yüzyılın ikinci yarısında Batı Avrupa’daki devlet yöneticilerinin sanayileşme arzuları da ilave edilmelidir.

3

Sanayi Devrimi’nin neden İngiltere’de ortaya çıktı?

Sanayi Devrimi’nin neden İngiltere’de çıktığına ilişkin sorunun cevabı çok boyutlu ve karmaş olmakla birlikte gerekçeleri aşağıdaki gibi listelenebilir: 1.) Gümrük sınırlarıyla bölünmemiş büyük bir ulusal ekonomi bölgesinin varlığı; 2.) 17. yüzyılın ortasından itibaren iç barış; 3.) Özellikle kıyıdan yapılan gemicilikte, ucuz nakliye için uygun coğrafi koşullar; 4.) Son derece gelişmiş bir hassas mekanik ve iş aleti yapımı geleneği; 5.) Hammadde tedariğini kolaylaştıran ve sürüm pazarlarını hazır tutan kapsamlı bir kolonyal ticaret; 6.) İş gücü fazlasının ortaya çıkmasını sağlayan olağanüstü üretken bir tarım; 7.) Toplumsal elitin büyük bölümlerinde yeniliklere duyulan ilgi; 8.) Küçük çevrelerde, özellikle de dini muhaliflerde, olağanüstü bir girişim bilinci.

4

Sanayi Devrimi ile Emperyalizm arasında nasıl bir bağ var?

Emperyalizm sözcüğünün erken kullanımında hem hanedan otoritesini yaygınlaştırma hem de milliyetçi ihtiraslara destek olma ile şekillendirilen bir ele geçirme ve yayılma ideolojisi anlaşılmaktaydı. 19. yüzyılda emperyalizm yeni bir içerik kazanırken sömürgecilikle özdeşti. Sanayi Devrimi, daha önce açıklandığı gibi ekonomide olağanüstü bir büyümeye yol açtı ve bu büyüme kapitalizmin yeni bir aşamaya evrilmesiyle sonuçlandı. Üretimin belirli ellerde toplanması tekelci gruplar oluşturdu, sanayi sermayesi ile banka sermayesi kaynaştı. Buna dayalı olarak sermaye ihracı ön plana geçti. Ayrıca 19. yüzyılın son çeyreğine henüz  fethedilmemiş sömürgeleri ele geçirme yarışı damgasını vurdu. Emperyalizmin önemli belirgin bir niteliği, yoğun şekilde sermaye ihracıdır. Eski sermaye, yeni emperyalizm çağından önceki sermaye, özellikle sanayi ürünleri ihraç ederdi, oysa emperyalizm döneminde, kapitalistler sadece mal değil aynı zamanda gittikçe artan miktarda sermaye ihraç ettiler. Daha çok sanayi bakımından geri kalmış ülkelere sermaye ihracı gerçekleştirildi.

5

Emperyal devletler arasında hangi devletin emperyal yanı en büyüktü?

İngiltere’nin ya da daha emperyal bir ifade ile Britanya İmparatorluğu’nun kapladığı topraklar 1860’da yaklaşık 24,5 milyon kilometrekare iken, 1909’da toplam 32,5 milyon kilometrekareye ulaştı. Bu miktar neredeyse dünya kara yüzeyinin dörtte biri kadardı. İngiltere diğer emperyal devletlerden açık ara öndeydi. Fransızlardan üç kat, Almanlardan ise on kat daha fazla toprağa sahipti ve dünya nüfusunun dörtte birini denetim altında tutmaktaydı. İngiltere’nin emperyal yanının büyüklüğünü sadece sahip olduğu ya da kontrol altında tuttuğu toprak ve nüfus miktarı belirlememekteydi, aynı zamanda ihraç ettiği sermayenin olağanüstü büyüklüğü de belirleyici olmaktaydı. İngiltere adeta dünyanın bankeriydi ve yurtdışına yatırdığı sermaye stokunun nominal değeri 1914’te 3.8 milyar sterline ulaşmıştı. Bu oran Fransa’dan iki kat, Almanya’dan da üç kat fazlaydı. 19. yüzyılın ikinci yarısında göz kamaştırıcı bir şekilde sanayileşen ülkelerin başında ise Almanya gelmektedir. Ağır sanayide üretimden pazara kadar her aşamayı düzenleyen ve kontrol eden tekellere sahipti. Almanya’nın siyasal birliğinin sağlanmasına öncülük eden Otto von Bismarck, sömürgecilik konusunda tereddüt göstermekle birlikte Pangermenist gruplar bu tavrın değişmesi için baskı yapmışlardır. Bismarck, 1884’te Reichstag seçimlerinde milliyetçi oyları kazanmak için kısa bir süreliğine sömürgecilik arayışını sahiplendi. Fakat Alman sömürgeciliği, 1890 sonbaharında Bismarck’ın Başbakanlıktan ayrılmasından sonra Kayzer II. Wilhelm’in Weltpolitik’e yönelmesiyle
daha da genişledi. 

6

1815’te kurulan Avrupa sisteminin değişmesinin en önemli nedenlerinden biri nedir?

Fransa’da 2 Aralık 1852’de imparatorluk ilan edilmesi ve bu süreçte III. Napoléon’un farklı bir dış politika izlemesi, 1815’te kurulan Avrupa sisteminin değişmesinin en önemli nedenlerinden biridir. 1848 Devrimleri, Kırım Savaşı’nda Rusya’nın yenilgisi ve Almanya ile İtalya’nın siyasal birliklerini sağlaması Avrupa Uyumu’nu ortadan kaldırmamakla birlikte dönüştürdü.

7

Kırım Savaşı’nın çıkmasında neler etkili oldu?

Rusya, 1830’lı yıllarda zayıf ve himaye edilebilir bir Osmanlı Devleti’ni çıkarları açısından daha uygun bulmaktaydı. 1841’deki Boğazlar Sözleşmesi’nin Rusya’nın Boğazlar üzerindeki çıkarlarına set çekmesi üzerine bu ülke daha önceki politikasına döndü ve Osmanlı’yı parçalama planları yapmaya başladı. Kırım Savaşı’nın çıkmasında Rusya’nın söz konusu politika değişikliği, Kutsal Yerler Sorunu ve İngiltere’nin Avrupa’daki güç dengesini koruma isteği etkili oldu. 1840’lı yıllarda Osmanlı Devleti’nde Katolikleri Fransa, Ortodoksları da Rusya himaye etmek üzere yoğun bir faaliyete girişti. Çar I. Nicholas 1841 Nisan’ında Kudüs’e giden Rus hacıların han olarak kullanması için iki Rus Ortodoks manastırının onarılması talimatını verdi. Peygamber İsa’nın doğduğu yer olan Beyt-ül-lâhim’de asılı, üzeri Latince yazılar olan bir yıldızın 1843’te kaybolması Ortodokslarla Katolikleri karşı karşıya getirdi. Kutsal Yerler Sorunu bir yandan Fransa ve Rusya mücadelesine diğer yandan ise Rusya’nın Osmanlı Devleti’ni parçalama politikasına geri dönmesine yol açtı. 

8

Kırım Savaş'ı nasıl başladı?

Rusya, 31 Mayıs’ta kutsal yerler meselelerinde mevcut istekleri içeren yeni bir ültimatomu Osmanlı Hükümeti’ne verdi ve sekiz günlük bir süre tanıdı. Sürenin bitmesini beklemeden de Eflâk Boğdan’ı işgal etmek için sınıra asker yığdı. Bu girişim karşısında İngiltere ve Fransa Çanakkale Boğazına donanma gönderdi. Böylece Kutsal Topraklar etrafında gelişen rekabet ve Rusya’nın Osmanlı’yı parçalama girişimi yeni bir savaşın başlamasına neden oldu. Osmanlı Hükümeti, 4 Ekim’de Rusya’ya ültimatom vererek 15 gün içerisinde Eflâk-Boğdan’ın boşaltmasını istedi. Rusya’nın ültimatomu reddetmesi üzerine Osmanlı yönetimi bu ülkeye savaş ilan etti. Müttefik güçler, uzun süren bir kuşatmadan sonra 9 Eylül 1855’te Sivastopol şehrini ele geçirince Kırım Savaşı sona erdi.

9

Kırım Savaşı'nın sonuçları ne oldu?

Kırım Savaşı'ndan sonra 25 Şubat 1856’da Paris’teki Quai d’Orsay’daki dışişleri bakanlığı binasında başlayan barış kongresi, 30 Mart’ta barış antlaşmasının imzalanmasıyla sona erdi. Görüşmeler sonunda 34 maddelik bir barış antlaşması imzalandı. Antlaşma, Rusya’nın Karadeniz ve Balkanlardaki gücünü büyük çapta kırdı ve Osmanlı-Avrupa ilişkilerine yeni bir çehre kazandırdı. Antlaşmanın kısaca maddeleri şu şekildeydi: 1) Tarafların savaş sırasında işgal ettikleri toprakların iade etmesi; 2)  Savaş esirlerinin karşılıklı olarak serbest bırakılması; 3) Boğazların kapalılığına ilişkin 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi’nin aynen yürürlükte kalması;  4) Karadeniz’in tarafsız hale getirilmesi; 5) Karadeniz’in bütün devletlerin ticaret gemilerine açık, savaş gemilerine sürekli kapalı tutulması; 6) Rusya’nın Karadeniz kıyılarında donanma ve tersane bulundurmaması; 7) Tuna Nehri’nde seyrüsefer serbestisinin yeniden teyit ve kabul edilmesi; 8) Eflâk-Boğdan ve Sırbistan’ın özerk olması, tâbi devlet statüsünde olması.

10

Paris Barış Antlaşması neyi sağlamıştır?

Paris Barış Antlaşması’nın Osmanlı Devleti açısından en önemli hususu, 7. Madde’de düzenlenmişti. Bu madde ile Osmanlı Devleti, Avrupa devletler topluluğunun bir üyesi kabul edilmekte, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı Avrupa devletlerinin ortak garantisi altına alınmaktaydı. Padişah Abdülmecit’in 28 Şubat 1856’da Islahat Fermanı’nı yayınlaması ve Ferman’a Antlaşma’nın 9. Maddesi’ne atıfta bulunulması dikkat çekicidir. Paris Barış Antlaşması, Rusya’nın sarstığı Avrupa dengesini (Concert Européen) yeniden kurmuş,  bugünkü modern Avrupa’nın temellerinin atılmasında etkili olmuştur. Piemonte’nin sadece kendi topraklarını değil, tüm İtalya’yı temsilen Paris Kongresi’ne katılması ve III. Napoléon’un desteğini alması, İtalya’nın siyasal birliğinin temellerinin atılmasını sağlamıştır. Aynı olumlu etki Prusya için de geçerlidir ve Prusya, Alman ulusal birliğinin sağlanması için uygun ortam bulmuştur. Kırım Savaşı’ndan gücünü kaybetmiş olarak çıkan Rusya, Asya’ya yöneldi ve özellikle Orta Asya’daki Türk topluluklarını egemenliği altına aldı. Afganistan’ın kuzeyine ulaşması bölgede uzun yıllar sürecek İngiliz-Rus mücadelesini başlatmıştır.

11

İtalyan Birliği’nin kurulması ne şekilde gelişti?

1830-1848 döneminde İtalya’nın bir birlik etrafında toplanması düşüncesi yaygınlık kazandı. Aydınların neredeyse tamamı ister Katolik ister liberal olsun, Avusturya’dan bağımsızlaşma ve birlik fikrini savunuyordu. Fakat bu amaç, henüz köylüler tarafından etkili bir şekilde savunulmamaktaydı. Milli birlik (Risorgimento) hareketinin üç önemli lideri vardı. Bunlar, Giuseppe Mazzini, Guiseppe Garibaldi ve Kont Comillo Cavour’du. İtalyan birliği için farklı düşünceler vardı. İtalya’nın siyasal birliğinin sağlanması sürecin de birçok diplomatik girişimin yanında taraflar arasında savaşlar gerçekleştirildi. Bu savaşlar sonrasında Garibaldi Güney İtalya’da birlik doğrultusunda önemli başarılar elde etti. Mart-Nisan 1860’da yapılan plebisit ile Nice ve Savoie Fransa’ya,  Parma, Modena, Toskana ve Papalık devletlerinden Romagna Piemonte’ye katıldı. Bu plebisitler, uluslararası hukukta yeni bir devir açmış, halklar kendi istekleriyle bir devletin vatandaşı olmayı kabul etmişlerdi. Böylece Roma ve Venedik hariç, bütün İtalya Piemonte’nin etrafında birleşti. Torino’da 18 Şubat 1861’de ilk İtalyan Parlamentosu açıldı ve bu parlamento 17 Mart 1861’de Piemonte Kralı II. Vittorio Emanuel’i İtalya Kralı ilan etti. Venedik 1866’da, Roma ise 1870’de İtalyan birliğine katıldı. Roma, Temmuz 1871’de İtalya’nın başkenti ilan edildi.

12

İtalyan Siyasi Birliğinin kurulması hangi şekilde Almanya Siyasi Birliğinin kurulmasına yol açmıştır?

İtalya’nın siyasi birliğinin kurulmasının etkileri ancak 20. yüzyılla birlikte Akdeniz’de elde edeceği üstünlükle ortaya çıkmıştır. Almanya’nın siyasi birliğinin kuruluşu, dünyada eşi görülmemiş bir şekilde daha başlangıcından itibaren gerek Avrupa siyasetinde ve gerekse de uluslararası siyasette önemli etkiler yaratmış; Avrupa’daki dengeler değişmişti. Aslında bu durumun sebebi Alman siyasi birliğinin Prusya gibi Avrupa’da önemli bir ağırlığı bulunan bir ülkenin etrafında gerçekleşmesi de dahil olmakla birlikte, üç Avrupa devleti ile savaşarak ve bu savaşları kazanarak elde etmesinde yatmaktadır. Alman siyasi birliğinin mimarı, 1862’de Başbakan (Şansölye) olan Bismarck’tı. Bismarck, bu süreci üstün diplomasi becerisiyle Avrupa’daki güç dengesini çok iyi tartarak, doğru zamanda doğru politikaları izleyerek başarılı bir şekilde yönetmiştir.

13

Alman Siyasi Birliği’nin kuruluş süreci nasıl başladı?

Bismarck, Başbakan olarak atandıktan kısa bir süre sonra Prusya Bütçe Komisyonu Landtag’a hitaben yaptığı konuşmada Prusya’nın Almanya meselelerinde etkin rol oynamasına çare olarak askeri önlemleri işaret ediyordu. Konuşmasını “Almanya; Prusya’nın liberalizmiyle değil, gücüyle ilgilidir. "Günün sorunlarına tartışmalar ve çoğunluk kararları değil, kan ve demir çare olacaktır.” şeklinde bitirmişti. Onun bu “kan ve demir” sözleri, Alman siyasi birliğinin yaratılma yönteminin ifadeleri olarak tarihe geçmiştir. Bismarck Alman siyasi birliğini sağlamak amacıyla öncelikle 1864’te Avusturya ile beraber Alman Konfederasyonu adına Danimarka’ya savaş
açtı. Yapılan savaşta Danimarka kısa sürede yenilmiştir. Bu savaş sonrasında Bismarck usta bir diplomasiyle Almanya’nın geleceği konusunda önemli bir adım atarak Germen Konfederasyonunu sona erdirmiş, yerine Avusturya'yı dışarda bırakarak  Prusya’nın başkanlığında Kuzey Alman Konfederasyonunu kurmuştur.

14

Almanya siyasi birliğine kavuşmadan önce nasıl bir yapıya sahipti?

Almanya siyasi birliğine kavuşmadan önce Almanya denilen bölge küçük Alman devlet gruplarından ve iki ana güç, Avusturya ve
Prusya’dan oluşmaktaydı. 1806’dan önce bu küçük devletlerin sayısı iki yüzü geçerken, Kutsal Roma İmparatorluğu’nu yıkıp yerine kendi Ren Konfederasyonu’nu kuran I. Napolyon, bu sayıyı 60’a indirmişti. Napolyon Savaşları sonrası Avrupa’nın sınırlarını ve güç dengesini belirle yen Viyana Kongresi’nde (1815) ise bu devletler Alman Konfederasyonu çatısı altında toplanmışlardı.

15

Alman Birliği'nin kurulması sürecinde Avrupa’nın uluslararası siyasi alanda hangi değişiklikler meydana gelmiştir?

