AÖF Soru Bankası
TAR313U · Ünite 1

İslam Öncesi Türklerde Ordu ve Savaş

  • 27 soru-cevap
  • Türk Askeri Teşkilat Tarihi
1

Türklerin savaşçı yönleri üzerinde Orta Asya coğrafyasının etkileri nelerdir?

Bu konu hakkında farklı görüşler mevcut olsa da, Türklerin anayurdunun ve ilk çıkış noktasının genellikle Güney Sibirya bölgesi olduğu kabul edilmektedir. Türklerin ortaya çıktıkları Orta Asya coğrafyası sert iklim koşullarına sahiptir. Bu yüzden Türk toplulukları, tarihte en çok savaşçılıkları ve teşkilatçılıklarıyla tanınmışlardır. Tarih boyunca Türk toplulukları Asya, Avrupa ve Afrika’da çok geniş bölgelere yayılmışlar, birbirinden farklı iklim koşullarında yaşamak durumunda kalmışlardır. Ancak İslamiyetin kabulune kadar büyük çoğunluğu Avrasya bozkırlarında yaşamışlardır. Özellikle bu bozkır kuşağında at sırtında uzak mesafeleri kısa sürede aşmak mümkün olmuş, Türkler ve diğer bozkır halkları geniş coğrafyalara yayılan devletler kurarak çok uzak bölgelere bile ordularını sevk edebilmişlerdir.

Moğolistan, Güney Sibirya, Kazakistan ile Kuzey Çin gibi coğrafyalardaki bozkırlarda kış ayları oldukça uzun geçer. Ayrıca gece ve gündüz arasındaki ısı farkı, su kaynaklarının azlığı, bozkırların kapladığı geniş alanlar ve sahip olduğu zengin otlaklar, buralarda yaşayan toplulukları tarım yerine hayvancılıkla uğraşmaya itmiştir. Günlük yaşamlarında hayvanlar ile hayvansal ürünlere büyük yer ayırmışlardır. Türkler ile diğer bozkır toplulukları, bu coğrafyada en çok koyun ve at beslemişlerdir ki özellikle at, iletişim ve muharebe alanlarında onlar için hayatî bir rol oynamıştır. Yine yaşadıkları bu coğrafya, Türkleri dağınık boylar (kabileler) ve oymaklar (aşiretler) şeklinde yaşamaya sevk etmiş, söz konusu göçebe gruplar bazı zamanlarda bir araya gelerek boy birlikleri ile konfederasyonlar yani bozkır imparatorlukları kurmuşlardır. Tarihte çok sayıda Türk devletine rastlanmasının bir nedeni de budur. Bazı topluluklar ise ya hiç devlet kuramamışlar ya da çok kısa süreli devletlere sahip olmuşlardı.

2

Orta Asya’da tarım ilk kez nerede yapılmaya başlanmıştır?

Orta Asya’da avcı-toplayıcılığın baskın olduğu Taş Çağı yaklaşık MÖ 3300 dolaylarında bakırın işlenmeye başlamasıyla sona ermiş ve Bakır Çağı başlamış, MÖ 4 bin ila 3 bin yıllarında çoban göçebelik ortaya çıkmıştır. Orta Asya’da tarımın ilk kez Güney Sibirya’daki Afanasyevo Kültürü’nde (yaklaşık MÖ 3300-2500) yapılmaya başlandığı görülmektedir.

3

Atın evcilleştirilmesi ve Demir çağına giriş bozkır göçebelerini nasıl etkilemiştir?

Günümüz bilgilerine göre atın evcilleştirilmesinin ilk kesin izlerinin Kazakistan’daki Botay Kültürü’nde (yaklaşık MÖ 3500-3000) bulunduğunu göstermektedir. Savaşlarda kullanılmaya başlaması ise yaklaşık bin yıl sonra olmuştur. Güney Rusya’daki Sintaşta Kültürü’nde (yaklaşık MÖ 2100-1800) ilk kez atların çektikleri savaş arabaları ortaya çıkmıştır. MÖ 1200 dolaylarında insanlığın demiri yoğun bir şekilde işlemeye başlaması, MÖ 900 dolaylarında Orta Asya’da etkisini göstermiştir. Bu tarihler aynı zamanda yaylaklar ile kışlaklar arasında mevsimsel göçlerin yapıldığı atlı göçebeliğin de ortaya çıktığı zamana denk gelmektedir. Artık bozkır halkları atları savaş arabalarında kullanmaktan ziyade doğrudan onlara binmeye ve süvari olarak savaşmaya başlamışlardır. Hem demirin işlenmesi hem de süvari asker tipinin ortaya çıkması sayesinde savaşçı bozkır halklarının askerî becerileri ve hızları son derece artmış, sonraki yüzyıllarda büyük bozkır imparatorluklarının kurulmasının yolu açılmıştır.

4

Sü ve Çerig kelimeleri Eski Türklerde hangi kavramlar için kullanılmıştır?

Eski Türkler, ordu ile askerî kuvvet terimleri için Sü ve Çerig kelimelerini kullanmışlardır. Asker için Türklerin kullandıkları terimler ise yine bu iki kelimenin yanı sıra Er’dir.

5

İbrahim Kafesoğlu İslam öncesi döneminde Türk ordularının özelliklerini nasıl sıralamıştır?

  1. Türk orduları ücretli değildir.
  2. Türk orduları daimîdir.
  3. Türk orduları temelde atlılardan (süvariler) kuruludur.

Kafesoğlu’nun bahsettiği bu özellikler, İslam öncesi Türk ordularını yerleşik komşularının silahlı kuvvetlerinden ayıran en önemli farklardır.

6

Türklerin yerleşik devletlerdeki gibi profesyonel ve paralı asker bulundurma ihtiyacının sebepleri nelerdir?

Türk devletlerinde kağanları koruyan muhafız birlikleri dışında modern anlamda daimî ordular yoktu. Türkler, hem doğayla hem de düşmanlarıyla başa çıkabilmek için küçük yaşlardan başlayarak silah kullanıp ata binmeyi öğrenmişler ve askerî bir disiplinle yetişmişlerdir. Herkes ata binip silah kullanmayı bildiği için, barış dönemlerinde çobanlık gibi günlük işlerle uğraşan insanlar savaş durumunda ordulara asker olarak katılırlardı. Avcılık Türkler açısından son derece önemli bir uğraştır, çünkü bu sayede gıda temin edebilmişler, av sırasında aynı zamanda savaş için talim yapmışlar, muharebelerde uyguladıkları taktikleri ve binicilik ile okçuluk becerilerini avlarda da uygulamışlardır. Yerleşik ordular erzaklarını yük arabalarında taşımak zorunda kalırken, göçebeler avladıkları hayvanları yanlarında taşıyarak bu lojistik problemi çözmüşler ve harekât hızlarını arttırmışlardır. Barış zamanlarında günlük yaşamlarında bile güreş, ok atma ve at yarışı gibi çeşitli spor dallarını uygulayarak profesyonel askerler gibi talim yapmayı sürdürmüşler, sürekli çarpışmaya hazır bir durumda olmuşlardır. Türk ordularının daimî olmaları meselesi de Türklerin bu şekilde her zaman savaşmaya hazır ve mecbur olmalarıyla ilgilidir. İslam öncesi dönemde bunun tek istisnası, ticaretle uğraşmalarıyla ünlü olup ordularında paralı askerler bulunduran Hazarlardır.

7

Eski Türk devletlerinde ve bozkır imparatorluklarında ordular kimlerden oluşmaktadır?

Birincisi, devleti kuran çekirdek boylardır ki ordunun temelini bunlar meydana getirmişlerdir. Devlete bağlı diğer boylar ve halklardan toplanan askerler diğer önemli unsuru oluşturmuşlardır. Bu topluluklardan toplanan askerler, bozkır imparatorluklarının askerî kuvvetlerinin çoğunluk kısmını teşkil etmişlerdir. Boylar devlete bağlandıkları zaman, savaş dönemlerinde bir vergi çeşidi ve bağlılık göstergesi olarak orduya asker sağlamak zorundaydılar.

8

Katafrakt nedir?

Bozkır ordularında ağır süvarilerin varlığı İlkçağ’a kadar gitmektedir. Batı literatüründe zırhlı bozkır süvarileri Katafrakt olarak adlandırılmaktadırlar. Sarmatlar ve Partlar katafraktlarıyla ünlü halklar olmuşlardır ki onlardan etkilenen Romalılar bu süvari tipini kendi ordularında kullanmaya başlamışlardır. Ayrıca İlkçağ’ın sonları ve Ortaçağ’ın başlarında Germen halklarının benzer şekilde Sarmat katafraktlarının etkisinde kalmaları, sonraki dönemlerde Avrupa’da şövalye tipinin ortaya çıkmasının etkenlerinden biri olmuştur.

9

Eski Türk ordularında hangi askerî sınıflar görev almıştır?

Modern anlamda daimî bir ordu mevcut olmasa da hükümdarları koruyan muhafız birlikleri sürekli görev başında olmuştur. Göktürkler kağanlarını koruyan muhafızlara “Kurt” anlamında Böri demişlerdir. Uygurlarda Turgak olarak adlandırılan muhafızlar görev yapmışlardır. Hükümdarların yakın askerî maiyetlerine ise Alp denilirdi. Alplar, hükümdarlar veya beylerle doğrudan kişisel bağlara sahiplerdi ve devamlı olarak onların yanında kalıp hizmet ederlerdi. İyi birer savaşçı olan bu alplar, toplumda yüksek bir konuma sahiplerdi. Türk ordularının en kalabalık grubunu ise hafif ve ağır olarak adlandırılan süvariler yani atlılar oluşturmuşlardır. Hafif süvariler genellikle atlı okçulardan oluşan, pek fazla zırh kullanmayan ancak son derece çevik ve manevra kabiliyetleri yüksek birliklerdir. Kendileri ve bazen atları zırhlarla donatılmış olan ağır süvariler ise, sayıca az olmalarına rağmen muharebelerde sonuç getirici darbeleri vurmak için kullanılmışlardır. Ordularda piyadelerde kulanılsada, sayıları her zaman süvarilerden daha az olmuştur. Hem İslam öncesi hem de İslamî Türk ordularında görülen bir diğer sınıf ise askerî bandodur. Göktürk döneminden itibaren ordularda davul, zil ve borazan gibi çeşitli müzik aletlerini kullanan bando takımlarının olduğu bilinmektedir. Osmanlı döneminde Mehter olarak adlandırılan bu askerî bandolara İslam öncesi dönemde nasıl bir ad verildiği bilinmemektedir.

10

Yerleşik toplumların, göçebe halkların ordu büyüklüklerini ve asker sayılarını abartılı bir biçimde aktarmasının sebepleri nelerdir?

Göçebe halkların nüfusları, çoğu zaman yerleşik komşularına oranla az olmasına ragmen hemen herkesin bu toplumlarda savaşçı olarak yetişmeleri sayesinde nüfusun önemli bir bölümü silah altına alınabilmekteydi. Yerleşik toplumlarda ise nüfusun çoğu tarımla uğraşan çiftçilerden ve çeşitli mesleklere mensup bireylerden oluştuğu için nüfusun yalnızca küçük bir bölümü askere alınabiliyordu. Zorunlu askerlik durumlarında kısa bir eğitimden geçen yerleşikler, savaşçı göçebelere karşı fazla başarı sağlayamamaktaydılar. Profesyonel ve paralı askerler ise göçebe komşularının silahlı kuvvetlerine göre yetersiz kalabilmekteydiler. Göçebeler seferlere çıktıklarında yanlarında çok sayıda yedek at götürürlerdi ve uzaktan bakıldığında atların üzerinde binicilerin olup olmadığını anlamak zordu. Muharebeler sırasında süvari birlikleriyle çok hızlı manevralar yürüttükleri, aynı zamanda bu manevralar yüzünden büyük toz bulutları yerden yükseldiği için çarpışma sırasında yerleşikler karşılarında normalden daha büyük bir ordu olduğunu sanabilmekteydiler. Ayrıca bazı durumlarda Türkler, kendi asker sayılarını olduğundan fazla göstermek için geceleri asker başına birden fazla ateş yakmak gibi aldatıcı yöntemlere başvurabilmekteydiler. Göçebe toplumlar nüfuslarının çoğunu seferber edebildikleri için, bazı kaynaklarda Türk ordularının yüz binlerce hatta bir milyon civarında asker barındırdığı anlatılmaktadır. Bu sayıların elbette gerçek dışı olduğu, yapılan modern çalışmalar sayesinde anlaşılmıştır.

11

Türklerin ordu teşkilatını düzenlemek için kullandığı onluk sistem nedir?

Bu sistem ilk defa Türk asıllı olduğu veya en azından uzun bir süre boyunca Türk etkisinde kaldığı düşünülen Çin’deki Zhou Hanedanı tarafından kullanılmıştır. Perslerin de kullandıkları görülen onluk sistem, Asya Hunlarından itibaren neredeyse bütün bozkır halklarında uygulanmıştır. Bu sisteme göre en küçük askerî birim olan Onluk, on askerden oluşmaktaydı. On tane onluktan bir Yüzlük, on tane yüzlükten bir Binlik, on tane binlikten ise bir Tümen meydana getirilmekteydi; Tümen, Eski Türkçede on bin sayısına denk gelen bir terimdi. Tümenlerin birleşmesiyle de devletin ordusu oluşturulmaktaydı. Ayrıca bazı durumlarda elli veya beş yüz askerlik birlikler de kurulabilmekteydi. Söz konusu bu birliklerin komutanları olan subaylar, yönettikleri birliklere göre On Başı, Elli Başı, Yüz Başı, Beş Yüz Başı, Bin Başı ve Tümen Başı şeklinde adlandırılmaktaydılar.

12

Türklerde yönetim kademelerinde kullanılan askeri ünvanlar ve görevleri nelerdir?

Türklerde ordunun başkomutanı, devletin başındaki hükümdardı. Göktürk döneminden itibaren, askerî işlere bakan hanedan üyelerine, beylere ve ordu komutanlarına Sü Başı denilmiştir. Bu unvan sonradan Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de kullanılmaya devam etmiştir. Göktürklerde ayrıca askerî işlerden sorumlu olan kişilere Apa Tarkan unvanının verildiği görülmektedir. Oğuzlarda ise askerî işlere bakan kişi Köl İrkin unvanını taşımaktaydı. Türklerde devlet yönetim kademelerinde sivil ve askerî bürokrasi ayrımı çok keskin hatlara sahip olmamıştır. Kendi boylarını yöneten hanedan üyeleri ve beyler, savaş çıktığı zaman hükümdarları tarafından çağrılmakta ve orduda komutan olarak görev yapmaktaydılar. Bundan dolayı Türk devletlerini yöneten büyük kağanların yanı sıra Küçük Kağan, Yabgu, Şad, Tigin, Çor, İlteber, İrkin (Erkin), Ayguçı, Bilge, Çabış (Çavuş), Tudun, Tutuk, Tarkan, Sengün ve Beg (Bey) gibi idarî unvanlar taşıyan kişilerin de komutanlık yaptıkları görülmektedir. Bunlardan Şad, Çabış, İrkin ve Tarkan gibi unvanların bazen askerî yönleri ön plana daha fazla çıkmıştır. Türklerde kağanların eşleri olan hatunların ve hanedan üyesi diğer kadınların da seferlere katıldıkları görülmektedir. Bazı durumlarda hatunların ordu komutanlığı yaptıkları bile olmuştur.

13

Atın Türkler için önemi nedir?

İslam öncesi dönemde Türklerin ve diğer bozkır halklarının lojistik sorunlara karşı getirdikleri çözümler ile donanımları yani teçhizatları büyük oranda atçılık etrafında biçimlenmiştir. At, bozkır orduları için hayatî öneme sahip bir hayvandır ve MÖ 1. binyıldan itibaren göçebe ordular süvari ağırlıklı olacak şekilde meydana getirilmeye başlanmışlardır. Bu durum, Divanu Lugati’t Türk’te  “At, Türk’ün kanadıdır.” şeklindeki Türk atasözüne de yansımıştır.

14

Göçebe orduların yerleşik toplumlara çoğunlukla kış mevsiminde saldırmayı tercih etmelerinin sebepleri nelerdir?

Türkler ve diğer bozkır göçebelerinin kullandığı at cinslerinden ilki, Moğol Atı olarak adlandırılan cinstir. Tarihî geçmişlerine bakıldığında bu hayvanların Bozkır Atı biçiminde adlandırılması daha doğru olacaktır. Diğer at cinslerine göre daha büyük başlı, daha kalın tüylü ve daha kısa boylu olmasına karşılık bu cins, çetin doğa koşullarına dayanıklı olup sert bozkır kışlarında bile doğada yaşayabilmektedir. Kısa bacakları nedeniyle diğer cinslere göre biraz daha yavaş koşmak zorunda kalan bozkır atları, yine de uzun seferler ve çevik manevralar için uygun hayvanlardır. Kışın bile karın ve buzun altındaki çimenlere erişerek kendisini doyurabilen, diğer cinslere göre susuzluğa daha fazla dayanabilen, karları su kaynağı olarak kullanabilen bozkır atları, bakıma pek fazla muhtaç değildir ve tarih boyunca göçebeler için ideal bir at cinsi olmuştur.

15

Türkler önemli lojistik sorunların üstesinden gelmeyi nasıl başarmışlardır?

Erzak taşınmasında yük arabalarına gereksinim duyan yerleşik orduların aksine , göçebeler hızlı hareket eden süvari kolları ve  yanlarında çok sayıda yedek at taşıdıkları için harekât sırasında  fazla yorulmayan atları sayesinde muharebelere dinç bir şekilde girebilmekteydiler. Bozkır atları kendi kendine beslenebildiğinden onlar için ayrıca yem ve su taşımaya gerek kalmamaktaydı. Göçebeler, kestikleri hayvanların etlerini kurutarak yıl boyunca yiyebilmekte ve temel gıda gereksinimlerini karşılayabilmekteydiler. Günümüzdeki pastırma geleneği de bu uygulamaya dayanmaktadır. Taze et ihtiyacı av hayvanlarından karşılanmaktaydı. Sefer sırasında kısrakların sütü veya onun mayalandırılmasıyla elde edilen kımız içilebilmekte, kışın karlar eritilerek su elde edilebilmekteydi. Susuz kalındığında askerler, atlarının boyunlarına açtıkları ufak kesiklerden akan kanı içerek hayatta kalabilmekteydiler.  Ayrica Türkler, tıpkı bindikleri atlar gibi sert doğa koşullarına dayanıklı insanlardı ve çok az gıda tüketerek hayatta kalabiliyorlardı. Atların yanı sıra, kalın tüylü olduğu için bölgenin sert kış koşullarına dayanabilen Orta Asya develeri ve öküzlerin çektiği kağnıların taşıma için kullanılması, çok iyi demirci olmalarından kaynaklı ürettikleri kaliteli silahlara sahip olmaları Türklerin lojistik sorunların üstünden gelmesini sağlamıştır.

16

İslam öncesi Türkler ve diğer bozkır halklarının savaşlarda kullandığı silahlar nasıl sınıflandırılır?

Bunları menzilli silahlar, yakın dövüş silahları ve savunma silahları şeklinde üç ana sınıfa ayırmak mümkündür.

17

Menzilli silahların önemi nedir?

Menzilli silahların amacı, çarpışma sırasında düşmanla yakın temas kurmadan onu etkisiz hâle getirmek veya yıpratmaktır. Avrasya bozkırlarında insan kaynakları kısıtlı ve bu bölgelerde yaşayan boyların nüfusları az olduğu için, Türkler ve diğer göçebe halklar muharebelerde en çok menzilli silahları kullanmaya önem vermişlerdir. Bundan dolayı çeşitli tarihî kaynaklarda kendilerinden Yay Geren Halklar ve Okçu Halklar gibi adlarla söz edildiği de görülmektedir.

18

Bileşik yay ve Temren nedir?

Bozkır göçebelerinin binyıllar boyunca kullandıkları ve onlarla özdeşleşen yay türü, Bileşik Yay’dır. Birden fazla malzemenin birleştirilmesi nedeniyle böyle adlandırılan bu yay çeşidi, aynı zamanda şeklinden ötürü Refleks Yay (Reflex Bow) olarak da bilinmektedir. İmalatı ustalık gerektiren, bakımı fazlaca özenli ve kullanımı sıkı bir kas gücü isteyen bu yay yüzünden Türkler küçük yaştan itibaren silah kullanmayı öğrenmeye başlarlardı.

Türkler ok uçlarına Temren derlerdi. Temrenler genellikle demirden, bazen diğer madenlerden yapılırdı. Ayrıca Türklerle özdeşleşen bir temren tipi, ıslık çalan oktu. Bu silaha Osmanlı döneminde Çavuş Oku denilmiştir.

19

Türkler yakın dövüş silahları içinde en çok hangilerini kullanmışlardır?

Eski Türkler yakın dövüşlerde ana muharebe silahı olarak kılıç ve kargıyı tercih etmişlerdir. Bozkır halkları arasında bilinen en eski kılıç tipi, Yunan kaynaklarında Akinakes olarak geçen ve daha ziyade uzun bir hançere benzeyen kısa düz kılıçtır. Akinakes’in kısa olması, at üzerinde kullanıldığında aslında çok etkili bir silah olamamasına yol açmaktaydı. Bundan dolayı bozkır halkları sonraki yüzyıllarda daha uzun düz kılıçlar geliştirerek at üzerinde bunları kullanmaya başlamışlardır. Ancak kılıçların at üzerindeki kullanımında daha fazla etkili olmalarını sağlamak için bazı teknik yeniliklere gidilmiş ve süvari kılıcı olarak ortaya çıkan eğri kılıç, Türk etkileri sayesinde zaman içerisinde tüm Avrasya boyunca yaygınlık kazanmış ve “Türk Eğrisi” adıyla  günümüze kadar gelmiştir.  Ancak bunların dışında yaygın olarak kullanılan yardımcı silahlar da bıçaklar ve hançerlerdi. Daha sonra ise balta ve kement gelmekteydi.

20

Türklerin kullandığı savunma silahları nelerdir?

Eski Türkler tarafından kullanılan savunma silahları arasında zırhlar, miğferler, kalkanlar ve at zırhları ön plana çıkmaktadır. Zırh için Eski Türklerin kullandıkları kelimeler Yarık ile Kedim’dir; Kedim kelimesi, bugünkü Giyim kelimesinin Eski Türkçe biçimidir. Tarih boyunca Türklerin ve diğer bozkır göçebelerinin üç farklı zırh tipi kullandıkları görülmektedir. Bunlar Pul Zırh (İngilizce Scale Armor), Lamellar Zırh (Lamellar Armor) ve Zincir Örme Zırh’tır.

Türklerin Yaşuk ile Tolga dedikleri ve işlevi başı darbelerden korumak olan miğfer, bozkır savaşçılarının kullandıkları önemli savunma silahlarından biriydi. Miğfer kullanma imkânı olmayan savaşçılar ise Börk denilen keçe, deri, kürk veya bunların karışımı başlıklar kullanırlardı.

Türk kalkanları genellikle yuvarlak olur, bazen sırtta taşınır bazen kollardan birine takılırdı. Özellikle ok atışı sırasında iki eli birden kullanmak gerektiği için kalkanların sırta asılması tercih edilirdi, kargı ve kılıç gibi yakın dövüş silahları kullanılacağı zaman ise boşta kalan el tarafından kullanılırdı.

Bir diğer önemli husus ise pantalondu. Ata binen her bozkır göçebesinin olmazsa olmaz giysisi, bu iş için özellikle tasarlanan pantolondu. En erken örnekleri İskit/Saka döneminden günümüze ulaşan pantolon, Türkler ve diğer bozkır göçebelerinin sayesinde Avrasya’nın pek çok bölgesine yayılmıştır.

21

At koşum takımı nelerden oluşur?

Ata binerken dengeyi sağlamak için ilk icat edilen nesne eyerdi. Ancak hayvanın sırtının tahriş olmasının önlenmesi amacıyla eyerin altına Türklerin Şabrak dedikleri bir örtü serilirdi. Bozkırlarda bilinen en eski eyer ile şabrak örnekleri, Sakalara ait olup Kuzey Altaylarda bulunan ve MÖ 5. yüzyıla tarihlendirilen Pazırık kurganlarından çıkmıştır. Ne var ki eyer, at sürüşünü tek başına kolaylaştırmıyordu. Bunun için bir süre sonra Üzengi denilen yeni bir alet geliştirilmiştir. Üzengilerin erken örneklerinin ilk kez Hindistan’da ortaya çıktığı ve bozkırlarda Sarmatlar tarafından kullanılmış olabileceği tahmin edilmektedir. Eyer, şabrak ve üzenginin dışında at koşum takımlarının başka parçaları da vardı. Atların ağzına takılan gemler, onları kontrol edebilmek için gerekliydi. Yular, hayvanı çekmek veya bağlamak için başına takılan ipten dizgin iken Dizgin, gemin uçlarına bağlanarak hayvanı idare etmeye yarayan kayıştı. Küçük yaştan itibaren becerikli biniciler olarak yetişen Türkler, gerektiği zamanlarda dizgin kullanmadan yalnızca bacaklarıyla da atlarını kontrol edip yönlendirebilirlerdi. Bu becerileri, onları yerleşik komşularından ayıran özelliklerinden biriydi.

22

Tuğlar, bayraklar ve sancaklar dışında hem hükümdarlık simgesi hem askerî donanımın bir parçası olan davul hangi maksatla kullanılırdı?

Türk hükümdarlarının otağlarının kapısında büyük davullar durur ve bunlar hükümdarlık alâmeti olarak çalınırdı. Düşmana korku salmak, emirleri birliklere iletmek için davul, borazan ve zil gibi müzik aletleri kullanılırdı. Davulun muharebelerde kullanımı şu andaki bilgilere göre Göktürk döneminde başlamış ve modern zamanlara kadar gelmiştir.

23

Tuğ nedir?

Bir hükümdarlık simgesi olan ve bir çeşit sancak işlevi gören tuğların bilinen en eski çeşidi, ejderha veya kurt başı şeklinde tasarlanmıştır. İlk kez Yunan kaynaklarında MÖ 4. yüzyılda Kırım’daki İskitlerin kullandıkları kaydedilen ejderha başlı tuğ, başının ağzına açılan delik sayesinde, at sırtında sürülürken kurt ulumasına benzer bir ses çıkartırdı. Ejderha betimlemeleri yüzünden ise Romalılar, bu tuğ tipini “Ejderha” anlamına gelen Draco şeklinde adlandırmışlardı. Göktürklerin, kurt soyundan geldiklerine inandıkları için altın kaplama kurt başı heykellerine sahip tuğları vardı. Kurt başlı tuğ aynı zamanda Göktürkler için bir kağanlık simgesiydi. Nitekim Çinliler, Göktürkler arasında kargaşa çıkartmak istedikleri zaman rakip Göktürk taht adaylarına kurt başlı tuğlar gönderip onları resmen tanıdıklarını gösterirlerdi. Göktürklerde tuğlara ayrıca kutsallık atfediliyordu; Göktürkler, Tengri’yi (Gök Tanrı) temsil ettiğine inandıkları tuğlar için her yıl düzenli insan kurbanı törenleri düzenliyorlardı.

24

İslam öncesi Türklerde temel savaş stratejisi nasıl belirlenmiştir?

Strateji, coğrafî koşullar nedeniyle kısıtlı olan insan kaynaklarını olabildiğince az yıpratarak düşmana yapılabilecek en büyük zararı vermekti. Seferler düzenlenirken ordunun birden fazla kola bölünerek harekât düzenlendiği görülmekteydi. Bunun nedenlerinden biri, özellikle bozkır ve çöl gibi kurak bölgelerdeki kısıtlı su imkânlarından daha verimli yararlanmaktı. Diğer nedeni ise, tıpkı muharebelerde yapıldığı gibi düşmanı şaşırtmak, ona beklemediği yerlerden vurmak ve farklı yönlere doğru hareket ederek düşmanın kalabalık ordularının bölünmesine yol açmaktı.

25

Eski Türklerin muharebe düzenleri nasıldır?

Eski Türklerin muharebe düzenleri merkez, sağ kanat ve sol kanat şeklinde üçlü bir sistemdi. Hükümdarlar ve komutanlar genellikle merkezde bulunurlardı. Özellikle sahte geri çekilme manevraları için öncü birlikler de bulundurulur, muharebeye ilk bunlar girerlerdi.

26

İslam öncesi dönemde Türklerin tekne yapımcılığını bildiklerini nereden anlayabiliriz?

Kemi (Gemi) kelimesinin Türkçe olması ve Eski Türkçede bazı gemicilik terimlerinin bulunması, İslam öncesi dönemde Türklerin tekne yapımcılığına aşina olduklarını göstermektedir. Ancak tekneler daha ziyade nehirlerde kullanılmakta olup açık denizler için uygun değildi. Türklerde denizciliğin 11. yüzyılda Çaka Bey’le başladığı ve ilk donanmanın onun tarafından kurulduğu bilinmektedir.

27

İslam öncesi Türklerin askeri gelenekleri nelerdi ve ne zaman uygulanırdı?

Bu gelenekler sefer öncesinde, muharebe öncesinde, muharebe sırasında ve çarpışma bitince uygulanmıştır.

Bu geleneklerden bazıları şunlardır;

Başta Tengri olmak üzere kendilerini koruyup kolladıklarına inandıkları tanrılar ile ruhlara dua ederek onlardan yardım ve başarı dilemek, falcıların, muharebenin sonucunu önceden öğrenmek amacıyla hayvan organlarından fal bakması, Yada Taşı’nın doğaüstü güçlerinden yararlanarak düşman üzerine yağmur, kar veya fırtına göndermeye çalışmak.

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç