Medeniyetin kelime anlamı nedir?
Medeniyet, milletlerarası ortak değer seviyesine yükselen anlayış, davranış ve yaşama vasıtaları bütünüdür. Temelini ilim ve teknoloji oluşturur ki daha çok dışa dönüktür.
Medeniyetin kelime anlamı nedir?
Medeniyet, milletlerarası ortak değer seviyesine yükselen anlayış, davranış ve yaşama vasıtaları bütünüdür. Temelini ilim ve teknoloji oluşturur ki daha çok dışa dönüktür.
Orkun Yazıtlarında Türk denen bir halkın mevcutiyetine işaret eden cümleler nelerdir?
Orkun Yazıtlarında Türk’ün hem bir kavim adı şeklinde geçmesi, hem de kaganlığın tesisi hususunda: “Önce yukarıda mavi gök [uzay], sonra aşağıda yağız yer [dünya] ve ardından ikisinin arasında insan oğlu yaratıldı. Tanrı onları yönetsin diye insanların üzerine atalarım Bumın ve İstemi Kagan’ı tahtta oturtmuştu. Ancak onlar ilk iş olarak Türk milletinin ülkesini ve töresini düzenlediler”, dendiği gibi yine aynı metinlerde: “Türk milletinin adı-sanı yok olmasın diye babam İl-teriş Kagan ile annem İl Bilge Katun’u yükselten ve il (devlet) veren Tanrı, beni de kagan yaptı”, cümlesi Türk denen bir halkın mevcutiyetine işarettir.
Kurt ve Türk milleti arasında nasıl bir bağlantı vardır?
Bozkır hayatında her ne kadar kurttan korkulsa da Türk milleti onda kendisini yansıtan bir şeyler bulmuştur. Öyle ki, bu durum Türkler hakkında bilgi veren yabancıların eserlerinde bile vurgulanmaktadır. Kurt ile Türk milleti adeta özdeşleşmiştir. Ayrıca İslam kaynaklarında, Türk’ün atası olarak sayılan Yafes’in çocukluğundaki bir hastalığı sırasında annesinin ona kurt sütü içirdiği rivayet olunur ve torunlarından birinin adı da Börü’dür. Hatta 15. asırda kaynaklarda akıllı, namuslu bir kişi şeklinde anlatılan Ak Koyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın sarayına giden bir elçinin notlarında, bazı yiğitlerin kurtlarla güreştirildiklerine dair bilgilere rastlanılmaktadır.
Kök Türk Devletini kim n kurmuştur?
Börülüler (A-shih-na/Aşina/Çona) ve Juan-juanların kapışmaları neticesinde Bengü Kagan’ın torunlarından olan Bumın, 552 tarihinde o muhteşem Kök Türk Devletini kurdu.
Divanü Lûgat-it-Türk'ü kim yazmıştır ve Türk milleti için hangi cümleleri kurmuştur?
Bu asil milletin sözlüğünü yazan ve adını da Divanü Lûgat-it-Türk veren Kaşgarlı Mahmud bu muhteşem kavim için: “Türklerde güzellik, sevimlilik, tatlılık, edep, büyükleri ağırlamak, sözünü yerine getirmek, sadelik, öğünmemek, yiğitlik, mertlik gibi sayısız iyilikler görülmektedir” derken; onun dışında da pek çok Türk ve yabancı bu milletin sözlüğünü yazmıştır.
Tarihte Türklerin en çok görüldükleri yerler neresidir?
Bu milletin tarihine şöyle bir baktığımızda, en çok görüldükleri yerlerin umumiyetle 32-56 derece kuzey enlemleri arasında olduğunu anlıyoruz. Tarihi çağlarda Türk İli, Türkistan veya Turan Ülkesi diye anılan bu bölge hem eski, hem yeni dünyanın merkezi durumunda olup bu hattın kuzeyi ve güneyi Türklerin yaşamalarına pek elverişli değildir.
Türklerin anavatanı olarak kabul edilen yerler neresidir?
Türklerin anavatanı diye gösterilen bölgeler içinde Altay Dağları, Tanrı Dağları-Kuzeybatı Asya sahası (bugünkü Kazakistan’ın doğusu ve İrtiş-Ural arası), AltaylarKırgız bozkırları bölgesi, Kingan silsilesi, Shan-si, Ordos (Ordus/Ortu) ve Kansu toprakları dâhil olmak üzere Çin’in umumen kuzey tarafları ve Baykal Gölünün güney-batısı sayılmaktadır
Türkiye adı ilk defa nerede kullanılmıştır?
Türkiye adı ilk defa 6. yüzyıla ait Bizans kaynaklarında Karadeniz’in kuzeyi, İç Asya ve Türkistan, 9-10. asırlarda İdil’den Orta Avrupa’ya kadarki bölge, 12-14. yüzyıllarda Anadolu, 13. asırda Mısır ve Suriye ile yine Türkistan için kullanılmıştır (Cahun, 1896; Kafesoğlu, 1953; El-Cahiz, 1967; Ecsedy, 1968; Turan, 1969; Lindner, 1981; İbn Haldun, 1989; Özcan, 2012; Hayton, 2015; Koç-Yıldırım, 2016; Gömeç, 2018c). Bugün itibarıyla Türkiye’nin coğrafi anlamda hudutlarına ise merkez Anadolu olmak üzere, Suriye, Irak, İran’ın batı tarafları, Kafkasya, Karadeniz’in kuzey sahilleri ve Balkanlar dâhildir.
Maveraünnehir Türkler için neden önemlidir?
Ceyhun ve Seyhun diye de tanınan bu ırmakların çevresi ve ikisinin arası bilindiği üzere tarihte Maveraünnehir ve Turan Yurdu olarak geçer. Turan kavimleri ise herhalde merkezde Türkler olmak üzere, onlarla dil ve ırk bağı bulunan kavimlerden ibarettir. Maveraünnehir ayrıca Türklerin yerleştiği en eski toprak parçalarından bir bölümünü teşkil eder. Hem eskiden, hem günümüzde bu topraklar Oguz ülkesi olarak da anılır. Mesela Sır Derya’nın ismi tarihi belgelerimizden Kök Türk Yazıtlarında da vardır. Orkun Kitabeleri diye de bilinen bu abidelerde Sır Derya’ya “Yinçü Ögüz” denir. Türklerin Hocend Suyu ve Şaş Nehri diye de adlandırdıkları Sır Derya’nın uzunluğu ise 2000 km kadardır. Sularını Tanrı Dağlarından çıkan kaynaklar ile Narın ve Kara Derya’dan alır. Buna daha ileride Kara Tag’dan gelen bazı kollar da katılır. Deltası Amu Derya’dan daha küçüktür.
Hakas Türklerince dünyanın merkezi kabul edilen yer neresidir?
Hakas Türklerince dünyanın merkezi, 4100 km kadar uzunluktaki Yenisey’in orta taraflarıdır. Ana kollarını Ulug Kem ile Kemçik’in oluşturduğu ve bugün bölge Türklerinin büyük bir kısmının Kem dedikleri Yenisey’in hemen güney-doğusunda ise, kutlu Ötüken topraklarında Selenge (1024 km) ve onun parçası olan Orkun’a (1124 km) rastlarız (De Guignes, 1924; Klyaştornıy, 1973; Kurat, 1972; Radlof, 1976; Ardel, 2001; Butanayev-Butanayeva, 2001; Mercani, 2008; Gömeç, 2001d; Gömeç, 2015a; Genceli Kiragos, 2018). Bütün bu sular binlerce yıldan beri Türklerin yaşadığı toprakların can damarıdır
En büyük Türk gölü hangisidir?
Türk Dünyası ve coğrafyasının önemli gölleri arasında da Hazar, Aral, Balkaş, Issık Köl ve Baykal sayılabilir. Bunların başında gelen Hazar aynı zamanda dünyanın en büyük gölü olup, bu büyüklüğünden dolayı deniz diye de anılır. Her ne kadar Batılılar ona Caspi diyorlarsa da Türkler buraya Hazar (Kasar) adı ve damgasını vurdular. Türklerin Hazar’a ayrıca “Kuzgun, Baku, Derbent, Bulgar, Oguz, Harezm, İtil, Horasan, Mazenderan, Abeskun (Ab-ı Sükun) Denizi” gibi isimler verdiklerine dair de atıflar vardır.
Hazar bölgesinin stratejik öneminin nedenleri nelerdir?
Bugün Hazar bölgesi son derece stratejik öneme haizdir. Hem Hazar’ın çevresi, hem de Hazar’ın içi zengin enerji kaynaklarını ihtiva etmektedir. Şimdilerde Hazar’ın statüsü yani göl mü, deniz mi olduğu konusu, Hazar’a komşu ve ondan çıkarı bulunan devletler tarafından hâlâ tartışılıyor. İşte bu yüzden eğer Hazar Havzasında modern teknolojiler kullanılırsa, dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin % 12’sine sahip olunacaktır. Buna binaen ister Hazar çevresinde, isterse hariçteki devletlerin bir çıkar kavgası söz konusudur. Bölgedeki enerji kaynakları yüzünden Hazar Denizi’nin hukuki statüsü, mevcut petrol ve doğalgazın hangi güzergâhlar üzerinden taşınacağı bu havalide hâkimiyet kurmak isteyen güçlerin Soğuk Savaş sonrası bölgeye getirdikleri problemlerden biridir.
Kök Türk Yazıtlarının “il tutsık yir Ötüken Yış ermiş” dediği yer neresidir?
Kök Türk Yazıtlarının “il tutsık yir Ötüken Yış ermiş” dediği, umumiyetle karasal iklimin hüküm sürdüğü bu coğrafya ise; bir ucu doğuda Togla Nehrinden başlayıp, diğer ucu Altayların batısına kadar uzanan geniş bir bölgedir (Gömeç, 2014a; Gömeç, 2018c). Bununla birlikte eski Türkler vatan için “il” ve “yer-sub” terimlerini kullanmaktaydılar.
Hayvancılığa müsait, farklı bir bozkır olan Türk coğrafyasının en uzak köşesi neresidir?
Hayvancılığa müsait, farklı bir bozkır olan Türk coğrafyasının en uzak köşesinde Baykal (Bay Köl) Gölü yer almaktadır ki, adının anlamı da “büyük göl” veya “derin göl” olsa gerek. Hatta bugünkü Saha Türklerinin inancına göre, Baykal Gölü dünyanın tabanıdır. Dünyada Baykal Gölü’nün içinde yaşayan bir balık üzerinde durur. 31.494 km² yüzölçümündeki Baykal, büyüklük bakımından dünyanın sayılı gölleri arasındadır. Tarih boyunca Türklerin en kesif şekilde yerleştikleri bu bölgeye 17. asırdan itibaren ise Ruslar sahip oldular
Türkiye Cumhuriyeti Devletine önemli ölçüde kıyısı bulunan bu denizin yüz ölçümü 461.000 km² olup, adını da Türklerin verdiği yer neresidir?
Karadeniz Milattan önceki çağlardan itibaren Türk kabilelerinin etrafında yurt kurduğu mekânlardan birisidir. Hunlardan başlamak üzere, son olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletine önemli ölçüde kıyısı bulunan bu denizin yüz ölçümü 461.000 km² olup, adını da Türkler vermiştir. Tarihi Türk coğrafyasının pekçok ırmağı Karadeniz’e dökülür ki, bunların arasında Dneper, Dnester, Ten ve Tuna’yı sayabiliriz.
Türk yazısının ve yazı dilinin bulunan en eski örneği hangisidir?
Türk yazı dilinin ne zaman ve hangi şartlarda meydana geldiği hakkında kesin bir şey söylenememekle beraber, son yıllara kadar Orkun Abideleriyle bu durum tarihlendirilmekteydi. Ancak Kazakistan’daki Esik (Yesik/Eşik) Kurgan’da bulunan bir tabağın altındaki yirmi altı harften meydana gelen iki sıra cümlenin zamanı M.Ö. 5. yüzyıla kadar götürülünce, Türk yazısının ve yazı dilinin çok daha eskilere dayandığı ortaya çıkmaktadır. Bu durum bir yana, daha Milattan önce 1. asırda, Asya’da iken Türkleri anlatan Çince vesikalar ile 5-6. yüzyıl olaylarından bahseden Latin-Bizans kaynaklarından öğrendiğimiz bilgilere göre, Karadeniz’in kuzey taraflarında yaşayan Hun-Türklerin arasında Hrıstiyanlığı seçenlerinin Türk dilinde kitaplarının olduğu, dini metinleri Türkçeye çevirdikleri haber veriliyor ki Türklerden söz açan Arap müverihler; onların mabetleri ve yazı yazmak için alfabeleri vardır, diyorlar.
Tarih boyunca Türkler kendi alfabeleri dışında hangi alfabeleri kullanmışlardır?
Tarihleri boyunca Türkler kendi millî alfabeleri dışında Çin, Sogd, Arap, Yahudi, Latin-Bizans vs. milletlerin yazılarını da kullandılar; ama bunlara bazan harfler ekleyip, bazan çıkardılar. Bunun gibi Uygur Türkleri de Sogd menşeili olduğu belirtilen bir alfabeyi geliştirdiler ve kendilerinin dışındaki birtakım toplulukların da kullanmasına aracı oldular.
“Runik/Runic” alfabesi nedir?
Runik/Runic” diye isimlendirilmesi, eski İskandinav yazılarını çağrıştırmasından kaynaklanmaktadır ki, Runik sözü Baltık ve Germen halklarının dillerinde “sır, esrar, gizem” manalarına gelir. Her ne kadar Avrupalılar “Gothic” tarzı dedikleri bu uslûbu kendilerine mâl edip, Türk yazısına da “Runic”, yani “esrarlı oyma yazı” adını verseler de, Gotlarla ilişkilendirilen bu durumun ortaya çıkışında Türk tesirini yok sayamayız. Muhtemelen Hunlar çağında, söz konusu alfabe çeşitli Baltık topluluklarıyla beraber Germen ve Grek gibi halkları da etkiledi. Belki bu harflerin çok eski bir şekli Etrüskler (Türük?) yoluyla Roma’ya girdi. İşte bu yüzden biz söz konusu yazının Türklerden başka halklara da geçtiğini düşünmekteyiz.
9. ve 10. yüzyıllarda baskı ve çoğaltma tekniğini kullanan kavim aşağıdakilerden hangisidir?
Çinlilerin blok baskı ile çoğaltma tekniğinden ayrı bir baskı sanatı keşfetmişler, sert ağaçtan tek tek hareketli Uygur harfleriyle kitap basmayı ilk kez onlar başarmışlardır.
Denizin Türkler için önemini anlatan en eski kaynak hangisidir?
Bununla birlikte deniz, her çağda Türklerin ilgisini çekmiş ve denizlerde üstünlük ülkülerinden biri olmuştur. Dolayısıyla Kök Türk Yazıtlarında üzerine basa basa durulan “denize ulaşmak” bir ayrıcalık idi. İşte o yüzden ünlü devlet adamı Tunyukuk kendi adına diktirdiği kitabesinde: “Türk milleti yaratılalı, Türk kaganı oturalı, Şantung şehrine (Shan-tung, T’ai-hang-shan dağlarının doğusu), denize, ulaşan yok idi. Kaganıma söyleyip, ordu yolladım. Türk milletini Şantung şehrine ve denize ulaştırdım”, diyor.