Alman Birliği'nin kurulması sürecinde Avrupa’nın uluslararası siyasi alanda da önemli değişimler meydana gelmiştir. Öncelikle 1815 Viyana Kongresi ile şekillenmiş olan Avrupa siyasi haritası ve Avrupa’daki güç dengesi önemli oranda değişti. 1866 Sadova Savaşı’nda Prusya karşısında ağır bir yenilgiye uğrayan Avusturya, Avrupa’nın batısından uzaklaşıp doğuya dönük politikalar izlemeye başladı. Fransa’nın 1870 Sedan Savaşı’nda Prusya karşısındaki yenilgisi ise Almanya’ya Avrupa’da ciddi bir üstünlük sağlamıştı. 17. yüzyılda İspanya’nın yerini alan Fransa, bu sefer yerini 50 yıl sonra Almanya’ya kaptırmış, Almanya Avrupa’nın hakim gücü olmuştu. Özellikle çoğunluğu Fransızca konuşan Alsace-Lorraine’nin Fransa’dan koparılması, Fransız-Alman ilişkilerini geri dönülmez bir noktaya getirmiş; bu bölge sonraki 50 yılın Fransız-Alman ilişkilerinin odak noktası olmuştu. Fransa bunun rövanşını 1919’da I. Dünya Savaşı sonunda Versailles Barışı’nı yenilmiş Almanya’ya, Alman İmparatorluğu’nun ilân edildiği Aynalı Salon’da imzalatarak alacaktı. Diğer yandan Avrupa’daki eski prestijini kaybeden Fransa, deniz aşırı bölgelere doğru yayılmaya yönelecek dolayısıyla 1870’lerden sonra sömürgecilik hız kazanacaktı.  Doğuya yönelik politikalar izlemeye başlayacak olan Avusturya açısından ise bu alanda özellikle Balkanlar’da Rusya ile gireceği çatışmalar I. Dünya Savaşı’na kadar dönemin siyasi tarihinin ana motifini oluşturacaktı.

.

16

1872 Üç İmparatorlar Antlaşması hangi esasları kabul ediyordu?

Tarihi kayıtlara Üç İmparatorlar Antlaşması ya da Üç İmparatorlar Ligi (Almanya, Avusturya-Macaristan ve Rusya) olarak geçen ve yazılı olmayan bu anlaşma, temelde Avrupa’daki mevcut  statükoyu, düzeni korumayı öngörüyordu. Bu antlaşma aynı zamanda şu esasları kabul ediyordu: 1) Devrimci faaliyet ve hareketlere karşı işbirliğini; 2) Herhangi bir devletle ittifak yapılmamasını; 3) Barışın tehlikeye düşmesi durumunda imparatorların aralarında  danışma mekanizmasının geliştirilmesini ve buna göre hareket edilmesini; 4) Osmanlı’yı ilgilendiren Şark Meselesinde herhangi bir anlaşmazlığı birlikte çözebilmeyi.

17

1871 Alman Birliği’nin kurulmasından sonra neden Alman-Fransız anlaşmazlığı ortaya çıktı? 

1871 Alman Birliği’nin kurulmasından sonra Avrupa’da devletler arasında bloklaşmalar meydana gelmeye başladı. Bu bloklaşmaların en önde gelen unsurunu Alman-Fransız anlaşmazlığı oluşturuyordu. Fransa’nın temel hedefi bir tür intikamdı ve Alsace Lorraine’i geri almak istiyordu. Alman milliyetçileri ise giderek kendilerini üstün ırk olarak görmeye başlamıştı. Almanya’nın birliğini sağlamada itici güç olan Germenlik, onların üstün oldukları savını doğurmuştu. Alman Birliği’nin Avrupa’daki dengeleri de bozduğunu değerlendirirsek özellikle bu iki devlet arasında giderek artan anlaşmazlıklar söz konusu oldu. Bu da bloklaşmaları, ittifak arayışlarını tetikledi.

18

İkinci Üç İmparatorlar Birliği nedir?

İkinci Üç İmparatorlar Birliği, Almanya’nın öncülüğünde 18 Haziran 1881’de Berlin’de kuruldu. Yazılı ve 3 yıl süreli bu anlaşma son derece gizli tutulmuş, hatta 1918’de açıklanmıştır. Esas itibariyle bu anlaşma Almanya’nın Rusya ile Avusturya-Macaristan’ın Balkanlardaki çıkarlarını koruma gayreti taşıyordu. Anlaşmaya göre taraflar birbirlerine karşı herhangi bir ittifaka girmeyecekti. Fransa’nın İtalya’ya saldırması durumunda öteki iki devlet ona yardım edecekti.  Fransa, Almanya’ya saldırırsa İtalya ona yardımı kabul ediyordu, ama buna karşılık Avusturya-Macaristan yansız kalacaktı. Ülkelerden biri, kendisinin suçu yok iken
başka iki ya da daha çok büyük devletle savaşacak olursa, öteki iki müttefik de savaşa dahil olacaktı. Bu antlaşma ile Almanya, Avrupa’daki üstünlüğünü perçinlerken önem verdiği bir politika olan Fransa’yı yalnız bırakma amacını bir yönüyle gerçekleştirmiş oldu. Bu durumdan rahatsız olan Fransa 1892 yılında Rusya ile bir askeri anlaşma sağladı. Ancak bu antlaşma iki ülke arasında sıkı bir işbirliğini sağlasa da imparatorlar düzeyinde resmi bir niteliğe sahip değildi. İki devlet arasındaki resmi bir anlaşma ancak 4 Ocak 1894 sağlanabildi. Böylece Fransa uzun bir sürenin ardından yalnızlıktan kurtulmuş oldu.

19

1907 İngiliz-Rusya Anlaşması hangi gelişmelerin sonucunda ortaya çıktı?

1907'de İngiltere ve Rusya arasında yapılan anlaşma, Üçlü İttifaka karşı kurulan denklemin son parçasıdır. İki ülke arasındaki yakınlaşmaya neden olan en temel gelişme ise 1904-1905 Rus- Japon Savaşı olmuştur. Rusya’yı yenerek bölgedeki varlığını pekiştiren Japonya’nın mevcut üstünlüğünden ABD rahatsız olmuş ve devreye girmişti. ABD arabuluculuğa soyunarak bu savaşı bitirmişti. Yapılan anlaşmaya göre Kore, Japonya’nın koruyuculuğu altına girmiş Port Arthur ile Sakhalin adasının güney yarısı Japonya’ya terk edilmişti. Ayrıca Rusya Mançurya’dan askerlerini çekmişti. Bu savaşın asıl önemli sonucu ise İngiliz-Rus yakınlaşması ve bunun sonucunda bir anlaşmanın imzalanmasıydı.

20

Avrupa‘daki gelişmeler Osmanlı Devleti’ni ne gibi etkiledi?

İki bloğa ayrılan Avrupa’daki büyük güçlerin arasındaki temel gerilim noktalarından biri bu ülkeler arasındaki sömürge yarışıydı. Nitekim Birinci Dünya Savaşı’na neden olan bunalım ve anlaşmazlıkların birleştiği alanlardan ikisi doğrudan Osmanlı’yı ilgilendiriyordu. Bu bölgelerden biri Balkanlar, diğeriyse Ege-Doğu Akdeniz alanıydı. Osmanlı Devleti, özellikle 19. yüzyıldan itibaren hissedilir
derecede çöküş sürecine girince bu bölgelerde tutunması da zorlaştı. Balkanlardaki etnik unsurlar arasında milliyetçilik hareketleri yaygınlaştı. Bu dönem içerisinde Osmanlı Devleti için en önemli tehditlerden biri de Rusya idi. Rusya’nın Osmanlı
Devleti aleyhine genişleme arzusu ve dahası boğazlardan geçerek sıcak denizlere inme politikası, ayrıca İngiltere’nin, 1878’den sonra Osmanlı’yı parçalamak ve yıkmak politikasına başlaması Osmanlı Devleti’ni daha da güçsüzleştirdi. Eski gücünden ve görkeminden çok uzakta olan Osmanlı Devleti ortaya çıkan sorunları üstesinden gelinemedi.

21

19. yüzyılından itibaren Avrupa devletleri arasında yaşanan küresel rekabet Avrupa dışı dünyada ne gibi gelişmelere yol açtı?

Avrupa devletleri arasında yaşanan küresel rekabet, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yeni bir nitelik kazandı. Asya’da ve Afrika’da toprak kazancı amacıyla giriştikleri yeni rekabet hem dengeleri değiştirmiş hem de yeni mücadele bölgelerinin ortaya çıkmasına neden olmuştu. 1880’lerin ortalarından itibaren küresel mücadele, Afrika’nın doğusuna ve güneyine, Latin Amerika’ya ve Doğu Asya’ya doğru genişlemiş; ABD ve Japonya gibi Avrupa dışı yeni aktörler ortaya çıkmıştı. 19. yüzyıl sonları bu nedenle Avrupa güç dengesinin yerini küresel mücadelenin aldığı bir dönemi nitelemekteydi. Bu dönem aynı zamanda küresel emperyalist bir mücadeleye
eşlik edecekti.

22

Avrupa’daki güçler dengesinin yeniden inşası Avrupa dışında en çok hangi ülkenin yükselmesinde önemli bir rol oynadı?

İngiltere’nin ünlü politikacısı Benjamin Disraeli, 1871 yılındaki ünlü konuşmasında “Alman Devrimi”nden bahsederken Fransa-Prusya
Savaşı’nın ardından oluşacak yeni güç dengesini ifade etmişti. Disraeli’ye göre bu savaşın ardından birleştirilmiş (siyasal birliği tamamlanmış) bir Almanya’nın ortaya çıkışıyla küresel güç dengesinde önemli bir değişim yaşanacak ve özellikle ABD, Fransa’nın yenilgisinden en çok yarar sağlayan ülke olacaktı. İngiltere ve Fransa, ABD’nin ilerlemesine ve siyasal genişlemesine herhangi bir şekilde karşı çıkabilecek bir pozisyona sahip olamayacaktı. Avrupa’daki güçler dengesinin yeniden inşası, ABD’nin yükselişinde önemli bir rol oynadı.

23

Monroe Doktroni nedir?

ABD, 1820’lerden itibaren Avrupa devletlerinin arasındaki siyasi anlaşmazlıklara ve mevcut dengelere müdahil olmama politikası (isolation) izlemişti. Fakat Avrupa’da ortaya çıkan yeni durum, ABD’yi küresel bir aktör olarak denge politikalarına yakınlaştırdı. ABD’nin beşinci Cumhurbaşkanı James Monroe, 2 Aralık 1823 günü Kongre’ye gönderdiği mesajında ABD’nin yeni dış politikasının ilkelerini saptadı. Monroe, özellikle iki ilke üzerinde duruyor ve bunların Kongre tarafından kabul edilmesini istiyordu: 1) 
ABD, kıta Avrupası’nın içişlerine karışmamalıdır. ABD’nin Avrupa’daki ülkeler arası ilişkiler ve dengeler politikası ile ilgisi yoktur ve ileride de olmayacaktır. Buna karşın Avrupalılar da Amerika kıtasının iç işlerine müdahale etmemeli ve Amerika kıtasından
uzak durmalıdır; 2) ABD’nin ortaya koyduğu bu statükoya rağmen eğer herhangi bir Avrupa devleti, Amerika’ya ayak basar ve bu coğrafyada sö mürge faaliyetlerinde bulunursa ABD, bu hareketi düşmanca bir tutum olarak değerlendirecek ve gereğini yapacaktır. Monroe’nin ortaya koyduğu bu ilkeler Kongre tarafından kabul edilmiş ve ABD dış politikasının temelini oluşturmuştur (Monroe Doktroni).

24

"Pax Americana" neyi ifade eder?

İç savaş sonrası siyasal birliğini sağlamlaştıran ABD, izlediği genişleme politikasıyla 19. yüzyılın ikinci yarısında, Pasifik kıyılarından Latin Amerika’ya kadar ulaşan bir alanı kontrol etmeye başladı. ABD bu dönemde, klasik sömürgecilik anlayışı yerine izlediği  “ekonomik egemenlik politikası”yla, Pax-Americana oluşturma hedefini belirlemişti. "Pax Americana" kavramı özellikle ABD’nin küresel güç dengesinde oynadığı “barışçı” rolü betimlemek amacıyla kullanılmaktadır. 19. yüzyılda Amerikan kıtasında barışı sağlamak ve Avrupalılarla girişilen mücadelelere son vermek amacıyla ABD, “Pax-Americana” politikasına yönelmiştir. Bu kavram İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da sıklıkla kullanılacaktır.

25

19. yüzyılda Güneydoğu Asya’daki emperyalist mücadeleye sahne olan ülke hangisiydi?

17. yüzyıla gelindiğinde sömürgecilik yarışına İspanya ve Portekiz’in dışında İngiltere, Fransa ve Hollanda’da katılmıştı. Her üç devletin de başlangıçtaki sömürgecilik faaliyetleri, nüfuz ettikleri ülkelerin ticaret burjuvazileri aracılığıyla kurdukları şirketler tarafından yürütüldü. Bu şirketlerin başında İngiltere’nin sahip olduğu İngiliz-Hint Kumpanyası ve Levant Kumpanyası gelmekteydi. 19. yüzyılda Güneydoğu Asya’daki emperyalist mücadeleye sahne olan önemli yerlerden biri Hindistan’dı. İngiltere,
Hindistan’da gerçekleştirmek istediği sosyo-kültürel dönüşümde önemli ölçüde başarılı oldu. İngiliz tarzı okullar açılmış, demiryolu ağı ilemerkezi idare güçlendirilmiş, etkin bir vergi sistemi uygulanmış ve kapitalist sistemin tüm gerekleri İngiliz imkânlarıyla yerine getirilmişti. İngiltere’nin Hindistan’da giriştiği bu faaliyetler aynı zamanda Hint milliyetçiliğinin de gelişimini destekleyen öncüller oldu. Özellikle İngilizcenin üç yüz değişik lisan ve lehçe kullanan Hintliler arasında yaygınlaşması önemli bir aşamaydı. Dil birliğinin yanında
yargı sistemi, ölçü sistemi ve para sistemi gibi ulusal kurumlar ve yaklaşımlar, İngiliz idaresinin Hint ulusalcılığına kapitalizm uğruna yaptığı katkılar arasındaydı. Fakat İngiliz yerleşimi tüm Hindistan coğrafyasında aynı şekilde karşılanmadı. 1857 yılında ilk kez İngiltere’ye karşı Hint İsyanı çıktı. İngilizlerin, Hint geleneklerini yıktığı yönündeki yaklaşımı nedeniyle başlayan isyan, İngilizler tara
fından oldukça sert bir biçimde bastırıldı. İngiltere için Hindistan artık Büyük Britanya’nın ayrılmaz bir parçası olarak görülüyordu. Bu ekonomik ve siyasal etki, hızlıca sembolik girişimlerle desteklen di. 1877 yılında İngiliz Kraliçesi Victoria, İngiltere Parlamentosu tarafından Hindistan’ın da İmparatoriçesi ilan edildi.

26

Çin’in sömürgeleşme sonuçları nedir?

19. yüzyılda, Avrupa’da hızla gelişen sanayileşme süreci, Çin’e olan ilgiyi artırmış, hammadde ve pazar arayışları için Avrupa devletlerinin harekete geçmesine neden olmuştu. Çin’de emperyalist mücadelenin fitilini ateşleyen konu, afyon ticaretiydi. İngilizler ile yapılan Nanking Antlaşması (1842), Çin'i emperyalist etkilere açık bir hale getirdi. Bu tarihten sonra Çin’de yaklaşık yüz
yıl sürecek bir toplumsal kargaşa dönemi başladı. 1851’de Batı karşıtı Taiping Ayaklanması, Batılı devletlerin müdahalelerine sahne olmuş ve Çin, 1858 yılında İngiltere ve Fransa’nın dayattığı Tiensin Antlaşmaları’nı kabul etmek zorunda kalmıştı. Tiensin  Antlaşmaları, Çin’deki Batı etkisini gözler önüne seren en somut örnekler arasındaydı. Bu antlaşmalarla Çin’in hemen hemen bütün limanları Avrupalı tüccarların kullanımına açılmış; ticaret bu ülke üzerinde nüfuz elde etmenin önemli bir yolu haline gelmişti. Çin’in emperyalist etkiye açık hale getirilme sinin ardından sömürgeciliğin etki alanına dahil edilmek istenen ikinci ülke Japonya oldu. Avrupalıların sömürgeci faaliyetlere açık hale getirdiği Japonya, 19. Yüzyılın ilk yarısını büyük toplumsal sorunlarla boğuşarak geçirdi. Japonya, sömürgecilik faaliyetlerinin ülkesini sürükleyeceği yıkımı yakından hissetmiş ve bu yıkımı durdurmak üzere büyük bir reform süreci başlatmış ve nihayetinde sömürgeci devletlerden biri haline gelmişti. Nitekim sanayisinin gelişimini devam ettirmek
için hammadde ve pazara ihtiyaç duymuş ve tıpkı Avrupalılar gibi sömürgeciliğe uygun alanlara yönelmişti. Buna göre söz konusu ihtiyaçlarını giderebilecek en yakın ülke, komşusu Çin’di ve ilk olarak bu ülkeye bağlı olan Kore’ye yöneldi. Kore nedeniyle 1893 yılında başlayan çatışmalar, 1894-1895 yıllarında gerçekleşen Çin-Japon Savaşı’na dönüştü. İki ülke arasındaki gelişim farkını ortaya
koyarcasına savaş, Japonya’nın büyük bir üstünlüğü ile sonuçlandı. Çin’de Avrupalıların oluşturdukları ve kültürel kurumlarla destekledikleri emperyalist düzen, ülkenin geleneksel/tutucu kesimleri arasında büyük bir rahatsızlık kaynağı olmuştu. 1912 yılında gelişen milliyetçi hareketler sonucu imparatorluk rejimi yıkıldı ve cumhuriyet ilan edildi.

Ünite 2 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç