AÖF Soru Bankası
TAR313U · Ünite 2

Orta Çağ Türk Devletlerinde Askerî Teşkilat

  • 28 soru-cevap
  • Türk Askeri Teşkilat Tarihi
1

Orduyu meydana getiren unsurlar nelerdir?

Üç temel unsur, insan, teşkilat ve teçhizat’dır. En önemlisi kabul edilen insan unsuru olarak asker çeşidi, teşkilat unsurunda komuta kademesi ve teçhizatta da savaş araç ve gereçleri öne çıkmaktadır. Cephanelik ve binilecek taşıt veya hayvanları kapsayan binitler de ordunun unsurları arasında sayılabilir.

2

İnsan unsuru niçin diğerlerinden daha önemlidir?

Tarih boyunca yeterli teşkilata ve teçhizata sahip olmayan orduların, düzenli teşkilata ve ileri teçhizata sahip olan ordular karşısında sırf gayretli insan unsuru sayesinde zafer kazandıkları malumdur. Savaşlarda galibiyet ve askerî başarı ancak ve ancak insan unsurunun göstereceği yetenek ve kahramanlık sayesinde elde edilebilir.

3

Orta Çağ Türk devletlerinde ordular hangi askeri gruplardan oluşmaktadır?

Türkmenler ve diğer Türk kavimleri, gulâmlar, iktâ askerleri, tâbi devlet kuvvetleri, ücretli askerler, şehir ve bölge kuvvetleri, gönüllüler.

4

Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda önemli bir rol oynayan Türkmenlerin yerini Türkler ne zaman ve neden almaya başlamıştır?

Büyük Selçuklu Devletinin kuruluş döneminde önemli bir askerî güç olan konargöçer Türkmenler, yaşayış tarzlarından dolayı denetim altında tutulması zor bir gruptu. Ayrıca Selçuklu coğrafyası , konargöçer bir orduyu beslemeye ekolojik olarak müsait değildi. Dandanakan savaşından sonra (1040) Gaznelileri kendilerine örnek alan Büyük Selçuklular, bu sebeplerden ve profesyonel orduya geçişin gerekliliğinden dolayı, tıpkı onlar gibi ordularını gulâm sistemine göre yetişmiş Türklerden teşkil etmeye başladılar.

Bununla birlikte Türkmenlerin devlet, idare ve askeriye sahalarından tamamen dışlandığını söylemek mümkün değildir. Geri plana atılan Türkmenler sultanların emirlerine itaat etmeyip olay çıkarmış, isyan eden hanedan mensuplarını desteklemiş, İran ve Irak’ta maddî zararlara sebebiyet vermişlerdir. Azerbaycan, Irak ve Suriye’de askerî harekâta girişen Türkmenler Anadolu’nun fethinde ve Türkleşmesinde başlıca rol oynamışlardır. Tüm bunlara rağmen, Selçuklular başta olmak üzere, diğer Orta Çağ Tük devletlerinin siyasî ve askerî hayatında rol oynamaya devam etmişler, Sultan Melikşah zamanına kadar Selçuklu ordusunun önemli bir unsuru olarak hemen hemen bütün sefer ve savaşlara katılmışlardır.

Büyük Selçuklu Devletinin ünlü veziri Nizamülmülk, Siyasetnâme adlı eserinde, küskün Türkmenleri tekrar devlete bağlamak için Türkmen çocuklarından alınacak 1000 kişinin gulâm tarzında yetiştirilmesi, silah ve hizmet terbiyesi almaları gerektiğini ifade etmiştir.

5

Gulâm Sistemi nedir?

Esir veya köle olarak hizmete alınan kimselerin, kabiliyetleri ve aldıkları eğitim neticesinde başta ordu olmak üzere çeşitli devlet hizmetlerinde istihdam edilmesi suretiyle işleyen mekanizmaya gulâm sistemi denmektedir. Ülkenin başkentinde bulunup maaşlı, profesyonel, daimi merkez ordusunu oluşturan gulâmlar, sultanı ve sarayı korurlar; çeşitli idare ve saray hizmetlerini yürütürlerdi. Gulâm sistemi içerisinde yetişen gulâmların Orta Çağ Türk devletlerinde sivil olsun, askerî olsun çeşitli kademeler arasında aşağıdan yukarıya doğru yükselmeleri her zaman mümkündü. Hatta Gazneliler hanedanı, Memlûklerde hüküm süren çeşitli hanedanlar ve Delhi Türk Sultanlığında Celâleddîn Firuzşah Halacî dönemine kadar hüküm süren sultanların kendileri de gulâm kökenliydi.

Selçuklularda gulâmlar, bir çeşit askerî okul vasfına sahip olan saraylarda ve gulâmhanelerde özel öğretmenler tarafından yetiştirilirdi. Gulâmlar çeşitli kavimlerden seçilip 14-15 yaşlarında saraya alınarak ata binmek, kılıç kullanmak, ok atmak gibi savaş eğitimiyle ve ayrıca hizmet yapacağı sahada özel olarak yetiştirilmiş gençlerden teşkil olunmaktaydılar. Genellikle köle pazarlarından satın alınırlar, savaşlarda esir olarak ele geçirilirlerdi. Ayrıca sultana hediye olarak takdim edilenler de bulunmaktaydı. Eğitime tâbi tutulmaya başlanan acemi gulâmlara “kara gulâm” adı verilirdi. Alınıp satılabilen gulâmların fiyatları zaman ve mekâna göre değişirdi. Bir savaşta bol miktarda esir elde edilince, fiyatlar düşerdi. Normal zamanlarda köle fiyatları fizikî durumları ve bir sanata sahip olup olmadıklarına göre değişirdi. Orduyu teşkil eden asker çeşidinin başında gelen gulâmların içinde sultanın şahsî muhafız kuvveti de yer almaktaydı.

6

İktâ sistemi nedir?

Devlete ait belirli arazilerin gelirlerinin hükümdar tarafından hanedan üyelerine, devlet adamlarına ve emirlere hizmet veya maaşlarına karşılık olarak fermanla bağışlanmasıdır. Kendisine iktâ verilen kimseye iktâî, iktâdâr veya daha çok mukta denmekteydi.

Ülke ekonomisine büyük fayda sağlayan sistemde, arazinin mülkiyeti devlete aitti. Buraların vergisini toplayıp elde ettiği geliri asker yetiştirmek ve masraflar için harcamaktan başka arazi üzerinde herhangi bir hakka sahip olmayan iktâ sahiplerinin, arazilerinde geniş idarî ve askerî yetkileri vardı. Sahip oldukları bölgeyi savunmak, toprağı işletmek, halkın işleriyle meşgul olmak, fetihlerle devletin sınırlarını genişletmek, yetiştirip beslediği askerî kuvvetlerin başında ana orduya katılmak gibi. Büyük Selçuklular bu sistem sayesinde yüz binlerce askerden oluşan ordularının önemli bir kısmını devlete yük olmaksızın, yani maaş ödemeden beslemişler ve donatmışlardır. Ayrıca Selçuklu ülkelerinde bu sistem sayesinde devlete ait toprakların büyük kısmı boş ve işlenmemiş bir durumda kalmaktan kurtarılmış, ziraî üretim artmış, imar faaliyetleri de son derece hızlanmıştır.

İktâ rejimi, Büyük Selçuklu Devletinin her tarafına yerleştikten sonra Harezmşahlar, Türkiye Selçukluları, Eyyûbîler, Memlûkler, Delhi Türk Sultanlığı ve Osmanlılara kadar yayılmış ve uygulanmıştır. Ellerindeki askeri güce dayanan ikta sahibi hanedan üyeleri ve devlet adamları zaman zaman iktâ sahalarını gasp ederek mülkiyet haline getirmek, satmak, devretmek, buralarda bağımsız idareler kurmak, taht kavgalarına karışmak, yasadışı olarak kendi lehlerine mallarını, mülklerini ve asker sayılarını artırmak gibi yollara başvurmuşlardır. Başarısız olduklarında yönetimi hayatlarıyla birlikte kaybettikleri bu taht mücadeleleri, ikta sisteminin bozulmasına, pek çok devletin zayıflayıp parçalanmasına ve sonunda çökmesine sebep olmuştur.

7

Tâbi Devlet Kuvvetleri kimlerden oluşmaktadır?

Silah zoruyla veya kendi iradeleriyle Türk idaresi altına giren devlet başkanları genellikle ortadan kaldırılmazlar; tâbi birer hükümdar olarak kendi ülkelerinde hâkimiyetlerine devam ederlerdi. Türk hükümdarları bu hükümdarlara vergi vermek, para bastırmak, hutbe okutmak, rehin bulundurmak ve istediği zaman yardımcı askerî kuvvet göndermek gibi Orta Çağ’da sıkça görülen tâbilik şartları yüklemekteydiler. Tabî hükümdarlar savaş zamanlarında, erzak ve silahını kendisinin karşıladığı, önceden belirlenmiş miktarda bir askeri kuvvet gönderirdi.

8

Şehir ve Bölge Kuvvetleri ve Gönüllüler neden savaşa katılırlardı?

Orta Çağ Türk devletlerinde şehir ve bölge halkları, orduya askerî birlikler verirdi. Ayrıca savaş sırasında halk, bulundukları şehir ve bölgeyi korurdu. Timurlularda şehir ve bölge kuvvetleri ordu içerisinde önemli bir rol oynardı; yerel aşiretler, Türk-Moğol boyları, köylüler ve şehirlerdeki zanaatkârlar seferlere katılmak zorundaydı. Pek çok şehre bağlı yerel komutanlar bulunurdu. Başta Bizanslılar, Haçlılar ve Bâtınîler olmak üzere gayrimüslimlere karşı gaza ve cihat faaliyetlerinde bulunan Türk ordularında gönüllü gaziler mevcuttu. Bu gönüllülerin savaşa katılmaları, ganimet elde etmek ve sevap kazanmak gibi iki temel sebebe dayanıyordu. Mesela Malazgirt zaferinden sonra savaşa katılan gönüllüler büyük bir ganimetin sahibi oldular, ayrıca İslam dinini yaymak, İslam ülkelerini korumak gayesiyle Müslüman olmayanlara karşı savaşmak, her Müslüman için kutsal bir görevdi.

9

Divanü’l-ceyş, diğer adıyla divan-ı arz’ın görevleri nelerdir?

Büyük Selçuklularda, Türkiye Selçuklularında, Karahanlılarda, Gaznelilerde, Harezmşahlarda, Eyyûbîlerde, Memlûklerde ordunun genel işlerini idare ile yetkili olan divan. Başında bulunan görevli de sahib-i divan-ı arz, emir-i arız, arızü’lceyş, arız gibi unvanlar taşırdı. Bu divanın görevi; çeşitli rütbelerdeki askerî şahısların iktalarını, her türlü gelirlerini ve maaşlarını idare etmek, asker toplamak, birliklerin teçhizatını kayıt ve kontrol etmekti.

10

Bozorg-ı emaret nedir?

Timurlularda devlet merkezinde askerî işlere bakan divan. Tavacı divanı adı da verilen bu divanın beyleri Cengiz Han Yasası ve Timur’un töresi gereğince diğer bütün görevlilerden önde geliyorlardı.

11

Karahanlılarda ve Büyük Selçuklularda askeri rütbe sıralaması nasıldır?

Karahanlılarda otag başı, hayl başı, on otag başı; Büyük Selçuklularda da otag başı veya visak başı, hayl başı, hacib ve emir idi. Otag başı, bir çadır dolusu askerin, yani 8-10 kişinin başıydı. Hayl başı 10-50 kişi arasındaki bir kuvvetin komutanıydı. Hacibin komutası altında ise 50 kişi bulunurdu. Emirlerin komutası altındaki kuvvetler farklılık gösteriyordu. Buna göre; büyük bir emirin komutasında en az 4 bin, en fazla 10 bin kişi vardı. Küçük emirler ise daha az sayıda birliklere komuta ederdi. Ayrıca ordudaki muharip ve gayri muharip sınıfların her birinin başında bir emir bulunurdu.

Türkiye Selçuklu ordusunun başkomutanı beylerbeyi veya emirü’l-ümera unvanı taşırdı. Ordu komutanlarına subaşı, sipahsalar ya da serleşker denirdi.

Selçuklularda donanma komutanlarına Reisü’l-bahr (deniz komutanı), melikü’s-sevahil veya emir-i sevahil (sahiller komutanı) denirdi.

12

Karahanlılarda ve Büyük Selçuklularda askeri rütbe sıralaması nasıldır?

Karahanlılarda otag başı, hayl başı, on otag başı; Büyük Selçuklularda da otag başı veya visak başı, hayl başı, hacib ve emir idi. Otag başı, bir çadır dolusu askerin, yani 8-10 kişinin başıydı. Hayl başı 10-50 kişi arasındaki bir kuvvetin komutanıydı. Hacibin komutası altında ise 50 kişi bulunurdu. Emirlerin komutası altındaki kuvvetler farklılık gösteriyordu. Buna göre; büyük bir emirin komutasında en az 4 bin, en fazla 10 bin kişi vardı. Küçük emirler ise daha az sayıda birliklere komuta ederdi. Ayrıca ordudaki muharip ve gayri muharip sınıfların her birinin başında bir emir bulunurdu.

Türkiye Selçuklu ordusunun başkomutanı beylerbeyi veya emirü’l-ümera unvanı taşırdı. Ordu komutanlarına subaşı, sipahsalar ya da serleşker denirdi. Selçuklularda donanma komutanlarına Reisü’l-bahr (deniz komutanı), melikü’s-sevahil veya emir-i sevahil (sahiller komutanı) denirdi.

13

Harezmşahlarda askeri rütbe sıralaması nasıldır?

Harezmşahlarda emir-i emîran ve hân, ordudaki en yüksek rütbe idi. Bunları melik ve emîr dereceleri takip ediyordu. Bunlardan sonra orduda sipehbud denilen ve süvarileri komuta eden yüksek rütbeli bir sınıf vardı. Öncü kuvvetleri komutanına ise pehlivan deniliyordu. Komutan sıfatına sahip olan bütün bu üst rütbeli subayların emrinde astsubay vazifesini gören serhengler vardı.

14

Orta Çağ Türk devletleri orduları hangi birliklerden oluşmaktadır?

Orduların muharip sınıfı atlı (süvari) ve yaya (piyade) olarak başlıca iki unsurdan meydana geliyordu. Birlikler kullandıkları silahlara göre belli başlı muharip sınıflara ayrılıyorlardı. Bunlar okçular, mızrakçılar, gürzcüler, nacakcılar, kılıççılar, sapancılar, neftçiler gibi sınıflardı. Sefere katılıp da savaş yapmayan fakat yol, köprü, haberleşme, sağlık gibi hizmetleri görenler ile harem, hazine, silah, binit, yem gibi ağırlıkları taşımaktan sorumlu görevliler  ve seyyar mutfaklar, hastaneler, hamamlar ile askerlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ordu pazarlarında görev yapanlar ordunun gayri muharip kısmını oluşturan diğer gruplardı. Öte yandan, savaşçı unsur olmamalarına rağmen seferlere ordu kâtipleri, kadılar, hizmetçiler, casuslar, ilim ve din adamları, müneccimler, askerî bando grubu da katılmaktaydı.

15

Orta Çağ Türk ordularının muharebe düzeni nasıldır?

Orta Çağ’da Türk orduları temelde sağ kol (meymene), sol kol (meysere), merkez (kalb) esasına göre muharebe düzeni alırdı. Ayrıca öncü birlikler (mukaddeme) ve artçı birlikler (saka) de bu nizamda yerlerini alırlardı ki bu sisteme beşli düzen denirdi.

16

Gulâm sistemi ve ordu içinde maaş ödemeleri nasıl yapılırdı?

Gulâmlara Selçuklular, Gazneliler, Eyyûbîler ve Memlûkler gibi Orta Çağ Türk devletlerinde mevki ve makamlara göre değişen belirli bir ücret verilirdi. Buna göre; üç ayda bir olmak üzere yılda dört defa bistegânî, mevâcib, müşâhere, ulûfe, câmegî adlarıyla anılan bir maaş ödenirdi. Gulâm kökenli üst düzey devlet adamlarına ise maaş yerine iktâlar verilir; bazen de hem maaş hem de iktâ tahsis edilirdi. Delhi Türk Sultanlığında askerlerin maaşı tenge cinsinden ödenirdi. Olağanüstü dönemlerde, taht mücadeleleri sırasında orduyu kazanmak uğruna yüksek meblağda paralar ödenirdi. Ordu sefer esnasında herhangi bir yerde konakladığı zaman, tâbi hükümdar ikâmât denilen belirli bir miktar para öderdi. Özellikle cülus merasimlerinde ordunun aldığı cülus bahşişi çoğu zaman yıllık maaşlarını dahi geçerdi. Ayrıca savaşlarda elde edilen ganimetlerin bir kısmı da askerler arasında paylaştırılırdı. Timurlularda savaşa girmeden önce askerlerin şevkini artırmak için öglige adı verilen armağanlar dağıtılırdı. Savaşta yararlılık gösterenler Türk askerî geleneğinin de icabı olarak mükâfatlandırılırdı. Eyyûbîler döneminde askeri teşvik amacıyla uzun ve yorucu seferlerde askerlere fazladan harcırah dağıtılırdı.

17

Türklerde ok ve yayın bu kadar önemli olmasının sebebi nedir?

Ok ve yay bir saldırı silahı olmasının dışında Türk devlet geleneğinde bir hâkimiyet sembolü idi. Şöyle ki Tuğrul Bey 1038 yılında Gaznelilerin elinden alınan Nişabur’a girdiğinde kolunda gerilmiş bir yay ile kemerinde üç ok bulunuyordu. Büyük Selçukluların Dandanakan savaşından sonra komşu ülkelere ve Abbâsî halifesine gönderdikleri fetihnâme ve mektupların başında da hâkimiyet alameti ve tuğra olarak ok ve yay işaretleri bulunuyordu. 1017 ve 1018 tarihlerinde ilk kez Ermenistan’a girdiklerinde Selçukluların süratli atlarıyla beraber gerilmiş yayları, sivri çelik uçlu okları halkın dikkatini çekmişti.

18

Savaşların çeşitleri nelerdir?

Savaşları türüne, özelliğine, kullanılan silahlara, savaşçıların sayısı ve niteliğine, uygulanan taktik ve stratejilere göre başlıca meydan muharebesi, kuşatma savaşı, gerilla savaşı, öncü muharebesi savaşı ve teke tek savaş olarak ayırıp incelemek mümkündür.

19

Hangi muharebe sonucunda Türklere Anadolu’nun kapıları açılmıştır?

1071 yılında Bizans’la yapılan Malazgirt Muharebesi. Muharebe öncesinde Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan beyazlar giymiş, bir Türk askerî geleneği olarak atının kuyruğunu bağlamış, elindeki ok ve yayını bırakarak kılıç ve gürzünü almıştır. Alp Arslan muharebenin gerçekleşeceği ovanın etrafındaki yüksekliklere sırtını verip yanındaki ırmağın kenarına yerleşerek stratejik mevkileri tutmuştur. Türk savaş taktiğinin bir parçası olan atlı birliklerin rahatça manevra yapmalarına ve pusu kurmalarına elverişli bir sahada gerçekleşem muharebe öğleden akşama kadar sürmüştür.

20

Kuşatma savaşlarının uzun sürmesinin sebepleri ve kuşatılan yerin ele geçirilme yöntemleri nelerdir?

Kaleler veya surlarla çevrili şehirler gibi sarp, müstahkem yerleri ele geçirebilmek için aylarca ve hatta yıllarca sürebilen kuşatma savaşları yapılırdı. Böyle korunaklı yerlerin içi, uzun süren kuşatmalara karşı dayanabilmek için silah, cephanelik, yiyecek, içecek gibi savaş ve yaşam malzemeleriyle dolu olurdu. Sur, hendek gibi savunma yapılarının yanı sıra deniz, göl, ırmak, dağ gibi doğal engellerle de çevrili olan Orta Çağ kale ve şehirlerini düşürebilmek hayli güç idi. Kuşatma savaşında kuşatılan kale veya şehir çeşitli şekillerde ele geçirilirdi. Bunlardan ilki, kuşatılan yer silah zoruyla düşürülürdü. Bu durumda burası üç gün boyunca galip tarafın askerleri tarafından yağma edilirdi.  Bazen de uzun süren kuşatma sonucunda erzak ve mühimmatı tükenip de kurtuluş ümidi kalmayan kale veya şehir halkı yahut da yöneticileri teslim olma şartlarını müzakere etmek üzere kuşatan tarafa adamlar gönderirdi. Böyle durumlarda memleketlerinin harap olmasındansa kendi istekleriyle teslim olmayı tercih ederlerdi. Eğer teslim şartları üzerinde anlaşılır da kendi arzularıyla teslim olurlarsa yağma edilmekten de kurtulurlardı. Bazı durumlarda ise kuşatılan kale veya şehrin ileri gelenlerinden kişi veya kişilere çeşitli vaatler verilerek ihanete zorlanır, böylece kale veya şehrin kapıları taraf değiştiren bu kişi veya kişiler tarafından gizlice açılarak kuşatan kuvvetlerin içeriye girmeleri ve dolayısıyla burasını ele geçirmeleri sağlanırdı.

21

Öncü muharebesi nedir?

Öncü muharebesi, asıl muharebenin öncesinde iki tarafın seçkin birliklerinin çarpışmasıdır. Bazen asıl muharebe yapılmaz; bu öncü muharebesinin sonucu galibi belirlerdi. Büyük Selçuklu ordusunun öncü birlikleri komutanı olan Sanduk, Malazgirt Muharebesi öncesinde Ahlat’ta Bizans ordusunun öncü birliklerine karşı büyük muharebeden önce ilk zaferi kazanıp, Bizans öncü birlikleri komutanlarından birini de esir almıştır. Bu yenilgi Malazgirt’te bulunan Bizans imparatoru ve ordusu üzerinde moral bozucu bir etki yaptığı gibi, Selçuklu ordusunu da cesaretlendirmiştir.

22

Mübareze nedir?

Düello olarak da bilinen teke tek savaş, Orta Çağ’da mübareze olarak adlandırılıyordu. Mübareze, açıkça bir meydan okumaktı. Teke tek çarpışma, muharebelerden önce ya da muharebe sırasında yapılırdı. Çoğu zaman muharebe mübareze ile başlar, daha sonra kızışırdı. Mesela Celâleddîn Harezmşâh 1227-1228 yılında Gürcü komutanı İvan’a elçi göndererek teke tek savaş teklif etmiş, bizzat kendisi er meydanına çıkmıştır. Celâleddîn Harezmşâh’ın meydanda beş savaşçıyı öldürmesi Gürcü ordusuna korku saldığı gibi, kendi askerlerinin güvenlerini artırmış ve ertesi gün yapılan muharebede sultanın ordusu, Gürcü ordusunu bozguna uğratmıştır.

23

Türklerde donanma ve denizcilik faaliyetleri ne zaman başlamıştır?

Türkler İslâm öncesi devirlerde nehir filolarına sahip olmuşlarsa da Türklerin açık denizlerle tanışmaları ve burada deniz kuvvetleri oluşturmaları Orta Çağ’da İslamî dönemde başlamıştır. Bilinen ilk Türk denizcisi unvanına sahip olan Çaka Bey, İzmir’i ele geçirmiş ve Ege denizinde bir donanma oluşturmuştu. Türkiye Selçuklularında denizcilik faaliyetleri ise Ebû’l-Kâsım ile başladı. Alâeddîn Keykubad, günümüze de ulaşan bir Selçuklu eseri olarak Alanya’da bir tersane inşa ettirdi. Denizcilik faaliyetleri kapsamında Alâeddîn Keykubad döneminin en önemli hadiselerinden biri de 1227 yılında Türkiye Selçuklularının tek denizaşırı seferi olan Suğdak (Kırım) seferinin icra edilmesidir.  Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Karesioğulları, Candaroğulları, Pervaneoğulları, Hamitoğulları kendilerine ait tersaneler inşa ederek donanmalar oluşturmuşlardı. Bunlar arasında özellikle Aydınoğlu Umur Bey en ünlü denizci Türk beylerinden olmuştu. Anadolu’da Türkiye Selçukluları ve Türk beyliklerinden başka, Mısır ve Suriye bölgesinde de Eyyûbîler ve Memlûkler tersane inşa ederek donanmalar kurmuşlardı. Eyyûbîlerde Salahaddîn Eyyûbî döneminde güçlendirilen donanma, Haçlı seferleri sırasında önemli görevler yaptı.

24

Osmanlı Devletinin kuruluş dönemi hangi tarih aralığını kapsar?

Devletin kuruluş tarihi olan 1299’dan başlayarak II. Mehmet tarafından 1453 yılında İstanbul’un fethine kadar devam ettiği kabul edilen dönemdir.

25

Pençik sistemi nedir?

Sözlükte “beşte bir” anlamındaki penç ü yek/penç-yekten gelen  pençik kelimesi, Osmanlı askerî sisteminde kara ve deniz seferlerinde ele geçirilen esirlerden beşte birinin devlet hizmetine alınmasını ifade eder. I. Murat (1362-1389) döneminde çıkarılan Pençik Kanunu ile Acemi ocağında yetiştirlen askerler Kapıkulu Ocağı’nın çekirdeğini oluşturmuştur.

26

Kapıkulu askerleri kimlerden oluşmaktadır?

Askerler, yaya ve atlı olmak üzere iki ana gruba ayrılmıştı. Yayalar kendi aralarında acemi, yeniçeri, cebeci, topçu, top arabacısı, humbaracı ve lağımcı adları altında yedi ocaktan oluşmaktaydı. Atlı kapıkulu ocakları sipah, silâhdar, ulûfeci ve gurebâ bölüklerinden teşekkül eder, bunlardan ulûfeci ve gurebâ bölükleri sağ ve sol diye ayrıca ikiye ayrılırdı.

Bizzat padişahın maiyetinde olan Yeniçeri Ocağı; Kapıkulu Ocağı’nın en kalabalık, en itibarlı ve en önemli şubesiydi. Pençik ve devşirme sistemleri içerisinde adaylar Acemi Ocağı’nda belli bir süre eğitilmelerinin ardından başta Yeniçeri Ocağı olmak üzere öteki Kapıkulu ocaklarına dağıtılırdı.

27

Tımarlı sipahi ve Cebelü nedir?

Osmanlı ordusunun asıl kalabalık ve savaş gücü yüksek kısmını oluştıran eyalet askerlerinin en önemlileri tımarlı sipahi denilen askerlerdi.

Tımar sistemi, Orta Çağ Türk devletlerinde görülen iktâ sistemini örnek alan Osmanlılarda devlete ait toprakların askerî ve idarî gayelerle tahsis edilmesiydi. Kendilerine devlete ait topraklar tahsis edilen sâhib-i arz da denilen tımar sahipleri, bu yerlerin yıllık gelirine göre yeme, içme, silah ve at gibi her türlü ihtiyaçları kendilerine ait olmak üzere cebelü adı verilen süvari, yani atlı askerler yetiştirmek zorundaydılar. Cebelüler, o sipahinin ya para ile satın aldığı ya da savaşta esir ettiği köleleriydi.

28

Osmanlı denizciliğinin temelini oluşturan Anadolu Türk beylikleri hangileridir?

Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Candaroğulları, Pervaneoğulları ve Hamitoğullarının denizcilik alanında elde ettikleri bilgi ve tecrübeler, bu beylikler Osmanlılar tarafından ele geçirildikten sonra, Osmanlı denizciliğinin de çekirdeğini oluşturmuştur. Ayrıca Osmanlılara komşu bir beylik olan Karesioğullarının denizcilikteki ileri seviyesi Osmanlı denizciliği için bir kaynak ve örnek oluşturarak Osmanlı bahriye teşkilatının (deniz kuvvetleri) kuruluşunda en önemli katkıyı sağlamıştır.

Ünite 2 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç