Devlete ait belirli arazilerin gelirlerinin hükümdar tarafından hanedan üyelerine, devlet adamlarına ve emirlere hizmet veya maaşlarına karşılık olarak fermanla bağışlanmasıdır. Kendisine iktâ verilen kimseye iktâî, iktâdâr veya daha çok mukta denmekteydi.
Ülke ekonomisine büyük fayda sağlayan sistemde, arazinin mülkiyeti devlete aitti. Buraların vergisini toplayıp elde ettiği geliri asker yetiştirmek ve masraflar için harcamaktan başka arazi üzerinde herhangi bir hakka sahip olmayan iktâ sahiplerinin, arazilerinde geniş idarî ve askerî yetkileri vardı. Sahip oldukları bölgeyi savunmak, toprağı işletmek, halkın işleriyle meşgul olmak, fetihlerle devletin sınırlarını genişletmek, yetiştirip beslediği askerî kuvvetlerin başında ana orduya katılmak gibi. Büyük Selçuklular bu sistem sayesinde yüz binlerce askerden oluşan ordularının önemli bir kısmını devlete yük olmaksızın, yani maaş ödemeden beslemişler ve donatmışlardır. Ayrıca Selçuklu ülkelerinde bu sistem sayesinde devlete ait toprakların büyük kısmı boş ve işlenmemiş bir durumda kalmaktan kurtarılmış, ziraî üretim artmış, imar faaliyetleri de son derece hızlanmıştır.
İktâ rejimi, Büyük Selçuklu Devletinin her tarafına yerleştikten sonra Harezmşahlar, Türkiye Selçukluları, Eyyûbîler, Memlûkler, Delhi Türk Sultanlığı ve Osmanlılara kadar yayılmış ve uygulanmıştır. Ellerindeki askeri güce dayanan ikta sahibi hanedan üyeleri ve devlet adamları zaman zaman iktâ sahalarını gasp ederek mülkiyet haline getirmek, satmak, devretmek, buralarda bağımsız idareler kurmak, taht kavgalarına karışmak, yasadışı olarak kendi lehlerine mallarını, mülklerini ve asker sayılarını artırmak gibi yollara başvurmuşlardır. Başarısız olduklarında yönetimi hayatlarıyla birlikte kaybettikleri bu taht mücadeleleri, ikta sisteminin bozulmasına, pek çok devletin zayıflayıp parçalanmasına ve sonunda çökmesine sebep olmuştur.