AÖF Soru Bankası
TAR131U · Ünite 7

Hayvan Yapı ve Fonksiyonları

  • 50 soru-cevap
  • Genel Biyoloji
1

Bir organizmayı oluşturan yapılar küçükten büyüğe doğru nasıldır?

Hiyerarşik olarak çeşitli atomlar özel kimyasal bağlarla molekülleri, farklı moleküller makromolekülleri, makromoleküller organelleri ve bu organeller de “tek hücreli ve çok hücreli” hayvanların temel birimleri olan hücreye doğru organize olurlar. Ayrıca çok hücreli hayvanlarda, yapısal ve işlevsel olarak benzeyen hücreler gruplaşarak dokuları, dokular işlevsel olan organları, farklı organlar ise organ sistemlerini oluşturur. Organ sistemlerinin belirli bir düzen içinde bir araya gelmesi ise organizmayı meydana getirir.

2

Histoloji bilim dalı neyi inceler?

Hayvansal dokuların yapısal ve işlevsel özelliklerini inceleyen bilim dalına “histoloji”, diğer bir ifadeyle doku bilimi denir.

3

Histolojik özelliklerine göre hayvanlarda kaç tip doku bulunmaktadır?

Histolojik özelliklerine göre hayvanlarda 4 temel tipte doku bulunur. Bunlar; epitel doku, bağ ve destek doku, kas doku ve sinir dokudur. 

4

Epitel dokunun görevleri nelerdir?

Hayvanlarda vücudun dış yüzeyini, vücut boşluklarının ve organların ise iç yüzeyini astarlayan epitel doku, epitelyum olarak da isimlendirilir. Epitel dokunun temel görevleri ise;
• koruma,
• emme (absorbsiyon),
• salgılama (sekreksiyon),
• taşıma (transport),
• kasılma (kontraksiyon),
• boşaltım ve duyuların algılanmasıdır.

5

Fonksiyonel özelliklerine göre epitel doku kaça ayrılır?

Epitel doku, fonksiyonel özelliklerine göre özelleşmeler gösterir. Bu nedenle, örtü, salgı ve duyu epiteli olarak 3 gruba ayrılır.

6

Örtü epitelinin işlevleri nelerdir, vücutta nerelerde bulunur?

Örtü epiteli birbirine sıkıca kenetlenmiş olan tek ya da çok katlı hücrelerden oluşur. Bu dokunun temel işlevi vücudu ve organları “kimyasal, fiziksel ve mikrobik etkilere” karşı korumaktır. Bu nedenle deride, iç organların ve kan damarlarının iç yüzeyinde epitel dokunun farklı tipleri bulunur. Örneğin deride çok katlı örtü epiteli, kılcal damarlarda tek katlı yassı epitel, böbrek kanallarında tek katlı kübik epitel, ince bağırsak iç yüzeyinde tek katlı silindirik epitel, mesanede (idrar kesesi) ise değişici epitel doku vardır.

7

Salgı epitelinin işlevleri nelerdir, vücutta nerelerde bulunur?

Salgı epiteli, epitel dokunun salgılama ve boşaltım gibi işlevlerini yerine getiren hücrelerden oluşur. Dokuyu oluşturan hücre sayısına göre “tek hücreli ve çok hücreli bez epiteli” olarak ikiye ayrılır. Salgı epiteli genel olarak pankreasta, hormon salgılayan endokrin organlarda, sindirim ve solunum kanallarında (mukus üreten bezlerde), tükürük ve meme bezleri gibi tüm salgı bezlerinde bulunur.

8

Duyu epitelinin işlevleri nelerdir, vücutta nerelerde bulunur?

Duyu epiteli, hayvanın dış ortamından gelen duyuların algılanmasında rol oynayan epitel dokudur. Örneğin; deriden sıcak ve soğuğun algılanmasını sağlayan duyu epiteli hücreleri, örtü epiteli içine yerleşmişlerdir. Bu hücrelerin kendini yenileme özellikleri yoktur.

9

Bağ dokusunun özellikleri ve  işlevleri nelerdir, kaç tip bağ dokusu vardır?

Bağ doku, isminden de anlaşılacağı üzere hayvansal dokuları bir arada tutma ve destekleme görevi görür. Epitel dokunun aksine bağ doku hücreleri arasında matriks olarak adlandırılan bol miktarda hücreler arası madde bulunmaktadır. Matriks içinde, bağ dokunun bulunduğu yere göre farklı oranlarda olmak üzere protein yapısında olan kollajen, elastik ve retiküler (ağsı) lifler bulunmaktadır. Bağ ve destek doku, temel bağ doku (gevşek, sıkı, adipöz ve fibröz bağ doku), kıkırdak doku, kemik doku, yağ doku ve kan doku olarak sınıflandırılmaktadır. Bu dokuların temel fonksiyonları;
• ilişkili oldukları dokuları beslemek,
• dokular arası alanları doldurmak,
• yağ depolamak,
• kan hücrelerini üretmek,
• doku onarımını sağlamak,
• enfeksiyonlara karşı korumak olarak sınıflandırılabilir.

10

Bağ ve destek dokusu tiplerinin özellikleri nelerdir?

Gevşek bağ doku, epitel dokuyu diğer dokulara bağlar. Vücutta en fazla yer tutan bağ doku tipidir. Bu doku kaslarda, kan damarlarında, mukoz membranlarda ve deride epitel dokunun altında yer alır.  Matriksi içinde en fazla bulunan bağ doku hücreleri ise fibroblastlar ve makrofajlardır. Yağ (adipöz) doku, yağ depolayan adipöz olarak adlandırılan hücrelerden oluşur, vücuda destek sağlamakta ve yedek enerji deposu olarak görev yapmaktadır. Kollajen lifler açısından zengin olan fibröz bağ doku ise kemiği kemiğe bağlayan ligamentlerde ve kemiği kasa bağlayan tendonların yapısında bulunan doku tipidir.

Kan doku, plazma adı verilen sıvı özellikteki matriks ile kan hücrelerinden meydana gelir. Plazmada su, mineral tuzlar, albumin, globulin ve fibrinojen olarak isimlendirilen kan proteinleri bulunmaktadır. Kan dokunun hücresel bölümünü ise oksijen taşınmasında rol oynayan alyuvarlar (eritrositler), bağışıklık sisteminde rol oynayan akyuvarlar (lökositler) ve kan pıhtılaşmasında görev alan kan pulcukları (trombositler) oluşturur .


Kıkırdak doku, esnek yapıdaki destek dokudur. Yumuşak dokuların desteklenmesi ve korunmasını sağlar. Soluk borusu (trake) ve bronşların yapısında bulunarak bu hava kanallarının açık kalmasını sağlar. Özellikle kemik hareketinin kolaylaştırılmasını sağlar.

Kemik doku vücuttaki en sert ve sağlam dokudur. İskelet sisteminin ana yapısını oluşturarak hem hareketi hem de iç organların korunmasını sağlar. 

11

Kas dokusunun görevleri nelerdir?

Kas dokusu, destek doku ile birlikte vücut şeklinin korunması ve hareketin meydana gelmesini sağladığı gibi ısı üretiminde de görev alır.

12

Sinir dokusunun özellikleri nelerdir?

Sinir doku, hayvanların dış ve iç ortamından gelen uyarıları alabilen ve iletebilen özelleşmiş hücrelerden meydana gelir. “Nöron” olarak isimlendirilen bu hücreler omurgalı hayvanlarda merkezî (beyin ve omurilik) ve çevresel sinir sisteminde bulunmaktadır.

13

Homeostasis nedir?

Bir hayvanın yaşamının devamı, bu iç ortamının değişmez tutulmasına bağlıdır. İç ortamın değişmez tutulması için gerçekleşen fizyolojik mekanizmalara ise “Homeostasis” denir. 

14

Aksolemmanın özellikleri nelerdir?

Aksolemma üzerindeki miyelin tabakasının varlığına göre aksonlar; miyelinli ve miyelinsiz akson olmak üzere ikiye ayrılırlar. Miyelinli aksonlarda miyelin tabakası belli bölgelerde kesintiye uğrayarak boğumlar meydana getirir. Bu boğumlara “Ranvier boğumları” denir. Miyelin tabakasının üzerini “neurilemma” adı verilen bir membran çevreler. Bu membran schwann hücreleri tarafından meydana getirilir. Miyelinsiz aksonlar direk aksolemma ve schwann hücrelerinin oluşturduğu bir membran ile örtülüdür. Miyelinli aksonlarda uyarının iletimi miyelinsizlere göre daha hızlıdır.

15

Sinir sistemi konusu içinde yer alan nöron, nöroglia, dendrit, akson, aksolemma, aksoplazma terimleri neyi ifade etmektedir?

Sinir sistemi esas sinir hücreleri olan nöronlar ve bu hücrelerin arasını dolduran nöroglia adı verilen destek (yardımcı) hücrelerinden oluşmaktadır. Nöron yapısal olarak, hücre gövdesi (soma) ve bunun uzantılarından oluşmuştur. Kısa olan uzantılar “dendtrit” olarak isimlendirilmektedir. Esas olarak nöronun başka nöronlardan veya reseptörden gelen sinyali alan bölgesidir. Somadan çıkış yapan diğer bir uzantı ise “akson” olarak isimlendirilen, nöronun aldığı sinyali dendrit bölgesinden uzağa doğru ileten kısımdır. Hücre gövdesi içinde nissel granülleri, mitokondriler, golgi cisimi ve nörofibril’ler bulunur. Bunlardan mitokondriler ve nörofibriller aksonun içinde de bulunurlar. Akson içinde yarı sıvı hâlinde bulunan sitoplazmaya aksoplazma denir ve hücre gövdesinden akson içine doğru akar. Aksoplazma içinde nörofibriller aksonun ekseni yönünde devam ederler. Aksoplazmayı çevreleyen hücre zarına aksolemma denir.

16

Kaç tip nöron vardır?

Görev ve işleyişine göre sinir sisteminde duyu nöronu (sensorik veya affektör), ara nöron (internöron) ve motor nöron (effektör nöron) olmak üzere üç tip nöron vardır. Genel olarak çevreden gelen bilgi reseptörler tarafından alınarak sırasıyla duyu, ara ve motor nörondan geçerek effektör (tepki) organı olan kas veya bez hücresine iletilir.

17

Kaç tip nöroglia hücresi vardır, işlevleri nelerdir?

Sinir sisteminde 4 tipte nöroglia hücresi bulunur.
• Mikroglia: Kandan sinir dokusuna giren değişikliğe uğrayan makrofaj hücrelerdir. Beyin ve omuriliğin bağışıklık sisteminin bir elemanı olarak görev yapar.
• Oligo-dendrosit: Miyelinli nöronlarda miyelin kılıfı meydanagetiren hücrelerdir.
• Astrosit: Kan damarlarına uzantılarla bağlı hücrelerdir. Nöronların, besin alınımında ve iletiminde görevlidirler.
• Ependimal hücreler: Beyin omurilik sıvısının üretimi ve dolaşımından sorumludurlar.

18

Akson memebranında dinlenim membran potansiyeli neden negatiftir?

Dinlenim hâlindeki nöronların aksolemmalarının sahip olduğu bu negatif voltaj “dinlenim membran potansiyeli” (-40 ile -90 milivolt) olarak adlandırılır. Akson membranında görülen bu negatif potansiyelin iki nedeni vardır. Birincisi hücre içinde bulunan ve hücre zarını geçemeyen anyonik proteinlerdir. Bu anyonlar hücre içinde negatif yüklerin baskın olmasına neden olur. İkinci neden ise sodyum (Na+) iyonlarının hücre dışındaki yoğunluğunun hücre içinden daha fazla olmasıdır. Bu durum hücre dışının hücre içine göre daha pozitif yüklü olmasını sağlar. Na+ iyonlarının aksine, potasyum (K+) iyonunun yoğunluğu hücre içinde, hücre dışına kıyasla daha fazladır. K+ iyonları, dinlenim hâlindeki nöronların hücre içi ve dışı arasındaki potansiyel elektriksel farkın korunmasını sağlar.

19

Depolarize olan bir nöronun ne gibi özellikleri vardır?

Depolarize olan bir nöronda, polarize hâlin tam tersi olarak hücre içi daha pozitif, hücre dışı ise daha negatif yüklüdür. Çünkü eşik şiddetindeki bir uyartı, akson zarında bulunan ve Na+ iyonunu taşıyan iyon kanallarının aktifleşmesine neden olur. Böylece, hücre dışında yüksek yoğunlukta olan Na+ iyonları hızla hücre içine geçer ve hücre içindeki pozitif yüklerin artmasını sağlar. Depolarize olan bir nöronda hücre içi ile hücre dışı arasındaki potansiyel fark +30 mV’a kadar yükselir. Nöronda sinyal iletimi sırasında (impuls oluşumu) meydana gelen bu elektrokimyasal değişime ise “aksiyon (iş) potansiyeli” denir.

20

Repolarizasyon nedir, hücre repolarizasyonda iken ne gibi özelliklere sahiptir?

Nöronda impuls oluşumunun tekrarlanabilmesi yani yeni uyarıların alınması için membran potansiyelinin yeniden dinlenim hâline dönmesi gerekmektedir. Bu duruma ise repolarizasyon (yeniden kutuplaşma) denir. Repolarizasyonun birinci aşamasında hücre zarındaki K+ iyon kanalları açılır ve iyonlar hücre dışına geçiş yapar. Böylece, hücre içi tekrar negatif yükçe zenginleşir ve membran potansiyeli dinlenim hâline ulaşır. Ancak bu evrede iyonların yeri dinlenim hâlindeki bir hücredeki gibi değildir. Bu nedenle, repolarizasyonun son aşamasında yer değiştirmiş olan K+ ve Na+ iyonlarının eski yerlerine dönmesi bir aktif taşıma mekanizması olan “sodyum-potasyum pompası” ile
sağlanır.

21

Sodyum-potasyum bombasının hücre içerisindeki görevi nedir?

Sodyum-potasyum pompası sinir hücresinin dinlenim potansiyelinin yaklaşık -70mV değerinde kalmasını sağlar. Bu pompa aktif taşıma ile sodyum iyonlarını hücre içinden dışarı
atarken, potasyum iyonlarını hücre içine taşır.

22

Kimyasal sinaps ve elektriksel sinaps nedir?

Kimyasal sinapslar özel kimyasal haberciler olan “nörotransmitter” maddeleri içerirler. Bu sinaptik yapılarda bir nörondan başka bir nörona veya kas hücresine adrenalin, asetilkolin, dopamin gibi özel nörotransmitterler ile impuls iletilir ya da durdurulur (Şekil 7.8). Elektriksel sinaps ise impulsun direkt elektriksel olarak bir nörondan diğer nörona aktarılmasını sağlayan hücreler arası bağlantılardır.

23

Sinir sisteminde merkezileşme görülen ilk canlılar nelerdir?

Sinir sisteminin merkezîleşmesini sağlayan temel yapılar ise sinapslar ve ara nöronlardır. Bu nedenle yassı solucanlar merkezîleşmesinin ilk görüldüğü gruptur. Planarya’nın olduğu bu grupta, halkalı solucanlarda ve eklembacaklılarda “ip merdiven sinir sistemi” bulunur. Konnektif ve kommisur olarak isimlendirilen segmental sinir şeritleri ile sinir hücreleri toplulukları olan ganglionlar birbirine ip-merdiven yapısı şeklinde bağlanmışlardır.

24

Omurilik, omurilik soğanı ve beyinciğin görevleri nelerdir?

Omurilik, omurga içinde uzanan aksonlardan oluşur. Beyin ve vücut arasındaki sinyalleri iletir. Ayrıca reflekslerin değerlendirildiği merkezdiromurilik soğanı vücuttaki otonomik faaliyetleri (solunum, kalp atışı ve kan basıncı gibi) kontrol eder. Beyincik vücudun duruşunu ve iskelet kaslarının kasılma derecesini düzenleyerek hareketi koordine eder.

25

Omurgalı hayvanlardaki sinir sistemi yapısı nasıldır?

Omurgalı hayvanlarda merkezî ve periferal (çevresel) sinir sistemi olarak sinir sistemi ikiye ayrılmaktadır. Merkezî sinir sistemi (MSS), beyin ve omurilikten oluşmaktadır. Periferik (çevresel) sinir sistemi (PSS) ise beyin ve omurilikle ilişkili sinir hücreleri ve sinir tellerinden meydana gelir. PSS’ye bağlı sinirler ise iki gruba ayrılır. Birinci grup, somatik sinir sistemi olup iskelet kaslarının uyarılması ve kontrolünü sağlar. İkinci grup ise istemsiz çalışan düz ve kalp kasının çalışmasını kontrol eden, otonom sinir sistemi’dir. PSS ile ilişkili reseptörler tarafından algılanan uyarılar, MSS’de değerlendirilir ve yine PSS ile effektör (tepki organı; kas ve salgı bezi hücresi) organlara iletilerek tepkinin ortaya çıkması sağlanır.

26

Reseptörler gelen uyaranın özelliğine göre kaça ayrılır?

Reseptörler gelen uyaranın özelliğine göre;
• termoreseptörler (sıcaklık),
• kemoreseptörler (koku ve tat gibi),
• fotoreseptörler (ışık),
• mekanoreseptörler (işitme ve denge)
• baroreseptörler (basınç) olarak ayrılır.

27

Ön, orta ve arka beyinde hangi organlar bulunur ve görevleri nelerdir?

Orta beyin ilkel omurgalılarda oldukça büyük optik lopları bulundurur. Ancak gelişmişlik arttıkça optik loblar olukça küçülmüş ve birçok fonksiyonunu beyin yarım küreleri meydana getirmektedir. Ön beyinde (uç ve ara beyin), talamus, hipotalamus, hipofiz ve beyin yarım küreleri bulunur. Tüm duyular talamusta sınıflandırılır ve benlik kazanır. Bu duyuların anlam kazanması ise beyin yarım kürelerinde olur. Ayrıca öğrenme ve hafıza gibi tüm bilişsel işlevlerin sinirsel organizasyonu da ön beyinde olmaktadır. Hipotalamus ise sinir ve hormonal sistem arasındaki koordinasyonun sağlandığı merkezdir. Arka beyin de şekil 7.10'da görüldüğü üzere omurilik soğanı, beyincik ve pons bulunmaktadır. Omurilik soğanı vücuttaki otonomik faaliyetleri (solunum, kalp atışı ve kan basıncı gibi) kontrol eder. Beyincik vücudun duruşunu ve iskelet kaslarının kasılma derecesini düzenleyerek hareketi koordine eder.

28

omurgalı ve omurgasızlarda işitmede rol oynayan organlar hangileridir ve nasıl çalışırlar?

İşitme duyusunun algılanmasında rol oynayan mekaniksel reseptörler tüylü hücrelerdir. Bu reseptörler içinde bulundukları sıvının, ses dalgaları nedeniyle titreşmesi sonucu belli bir yöne doğru hareket ederler. Bükülme hareketi şeklinde ortaya çıkan bu mekaniksel gerilim reseptörde bir impuls
doğmasına neden olur. Böylece ses mekanoreseptör tarafından elektriksel sinyallere dönüştürülerek algılanır. İşitme özelliğine sahip en ilkel grup böceklerdir. Timpanal organlar olarak isimlendirilen özel işitme organları vardır. Denge duyusunun algılanmasında rol oynayan mekanoreseptörler ise birçok Omurgasız grupta görülmektedir. Sineklerde bu yapılar halter olarak bilinen arka kanatların körelmesi sonucu meydana gelmiştir. Omurgalı hayvanlardaki işitme ve denge organı ise kulaktır. Anatomik olarak bir memeli kulağı “dış, orta ve iç kulak” şeklinde üç kısımdan oluşur. Dış kulak sesin toplanması ve orta kulağa iletilmesini sağlayan kulak kepçesi ve kulak yolundan oluşur. Toplanan ses dalgaları orta kulağın başlangıcında bulunan kulak zarına (timpanik zar) iletilir. Kulak zarındaki titreşim ise orta kulakta bulunan üç küçük kemikçiğin (çekiç, örs ve üzengi) hareketine neden olur. Böylece ses orta kulakta arttırılarak iç kulağa iletilir. Dış kulak ile orta kulak arasındaki hava ve ses dalgası basıncı ise yutakla ve orta kulakla bağlantılı olan östaki borusuyla sağlanır. İç kulakta işitmeden sorumlu olan salyangoz (kohlea) ve dengeden sorumlu olan yarım daire kanalları bulunur.

29

Omurgasız ve omurgalılarda görme işlevi nasıl gerçekleştirilir?

Hayvanların birçoğu, özellikle omurgasızlar, basit gözler sayesinde sadece ışığın varlığını veya yokluğunu bir dereceye kadar da şiddetini ayırt edebilirler. Bununla birlikte, böceklerde, çok sayıda basit gözün bir araya gelmesiyle şekillenen bileşik (petek) gözler vardır. Omurgalılarda ise görme organı tek merkezli ve bir çift olan gözdür. Gözler kafatası kemiklerinden oluşan göz boşluğuna özel kaslarla yerleşmiştir. Göz, göz küresi ve göze yardımcı yapılar (gözyaşı bezi, göz kapakları, kirpikler ve kaşlar)dan oluşur. Göz küresinin en dış tabakası olan sklera (sert tabaka), ön kısımda şeffaflaşarak ışığın göze girişini sağlayan kornea’yı meydana getirir. Sklera’nın altındaki pigment içeren koroid (damar) tabaka ise gözün ön kısmında göze rengini veren iris’i meydana getirir. İris göze giriş yapacak ışık miktarını ayarlayabilmek için göz bebeğinin büyüklüğünü değiştirebilir. İrisin arkasında canlı, esnek ve ince kenarlı göz merceği bulunur. Gözün en iç tabakası ise koni ve rod (çubuk veya çomak) olarak isimlendirilen fotoreseptörleri bulunduran retina’dır. Rodlar ışık şiddetini ayırt edebilirler ve karanlıkta görüş sağlayabilir. Koniler ise aydınlık ortamda renkli görmeden sorumlu hücrelerdir. Görme siniri olan optik sinirin retinadan çıkış yaptığı yerde reseptörler yoktur bu nedenle bu bölgeye kör nokta denir. Korneadan kırılarak göz bebeğine gelen ışınlar mercekte kırılır ve retinadaki fotoreseptörleri uyarır. Fotoreseptörlerden alınan impulslar, optik sinirlerle ön beyindeki görme merkezi olan occipital lob’da değerlendirilir ve görme olayı gerçekleşir.

30

Dokunma duyusunda önemli yapılar nelerdir?

Dokunma ile ilgili mekanoreseptörler genellikle miyelinsiz sinir uçlarından ve özelleşmiş yapılardan oluşmaktadır. Kapsül şeklinde olanlar Pacinian, Meissner ve Krause cisimcikleri’dir. Genişlemiş serbest sinir uçlarından oluşanlar ise Merkel diskleri ve Ruffini uçları’dır.

31

Deri değiştirmede ve büyümede görevli hormon hangisidir ve canlıda nereden salgılanır?

Ektizon olarak bilinen deri değiştirme hormonu böceğin ön göğüs segmentinde bulunan salgı bezlerinden salgılanır. Büyümede rol oynayan jüvenil (gençlik) hormonu ise böcek beyninin corpus allatum bölgesinden salgılanır. Bu iki hormonun karşılıklı etkileşimleri sonucu böcekte deri değişimi ve metamorfoz (başkalaşım) düzenlenir.

32

Organlar ve salgıladıkları hormonlar ile ilgili örnekler veriniz?

Mideden  gastrin hormonu, ince bağırsaktan sekretin, kalpten atriopeptin ve böbreklerden kalsitrol ve eritropoietin hormonlar salgılanır.

Bunun dşında hipotalamustan salgılanan GH, TSH, ACTH, Prolaktin, FSH, LH, MSH, ADH, Oksitosin bulunmaktadır.

Tiroid bezinden tiroksin hormonu salgılar.

Adrenal bezlerden, Kortizol, Aldesteron,Adrenalin salgılanır.

Pankreastan insülin ve glukagon salgılanır.

33

Memelilerdeki endokrin bezler ve organlar nelerdir?

Genel olarak memeli hayvanlarda bulunan endokrin bezler ve organlar;
hipotalamus, hipofiz, epifiz, tiroid, paratiroid, pankreas, adrenal bezler, timüs, testis ve yumurtalıklardır.

34

Hormonlar yapılarına göre kaça ayrılır ve hormonların görevleri nelerdir?

Yapılarına göre;
• Steroid (Eşey hormonları),
• Aminoasit türevi (ör. Epinefrin)
• Peptit veya protein yapıda hormonlar (hipofiz hormonları) olarak sınıflandırılır.

Gelişmiş bir endokrin sistemde hormonların temel fonksiyonları;
• vücut sıvılarındaki sıvı ve elektrolit dengesini sağlamak,
• metabolik hızı düzenlenmek,
• strese dayanıklılığı düzenlemek,
• büyüme, gelişme, üreme ve eşeysel olgunlaşma gibi fizyolojik faaliyetleri düzenlemek şeklinde özetlenebilir.

35

Omurgasız ve omurgalılarda iskelet sistemi oluşumu nasıldır?

Düşük organizasyonlu omurgasız hayvanların (sölentereler ve solucanlarda) vücudunda belli bir basınçta tutulan sıvı iskelet sistemi görevi sağlar. Bu iskelete hidrostatik iskelet denir. Bu yapı hem vücut şeklinin korunmasını hem de hareketi sağlar. Yumuşakçalar ve eklembacaklılarda ise kalsiyum karbonat, keratin ve kitin gibi organik maddelerin birikimi ile oluşan dış iskelet (ekzoiskelet) vardır. Bu yapıda kaslar iskeletin iç yüzeyine bağlı olduğu için dış iskelet vücudun dış kısmındadır. Böylece hem vücudu dış etkilerden koruyarak dayanıklılık kazandırır hem de kas hareketine destek sağlar. Süngerlerde, derisi dikenlilerde ve omurgalı hayvanlarda ise kasların dışarıdan bağlı olduğu iç iskelet (endoiskelet), destek ve hareket görevini sağlar. Ayrıca iç iskelet hayati organların korunmasını da sağlar. Kıkırdaklı balıklarda, iç iskelet sadece kıkırdak dokudan meydana gelirken, kemikli balıklar ve diğer Omurgalı gruplarda hem kıkırdak hem de kemik dokudan oluşur.

36

omurgalılardaki kemik ve kıkırdak doku özellikleri nasıldır?

Esnek bir yapıda olan kıkırdak doku kondrosit olarak isimlendirilen hücreler, özelleşmiş hücreler arası madde (kondrin) ve kollajen ve/veya elastik liflerden meydana gelir. Kondrinde bulunan liflere göre hiyalin (Kıkırdaklı balıklarda iskelet, embriyonal dönemde iskelet, burun, trake, kaburga uçlarında), elastik (Kulak kepçesi, ses telleri, östaki borusu, dış kulak yolunda) ve fibröz (Omurlar arasındaki diskte, diz kapağında, göğüs ve köprücük kemiğinin oynak (eklem) yerleri) doku olarak üç farklı tiptedir. Kemik doku ise osteosit olarak isimlendirilen hücreler ile sert ve geçirimsiz olan ara maddeden (osein) oluşmaktadır. Osein, kalsiyum fosfat, kalsiyum karbonat, magnezyum fosfat, kalsiyum florid gibi maddelerce zengin olduğu için vücuttaki en sert ve dayanıklı yapılardır.

37

Düz kas, iskelet kası ve kalp kasının özellikleri nelerdir?

Düz kas dokusunu oluşturan hücreler iğ-mekik şeklindedir. Sarkoplazmalarında bulunan miyofibriller düzensiz dağılım gösterdiğinden çizgilenme göstermez. Bu nedenle düz kas olarak tanımlanır. Düz kaslar, kendiliğinden ve istem dışı kasılıp gevşeyen organlarda bulunur. Mide ve bağırsaklar gibi tüm sindirim sistemine ait organların, kan damarlarının, idrar kesesinin ve diğer iç organların hacimlerini değiştirmeleri düz kas ile sağlanır.

İskelet kası hücreleri mikroskopta incelendiğinde çizgili bir görünüme sahip olduğu için çizgili kas olarak da nitelendirilmektedir. Sarkoplazma içinde yerleşmiş olan miyofibriller düzenli bir sırayla yerleşim gösterir. İskelet kasları tendonlar aracılığıyla kemiklere bağlıdır. Bu nedenle kemiklerin hareket ettirilmesinde gerekli olan mekanik gücü iskelet kası sağlar. Hem kasılma hem de gevşeme olayları sırasında kalsiyum, magnezyum ve ATP molekülleri gereklidir. Bu nedenle kas kasılması enerji gerektiren bir olaydır.
Eğer ATP yetersiz ise ölüm katılığı (rigor mortis) yani kasların kasılı kalması durumu ortaya çıkar. 

Kalp kası, sadece omurgalı hayvanların kalplerinde bulunan oldukça özelleşmiş bir çizgili kastır. Çizgili kas olmasına karşın, düz kas gibi kalp kası da istem dışı çalışır.

38

Omurgalı hayvanlarda selülozun sindirimi nasıl gerçekleşir?

Hiçbir omurgalı hayvan selülozu sindiremez. Selülozu parçalayan selülaz enzimini salgılayan simbiyotik mikroorganizmalar özellikle de bakteriler, işkembede bol miktarda bulunurlar. Böylece bitkide bulunan selüloz işkembede sindirilir. İşkembeden sonra besin “Börkenek”e, daha sonra “Kırkbayır”a geçer. Burada suyun fazlası besinden alınır ve en sonunda “Şirden”e geçerek mide salgılarıyla karıştırılır.

39

temel besin maddelerinin sindirimi ilk başta nerede başlar ve tamamlanır?

Genel olarak karbohidratların sindirimi ağızda tükürük salgısında bulunan pityalin enzimi ile başlar ve ince bağırsakta (pankreatik amilaz ve dissakaridaz enzimleri) tamamlanır. Proteinlerin sindirimi midede başlar (pepsinojen enzimi ile) ve ince bağırsakta (proteazlar) tamamlanır. Yağların sindirimi ise pankreastan ve ince bağırsaktan salgılanan lipaz enzimleri ile ince bağırsakta başlar ve ince bağırsakta tamamlanır.

40

Açık ve kapalı dolaşım sistemi hangi canlılarda bulunur?

Eklembacaklılar (kabuklular ve böcekler), yumuşakçalar ve derisi dikenlilerde (denizyıldızları) açık dolaşım sistemi vardır. Örneğin ıstakozlarda da olduğu gibi vücut sıvısı (hemolenf) veya kan kısmen vücut boşluklarında kısmen de damarlar içinde dolaşır. Bu nedenle atar ve toplardamarlar arasında kılcal damar yoktur. Açık dolaşım böcekler hariç enerji gereksinimi az olan hayvanlarda görülür. Böceklerde ise açık dolaşım sistemi sadece besin taşır, solunum gazlarını taşımaz. Bu nedenle yüksek enerji gereksinimleri trake tipinde olan solunum sistemleri ile sağlanır. Kapalı dolaşım sistemi ise, Omurgasız gruplardan Nemertin, Annelida (toprak solucanları), Echiurodea, Pogonophora grupları ile Omurgalı hayvanlarda bulunur. Dolaşım sıvısı olan kan, kalp ve damarlardan oluşan kapalı bir sistem içinde dolaşır. Atar ve toplardamarlar arasında kılcal damarlar bulunduğu için kan vücut boşluklarında dolaşmaz. Kapalı dolaşımda madde ve solunum gazlarını taşıyan kan, hızlı hareket eder. Bu nedenle kapalı dolaşım enerji gereksinimi fazla olan gruplarda görülür. İnsanda ve diğer tüm omurgalı hayvanlarda, dolaşım sistemi kan, kalp ve damarlardan oluşmaktadır.

41

kalpte kanın tek yönde hareket etmesini sağlayan kapakçıklar hangileridir?

Kalpte kulakçıklar ve karıncıklar arasında kanın tek yönlü devam etmesini sağlayan özel kapakçıklar (sağda trikuspidal, solda ise mitral kapak) vardır. Ayrıca karıncıklar ve atardamarlar arasında da kanın geri dönmesini engelleyen semilunar kapakçıklar bulunur.

42

Kapalı dolaşım sistemine sahip hayvanlardaki damarlar kaç tiptedir ve ne gibi özellikleri vardır?

Kapalı dolaşım sistemi olan hayvanlarda üç tip damar vardır. Bunlar atardamar (arter), toplardamar (vena) ve kılcal damar (kapiller) olarak isimlendirilmektedir. Arterler kalpten çıkış yapan ve kanı kalpten alıp akciğerlere veya diğer organlara taşıyan damarlardır. Kuşlarda ve Memelilerde akciğer atardamarı (pulmoner arter) haricinde tüm atardamarlar oksijence zengin ve basınçlanmış (temiz kan) kanı taşır. Bu yüzden atardamar çeperi toplardamara göre daha kalın ve esnektir. Atardamarlar kan basıncının ayarlanmasını ve korunmasını sağlar. Toplardamarlar vücuttan kalbe dönüş yapan kanı taşıyan damarlardır. Akciğer toplardamarı haricinde tüm toplardamarlar oksijence fakirleşmiş ve basıncı düşük olan kanı taşırlar. Toplardamarlarda kanın tek yönlü olarak kalbe doğru taşınmasında ve geri akmasını engelleyen kapakçıklar vardır. Kılcal damarlar ise atar ve toplardamarlar arasında bulunur. Sadece tek katlı yassı epitel dokudan (endotel tabaka) oluştukları için “kan ve doku arasındaki madde alışverişi” burada olur. Filtrasyon ve difüzyon gibi madde taşınım mekanizmaları kılcallarda gerçekleşir. Bu nedenle kılcal damarlar dolaşım sistemin fonksiyonel yapılarıdır.

43

Nefes alma ve verme işlemleri nasıl gerçekleştirilir?

Nefes alma aktif ve enerji gerektiren bir durumdur. Kaburgalar arası dış kaslar ve diyaframın kasılması ile göğüs boşluğu genişletilerek hava akciğerlere dolar. Nefes verme ise pasif bir olaydır. Kaburgalar arası iç kaslar kasılırken, diyafram gevşer ve göğüs boşluğu daraltılarak hava dışarı verilir. Nefes alma sırasında atmosferdeki O2 alveollere geçerken, nefes verme sırasında alveollerdeki CO2 havaya verilir. Alveol havasındaki oksijen hem konsantrasyon hem de kısmi basınç farkından dolayı kan dolaşımına, karbondioksit ise kandan alveol havasına geçer. Nefes alıp-verme refleksel bir olay olup beyinde ve omurilik soğanında bulunan özel merkezler ile kontrol edilir.

44

Canlılardaki boşaltım sistemi ürünleri nelerdir?

Boşaltım ürünlerinin en önemlileri ise protein metabolizması sırasında meydana gelen azotlu artık ürünlerdir. Bunlar; amonyak, üre ve ürik asittir. Tek hücreliler, suda yaşayan omurgasız hayvanlar, balıklar ve kurbağa larvalarında amonyak; kemikli balıklar, ergin kurbağalar ve memeli hayvanlarda üre; böcekler, sürüngenler ve kuşlar da ise ürik asit temel boşaltım ürünleridir.

45

Canlılardaki boşaltım organlarına örnek veriniz?

Tatlı sularda yaşayan tek hücreli hayvansal organizmalarda boşaltım organelleri olarak kontraktil kofullar görev yapar. Düşük organizasyonlu omurgasız hayvanlarda (süngerler ve sölentereler) özelleşmiş bir boşaltım sistemi yoktur. Vücut yüzeyi ile boşaltım ürünleri uzaklaştırılır. Yassı ve yuvarlak solucanlarda örneğin Planaria’da boşaltım organları protonefridiumlardır (alev hücreleri). Halkalı solucanlarda (örneğin toprak solucanı) ise boşaltım organları her segmentte bir çift olan nefridiumlardır.  Karasal eklembacaklılarda örneğin böceklerde malpigi tüpleri boşaltım organları olarak görev yapar.  Yumuşakçalarda ise boşaltım organları boru veya torba şeklinde olan nefridiumlardır. Tüm omurgalı hayvanlarda ise boşaltım organları böbreklerdir. Omurgalı grupların gelişmişlik düzeylerine göre böbrek tipleri basitten gelişmişe doğru, pronefroz (köpek balıklar ve omurgalı hayvanların embriyoları), mezonefroz (köpek balıklar ve kurbağaların erginleri) ve metanefroz (sürüngenler, kuşlar
ve memeliler) olarak isimlendirilir. 

46

Omurgasız ve omurgalılar hangi tipte bağışıklığa sahiptirler?

Omurgasız hayvanlar (örneğin böcekler) sadece doğuştan gelen, “doğal bağışıklık sistemi”ne sahiptir. Bu sistem humoral (hemolenfte veya kanda bulunan özel savunma proteinleri aracılığıyla) ve hücresel (hemositler aracılığıyla veya kan hücreleri aracılığıyla) elemanları aracılığıyla hızlı bağışık yanıt verir. Omurgalı hayvanlarda ise hem doğuştan gelen “doğal bağışıklık” sistemi, hem de “kazanılmış (edinilmiş) bağışıklık” sistemi vardır.

47

Doğal bağışıklık nasıl kazanılır?

Hastalık etkenlerine karşı ilk cevabı oluşturan mekanizmalar doğal bağışıklık tarafından sağlanır. Kalıtsal ve türe özgü olan doğal bağışıklık, dış ve iç yanıt olarak iki seviyede gerçekleşir. 1. seviye olan dış savunmanın amacı, patojenin vücuda girişini önlemek için bariyer oluşturmaktır. Deri ve mukoza (ağız, burun, göz, mide mukozası gibi) ile bunların salgıları (ter, tükürük, gözyaşı bezi) dış savunma bariyerleri olarak görev alır. Doğal bağışıklığın 2. seviyesi ise, iç savunma olarak bilinir. İç savunma da fagositoz yapan özelleşmiş akyuvar hücreleri (monosit veya makrofajlar, nötrofil vb), doğal öldürücü hücreler (kemik iliğinde yapılırlar, kan, kemik iliği ve dalakta bulunurlar) ve savunma proteinleri (iltihaplanma, antimikrobiyal proteinler, ateş) aracılığıyla patojenlerin öldürülmesi gerçekleştirir. Doğal yanıtın hafızası yoktur. Bu nedenle patojenle her karşılaşmada aynı cevap, saatler içinde oluşturulur. Doğal bağışıklığın bir diğer görevi ise kazanılmış bağışık yanıt (hücresel veya humoral) mekanizmalarının uyarılmasını sağlar.

48

Organizma bir enfeksiyonla karşılaştığında nasıl yanıt verir?

Organizma, enfeksiyona maruz kaldığında lenfositlerin sayısı artar. Bu nedenle, boyunda ve koltuk altında yer alan lenf düğümlerinin şişmesine yani büyümesine neden olurlar. Lenfositler antijenleri tanıdıktan sonra çoğalarak farklılaşır. Bazı lenfositler kısa ömürlü olup direk enfekte olan hücreleri yok etmede rol oynarlar, bazıları ise antijeni tanıyan uzun ömürlü hafıza (bellek) hücrelerine dönüşür. Bu olaya birincil bağışıklık denir. Aynı antijen ikinci defa vücuda girdiğinde ise bellek lenfositleri tarafından tanınır. Böylece bağışıklık sistemi kısa sürede ve daha güçlü tepki verir. Bu duruma ise ikincil bağışıklık adı verilir.

49

T ve B lenfositlerin görevi nedir?

T lenfositleri, kazanılmış bağışıklığın, hücresel yanıtını oluşturur. Bu lenfositler, kan ve lenf yoluyla dokularda ve lenfoid organlarda toplanırlar. T lenfositleri, bakteri veya virüsle enfekte olan hücreleri, kanser veya nakledilmiş doku hücrelerini ve çok hücreli parazitleri yok etmede görev alırlar. B lenfositler ise kemik iliğinde oluşur ve burada olgunlaşırlar. Olgunlaştıktan sonra lenfoid organlarda toplanırlar. Antijenle karşılaşma ve uyarılmaya bağlı olarak bazı B lenfositleri hafıza hücrelerine dönüşür, bazıları ise bölünerek plazma hücrelerine dönüşürler. Plazma hücreleri ise antijene özgü olan antikor üretimini gerçekleştirirler. Bu nedenle B hücreleri kazanılmış bağışıklığın humoral (sıvısal) yanıtını oluşturur. Antikorlar patojenin yüzeyindeki antijenlere bağlanarak kümeler oluştururlar. Antikorlar aracılığıyla antijenler etkisiz hâle getirildiği için, dolaşımdaki fagositik hücreler tarafından tanınması ve yok edilmesi sağlanır. 

50

Aktif ve pasif bağışıklık arasındaki fark nedir?

İmmunoglobulinler (Ig) olarak da adlandırılan antikorlar beş çeşittir. Bunlar IgM, IgG, IgA, IgD ve IgE’dir. Doğumdan önce ve doğumdan sonra (anne sütü ile) anneden yavruya geçen antikorlarla pasif bağışıklık kazanılır. Ayrıca enfeksiyon nedeniyle hasta olan bireylere tedavi amacıyla dışarıdan serumla birlikte antikor verilebilir. Bu sayede kişide kısa süreli ama kalıcı olmayan pasif bağışıklık sağlanır. İnsanda ve omurgalı hayvanlarda bir antijene özgü gerçekleşen aktif bağışıklığın kazanılması ise hastalığın daha önceden geçirilmesine ya da aşı olunmasına bağlıdır. Aktif bağışıklık uzun süreli etkiye sahiptir. Bu bireylerde antijene özgü B ve T lenfositlerinin oluşumu için bellek lenfositler görev alır.

Ünite 7 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç