AÖF Soru Bankası
TAR303U · Ünite 7

Son Hamle: II. Meşrutiyet Yıllarında Osmanlı Devleti

  • 21 soru-cevap
  • Osmanlı Tarihi (1876-1918)
1

II. Meşrutiyet Dönemi hangi tarih aralığını ifade eder?

Kanun-i Esasi’nin yeniden yürürlüğe konulduğu 1908 yılından başlayarak Osmanlı Devleti’nin resmen tarihe karıştığı 1923 yılı arasındaki anayasal monarşi idaresine II. Meşrutiyet Dönemi adı verilir.

2

II. Abdülhamid’in getirdiği eğitim sisteminde yetişen yeni neslin, onun idaresine güven duymamasının sebebi nedir?

II. Abdülhamid’in açtığı modern okullarda özellikle kendisinin de çok önem verdiği Mülkiye, Tıbbiye ve Harbiye’de yeni bir nesil yetişmeye başladı. Bu yeni nesil, kendilerinden önceki Yeni Osmanlılar gibi Kanun-i Esasi’nin hakkıyla uygulanması, Meclis’in açılarak katılımcı bir siyasetin hayata geçirilmesine inanmaktaydı. Aldıkları eğitimin etkisiyle bu yeni nesil, eskilere nazaran daha yenilikçi düşüncelere ve Avrupaî fikirlere sahipti. Sansür’e rağmen gelişen basın da bu yeni fikirlerin yaygınlaşmasına katkı sağladı. Siyaset yapmaktan çekinen gazete ve dergiler, bilim ve teknolojideki gelişmeleri anlattıkları yazıları ile aslında dolaylı olarak siyaset yapıyorlardı. Bu şartlarda yetişen yeni nesil II. Abdülhamid’in idaresine artık güven duymuyordu. Aslında bu tabii bir gelişme idi. Okudukları ve aldıkları eğitimin pozitivist niteliği, yaptığı yeniliklere rağmen II. Abdülhamid’in rejimini de gelenekçi ve baskıcı bulmalarına sebep oluyordu.

3

Fransız filozofu Auguste Comte tarafından ortaya atılan pozitivizm yaklaşımı nedir?

Fransız filozofu olan Auguste Comte (1798- 1857) tarafından ortaya atılan felsefî akımdır. Ona göre insan zihni doğanın mahiyetini ve eşyanın gerçek sebeplerini tanıyabilme yeteneğine sahip değildir. Bilimde insan zihninin doğrudan kurucu ve yapıcı bir rolü yoktur. İnsan ancak pozitif ve gözlemlenen fenomenlerine dayanan tecrubî (pozitif) bilgiyi elde edebilir. Dolayısıyla deney ile sağlaması yapılmayan her bilgi teolojik, metafizik ve hayal ürünüdür.

4

İnkılab-i Osmanî hareketi kimler tarafından ve ne zaman kurulmuştur?

Okullarının çevresinde ve bahçelerinde gündelik tartışmalarında ülkenin geleceğini konuşan bir grup Tıbbiyeli (Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye) 1889 yılında (ilginç bir tesadüf veya bilinçli bir tercihle Fransız devriminin yüzüncü yılında) İnkılab-i Osmanî adı ile gizli bir hareket başlatırlar. Hareketin kurucuları, Konyalı Hikmet Emin, Diyarbekirli İshak Sukûtî, Ohrili İbrahim Edhem, Arapgirli Abdullah Cevdet ve Bakülü Mehmet Reşit’dir. Kuruluş tarihi tartışmalıdır. Daha ziyade ilk kurucuları olan Mehmet Reşit’in anılarına dayandırılarak yukarıdaki tarih verilmektedir. Ancak diğer üyelerin verdikleri bilgiler ile karşılaştırıldığında bu ilk faaliyetin örgütlü bir hareketten ziyade aynı kaygıları paylaşan öğrenci sohbetleri olduğu anlaşılmaktadır. Hatta bu ilk sohbetlerin Mekteb-i Tıbbiye’nin bahçesindeki odun yığınları arasında yapılmasından dolayı “Hatab Kıraathanesi İçtimaı” adı veriliyordu. Sadece okulda ders arasındaki sohbetler ile bir yere varılamayacağı kanaatine varan gurubun başka muhalifler ile temasa geçmek ve hareketi genişlemek amacı ile 1891 yılında faaliyete geçtiği anlaşılmaktadır.

5

II. Abdülhamid zamanında İstanbul'daki cemiyet üyeleri ile dışarıdakiler nasıl haberleşiyordu?

İstanbul’daki cemiyet üyeleri ile dışarıdakiler denetime tabi olmayan Fransız postaları aracılığı ile haberleşebiliyorlardı. Meşveret gazetesi de aynı yolla İstanbul’a geliyor ve muhaliflerin arasında elden ele dolaşıyordu. Tabii olarak bu hareketlilik kolayca fark edildi ve takibe alındı. Aynı sırada bazı muhalifler de İngilizlerin işgalindeki Mısır’da toplandılar ve burada gazete çıkarıyorlardı. Mesela Murad Bey bunlardan birisiydi, Mısır’a kaçarak orada Mizan gazetesini yayımlamaya başladı. Daha sonra Cenevre’ye geçen Mizancı Murad burada cemiyetin şubesini kurup Mizan’ı da çıkarmaya devam etti. Ayrıca Cenevre’de yayımlanan bir diğer gazete de Osmanlı gazetesi idi ve II. Abdülhamid rejimine şiddetle muhalefet etmekteydi. Hoca Kadri’nin idare ettiği Kahire’deki muhalifler ise Kanun-i Esası ve Hak gazetelerini çıkarıyorlardı. Bu gazetelerin baskı sayısı çok yüksek değildi fakat etkileri fazla idi. Hatta bu etkiyi hisseden bir kısım maceraperestler II. Abdülhamid’ten para koparmak için bazı şantaj gazeteleri bile yayımlıyorlardı. Bir müddet yayınlanan bu tür gazeteler sağladıkları menfaatler karşılığında kapanıyordu.

6

Meşrutiyet-i İdare Yahud Parlamento Usulü, Meclis-i Mebusan, Kanun-i Esasi adlı rapor hangi dönemde yazılmıştır ve ne açıdan önemlidir?

1898 sonbaharında Muhammed Ubeydullah’ın II. Abdülhamid’e Jön Türkler aleyhinde verdiği bir layiha ilginçtir. "Meşrutiyet-i İdare Yahud Parlamento Usulü, Meclis-i Mebusan, Kanun-i Esasi" başlığını taşıyan raporda; yeni mekteplerde yetişen öğrencilerin hiçbir iş tutmadan devlete yük oldukları, bazılarının da yabancı ülkelere kaçarak yaptıkları yayınlar ile fesada yol açtıkları ileri sürülmekteydi. Muhalifler hakkında Padişah’a her zaman bilgi aktığı muhakkaktı, fakat bu raporun zamanlaması anlamlıdır. Zira rapor, Jön Türklerin kendi içlerinde hesaplaşmaya başladıkları bir dönemde yazıldı ve Sultana takdim edildi.

7

Bağdat Demiryolu projesinin Almanlara verileceğinin duyulması üzerine Jön Türkler nasıl bir siyaset izlediler?

Bağdat Demiryolu projesinin Almanlara verileceğinin duyulması, İngilizlerin Jön Türk hareketine destek vermesine sebep oldu. Zira bu hareket başarılı olursa, proje durdurulabilir veya İngiliz sermayedarlarına aktarılabilirdi. Hatta bu sıralarda ilginç bir gelişme oldu. Bağdat Demiryolu imtiyazının İngilizlere verilmesi için kulis yapan Abdülhamid’in eniştesi Damat Mahmud Celaleddin Paşa (1853-1903) başarısız olunca oğulları (Prens) Sabahattin ve Lütfullah Beyleri de alarak 1899 sonlarında Paris’e kaçıp Jön Türk hareketine iştirak etti. Başlangıçta bu gelişme onlara bir avantaj sağladı ise de zaman içinde aralarında bazı fikir ayrılıkları ve kişisel rekabetleri de ortaya çıkardı.

8

İkinci Jön Türk Kongresi hakkında bilgi veriniz.

1907 yılında Cenevre’deki Ermeni Taşnaksutyun Cemiyeti’nin daveti ile İkinci Jön Türk Kongresi’nde bir araya geldiler. Kongre için Jön Türklerin, Teşebbüs-i Şahsı ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’nin ve Ermenilerin bazı temsilcileri önce Prens Sabahattin’in Paris’teki ofisinde bir hazırlık çalışması yaptılar. Ardından Kongre, 27 Aralık 1907’de Ahmet Rıza, Sabahattin ve Malumyan’ın ortak başkanlığında toplandı. Aralarında fikir birliği olmayan üstelik programlarına dış müdahale ve terör gibi yöntemleri de koyan Prens Sabahattin Bey’in ve Ermenilerin taraftarları ile Jön Türk grubu arasında hayli tartışmalar yaşandı. Zira Jön Türkler, her türlü dış müdahaleye, teröre karşı oldukları gibi her halükarda Saltanat ve Hilafet hukukunun korunması taraftarı idiler. Bu zıt fikirlere rağmen çalışmalarını 29 Aralık’ta tamamlayan kongre üyeleri, uzlaşabildikleri uzun bir bildiri hazırladılar. Bildiride özetle Osmanlı topraklarında mevcut durum hakkındaki görüşleri ve Osmanlı Devleti’ni oluşturan milletlerin çabalarını birleştirerek amaçlarına ulaşıncaya kadar ihtilal yolunda çalışacakları duyuruluyordu.

9

Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ne zaman ve kim tarafından kuruldu?

Bir taraftan ülkenin içindeki gelişmeleri, diğer taraftan da dünyada ve özellikle dışarıdaki muhalefetin faaliyetlerini takip eden bir kısım subay ve sivil 1906 yılında Selanik’te bir araya gelerek “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti”nin kurdu. Aslında bunlar net bir programı olmayan, Kanun-i Esasi’nin ilan edilmesini isteyen bir avuç vatanperver gençlerden ibaret idiler.

10

Arnavutlar II. Abdülhamid’e karşı Balkanlarda nasıl bir politika izlediler?

Balkanlar’da faaliyet gösteren rejim muhalifi Müslüman olan Arnavutların hedefi, İşkodra, Draç, İpek, Prizren, Priştine, Debre, Elbasan, Berat bölgelerini içine alan ve Arnavutluk tabir edilen yerde özerk bir yönetim kurmaktı. Her ne kadar bu fikirler temelde merkeziyetçi olan İttihatçılar tarafından kabul görmese de, Arnavutluk için çalışan gruplar, Merkez-i Umumi tarafından cemiyete kabul edildi ve iki taraf arasında işbirliği sağlandı. Muhtemelen cemiyet bu tavrı ile her şeyden haberdar/ olan II. Abdülhamid’e mesaj vermek istiyordu. Balkanlarda sadece gayr-i müslimler değil, bilakis onun güvendiği ve muhafızlarını seçtiği Müslüman Arnavutlar da muhalif olarak gösterilerek cemiyet kendi meşruluğunu sağlamaya çalışıyordu. Fakat bu tutumu ile Arnavutların taleplerini de meşrulaştırdıklarını fark etmediler. Nitekim ilk anda Arnavut İhtilalcıları ile birleşen cemiyet askerî bir kanada da sahip oldu ve halkı harekete geçirecek, gösteriler yaptıracak araçlara ulaştı ise de daha sonraki yıllarda bu sorun yeniden karşılarına çıkacaktı.

11

II. Meşrutiyet ne zaman ve ne amaçla ilan edildi?

İttihat ve Terakki Cemiyeti Abdülhamid’e gönderdiği telgraflarda Kanun-i Esasi 26 Temmuz’a kadar ilân edilmediği takdirde, bölge halkının ve askerin veliahda (V. Mehmed Reşad) biat edeceği tehdidinde bulundu ve kararlılığını göstermek için 23 Temmuz 1908’de Manastır’da meşrutiyeti ilan etti.

12

Said Paşa’nın Meşrutiyet usulüne uygun yeni bir kabine kurma çalışmalarının nedenleri nelerdir?

İttihatçılar meşrutiyetin ilanında yoğunlaşırken idari olarak nasıl bir yapılanma olacağı konusunu ihmal ettiler. İstanbul’da kafalar karışıktı. Ortada bir hükümet vardı ama kabine üyeleri, meşrutî bir idarede olduğu gibi, sadrazam tarafından seçilmemişti. Ayrıca bu kabine içinde sevilmeyen bazı lekeli Nazırlar (İttihatçıların iddiasına göre) da bulunmaktaydı. Artık sansürsüz yayın yapan İttihatçı basın, hükümeti diline doladı. Basına göre Said Paşa’nın başkanlığındaki bu hükümetin üyeleri arasında fikir birliği olmadığı gibi, “iffet ve doğrulukları” bile birbirine uymayan şahıslardan müteşekkildi. Böyle uyumsuz bir kabine ile hiçbir şey yapılamayacağını ileri süren basın, söz konusu kabineyi istifaya çağırıyordu. Hükümetin umumi af ilan etmesi üzerine, bir yandan adi suçluların salıverilmesi, öte yandan af kapsamına Afrika ve Anadolu’da sürgünde bulunan siyasî suçluların alınmaması (daha sonra af kapsamı genişletilmiştir) hükümet hakkındaki eleştirileri arttırdı. Ayrıca siyasî mahkûmlarla birlikte adî suçluların salıverilmesi ile yeni bir anarşi yaratılarak Meşrutiyet’in ilgasının hedef alındığı iddiasıyla, Said Paşa ve Dâhiliye Nâzırı Memduh Paşa’ya ağır ithamlarda bulunuldu. Bu ağır ithamlar karşısında Said Paşa Meşrutiyet usulüne uygun yeni bir kabine kurma çalışmalarına başladı.

13

Hatt-i hümayun’un yeni hükümetin programını içermesine neden ihtiyaç duyuldu?

 

Hatt-i hümayun, kısmen Kanun-i Esasi’nin de öngördüğü hususlar ile adeta yeni hükümetin programını içermekteydi. Buna ihtiyaç duyulmasının sebebi muhtemelen Padişah’ın hâlâ yönetimde mutlak söz sahibi ve Kanun-i Esasi’nin de kendi güvencesi altında olduğu mesajını vermek istemesiydi. Doğal olarak bu durum meşrutiyet taraftarlarını hayal kırıklığına uğrattı. Özellikle hatt-i hümayunda onuncu madde olarak, Bahriye ve Harbiye Nazırlarının padişah tarafından atanacağı hükmü ortalığı karıştırdı.

14

Yeni Hükümet'in kurulması sürecinde oluşan gruplar nelerdir?

Yeni Hükümet'in kurulması süreci ülkede farklı muhalefet gruplarının da ortaya çıkmasına vesile oldu. Ayrıca arzu edilen çoğulcu sistem için de bu gerekliydi. İttihat ve Terakki henüz partileşmemişti ama bir cemiyet olarak seçimlerin toplumsal ve ordu desteğine sahip en popüler grubuydu. Diğer önemli grup ise Avrupa’dan dönen Prens Sabahattin’in başkalığındaki liberal eğilimli “Osmanlı Ahrar Fırkası” idi ve muhalefeti temsil ediyordu.

15

Kanun-i Esasi’ye eklenen 120. madde toplumda hangi gerginliklere yol açmıştır?

Kanun-i Esasi’nin yeniden ilanı sırasında küçük bazı ilaveler yapılmıştı. İlave 120. madde, “bütün Osmanlı vatandaşlarına, kimseye önceden haber vermeden teşkilatlanma ve toplantı hakkı veriyordu. Bu ilave tamamen samimi duygular ve hürriyetçi fikirlerin bir gereği olarak yapıldı. Nitekim yıllardır kendilerini baskı altında hisseden çeşitli gruplar, hemen harekete geçerek dernek ve cemiyetler kurmaya başladı. Bu hızlı gelişme beklenenin dışında olumsuz sonuçlar verdi. Kuruluş için her hangi bir izne tabi olmadığı için görünüşte sosyal, kadın, meslekî ve öğrenci cemiyetleri adı altında kurulanlar bile siyaset yapıyordu. Özellikle Türk unsurunun dışında kalan Müslim ve gayr-i müslim unsurlara mensup pek çok cemiyet kurulması İttihatçıları rahatsız etmeye başladı. Farklı etnik gruba mensup ve milliyetçi eğilimleri olan bu cemiyetlerin amacı İttihatçıların “Osmanlıcılık” fikrine ters düşmekteydi. Bu da toplumu germeye başladı.

16

Osmanlıcılık fikrine ters düşen Kanun-i Esasi’ye eklenen 120. maddeden sonra cemiyetlerle ilgili hangi gelişmeler yaşandı?

Farklı etnik guruba mensup ve milliyetçi eğilimleri olan bu cemiyetlerin amacı İttihatçıların “Osmanlıcılık” fikrine ters düşmekteydi. Bu da toplumu germeye başladı. Bu soruna bir çözüm bulmak üzere 19 Ağustos 1909 tarihinde çıkarılan Cemiyetler kanunu ile en azından kuruluşlar izne bağlanacaktı ve milli hedef güden cemiyetlere izin verilmeyecekti. Fakat ondan önce faaliyete başlamış cemiyetler bir şekilde varlıklarını sürdürmeye devam etti. Aslında II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine giden süreç de böyle başladı. Meclisteki çoğunluğa rağmen bir taraftan bürokraside yer edinememiş, diğer taraftan muhalefet ile yüz yüze gelmiş olan İttihatçılar kendilerini güvende hissetmiyorlardı. Zira kısa zaman içinde yukarıdaki sözü edilen cemiyetlerden başka İttihatçılara muhalif Fedâkâran-i Millet (kuruluşu: Ağustos 1908); Ahrar Fırkası (kuruluşu: 14 Eylül 1908) ve İttihad-i Muhammedî Cemiyeti kuruldu.

17

Bosna-Hersek’in Avusturya tarafından ilhakı nasıl olmuştur?

Osmanlı hâkimiyetindeki boğazların statüsünde lehlerinde değişiklik arayışı içinde olan Rusya, Avusturya ile görüşmeler başlattı. Avusturya, seçimlerden önce Bosna Hersek’i sınırlarına katmak karşılığında Rusya’nın taleplerine uyabileceği intibaını uyandırdı. 16 Eylül 1908’de bir araya gelen taraflar, Avusturya’nın Bosna Hersek’in ilhakı; Boğazların da Rus gemilerine açılması konusunda anlaştılar. Almanya ile de anlaşan Avusturya, 5 Ekim 1908’de Bosna Hersek’i ilhak ettiğini Berlin Anlaşmasında imzası olan devletlere bildirdi.

18

Bulgaristan bağımsızlığını ne zaman ilan etmiştir?

Bulgaristan 5 Ekim 1908’de bağımsızlığını ilan etmiştir.

19

Trablusgarp meselesinin Meclis’e etkileri nasıl olmuştur?

Trablusgarp meselesi uzun zaman Meclisi de meşgul etti. Ancak bir çare bulmak yerine, Mecliste yeni fırkaların doğmasına, özellikle Arap mebusları arasında otonomi fikirlerinin yaygınlaşmasına sebep oldu. İttihatçılar ihanet ile suçlandılar. Arap mebuslar, Trablusgarp’ın hükümet tarafından ihmal edildiği kanaatini taşıyorlardı. Esasında, bu fikir sadece onlarda değil, bütün muhalif gruplarda mevcuttu. Olay karşısında, özellikle meclisteki Libya mebusları hükümeti itham ederek İbrahim Hakkı Paşa hakkında soruşturma açılmasını istediler. Ancak İttihat ve Terakki, Padişah’a meclisi feshettirerek (18 Ocak 1912) İbrahim Hakkı Paşa’yı Divan-i Harbe gitmekten kurtardı. Bu iç tartışmalara rağmen Osmanlı Devleti -şartlar ne olursa olsun- Trablusgarb’ı İtalyanlara terk etmemek azminde idi. Fakat Ekim 1912’de Balkan Savaşları’nın başlaması Osmanlı Devleti’ni İtalya ile anlaşmaya zorladı.

20

Uşi Anlaşmasının hükümleri nelerdir?

Anlaşmanın ilan edilen açık hükümleri de şunlardı:

  1. Osmanlı Devleti Trablusgarp ve Bingazi’den askerlerini çekecektir. Buna karşılık İtalya da on iki adayı boşaltacaktı. (Balkan Savaşlarını bahane eden İtalya adaları boşaltmadı).
  2. Esirler karşılıklı serbest bırakılacak, bütün siyasi suçlular affedilecekti.
  3. İki devlet arasındaki bütün eski anlaşmalar yürürlükte olacaktı.
  4. Diğer devletlerin de kabul etmesi halinde İtalya kapitülasyonların ve yabancı postaların kalkmasını, Osmanlı Devleti için gümrük bağımsızlığının tanınmasını kabul edecek ve destekleyecekti.
  5. Savaş sırasında Osmanlı topraklarında işlerinden çıkarılmış İtalyanlara işleri geri verilecek ve çalışmadıkları sürenin ücretleri ödenecektir.
  6. İtalya Duyûn-i Umûmiye’den Trablusgarp ve Bingazi’ye düşen kısmı (bin altını) üstlenecektir.
21

Triumvira nedir?

Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşaların üçlü iktidar dönemi Triumvira olarak adlandırılır.

Ünite 7 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç