Sömürgecilik ne anlama gelmektedir?
Sömürgeciliğin en genel tanımı, “başka insanların toprakları ve mallarının ele geçirilmesi ve denetlenmesi” şeklinde yapılabilir
Sömürgecilik ne anlama gelmektedir?
Sömürgeciliğin en genel tanımı, “başka insanların toprakları ve mallarının ele geçirilmesi ve denetlenmesi” şeklinde yapılabilir
Sanayi devrimi öncesi avrupalı devletler hangi gerekçelerle sömürgecilik yapmışlardır?
Sanayi Devrimine kadar devam eden süreçte Avrupalılar, denizaşırı ülkelerde Hıristiyanlığı yaymak, ticaret yapmak, uygarlık götürmek gibi gerekçelerle sömürgeler (koloniler) kurdular. XVI. yüzyılda sömürge toprakları, kendilerini yöneten devletten uzakta olan ve ona hukuki ve ekonomik olarak bağlı olan ülkelerdir. Sömürgenin kurulduğu coğrafya, adeta anavatanın çiftliği ve her konuda yardımcısı niteliğindedir. Avrupalılar bu yeni sömürgecilik (1492-1850) tarzıyla, dünyanın geri kalan coğrafyalarının zenginliklerini Avrupa’ya taşımışlardır.
Sanayi devrimi sonrası sömürgecilik anlayışı ne şekilde değişmiştir?
Sanayinin gelişmesiyle hammadde ihtiyacı ve üretim artmış, yeni pazar ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Böylece Sanayi Devrimi ile birlikte emperyalizm çağı açılmıştır. Koloniler artık yalnızca anavatanın ihtiyaçlarını temin etmek amacıyla ticaret yapılan yer olmanın ötesinde hammadde deposu ve pazar olarak da önem kazanmışlardır. Buna bağlı olarak sömürgeleri, anavatanın bir parçası olarak görme anlayışı yerleşmiştir. Avrupa’da artık pazar elde etmektense, toprak kazanmak düşüncesi ön plana çıkmıştır. Böylece yeni bir anlayış içeren sömürgecilik (emperyalizm) doğmuştur. Bu yeni yaklaşımın doğal sonucu olarak Avrupalı Devletler, dünyaya yayılmaya ve paylaşmaya başlamışlardır.
Milliyetçilik akımının I. Dünya Şavaşı’na nasıl bir etkisi olmuştur?
Sömürgecilik yarışının yanı sıra Birinci Dünya Savaşı’na giden yolda en önemli katkılardan biri de milliyetçiliktir. 1789 Fransız İhtilali ve akabinde Napoleon’un yürüttüğü savaşlar, milliyetçi duyguları bütün Avrupa’ya taşıdı. Napoleon’un işgalleri ile yayılan milliyetçilik özellikle Avusturya-Macaristan, Osmanlı gibi çok uluslu imparatorlukları temellerinden sarstı. Dil, tarih, kültür gibi ortak kimlik unsurlarına sahip bireyler, ulus-devletlerin kurulmasını sağladılar. Avrupa’da 1815 Viyana Kongresi ile kurulan düzen, 1830 ve 1848 İhtilalleri ile sarsılırken, en önemli siyasal değişiklikler 1860-1870 yılları arasında gerçekleşmiştir.
İttifak devletleri hangi ülkelerden oluşmaktadır?
Almanya, Avusturya ve İtalya
İtilaf devletleri hangi ülkelerden oluşmaktadır?
İngiltere, Rusya ve Fransa
Savaşın fitilini ateşleyen olay nedir?
Ekim 1908’de Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhak etmesi, Sırbistan’ı hayal kırıklığına uğratmıştı. Avusturya’ya duyulan tepki ve büyük Sırbistan hayali Sırpları heyecanlandırmaktaydı. Avusturya-Macaristan Veliahdı Ferdinand ve karısı 28 Haziran 1914 günü Saray Bosna’ya geldiler. Veliaht ve eşi, Gavrilo Prinçip adlı bir Sırp milliyetçisi tarafından bir suikast düzenlenerek öldürüldüler.
Osmanlı Devleti savaşa nasıl dahil olmuştur?
Osmanlı Devleti, Balkan Savaşları’nın ardından Avrupa’daki kutuplaşma sırasında bir “yalnızlık” içine girmişti. Özellikle kısa süre önce Trablusgarb’a saldıran İtalya’nın üçlü İttifak’ta yer alması ve Avusturya’nın izlediği Balkan politikası doğrultusunda Bosna- Hersek’i ilhak etmesi nedeniyle İtilaf Devletleri grubuna daha yakındı. Bu yüzden Osmanlı Devleti, yalnızlıktan kurtulmak için Eylül 1911’de İngitere’ye bir ittifak teklifinde bulunmuş ancak teklif reddedilmişti. İkinci önemli ittifak teklifi, Fransa’ya Temmuz 1914’de yapılmışsa da bu teklif de geri çevrilmişti. Ancak ilgili devletler bu teklifleri reddetmekle beraber stratejik konumu nedeniyle Osmanlı’nın tarafsız kalmasına çaba harcamaktan da geri durmadılar. Fakat Osmanlı Devleti’nin tarafsız kalmak için ileri sürdüğü kapitülasyonların kaldırılması, Ege Adalarının geri verilmesi vb. taleplerine karşı uzlaşmaz tutumlar, Osmanlı Devleti’ni Almanya ve bloğuna yaklaştırdı. Nihayet Üçlü İttifak’a katılma teklifi Avusturya’dan gelirken Osmanlı Devleti 22 Temmuz 1914’de Almanya ile müzakerelere başlamıştır. 2 Ağustos 1914’de Türk-Alman ittifakı imzalanmış ancak anlaşma gizli tutulmuştur. 5 Ağustos’ta da Avusturya-Macaristan da bu anlaşmaya katılmıştır.
Osmanlı devleti ne şekilde bir savaş planı yapmıştır?
Rusya 2 Kasım 1914’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ederken 5 Kasım’da İngiltere ve Fransa onu izlemiştir. Osmanlı Devleti’nin Almanlarla birlikte yaptığı savaş planı şu şekildeydi; 1. Kafkasya üzerinden Rusya’ya bir harekat düzenlenerek Cihad İlanı’nın da yardımıyla Kafkasya ve Orta Asya Müslümanları ve Türklerinin ayaklanması düşünülmüştü. 2. Süveyş Kanalı ve Mısır ele geçirilerek İngilizlerin, Akdeniz yolu kesilecek ve böylece enerji kaynaklarına ulaşıldığı gibi İngiltere’nin sömürgelerle olan bağlantısı da zayıflatılacaktı. 3. İtilaf Devletleri, üstün deniz güçleri sayesinde Ege ve Akdeniz’de egemen olduklarından Çanakkale’yi korumak için Trakya’da önemli bir askeri kuvvet bulundurulacaktı. İtilaf Devletleri, bu plana karşılık Osmanlıyı hassas olduğu noktalardan vurmak amacıyla Güney Irak ve Çanakkale’de iki cephe daha açtı. Bu nedenle Osmanlı Devleti önce dört cephede ardından yeni açılan bazı cephelerde de savaşmak zorunda kalmıştı.
Bulgaristan savaşa nasıl dahil olmuştur?
Bulgaristan’ın savaşa girme nedeni de toprak kazanma ihtirasıydı. II. Balkan Savaşları sonucunda kaybettiği toprakları geri almak niyetindeydi. Bulgaristan, Osmanlı Devleti’ni Almanya ve Avusturya’ya bağlayan koridoru sağlıyordu. 6 Eylül 1915’de, Almanya ve Avusturya ile yaptığı anlaşmaya göre 35 gün içinde savaşa girmek kaydıyla kendisine bütün Sırbistan Makedonya’sı verilecek şayet Romanya ve Yunanistan karşı blokta yer alırsa Romanya’da Dobruca ve Yunan Makedonya’sı da Bulgaristan’a terk edilecekti. 12 Ekim1915’de Bulgaristan, Sırbistan’a savaş açtı.
İtalya savaşa nasıl dahil olmuştur?
Almanya ve Avusturya’nın oluşturduğu ikili anlaşmaya, 1882 yılında İtalya da katılarak Üçlü İttifak’ın bir üyesi olmuştu. Ancak savaş başlayınca İtalya kendisini “Üçlü İttifak” a bağlı saymayıp tarafsızlığını ilan etti. Böylece daha fazla toprak vaad eden bloğun yanında savaşa katılmayı planlıyordu. İtalya amacına 26 Nisan 1915’de imzalanan Londra Antlaşması ile ulaştı. Bu antlaşmaya göre İtalya, Tirol’lerin bir kısmını, Trieste ile İstirya’yı, Arnavutluk’ta Valona’yı, Saseno Adasını, Dalmaçya Adalarını ve On iki Ada’yı alıyordu. Ayıca Osmanlı Devleti’nin paylaşılması halinde Antalya bölgesini ve Afrika’daki Alman sömürgelerinden bazı toprakları da alacaktı. Nitekim, 20 Mayıs 1915’de önce Avusturya’ya, Ağustos 1915’de ise Almanya ve Osmanlı Devleti’ne savaş açtı.
Romanya savaşa nasıl dahil olmuştur?
Romanya daha 1883’de Üçlü İttifak’a katılmasına rağmen I. Dünya Savaşı’nı başlatan Avusturya’nın, Sırbistan’a saldırısı sonrasında İttifak Devletleri’nin yanında yer almadı. Romanya da tıpkı İtalya ve Bulgaristan gibi toprak talebi içindeydi. Nitekim İtilaf Devletleri yanında savaşa girmek için Transilvanya, Bukovina ve Banat kendisine vaad edilince 28 Ağustos 1916’da savaşa girdi. Ancak İttifak Devletleri’nin saldırıları ve 1917’deki Bolşevik İhtilali sonrası Rus desteğinden yoksun kalınca aynı yıl bir ateşkes imzalamak zorunda kaldı.
Amerika Birleşik Devletleri savaşa nasıl dahil olmuştur?
Amerikan tepkisi nedeniyle, Almanlar 1915 sonbaharından itibaren 1916 sonbaharına kadar denizaltılarla ticaret gemilerine saldırmaya ara vermişlerdi. 1 Şubat 1917 ‘de Alman Donanmasına verilen emirle bütün ticaret gemilerinin batırılması kararlaştırıldı. Almanya’nın bu kararı Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük tepkiye yol açtı. 3 Şubat 1917’de Almanya ile ilişkilerini kesti. Amerikan kamuoyu giderek Almanya’yı düşman olarak görmeye başladı. Almanlar ise A.B.D’nin savaşa girme ihtimalini azaltmak için Meksika’yı devreye sokmaya çalışıyorlardı. Alman Dışişleri Bakanı, Meksika’daki Büyükelçisi’ne şifreli bir telgraf göndererek Meksika’nın, Almanya’nın yanında yer alması halinde Amerika’nın ele geçirdiği toprakların Meksika’ya geri verileceğini belirtiyordu. İngilizler bu telgrafı ele geçirerek Amerikalılara ulaştırınca Almanya’ya duyulan tepki arttı. Amerika, 2 Nisan 1917 de Almanya’ya savaş ilan etti.
Brest-Litovsk barışı nasıl sağlandı?
Rusya’da çarlık rejiminin yıkılması sonrasında iktidarı ele geçiren Bolşevikler, 21 Kasım 1917’de İtilaf Devletleri elçilerine verdiği notada bütün cephelerde ateşkes yapılmasını istediler. Bir yandan da çarlık hükümetlerinin yaptığı bütün gizli antlaşmaları açıkladılar. Amaçları, hem batı hem de kendi kamuoylarına, yapılan savaşın emperyalist bir savaş olduğunu göstererek savaşa karşı çıkılmasını sağlamaktı. Böylece Almanya’ya müracaat ederek 15 Aralık 1917’de bir ateşkes imzaladı. 22 Aralık 1917’de Brest-Litovsk’da başlayan barış görüşmelerine, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan da katıldı. Uzun müzakerelerin ardından 3 Mart 1918’de barış imzalandı. Buna göre yeni kurulan Sovyetler Birliği; Polonya, Litvanya, Letonya ve Estonya’dan çekiliyor; Kars, Ardahan ve Batum’u Osmanlı Devleti’ne bırakıyor ve Ukrayna’nın bağımsızlığını tanıyordu.
I. Dünya Savaşı’nın ne gibi sonuçları olmuştur?
I.Dünya Savaşı gibi büyük bir çatışmanın çok yönlü sonuçları olmuştur. Özellikle ekonomik, toplumsal ve siyasi açıdan büyük bir değişime yol açmıştır. Ortaya çıkan tablo her ne kadar galip devletler lehine görünse de bu ağır sonuçlar, aslında I. Dünya Savaşı’nın son çatışma olmayacağı ve daha büyük ve yıkıcı bir mücadelenin kaçınılmaz olduğunun da ispatıdır.
I. Dünya Savaşı’nın Avrupa ekonomisine ne gibi bir yansıması olmuştur?
Savaşta milyonlarca insan yaşamını kaybetti. Savaşa giren ülkeler toplam 70 milyona yakın insanı askere almışlardı. 10 Milyon insan öldü. 20 Milyon insan yaralanırken 3,5 milyon insan sakat kaldı. Bunların dışında binlerce insan hastalık ve açlıktan ölürken kentler ve köyler yok olmuş; sayısız köprü, tünel demiryolu gibi altyapı tesisleri ile atölyeler, fabrikalar gibi üretim tesisleri de tahrip edilmişti. Savaşın neden olduğu maddi zararın büyüklüğü ürkütücü boyutlardaydı. Tarafların yaptıkları savaş harcamaları, 82 Milyar Dolar civarındaydı. Uzun savaş yılları boyunca bu ülkelerin ekonomileri tüketim malları üretimi yerine giderek savaş için gereken malları üretmeye yönelmişti. Savaştan sonraki dönemde de önceki düzeylerine çıkmaları uzun sürdü. Buna bağlı olarak savaş sonrası Avrupa’da yaygın bir işsizlikle karşılaşıldı. Tükenen ulusal ekonomiler, savaş giderleri dolayısıyla Amerika’dan alınan yüksek miktarlı borçlar ve enflasyona bağlı olarak ulusal para değerlerinin düşmesi, Avrupa ekonomisini büyük bir çöküşe iterken geniş kesimlerin refah seviyesini de düşürdü.
I. Dünya Savaşı’nın Amerika Birleşik Devletleri ekonomisine ne gibi bir yansıması olmuştur?
A.B.D. I. Dünya Savaşı’ndan en avantajlı çıkan ülke oldu. A.B.D. savaş öncesinde 2 Milyar dolar dış borcu olan bir ülkeyken 1925’te 18 milyar dolar alacaklı hale gelmişti. Altın stoklarının dolar olarak karşılığı 1914’de 1.8 milyar dolarken 1925’de 4,5 milyar dolara çıkmıştı. Savaş boyunca A.B.D. İtilaf Devletleri’ne hem banker hem de atölye olmuştu. Sanayii ihracata dönük gelişirken savaş sonrası dünya ticaretindeki payı daha da arttı. Savaş, Avrupa’nın klasik emperyalizmini (sömürgeler elde etmeye dayalı) geriletirken A.B.D’nin dünya üzerindeki ekonomik ve diğer alanlardaki hegemonyasının başlangıcını oluşturdu. İtilaf Devletleri’nin ihtiyaçlarını karşılamak için Atlantik ötesindeki yatırımlarını satmaları ve borçlanmaları sonucunda A.B.D. borçlanan ülke olmaktan çıkarken İngiltere’nin ihracatı yarıya inmiş, Almanya’nın ise denizaşırı ülkelere ihracatı tamamen durmuştur. 18. yüzyıldan itibaren görülen “Avrupa’nın ekonomik üstünlüğü”, savaş sonrası ortaya çıkan rakipler nedeniyle yavaş da olsa değişmeye başlamıştır.
I. Dünya Savaşı’nın ne gibi siyasi sonuçları olmuştur?
Savaş, Avrupa haritasını değiştirdi. Osmanlı Devleti, Rus Çarlığı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, tarih sahnesinden çekilirken Polonya, Çekoslovakya, Avusturya, Macaristan, Yugoslavya, Finlandiya, Litvanya, Ukrayna, Estonya gibi yeni devletler ortaya çıktı. Bazı ülkelerde ise rejimler değişti. Rusya’da komünist Sovyetler Birliği kurulurken Türkiye’de Cumhuriyet ilan edildi. Savaş sırasında tüm ülkelerde yükselen yurtseverlik ve milliyetçilik, zamanla saldırgan bir milliyetçiliğe dönüştü ve Almanya’da Nazizm, İtalya’da Faşizm adıyla yeni hareketler doğdu. Versay Antlaşması’na karşı Almanya’da doğan tepkiden beslenen Nazizm, İkinci Dünya Savaşı’nın çıkışında önemli derecede etkili olacaktı.
Almanya’da Cumhuriyetin ilanı ne şekilde olmuştur?
Savaşın sonuna doğru Almanya iç karışıklıklarla karşılaşmıştı. Bunun sonucunda İmparator II. Wilhelm Hollanda’ya sığınırken 9 Kasım 1918’de Alman sosyal demokratlarının lideri Scheidmann, Cumhuriyet ilan etmişti. Bu rejim değişikliğinde dış etkenlerin de rolü bulunmaktaydı. Amerika Başkanı Wilson ancak demokratik bir rejimle masaya oturacağını bildirmişti. Nitekim bundan sonra 11 Kasım 1918’de Almanya ile Rethondes mütarekesi imzalandı. İktidarı ele geçiren sosyal demokratlar, Ebert’in başkanlığında geçici bir hükümet kurdular. Bunun üzerine Bolşeviklerin de etkisiyle Almanya giderek daha fazla karışıklığa girdi. Sovyet tipi bir ihtilal yanlısı olan Spartakistler adını alan bir grup önce Alman Komünist partisini kurdular ve iktidarı ele geçirme girişimleri 13 Ocak 1919’da bastırılabildi. 19 Ocak 1919’da kurucu Meclis seçimleri yapıldı. Meclis küçük bir kasaba olan Weimar’da toplandı ve 11 Ağustos 1919’da yeni anayasa ilan edildi.
1929 krizinin başlıca nedenleri nelerdir?
1928’den itibaren düşük faiz oranlarının etkisiyle ABD menkul değerler borsasında spekülatif hareketlerin çoğaldığı görülür. Bu durum ülke dışına verilen borç akımını yavaşlatırken ABD’deki pek çok girişimci parasını hisse senedi piyasasına yatırmaya yöneldi. 1929 yaz aylarında bu spekülatif hareketler, büyük boyutlara ulaştı. New York piyasasında her gün 5 Milyona yakın hisse senedi el değiştiriyordu. Artık hisse senedleri getirdikleri gelir için değil spekülatif değer yükselmeleri için alınıyordu. Bazı hisse senetlerinin değeri 4 yıl içinde 4 kat yükselmişti. Bu yükselişin devam etmesi, piyasaya yeni spekülatörlerin girmesine bağlıydı. Ekim 1929’da hisse senetleri piyasasına yeni oyuncuların girmemesi, krizi başlattı. 1929 bunalımının temel nedeni fazla üretim değil gelir dağılımındaki büyük eşitsizlikti. Böylece geniş tüketici kitleleri yeteri kadar tüketim gücüne sahip olamamışlardı. Üretilenler, alım gücünün azlığı dolayısıyla tüketilemiyordu. Amerikan Ekonomisi’nin sağlıksız yapısı ve sadece spekülatif hareketlere dayanan büyük şirketlerin varlığına karşılık iktidarda bulunan hükümetler, ekonomide Liberalizm’i en saf haliyle uygulayarak piyasalara müdahaleye yanaşmamışlardır. Ancak enflasyon korkusu ve dengeli bütçe ilkesini esas alarak kamu harcamalarının azaltılması ve vergilerin yükseltilmesi yoluna gitmekten de geri duramamışlardır. Bu durum tüketimin büyük oranda kısıtlanmasına yol açmış ve krizin durdurulması için gereken önlemlerin alınışını da geciktirmişti. ABD’nin Altın standardına bağlı Dolar politikası ve Dolar ile Altın arasındaki pariteyi korumak için izlenen sıkı para politikası, emisyon hacmini daraltarak piyasada tüketimi kısıtlayıcı etki yapmıştı. ABD’de, 1928-1929 yıllarında tarımda ulaşılan büyük rekolteler, tarım ürünlerinin fiyatlarını düşürmüştü. 1929 krizi, köylülerin topraklarının ellerinden alınması, kentlere göç etmelerine ve kentlerin iflasına yol açmıştı. Bunun sonucunda geniş bir işsizlik ortaya çıkmıştı. 1929 krizi hakkındakien kabul gören açıklama, J. M. Keynes’e aittir. Keynes’e göre 1921- 1929 yılları arasındaki düşük hammadde fiyatları ve ılımlı bir şekilde yükselen ücretler, fiyatların ve sanayi karlarının artmasına yol açmıştır. Karın ve yatırımın çekiciliği, borsada spekülatif hareketleri hızlandırmış ve üretim, talepten daha hızlı yükselmişti. Bu durum, üretimde fazla kapasitelere ulaşmayı sağlarken ortaya çıkan dengesizlik, sermayenin kar oranının düşmesine ve borsada panik çıkmasına neden olmuştur.