AÖF Soru Bankası
TAR232U · Ünite 7

Türk İktisadi ve Sosyal Hayatının Temelleri

  • 22 soru-cevap
  • Türk Kültürü ve Tarihine Giriş
1

Türklerin temel geçim vasıtası olan hayvan yetiştiriciliği niçin önem taşımaktadır?

Türklerin temel geçim vasıtası olan hayvan yetiştiriciliği üç açıdan mühimdir: Birincisi başlıca gıda maddesidir. İkincisi kürk, deri, giyim kuşam noktasında ticaret malı, üçüncüsü de nakil vasıtasıdır.

2

Türk iktisadi hayatının temelini hangi başlıklar altında toplayabiliriz?

Türk iktisadi hayatının temelini yedi başlık altında toplayabiliriz: 1- Konar-göçer hayvancılık, 2- Ziraat, 3- Ticaret, 4- Avcılık, 5- Halktan alınan vergi, 6- Yağma akınları, 7- Haraç gelirleri (Gömeç, 2014a; Gömeç, 2018b).

3

Türk sosyal hayatında atçılık niçin önem taşımaktadır?

At sadece eti, sütü ve derisi (ki bu süt Türk’ün birinci içeceği kımızın hammaddesidir) için değil, aynı zamanda bir savaş vasıtası olarak yetiştiriliyordu. Bu açıdan bakıldığında  ekonominin de temel taşlarından biri olduğu gibi, askerî ihtiyaç teşkil ettiğinden önemi tartışılmazdır.

4

Bozkırlı Türk’ün başlıca yiyeceği olan et hangi kaynaklardan temin edilirdi?

Bozkırlı Türk’ün başlıca yiyeceği etten ibaretti. Fakat en çok at ve koyun eti yeniyor, sanılsa da bu doğru değildir. Zor yetişen, onların sütünden ve kılından faydalanılarak pek çok ihtiyacın karşılandığı bu hayvanların sürekli kesilmesi mantık haricindedir. Eski Türklerin genellikle ak hayvan etini tercih ettiklerini de biliyoruz. Bunun sebebi herhalde sağlık  açısından olsa gerekir. Bu husus belki şu ana kadar gözden kaçmıştır, ama ak renkli hayvanlar güneş ışıklarını yansıttığından etlerinde güneşin neden olduğu zararlı şeyler daha azdır. Kara renk ise herkesin bildiği gibi ışığı emer.

5

Türk kültüründe atın önemini yansıtan hangi örneklere rastlanmaktadır?

Çok eski çağlardan beridir zaman hesabını bilen Türkler oniki hayvanlı Türk takviminin bir yılını ata ayırmışlardır. Ayrıca kabile (Alayuntlu, Atçeken, Alaca Atlı vs) ve yer isimlerinde de at görülür (Atlı Pınar, At Dağı, Atlı Köy, Aygırlar Köyü, Aygır Oba, Aygır Yalı, Çıpar Aygır, Kara Aygır, Kara Atlı vs). At ile bu denli iç içe olan Türk halkının kurduğu siyasi teşekküllerde, iktidarın sembolü olan tuglar da (örpek) çoğu zaman at ve kotuz kuyruklarındaki kıllardan yapılıyordu.

6

Bütün Türklerde en başta gelen hayvanlar nelerdir? Açıklayınız. 

Bütün Türklerde en başta gelen hayvanlar kurt, at ve kartaldır. Kurt zaten ata olarak kabul edilirken; at Türk’ü yer yüzünde en hızlı biçimde hedefe götüren asil varlıktır. Bazen güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar hâkimiyeti temsil eden Hun, Bulgar gibi Türk devletleriyle, Selçuklulara da arma olan çift başlı kartal ise ulaşılmazın sembolü ve  göklerin efendisi olduğundan Türk için ayrı bir öneme sahiptir.

7

Eski Türkler eti nasıl muhafaza ediyordu?

Aileler ve kabileler yüzbinlerce hayvana sahip olduklarından eski Türkler, fazlaca istihsal edilen eti, elbette bunların arasında av hayvanları başta geliyordu, uzun süre muhafazanın yollarını bulmuşlardı. Günümüzün pastırma usulüne benzer bir şekilde konserve etler hazırlıyorlardı. Tabi ki eti ve balığı kurutarak da korumasını biliyorlardı. Çünkü bazı kaynaklarda eti ince ince dilimleyerek, güneşte kuruttuklarından söz ediliyor. Sonra bunları eyerlerinin altına veya heybelerine koyuyorlar ve seferlerle, yolculuklarda acıktıkça yiyorlardı.

8

Eski Türklerde sofra ve yeme-içme adabı nasıldır?

Dünyada pek çok halk daha çatal kaşık kullanmayı bilmezken ve Avrupa’da sofra adabı 17 ve 18. asırlardan itibaren yaygınlaşmaya başlarken, Türkler binlerce yıl önce sofrada
nasıl oturulur, ekmek nasıl yenir, su nasıl içilir onları bile bir kurala bağlamışlardı. Ağız temizliği noktasında Mogolistan’ın çeşitli yerlerinde 8-10. asırdan kaldığı sanılan bugünkü diş fırçalarının ilk prototiplerine rastlanılması da ilginçtir. 

9

Eski Türk yemeklerine hangi örnekler verilebilir?

Kaynakların yardımıyla yiyeceklerin adlarından bazılarını da şöyle sıralamak mümkündür: “Şaşlık” (şiş kebap), “kuvurdak” (kebap), “udıtma”, “sogut”, “süzme”, “ayran”, “katık”, “bışlak”, “kurut” (peynir ve yoğurt türleri), “konak” (kaymak), “tutmaç”, “yağ”; “pekmez”, “türmek” (bir tür köfte), “çirkeme” (mantı), “kuymak” (un, yağ ve sütle yapılan yiyecek), “büken” (karpuz), “kagun” (kavun), “çakşak”, “kak” (meyve kurusu), “batmul”, “burç” (karabiber), “kuçkındı” (soğan), “çükündür” (pancar), “keşür” (havuç), “yügür” (darı), “çışkıç” (nane), “kömeç”, “büskeç” (çörek), “sinçü” (pide). Ayrıca daha pek çok Türk yemeğini sayabiliriz.

10

Eski Türk beyleri ve halkının ticarete ve ülkelerine gelen tüccarlara bakış açıları nasıldır?

Ticaretin önemli bir kazanç kapısı olduğunu bilen eski Türk beyleri ve halkı, ülkelerine gelen tüccarlara da çok iyi muamelelerde bulundular. Başlangıç yıllarında Türk topraklarına adım attıkları andan itibaren tüccarlar, daha önceki zamanlarda tanıdıkları veya sıradan bir Türk’ün evinde hem bir Tanrı misafiri, hem de çok mühim bir görevi yerine getiren kişi olarak konaklıyorlardı. Ancak sonraki yıllarda ülke sınırlarının gelişmesi, ticaret ve tüccarların sayısının artması, bunların toplu olarak misafir edilmelerinin önünü aldığından,  ticaret yollarının üzerindeki belirli mekânlara hanlar biçiminde konaklama noktalarının inşasına da başlandı.

11

İnsanların karınlarını doyurma ve birtakım ihtiyaçlarını karşılamada önemli rolü bulunan avcılık Türk iktisadi ve sosyal hayatında nasıl bir role sahiptir?

İnsanların karınlarını doyurma ve birtakım ihtiyaçlarını karşılamada avcılığın rolü unutulmamalıdır. Bunlar ferdi biçimde olduğu gibi (Türk coğrafyasının her yerinde rastlanan kaya figürlerinde bu avcılığa tesadüf edilir) savaş talimi yapmak amacıyla sürek avları da düzenleniyordu. Yine milattan önceki çağlardan itibaren avlarda, kendi eğittikleri yırtıcı kuşları (avla kuşu) ve köpekleri de (av iti) kullanıyorlardı.

Çocukların ilk avı ile hem erkekliğe adım atmaları hem de bu sayede savaşabilecek karakteri ispat etmeleri söz konusuydu. Mesela daha on bir yaşındayken Kubilay Han (1264-1294) ilk avını vurduğunda, dedesi Çingiz Han tarafından bu av hayvanının kanı ve yağı eline sürülmüştü. Dolayısı ile avcılık ferdi ve toplu olarak askerlerin zinde kalmasına aracılık eden bir uğraştır. Bunun dışında bu iş, savaş aletlerinin kullanımında insana beceri kazandırırken, yine bunların ihtiyaca göre gelişim ve şekil değiştirmesine de yaramıştır. Belki de pek çok alet herhangi bir mücadeleye girişilmeden evvel sürek avlarında denenmekteydi.

12

Eski Türklerde vergi ve hesap işleriyle uğraşanlara ne ad verilir?

Eski Türklerde vergi ve hesap işleriyle uğraşanlar “sakışçı” “tudun”, “baskak” gibi isimlerle anılmaktaydılar.

13

Agı ve agıçı ne anlama gelmektedir?

Eski Türklerde vergi ve hesap işleriyle uğraşanlar “sakışçı” “tudun”, “baskak” gibi isimlerle anılmaktaydılar. Yani bunlar bir tür vergi tahsildarlarıydı. Devlet hazinesini de “agı” diye adlandırıyorlardı. Kök Türkçe metinlerde de bu terimi görmekteyiz. Hazine memurlarına “agıçı” adı verilip, hazine ve maliyeden sorumlu kişi veya bakana da “ulug agıçı”, denmekte idi.

14

Eski Türk devletlerinde para kullanımı nasıldır?

Kültürsüz göçebeler diye horlanan Türkler günlük hayatlarında paradan da yararlanıyorlardı. Bununla beraber eski Türk devletlerinde para kullanımının hangi çağlarda başladığını belirlemek için kesin bir şey söyleyemiyoruz. Ama Hunlardan itibaren yapılan arkeolojik araştırmalarda Türklerin Çin ve İran paralarına benzer sikkeler kullandıkları gerçektir. Zaman zaman Çin paralarının kenarlarına kendi isimlerini kazıyarak, onlardan yararlanıyorlardı. Bazan üzerinde kagan tamgası olan kağıt ve ipek paraların da tedavülde  bulunduğu anlaşılıyor. Kök Türkler çağında madeni paraya “yarmak” da denmiştir. Özellikle Kırgızistan ve Özbekistan topraklarında vadisinde yapılan kazılarda eski Türgişlere
ait bol miktarda paraya rastlanıldı. Şu veya bu şekilde para kullanımı Uygurlarda da vardı. Kaşgarlı Mahmud eserinde “kamdu” kelimesini izah ederken “Dört arşın boyunda, bir karış eninde bez parçasıdır, üstüne Uygur hanının mührü basılıp alışverişte para yerine kullanılır. Bu bez eskirse her yedi senede bir yamanır, sonra yıkanır, yeniden üzerine mühür
vurulur.” diyor. İdil Bulgarlarının sincap derisini bir nevi para yerine saydıklarını bilmekteyiz. Hatta söylendiğine göre diğer Türkler gibi onlar da sincaba “tiyin” diyorlardı ve bugün Kıpçak Türklerinin bir bölümünde hâlâ para yerine tiyin sözü geçerlidir.

15

Eski Türklerin giyim kuşamları nasıldı?

Türklerin sosyal hayatlarının gereği olarak giyim-kuşamları da bu özelliklerini yansıtıyordu. Temelde yetiştirdikleri hayvanların derileri ve yünleri onların giyeceklerinin ana maddesiydi. Bunun yanısıra bazı yabani hayvanların (sıgun) derilerinden de yararlanmışlardır. Latin ve Çin kaynaklarında Türk-Hunlardan söz edilirken; deri veya keten gömlek, keçi derisinden yumuşak çizme (başmak, etik, çarık, izlik) giyerler ve başlık takarlardı, deniyor. Giyim-kuşam hazırlamada koyun, kuzu, keçi, sığır, deve, tilki, tavşan, ayı gibi
hayvanların derileri ve yünleri kullanılmıştır. Dolayısıyla bu hayvanların yünlerini eğirmeyi bilen Türklerin ataları, bazı bitki liflerinden de iplik yapıyorlar  ve bunları da dokuyarak ince iç giyimler ve yazlık elbiseler dikiyorlardı. Özellikle Türkistan yöresindeki Türklerin çok eski çağlardan beridir ipek böceği yetiştirdiklerini de bilmekteyiz. Arap kaynaklarında zaman zaman Türk hakanının da, ahalinin de ipekli giydiklerinden söz edilir.

16

Eski Türklerde keçenin nasıl bir yeri ve önemi vardır?

Eski Türkler, çadır imalatında ve döşemesinde kullanmak üzere keçeler de hazırlıyorlardı ki, bu her yerde kullanılan bir madde değildir. Daha çok sert iklimin geçtiği bölgelerde giyim ve çadırların inşasında gerekli bir nesne olması itibarıyla imalatı da son derece önemlidir. Dolayısıyla o günlük hayatta vazgeçilmez bir maddedir ve keçe ile kaplanan çadırların tepelerinde bir baca deliği olup içleri muhteşem halılar, Çin ipeği örtülerle, direkleri de kuş, ağaç ve hayvan motifleriyle süslenmekteydi.

17

Türklerin zamanlarına göre savaş tekniği ve usullerinde gelişmelerinde madenciliğin rolü nedir?

Dünyanın en büyük devletlerinden birini kuran Türkler çağlarına göre daima yüksek bir harp sanayisine sahip olmuşlardır. Yani onlar yabancı kavimler karşısında sadece bilek gücüyle başarı kazanmadılar. Zamanlarına göre savaş tekniğini ve usullerini en iyi kullandıkları için dünyaya baş eğdirmişlerdi. Bu üstünlüğü sağlayan araçlardan biri demir idi. Demir madeninin kullanımı da yine dünya medeniyetine Türklerin armağanıdır. Demir işleyicilik, madencilikte son safha olarak görünmektedir. Türklerin bulunduğu coğrafyada bol miktarda demir madeni olması da bir ayrıcalıktı. Onlar demir madenlerini işletmek ve bundan çeşitli araç-gereçler yapmakla öğünüyorlardı. Bu durum Bizanslı ve Çinli elçilerle,
seyyahların notlarına yansımış ve hatta zaman zaman hayrete düşmüşlerdir.  Bunun yanı sıra Altay Dağları çevresinde altın, bakır, demir, kurşun, kömür gibi madenlerden başka elmas ve zümrüt türünden de değerli taşlar mevcuttu. Yine Türkistan ve Orta Sibirya sahasında da pek çok kıymetli madene rastlanılmaktadır. Madencilik ve demircilikte en ileri düzeyde bulunan eski Türkler, yaptıkları savaş araç ve gereçlerini bir ihraç ürünü halinde de pazarlamaktaydılar.

18

Eski Türklerde çadır ve barınak için hangi sözcükler kullanılmaktadır?

Eski Türklerin günlük hayatlarını devam ettirirken, kendilerinin barınmalarını sağlayacak yerlere de ihtiyaçları vardı. Umumiyetle günlerini çadırlarda geçiriyorlardı. Çadır/çatır içinse Türkler sıklıkla “otag/oda”, “kerekü”, “yurt” “kerim”, “ker”, “çerge”, “çuvaç”, “topak ev”, “terim” veya “eb/ev” tabirlerini kullanmıştır. Bununla birlikte ev kelimesine metinlerde umumiyetle ev-bark şeklinde tesadüf edilir.

19

Eski Türklerde eşik ne anlama gelmektedir? Önemi nedir?

Bu çadırın doğu ve bazen de güneye doğru açılan kapısı “eşik” olarak adlanmıştır ki bütün Türkler evin veya çadırın girişi olan eşiğe son derece önem veriyorlardı. Türk insanı kendisi için kutsal bir mekân durumundaki evini her şeyden kıskanmış ve sahiplenmiştir. Dolayısıyla çadırına ya da evine girerken kutsal bir mabede ayak attığına inanıyordu.
Bu yüzden onun korunması ve saygı görmesi gerekirdi. Buna binaen de herhangi bir yabancının evinin eşiğine basmasını veya oturmasını kendisine hakaret ya da yuvasının elinden alınmak istendiği gibi düşünmüştür. 

20

Eski Türklerin gündelik hayatta kullandıkları eşyalar nelerdir? Örnekler veriniz. 

En eski Çin kaynaklarında bile evlerinde her şeyleri mevcuttu denilen Türkler, gündelik hayatta kullandıkları pek çok eşyaya sahiptiler ki, bunların arasında yiğne (iğne), temen (çuvaldız), targak (tarak), sındı, kıptı, bıçkı, kıngırak, kırklık (makas), biçek (bıçak), eğe, çömçe, kamıç (kepçe), kaşuk (kaşık), körke (ağaç tabak), çömlek, bardak, sengek (testi), elek, tang (elek), tekne (hamur yoğurma kabı), yasgaç (hamur tahtası), yerküç (ekmek pişirmeye yarayan tahta kılıç benzeri nesne), yugurguç, oklagu (oklava), tuzluk, anak, çamçak, bukaç, ködeç, sagrak, idiş, künek, ıbrık, kündük, kumgan (ıbrık, su kabı, bardak), butık, tolkuk (su tulumu), çeşkel, yogrı (çanak), küp, sokı, okak (havan), tepsi, yagma, tergi (sofra), saç, (tava), örküç (saç ayağı), etlik (et asılan nesne), eşkik (kürek) (Abû Hayyan, 1931; Kaşgarlı Mahmud, 1986; İbni-Mühennâ Lûgati, 1988; Zamahşari, 1988; Grönbech, 1992) gibi malzemeleri sayabiliriz.

21

Eski Türkler için mevsimlerin yönleri ve renkleri nelerdir?

Türkler için ilkbaharın rengi “gök” ve yönü “doğu”, yazın rengi “kızıl”, yönü ise “güney”, sonbaharın rengi “ak” ve yönü “batı”, kışın rengi “kara”, yönü de “kuzey” idi ki, bu mevsim bazan sert ve soğuk geçtiğinde “kara kış” diyorlardı.

22

Eski Türklerde zaman hesabı nasıl gerçekleştiriliyordu?

Türkler eskiden zamanı on iki hayvanlı Türk takvimiyle ölçüyorlardı. Gerçi günümüzde dahi bu takvim esasına göre hareket eden Türk grupları hâlâ mevcuttur. Zaman 12, 60 ve
180 yıllık daireler halinde de dönüyordu. Üç yüz altmış beş günlük dilime yıl denmekteydi ve bunun da yıldız/yılduz kelimesiyle alâkalı olduğunu ileri sürenler vardır. Gün oniki kısım idi ve her parçasına çağ denmekteydi. Bir çağ ise iki saatti. Ayrıca bu sistemin Çin’den veya Hint’ten alındığı iddiasında bulunanlar mevcutsa da, bu daha ispatlanmamış bir konudur. Bu takvim üzerine teferruatlı çalışmaları olan âlimler, bunun on ikili boy teşkilatıyla da ilgisine dikkat çekiyorlar. Bir başka açıdan meseleyi tedkik ettiğimiz de yılların hayvan adlarıyla anılması hususu karşımıza çıkıyor ki, esasında hayvanlarla iç-içe olanlar Çinliler değil, Türklerdir. Ayrıca takvimde anılan hayvanların birçoğu Çin coğrafyasına
ve kültürüne de yabancıdır. Bununla birlikte bugün Çin sınırları içerisinde kalan İç Mogolistan’da, Kök Türk Yazıtlarında Çogay diye geçen, Türklerin tarihi yerleşim alanlarında karşılaşılan ve M.Ö. 5. asırla tarihlendirilen bazı kaya resimlerinde, daire biçiminde Türk takvimini simgeleyen hayvanların çizimlerine rastlanmıştır. Ayrıca bu durum bize şunu gösteriyor: Belki de binlerce yıl evvelden beri Türkler dünya, güneş ve ayın hareketlerini izlemişler, dünyanın yuvarlak olduğunu keşfedip onu kubbeli otaglarına benzetmişlerdir. Dolayısıyla bu zaman hesabı Türklerden Çinli, Hintli, Tibetli ve Mogol gibi kavimlere geçmiş olsa gerek.

Ünite 7 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç