AÖF Soru Bankası
TAR201U · Ünite 8

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası (1923-1938)

  • 21 soru-cevap
  • Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi I
1

Atatürk, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ifadesini ilk kez hangi bağlamda kullanmıştır?

Atatürk, bu özdeyişi 1931’de, seçim dolayısıyla Türk milletine yönelik yayımlamış olduğu beyannamede kullanmıştır. Bir asker olarak savaşın ne demek olduğunu çok iyi bilen Atatürk, kendisinin harpçi olamayacağını, harbin en acıklı hâllerini herkesten daha iyi bildiğini dile getirerek, savaşı milletlerin hayatı tehlikeye girdiğinde “en son çare” olarak görmüştür.

2

Milletler Cemiyeti’nin (Cemiyet-i Akvâm) kuruluş amaçları nedir?

1. Dünya Savaşı'nda yenen ve yenilen devletler arasında antlaşmalar yapmak, yeni bir dünya düzeni oluşturmak üzere toplanan Paris Konferansı’nda 28 Nisan 1919’da kurulan Milletler Cemiyeti'nin kuruluş amaçları; uluslararası iş birliğini geliştirmek, barış ve güveni sağlamak, yeniden savaşların çıkmasını önlemek, sorunları diplomasi yöntemiyle çözmek, gizlilikten uzak adaletli ve onurlu bir uluslararası politika sürdürmektir.

3

Almanya’nın Milletler Cemiyeti’ne üye olması hangi koşullarda gerçekleşebilmiştir?

1925’te Fransa, İngiltere, İtalya, Polonya, Çekoslovakya ve Belçika ile Locarno Antlaşması’nı imzalayarak Fransa ve Belçika sınırlarının kesin ve sürekli olduğunu kabul eden Almanya, bu şekilde uluslararası iş birliğine yeniden girmiştir. Sorunların barışçıl yöntemlerle çözülmesine bir örnek teşkil eden bu anlaşma, Almanya’nın Milletler Cemiyeti’ne üye olmasının yolunu açmıştır

4

ABD ve Fransa Dışişleri Bakanlarının öncülüğünde Paris’te 27 Ağustos 1928’de imzalanan, aynı yıl Türkiye’nin de katıldığı ve ülkelerin topraklarına yönelik saldırılara karşı yapacakları savunma savaşı dışındaki savaşları kanun dışı sayan antlaşmanın adı nedir ve hangi koşullarda imzalanmıştır?

Söz konusu antlaşma Kellogg-Briand Paktı'dır. Locarno Antlaşması’na rağmen, Almanya’dan çekinen Fransa'nın, ABD ile karşılıklı ilişkilerinde savaşa başvurulmaması ilkesine dayalı bir barış paktı yapmayı istemesi ile ortaya çıkmıştır. ABD ise, bu ikili antlaşmanın yerine, bütün büyük devletlerin muhtemel bir savaşı lanetleme paktı imzalamalarını önermiştir. Öneri Almanya, İngiltere, İtalya, Japonya, Belçika, Polonya, Fransa, Çekoslovakya tarafından kabul edilmiştir. Pakt, ABD Dışişleri Bakanı Frank Kellogg ile Fransız Dışişleri Bakanı Aristite Briand öncülüğünde Paris’te 27 Ağustos 1928’de imzalanmıştır.

5

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Lozan Barış Anlaşması’nın önemi nedir?

Dünya Savaşı’nın galipleriyle eşit şartlarda imzalanmış bir antlaşma olan Lozan Antlaşması, Türklerin imha planı sayılan Sevr Antlaşması’nı geçersiz kılarak yeni ve tam bağımsız Türk devletinin varlığının dünyaca tanınmasını sağlamıştır.

6

Lozan Barış görüşmeleri sırasında İngiltere ve Türkiye arasındaki en önemli anlaşmazlık konusu Musul meselesi olmuştur. Burada Musul olarak ifade edilen yer neresidir ve Lozan Barış Antlaşması’nda Musul meselesi hakkında alınan karar nedir?

Bu görüşmelerde Musul olarak ifade edilen yer; Musul, Kerkük ve Süleymaniye Sancaklarından oluşan Musul Vilayetidir. Lozan Barış Antlaşması’nda, Musul meselesiyle ilgili olarak Türkiye ile Irak arasındaki sınırın dokuz ay içerisinde Türkiye ile İngiltere arasında barışçı yollarla saptanması öngörülmüş, belirlenen zaman içinde iki devlet arasında bir anlaşma sağlanamazsa, meselenin Milletler Cemiyetine götürülmesi kararlaştırılmıştır.

7

Konuyu ikili görüşmelerle çözüme kavuşturmamakta ısrar eden İngiltere’nin baskıları sonunda karara bağlanmak üzere Milletler Cemiyeti’ne havale edilen Musul meselesinde, bir oldubitti ile geçici olarak kabul edilmiş olan Brüksel Hattı’nın güneyinde kalan toprakların Türkiye’nin itirazlarına rağmen İngiltere’nin mandater sıfatıyla temsil ettiği Irak’a bağlanmasındaki başlıca nedenler nelerdir?

İngiltere’nin etkin olduğu Milletler Meclisi’ne Türkiye bu dönemde henüz üye değildir ve dış politikada yalnızdır.  Bu yüzden, Musul’da bir halk oylaması yapılması, Musul’un geleceği ile kararı burada yaşayan halkın vermesi yolundaki görüşü Milletler Meclisi’nde kabul görmemiştir. Ayrıca, zaten uzun ve yıpratıcı bir savaştan çıkmış olan Türkiye’nin tam da bu süreçte memleket sınırları içinde baş gösteren Nasturi ve Şeyh Sait İsyanlarıyla uğraşması İngiltere’ye karşı mücadele gücünü zayıflatmıştır.

8

Brüksel Hattı’nın güneyindeki toprakların Milletler Cemiyeti Meclisi kararıyla Irak’a bağlanmasından sonra, İngiltere’nin mandater olarak katıldığı ve Türkiye ile Irak arasında imzalanan Sınır ve İyi Komşuluk Antlaşması’nın Türkiye açısından sonuçları nelerdir?

Antlaşmaya göre; Musul, Irak’ta dolayısıyla İngiltere’de kalmıştır. Türkiye’nin kazancı ise, petrol gelirlerinden pay almak olmuştur. Türkiye, antlaşma yürürlüğe girdikten sonra 25 yıl süreyle Irak petrol gelirlerinin %10’unu almıştır.

9

1923-1932 yılları arasındaki dönemde Türkiye ile Fransa arasında yaşanan başlıca sorunlar nelerdir?

Lozan’da çözümlenemeyen Türkiye-Suriye sınırının belirlenmesi yani İskenderun Sancağı (Hatay) meselesi, Osmanlı’dan kalan borçların ödenmesi, Türkiye’deki Fransız misyoner okullarının durumu, Bozkurt-Lotus davası ve Adana-Mersin demir yolunun millîleştirilmesi sırasında yaşananlar başlıca sorunlardır.

10

1923-1932 arasındaki dönemde Türkiye’nin İtalya’ya karşı güvensizlik duymasına neden olan başlıca gelişmeler nelerdir?

1922 yılında iktidara gelen Mussolini’nin “Büyük İtalya”, “Bizim Deniz”, “Akdeniz” gibi kavramlar ile Türkiye’nin topraklarını da hedefleyen sömürgeci ve saldırgan bir politika izlemeye başlaması; Fransa gibi İtalya’nın da Musul meselesinde İngiltere’yi destekleyerek Türkiye’yi dolaylı yollardan tehdit etmesi; 1930’lardan sonra İtalya’nın sömürge siyasetine, genişleme ve yayılma amaçlı bir Doğu Akdeniz politikası geri dönmesi Türkiye’nin İtalya’ya karşı güvensizlik duymasına yol açmıştır.

11

Türk İstiklal Savaşı sırasında Moskova Antlaşması’yla başlayan Türk-Sovyet ittifakının Lozan Barış Antlaşmasından sonra gelişerek sürmesindeki başlıca etken nedir?

Lozan sonrasında Türkiye’yi en çok uğraştıran ve zorlayan Musul meselesi sırasında İngiltere’nin ve Milletler Cemiyetinin tutumu, Türkiye’yi Sovyet Rusya’ya daha da yaklaştırmıştır.

12

1923-1932 yılları arasında gelişen arasındaki siyasi ve ekonomik yakınlaşmaya karşın Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki görüş farklılıklarının ortaya çıktığı başlıca konular nelerdir?

Stalin’in rejim ihraç etme düşüncesine sıcak bakmayan Türkiye’nin komünizmden bağımsız bir dış politika geliştirmesi; Lozan sonrasında Osmanlı’dan kalan borçları ödemeyi kabul etmesi; Milletler Cemiyetine üye olmak için girişimlerde bulunması; İngiltere, Fransa ve Yunanistan ile olan sorunlarını çözerek Batılı devletler ile ilişkilerini geliştirmesi iki ülke arasındaki başlıca görüş farklılıklarıdır. 

13

Türkiye ve Yunanistan arasında “etabli (yerleşmiş) anlaşmazlığı”na konu olan nüfus kimlerden oluşuyordu ve bu anlaşmazlık nedeniyle Türk-Yunan ilişkilerinde yaşanan gerginliği daha da artıran gelişme ne olmuştur?

Türkiye’de kalan “Rumlar” ile Yunanistan’da kalan Müslüman-Türk azınlığın mübadelesi (değişimi) dışında kalacak olan nüfus “etabli” sayılacaktı. Bunlar, 30 Ekim 1918’den önce İstanbul Belediyesi sınırları içerisinde “yerleşmiş” bulunan Rumlarla, Batı Trakya’daki Müslüman-Türklerdir. 

İstanbul’da daha çok Rum’un kalması için gayret gösteren Yunanistan’ın bu süreçte Batı Trakya Müslüman-Türklerinin mallarına el koyarak buralara Türkiye’den gelmiş olan Rumları yerleştirmesi, Türkiye’nin de buna karşılık vererek İstanbul’daki Rumların mallarına el koyması iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirmiştir.

14

ABD, Lozan Barış Antlaşması’nı onaylamış mıdır?

Amerika, Lozan Barış Konferansı’na “gözlemci” olarak katıldığı halde, bütün konferans sırasında hemen her sorunda tartışmalara aktif olarak katılmış, Lord Curzon’un Türk delegasyonu ile anlaşmazlık yaşadığı durumlarda, Rum Patrikhanesi, Ermeni, Boğazlar sorunlarında tamamen İngiltere’yi desteklemiştir. Lozan Barış Konferansı sona erdikten sonra, ABD konferansa gözlemci gönderdiği ve ortaya çıkan antlaşmayı doğrudan imzalama durumunda olmadığı için, ABD heyeti ile Türk heyeti arasında 6 Ağustos 1923’te tarafların Lozan Barış Antlaşması’nı kabul ettiklerini içeren bir “Genel Antlaşma” imzalanmıştır. Ancak Lozan Barış Antlaşması Ermenilerin isteklerine ve kapitülasyonlara geçit vermediğinden, ABD’deki Ermeni lobisi ve Türkiye’deki Osmanlı’dan Cumhuriyet’e eğitim-öğretim çalışmalarını yürüten misyonerlerin büyük bir kamuoyu oluşturması yüzünden, ABD Kongresi antlaşmanın onayı için gerekli üçte iki (2/3) çoğunluğu sağlayamamış, imzalanan antlaşma reddedilmiştir. Bu nedenle, ABD’nin Lozan Barış Antlaşması’nı hâlen resmen tanımadığı söylenebilir.

15

6 Ekim 1926’da Kayseri’de uçak üretimine başlanmasıyla Türkiye, Atatürk Dönemi’nde uçak üreten bir ülke durumuna ulaşmıştır. Bu süreçte Almanya’nın rolü ne olmuştur?

Versay Antlaşması gereği Almanya ülkesinde silah, savaş araç gereci üretemediğinden, silahlanmayla ilgili araştırma ve teknolojik çalışmaları ülke dışında yapmak istemiştir. Bu yüzden, bu dönemde Türk-Alman ekonomik, ticari ve askerî alandaki ilişkiler hız kazanmıştır. Bu kapsamda; 1925’te Kayseri’de bir uçak fabrikasının kurulması konusunda önce Alman Junkers firmasıyla bir anlaşma imzalanmış, firma mali güçlük içinde olduğundan Almanya projeye destek vermiş ve bu projeyi Türk-Alman ortaklığı olan “Teyyare ve Motor Türk Anonim Şirketi (TOMTAŞTOMTASCH)” üstlenmiştir. Fabrikanın yapımı 1 yıl sürmüş ve 6 Ekim 1926’da Kayseri’de uçak üretimine başlanmıştır. 

16

2. Dünya Savaşı öncesinde Türkiye’nin mevcut durumu korumaya çalışan statükocu yani antirevizyonist devletler yanında yer alması nasıl açıklanabilir?

1. Dünya Savaşı sonrasında imzalanmış olan antlaşmalar ile kurulmuş olan mevcut durumu korumaya çalışan galip yani antirevizyonist devletlere karşı tarafta, mevcut durumu değiştirmek isteyen Almanya, Japonya ve galip devlet olmasına rağmen umduğunu bulamayan İtalya’dan oluşan revizyonist devletler yer almıştır. Söz konusu dönemde, mevcut durumu değiştirmek isteyen grup sürekli olarak saldırgan bir dış politika izlerken statükonun korunmasını isteyen devletlerden oluşan grup yatıştırma ve ödün verme politikası takip etmiştir. Bu gelişme karşısında Türkiye, pek çok güçlükle elde etmiş olduğu kazanımları korumak istediği, dünyada barışın korunmasını hedef alan bir dış politika anlayışını benimsemiş olduğu ve kuvvetli müttefiki olan Sovyet Rusya’nın da bu gruba yüzünü dönmesi nedeniyle, statükocu yani değişim istemeyen gruba yönelmiştir. Bu yöneliş belli bir süre sonra Türkiye’yi Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvâm) üyeliğine götürecektir.

17

Mondros Mütarekesi’nden sonra işgal edilmiş olan İskenderun Sancağı’nın (Hatay), Hatay ili olarak Türkiye’ye katılması için 19 yıl süren mücadele hangi aşamalardan geçerek kazanılmıştır?

- Millî Mücadele devam ederken Fransa ile 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşması ile İskenderun Sancağı (Hatay), Fransa’nın mandası altındaki Suriye’ye bırakılmış, fakat bu sancağa özel bir statü verilmiş, buradaki Türklerin hakları korunmuştur. Ancak, Türkiye bu topraklardan hiçbir zaman vazgeçmemiştir.

- Türkiye ile Fransa arasındaki Lozan’dan arta kalan sorunlar, 1933 yılına gelindiğinde çözüme kavuşturulmuş, göreceli bir yakınlaşma kurulmuştur.

- Fransa, Suriye ve Lübnan üzerindeki mandaterliğini 1936 yılında kaldırınca İskenderun Sancağı (Hatay) dâhil, bütün haklarını ve yetkilerini Suriye hükûmetine devretmiştir.

-Atatürk’ün Hatay’a bağımsızlık verilmesini isteyen ısrarlı ve akılcı politikası sonucunda, Milletler Cemiyeti’nde 29 Mayıs 1937’de kabul edilen yeni anayasayla İskenderun Sancağına ayrı bir statü verilmiştir.

- Hatay’ın yeni statüsünün hemen uygulanmasını istemiş, Fransa’nın bazı güçlükler çıkarması üzerine ilişkiler kopma noktasına gelmiş, Türkiye sınıra asker yığmıştır. Hatta Atatürk, Fransız büyükelçisine “Hatay benim şahsi davamdır. Şakaya gelmeyeceğini bilmelisiniz.” diyerek kararlılığını göstermiştir.

- Fransa ve Türkiye gözetiminde yapılan seçimler sonucunda Ağustos 1938’de seçimler yapılmış, Türk milletvekillerinin çoğunluğu sağladığı Sancak Meclisi’nin kararıyla 2 Eylül 1938’te Hatay Cumhuriyeti kurulmuştur.

- Hatay Millet Meclisi 23 Haziran 1939’da yapmış olduğu toplantıda Türkiye’ye katılma kararı almış, Hatay Devleti’ne son verilmiştir.

- Türkiye de 7 Temmuz 1939’da “Hatay ilini” kurarak bağlanma işlemini tamamlamış, 23 Temmuz 1939’da yapılan tören ile Hatay Türkiye’ye katılmıştır. (s. 276)

18

1934 yılına gelindiğinde Türkiye-Sovyet Rusya arasındaki iyi ilişkilerin üst düzeye çıktığının en önemli göstergeleri nelerdir?

Sovyet Rusya Türkiye’nin ekonomik kalkınması için para, teknoloji ve uzman yardımında bulunmuş, bu bağlamda; 1934’te Kayseri’de, 1937’de Nazilli’de dokuma fabrikaları açılmış, Türkiye’nin sanayileşmesinin temelini oluşturan ve ekonomik kalkınmasında büyük bir paya sahip olan I. Beş Yıllık Plan, Rusya’dan gelen uzmanlar tarafından hazırlanmıştır.

19

9 Şubat 1934’te Balkan Antantı hangi ülkeler arasında ve nasıl bir süreç sonunda imzalanmıştır?

Balkan Antantı Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya arasında imzalanmıştır.

1930 yılına gelindiğinde Türkiye-Yunanistan yakınlaşmasının gerçekleşmesi üzerine, Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan, Romanya, Arnavutluk ve Bulgaristan’ın katılımıyla Atina’da 5 Ekim 1930’da Birinci Balkan Konferansı toplanmıştır. Sırasıyla, 20-26 Ekim 1931’de İstanbul’da, 23-26 Ekim 1932’de Bükreş’te, 5-11 Kasım 1933’te Selanik’te Balkan Konferansları düzenlenmiştir. Bu konferanslarda, Balkan ülkeleri arasında çeşitli alanlarda iş birliği yapılması kararlaştırılmıştır. Fakat özellikle Arnavutluk ve Bulgaristan’ın dolaylı olarak Balkanların statüsünün değiştirilmesini istemesi nedeniyle siyasi birlik kurulamamıştır. Bu süreçte Türkiye sırasıyla Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya ile dostluk antlaşmaları imzalamıştır. Böylece, Türkiye’nin yapmış olduğu bu antlaşmalarla, aslında dört Balkan devleti aralarında dolaylı olarak anlaşmışlardır. Bu nedenle, bu ikili antlaşmalar Balkan Antantı’nın temelini oluşturmuştur. Fakat bütün ısrarlara rağmen, Bulgaristan bu ittifak sisteminin dışında kalmak istemiştir.

20

Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanmasının Türkiye açısından önemi nedir ve hangi süreçte gerçekleşmiştir?

Lozan’da Türkiye ile I. Dünya Savaşı’nın galipleri arasında imzalanan Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’nin Boğazlar üzerinde tam olarak egemenliğini, İstanbul’un, Boğazların, Marmara Denizi’nin güvenliğini sağlamıyordu. Antirevizyonist cephe ülkelerinin dünya barışını tehlikeye sokacak girişimlerinin yaşandığı bir dönemde, Türkiye bu ortamı doğru değerlendirmiş, 11 Nisan 1936’da Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne taraf olan ülkelere bir nota vererek Boğazların silahtan arındırılması ve uluslararası komisyonun kurulmasını öngören Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesini istemiştir. Bu istek, İtalya dışındaki bütün taraf ülkeler tarafından olumlu karşılanmış, Türkiye, İngiltere, Fransa, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Sovyet Rusya, Japonya, Romanya ve Yugoslavya temsilcileri 22 Haziran 1936’da İsviçre’nin Montreux şehrinde bir araya gelmişlerdir. Türkiye konferansta on üç maddeden oluşan tezini açıklamış, Boğazlar üzerinde tam egemenlik istemiştir.

Montreux Boğazlar Sözleşmesi’yle Türkiye Lozan’da kabul etmek zorunda kaldığı kısıtlamalardan kurtulmuş, kendi gücüne dayanarak Boğazlarda kendi savunmasını yapabilme hakkını elde etmiş, bu yüzden Boğazlarda tam egemenliğini sağlamıştır. 

21

Türkiye, İran ve Irak’ın bölgesel iş birliğine giderek daha sonra Afganistan’ın da katılımıyla 8 Temmuz 1937’de Tahran’da “Sâdâbât Paktı” olarak anılan Saldırmazlık Antlaşması’nı imzalamalarının en önemli sebebi ve antlaşma konuları nelerdir?

Dünyadaki gerginlik ve İtalya’nın saldırgan dış politikası nedeniyle, Orta Doğu’daki tehlikelere karşı bölgede barışı, dengeyi ve istikrarı korumak için bir güvenlik sistemi kurmak ihtiyacı duyulmuştur. Bu nedenle, Türkiye, İran ve Irak arasında 2 Ekim 1935’te Cenevre’de üçlü bir antlaşma parafa edilmiş, Kasım 1935’te Afganistan da bu antlaşmaya katılmıştır. Türkiye’nin öncülüğünde yapılan bu çalışmalar, İran-Irak anlaşmazlığı, Türkiye-İran arasındaki bazı sorunlar yüzünden hemen sonuç vermemiş, engeller ortadan kalktıktan sonra, Türkiye, İran, Irak ve Afganistan 8 Temmuz 1937’de Tahran’da Sâdâbât Sarayı’nda bir araya gelmişler, “Sâdâbaât Paktı” adını alacak olan Saldırmazlık Antlaşması’nı imzalamışlardır.  25 Haziran 1938’de yürürlüğe giren beş yıl süreli Saldırmazlık Antlaşması’yla taraflar; dostluk ilişkilerini devam ettirme, birbirlerine karşı saldırmama ve birbirlerinin iç işlerine karışmama, Kellog-Briand Paktı’na uyma konusunda söz vermişlerdir. 

Ünite 8 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç