Doğu Avrupa’daki değişimin ilk önemli sinyallerini veren Polonya’da da 1980’ler boyunca muhalefet kendini göstermeye devam edecekti. Bir önceki ünitede de anlatıldığı gibi, 1981’deki askerî darbe sonrasında Dayanışma Hareketi yeraltına çekilmişti. Fakat ülkedeki ekonomik durumun sürekli olarak kötüleşmesi toplumsal muhalefeti büyütmeye devam etmekteydi. Üstelik, Polonya’daki komünist rejime rağmen toplum üzerindeki etkisini korumaya devam eden Katolik Kilisesi de muhalefete açık destek vermekteydi. Dayanışma Hareketi’nin lideri olan Lech Walesa 1982’de gözaltına alınmıştı. Fakat Dayanışma yeraltına çekilmiş olmasına rağmen Polonya siyasetinin en önemli aktörü olmaya devam etmekteydi. 1986’da General Jaruzelski yönetimi ekonominin acil ihtiyaç duyduğu dış kaynaklara ulaşabilmek için Dayanışma Hareketi’nin bazı önemli isimlerini serbest bırakmak zorunda kaldı. Çünkü Batı kamuoyunda Polonya’ya insan hakları ihlalleri nedeniyle yeni krediler verilmemesi yönünde bir eğilim vardı. Polonya’nın ekonomik kaynaklara olan ihtiyacı, ülkenin IMF (Uluslararası Para Fonu) üyesi olmasına bile neden olmuştu. Bir komünist Doğu Bloku ülkesinin IMF’ye üye olmak zorunda kalması, ülke ekonomisinin ne kadar kötü bir durumda olduğunu göstermesi açısından çok dikkat çekiciydi. Ülkenin dış borçları bu dönemde 40 milyar dolar gibi bir meblağa ulaşmıştı. IMF’nin de dayatmasıyla Polonya Hükûmeti 1987’de bir ekonomik reform programını uygulamaya sokmak zorunda kaldı. Bu program çerçevesinde fiyatlar yükseltildi ve bunun sonucunda enflasyon hızla arttı. Bu da halkın yönetime karşı memnuniyetsizliğini ve dolayısıyla muhalefete verdiği desteği hızla arttıracaktı. Polonya yönetimi durumun kontrolden çıkmak üzerine olduğunu anlayarak, temel muhalif aktör olan Dayanışma ile masaya oturmak zorunda kaldı. Walesa önderliğindeki Dayanışma ile 1988 Ağustosunda başlayan gayriresmî görüşmeler, 1989 Şubat’ında Dayanışma’nın resmen tanınmasıyla yeni bir boyut kazandı. Nisan’a kadar süren taraflar arasındaki görüşmelerde, bağımsız işçi sendikalarının yasallaşması, ekonomik reformlar yapılması ve yeni bir meclis seçilmesi yönünde anlaşma sağlandı. Seçim sistemi ve tarihi, muhalefet için hayli olumsuz olsa da Haziran’da yapılan seçimlerde Dayanışma çok büyük bir zafer kazandı. İktidar ya seçimleri iptal edecek ya da iktidardan çekilmeyi kabul edecekti. 1981’de SSCB desteğiyle yapılan darbeyle iktidara gelen Jaruzelski yönetimi açısından Moskova’nın vereceği sinyal çok önemliydi. Gorbaçov çok açık bir biçimde Jaruzelski’ye seçim sonuçlarını kabullenme telkininde bulundu. Komünistlerin iktidarda koalisyon kurarak kalma çabalarına rağmen sonuçta, 12 Eylül 1989’da Mazowiecki’nin başbakanlığa atanmasıyla Polonya’nın II. Dünya Savaşı sonrasındaki ilk komünist olmayan başbakanı göreve başlamış oldu. Birkaç ay içinde ülke hem siyasal hem de ekonomik olarak hızla liberalleştirildi ve 1990 Ocak’ında Komünist Parti kendini feshetme kararı aldı. Böylece, Polonya’da komünist dönem tamamen sona erdirildi.