Çin’in sömürgeleşme sürecine girişi, tahmin edilebileceği gibi Çin halkında bir tepkinin doğmasına neden oldu. Bu tepki, muhafazakâr geleneksel yapı ve anlayışın egemen olduğu taşrada doğdu ve gelişti. Kırdaki tepkiyi kullanan ve isyanı başlatmadan önce yavaş yavaş örgütlenen “Haklı Yumrukların Uyumu” (Avrupalıların verdiği isimle “Boksör” örgütü) adlı örgüt 1898 yılında harekete geçti. Çin Sarayı’nın gizli desteğini alan örgüt üyeleri, Batı emperyalizminin temsilcisi olarak
gördükleri Hıristiyan Çinlilere ve Misyonerlere saldırılarda bulunmaya başladılar. Saldırıların Çin yönetimi tarafından engellenmesi yönünde Batılı güçlerin diplomatik baskısının başlaması kaçınılmazdı. Batılıların uyarılarını dikkate almayan Saray, tam tersine hareket ederek isyancıları daha da kışkırtma yolunu seçti. Sonuçta,1900 yılında büyük bir isyan başladı. İsyanın büyümesi, Batılı güçleri harekete geçirdi ve Batılı askerî birlikler bazı Çin kalelerini ele geçirdiler. İmparatoriçe yabancı güçlere savaş ilan etti. Bu sırada, Pekin’deki Alman elçisi öldürüldü ve yabancı elçilikler kuşatıldı. Bunun üzerine Batılı güçler tarafından oluşturulan bir sefer kuvveti Pekin’e girerken, Rus ordusu da Mançurya’nın güneyini işgal etti. Şartların hızla aleyhine döndüğünü gören Saray, Avrupalı güçler tarafından dayatılan şartları kabul etmek zorunda kaldı. Buna göre, isyanda sorumluluğu olan yetkililer cezalandırılacak, büyük bir tazminat ödenecek ve kaleler ile garnizonlar yıkılacaktı. İsyan, hesapların tam tersine bir sonuç vermiş, Sarayın hâkimiyeti artacağına daha
da zayıflamıştır.