AÖF Soru Bankası
TAR324U · Ünite 3

İlk Müslüman Türk Devletlerinde Eğitim

  • 23 soru-cevap
  • Eğitim Tarihi
1

İslamiyet’in ortaya çıktığı döneme kadar Arap toplumunun eğitim sistemi ve kurumları hakkında ne söylenebilir?

İslamiyet’in ortaya çıktığı Arap toplumunun o zamana kadar ki tarihsel seyri içerisinde sistematik bir örgün eğitim kurumu yoktu. Çağdaş birçok toplumda olduğu gibi hayatın kendisi bir eğitim süreci olarak görülmüş, aileler kendi kültürel birikimlerini çocuklarına aktararak onları hayata hazırlarmışlardır. Bu yüzden insanların birikim ve tecrübelerine önem verilmiş başta Mekke ve Medine gibi şehirler olmak üzere önemli ticaret ve kültür merkezlerinde okuma yazma bilmek bir üstünlük olarak kabul edilmiştir. Ancak okuma yazma bilenlerin sayısı çoğu zaman yok denecek kadar az olmuştur. Arapların toplumsal hafızası olarak görülen şiir, kendini ifade etmenin en iyi yolu olarak görülmüştür. Ayrıca güzel konuşma, konuştuğunu belagat çerçevesinde ifade etme oldukça önemli bir meziyet olarak kabul edilmiştir.

2

Küttab nasıl bir eğitim kurumuydu, özellikleri nelerdi?

Bir tür sıbyan okulu olan küttab, İslam öncesi dönemden kalmış bir kurum olup okuma-yazmayı teşvik eden İslam toplumunda daha da rağbet görmüştür. Okuma yazma bilen ilk Müslümanların çoğu Hz. Peygamber’in vahiy kâtipleri olarak çalışmışlardır. Bedir Savaşı’ndan sonra bazı esirler, Müslümanlardan belli bir kısmına okuma ve yazma öğretmek şartıyla serbest bırakılmışlar ve bu, onların bir tür esaretten kurtuluş bedeli olarak görülmüştür. İlk dönem İslam toplumunda iki türlü küttabın bulunduğu söylenebilir. Birincisi sadece okuma yazmanın öğretilmesi ile ilgili olanı, diğeri ise İslam dini eğitimi veren küttabdır. Başlangıç-
ta okuma-yazma öğreticilerinin evlerinde faaliyet gösteren küttablar daha sonraki zamanlarda önce cami ve mescitlere taşınmış, sonrasında ise onlara yakın bir bina veya odada faaliyet göstermişlerdir.

3

Halifelik veya hükümdarlık sarayları ile önde gelen Müslümanların konaklarında ne gibi eğitim ve öğretim faaliyetleri yürütülmüştür?

Aynı tarihsel dönemlerde halifelik veya hükümdarlık sarayları ile önde gelen Müslümanların
konaklarında farklı eğitim ve öğretim faaliyetleri yürütülmüştür. Müeddib denilen saray öğretmenleri, öncelikle devlet yöneticilerinin çocuklarını eğitmişlerdir. Eğitimin içeriği ise, din ve ahlak eğitimi konularının yanı sıra fen ve doğa bilimlerini, yönetici sınıfın bilmesi gereken birçok sosyal bilim konusunu ve askeri eğitimi kapsamaktaydı. Bunlara ilave olarak kitapçı dükkanları, bilginlerin evleri, camii ve mescitler, Beytü’l-Hikme ve daha birçok mekân İslam tarihinde eğitim-öğretim faaliyetlerine ev sahipliği yapmıştır (Yurdaydın, 1971).

4

Abbasi Döneminde Türklerin İslam dinine hizmetleri hakkında ne söylenebilir?

Türklerin İslam dinine hizmetleri özellikle Abbasi Döneminde ön plana çıkmıştır. Abbasiler zamanında İslam bilim ve kültürü yüksek bir seviyeye ulaşmıştı. İslâm dünyasında kültürel gelişmelerin kayda değer bir aşamaya ulaştığı XI. ve XII. yüzyıllar da bilime ve yenilikçi düşüncelere önem verilerek saygı gösterilmiş; çok sayıda kütüphane kurulmuş ve kitap ticareti büyük bir gelişme göstermişti. Özellikle Bağdat şehri,kütüphanelerinin çokluğu ile ön plana çıkmıştır. Örneğin, Halife Me’mûn “Beytül Hikme”yi (Bilgelik Evi) 813’ten biraz sonra kurdu. Yine Vezir Erdeşir (1024) 991 yılı civarında “Bilgi Evini”ni kurdu. Nizâmîye Medresesi 1064’te kurulurken Mustansiriye Medresesi ise 1233’te kuruldu. Yine İran’da her önemli şe-
hirde en az bir kütüphane bulunuyordu. Nîşabûr, İsfahan, Gazne, Basra, Şîrâz, Merv ve Musul’da kitap koleksiyonları bulunuyordu. İran’daki en kapsamlı ve gelişmiş kütüphanelerin Şîrâz ve Merv şehirlerinde kurulmuş olduğunu söylemek mümkündü (Ersoy ve Soysal, 1963, s. 278-279).

Yine en önemli İslam başkentleri de bilge evleri veya kütüphaneleri ile ün salmışlardı. Bunlardan özellikle Kahire’de El Hâkim’in Bilgelik Evi en önemlisidir. Bağdat ve Kahire’de olduğu gibi Kurtuba’daki Endülüs Emevi halifeleri de birer âlim olarak biliniyor ve ilmi çalışmaları koruyor ve destekliyorlardı. Özellikle Halife II. Hakem, geniş bilgiye sahip olmakla şöhret kazanmıştı. Burada kurulan İspanyol-Arap okulları ve yapılan ilmi çalışmalar zamanın dünyasında biliniyordu. Gibbon'a göre Batı’daki bilimsel düşüncenin yeniden canlanışı, Müslüman alimlerin eserlerinin hızlı bir şekilde o çağın milletlerarası öğrenim dili olan Latinceye çevrilmesi ve bu sayede İslam/Arap ilimlerinin Batı Avrupa milletleri üzerindeki
etkisi sayesinde olmuştur. Ersoy ve Soysal (1963, s. 290) İslâm bilim ve kütüphane geleneğinin belki de en büyük başarısının Batı bilimine sağlanan katkılar olarak gerçekleşmiş olabileceğini kaydetmişlerdir.

5

Abbasilerin hâkimiyetinin ilerleyen dönemlerinde (847-1258) Türk toplumunda eğitim ve bilim alanında hangi gelişmeler yaşanmıştır?

Bu zamanın Türkistan’ında çeşitli bilim alanlarında önemli Arapça eserler yazılırken Türkçe-Farsça şiirler de kaleme alınıyordu (Brockelman, 2018; Göksu, 2019; Turan, 1994).
İslamiyet’in Türkler arasında yayılması, Maveraünnehir bölgesinde önemli ilim, kültür ve ticaret merkezlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamış; bu merkezler de İslam medeniyetinin gelişimine büyük katkılar sağlamıştır. Türkistan’daki bu gelişmeler, kısa biz zaman içerisinde bölgenin İran, Irak, Mısır ve Endülüs gibi dönemin önemli bilim ve kültür merkezleriyle rekabet edebilecek seviyeye gelmesini sağlamıştır. Bu gelişmenin bir diğer sonucu da bölgenin İslam dininin diğer Türk illerine yayılmasına yönelik gayretlerin merkezi hâline gelmesi olmuştur (Brockelman, 2018; Sayılı, 1991). İslam medeniyeti içinde adeta bir otorite hâline gelecek olan büyük alim, filozof, matematikçi, hukukçu, tefsir ve hadis bilginlerinin çoğu bu ülkeye mensuptu. 

6

Karahanlılar Devletinin tarihçesi, belli başlı gelişmeleri genel hatlarıyla nasıl özetlenebilir?

Karahanlılar Devleti, Uygur Devleti’nin yıkılışından sonra Bilgi Kül Kadir Han tarafından 840 yılında
kurulmuştur. 893 yılında devletin başkenti Kaşgar olmuştur. Karahanlılar 930 yılında Abdülkerim Satuk Buğra Han döneminde kitleler hâlinde İslamiyet’e geçmişlerdir. Karahanlı Devleti XI. yüzyılda Doğu Karahanlılar ve Batı Karahanlılar olarak ikiye ayrılmış; başkenti Kaşgar olan Doğu Karahanlıların en önemli hükümdarı Hasan Buğra Han olmuştur (1056-1103). Başkenti Semerkant olan Batı Karahanlıların en bilinen hükümdarı ise Buğra Kara Han Ebû İshak İbrahim’dir (1052-1068). Doğu Karahanlılar 1130 yılında, Batı Karahanlı Devleti ise 1212’de yıkılmıştır (Göksu, 2019; Merçil, 2013; Yazıcı, 2011).
Karahanlılar Devleti, ilk Müslüman Türk devletidir. Türkler Müslümanlığı tercih etmekle yalnızca dinlerini değiştirmemiş aynı zamanda yeni bir medeniyete de dahil olmuşlardı. İslamlaşma sürecinde Abdülkerim ismini alan Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han bu bağlamda Türkler için bir model oluşturmuştur (Turan, 1994; Yazıcı, 2011). Aynı dönemde Oğuzlar arasında Müslümanlığa geçme hadiseleri oldukça yaygın olarak gözlenen bir durumdu ve şüphesiz Karahanlıların bir devlet olarak İslamiyet’i kabul etmelerinin bunda önemli bir tesiri söz konusuydu. Müslüman Karahanlıların Uygurlara karşı yaptığı savaşlar ise İslamiyet’i seçenler açısından bir cihat niteliği taşıyordu (Turan, 1994; Yazıcı, 2011). Karahanlı Devleti bir taraftan doğuda İslamiyet’i savunurken, batıda da diğer Müslüman devlet ve topluluklar üzerinde bir hâkimiyet kurmak istiyordu. Ancak, Karahanlıların tam olarak gerçekleştiremediği bu amaca onlardan kısa bir süre sonra Selçuklular ulaşmış, Karahanlılar da Selçuklulara tabi’ olmak zorunda kalmıştı (Turan, 1994).

7

İslamiyet'in kabulü Karahanlılar Devletinin kültürünü ve yaşamını nasıl etkilemiştir?

İslamiyet’in kabulü Türklerin sözlü kültürden yazılı kültüre, yarı-göçebe toplum yaşamından da yerleşik topluma geçişini sağlamış ve bu süreçte bilge kişilerin önemli rolleri olmuştu. İslamiyet’in kabulü ve yerleşik hayata geçiş ile birlikte mimariden sanata, eğitimden bilime ve siyasete kadar eski Türkler tarafından tesis edilmiş neredeyse her türlü sosyal, kültürel ve idari kurum büyük bir değişime sahne olmuştur. Harezm, Buhara, Taşkent, Semerkant, Balasagun, Merv, Sayram, Kaşgar, vb. merkezler, eğitim, bilim ve sanat merkezleri haline gelmişti (Kafesoğlu, 1997; Polat, 2015; Yazıcı, 2011). Karahanlılar İslami unsurları kendi geleneklerine adapte etmiş ve Türk-İslam kültür ve medeniyetinin temsilcileri hâline gelerek kendilerinden sonra gelen Türk devletlerine de örnek olmuşlardı (Polat, 2015; Yazıcı, 2011).

Karahanlılar’la birlikte ilk dönem İslami-Türk medeniyetinin eserleri ortaya çıkmış hem bu medeniyet
çevresinde hem de tüm dünyaca saygı duyulacak önemli şahsiyetler yetişmişti. Bu dönem medreselerinde yetişen ve yine bu kurumlarda hizmet veren önemli ilim adamları ve alanları şunlardır: Farabi ve Belhli Ebu Zeyd, Felsefe; Sicistanlı Ebu Süleyman Mehmed ve Ebu Hayr İbni Baba, tıp; Harezmli Musa kardeşler, Ebulvefa, Türkoğlu Ebulfadıl ve Ebu Berze, metematik; Ebu Maşer ve İbni Kesir, astronomi ve geometri; Biruni, tabiiyyat; İbni Sina, tıp, felsefe ve eğitim (Akyüz, 2013; Kafesoğlu, 1997; Polat, 2015).

8

Karahanlılar döneminde Türkler arasında gerçekleşen bilim ve eğitim faaliyetleri konusunda ne söylenebilir?

İslam devletleri, fetihlerini güçlendirmek ve devletlerini kalıcı hâle getirmek için eğitim kurumlarını
araç olarak kullanmışlardır. Esasen sadece örgün değil, yaygın eğitim kurumları da İslamiyet’in
yayılmasında önemli bir etken olmuştur. Nihayetinde bunlar, sadece eğitim kurumu değil birçok
toplumsal amaca hizmet eden kurumlardı. Bu kurumlar; mescit ve camiler, bilginler evi, kitapçı
dükkanları, kütüphaneler, saraylar ve hatta kervansaraylardı.
Karahanlılar döneminde devlet adamlarının eğitim-öğretime ve bilimin gelişmesine önem vermelerinden dolayı Türkler arasında kapsamlı bilim ve kültür faaliyetleri gerçekleşmiştir. Bunun
doğal bir sonucu olarak medreseler ülkenin her tarafına yayılmıştır (Akyüz, 2013; Doğan, 2012; Kafesoğlu, 1997). Bu dönemde sadece İslam kültürü gelişmemiş, Türk kültürünün de bir 'Karahanlı devri yaşanmıştır'. Böylece Türkçe edebi bir dil haline gelmiş ve ilk defa bir Türk-İslam edebiyatı ortaya çıkmış olup bu edebiyat Uygur ve Arap harfleri ile yazıya geçirilmiştir (Merçil, 2013).

9

Bu dönemde kaleme alınan Türkçe eserler hangileri ve özellikleri nelerdir?

Doğu Karahanlılar döneminde de Kaşgar şehri bir kültürel ve dini merkez hâline gelmiş, kûfi
yazı sanatı da hızlı bir gelişme göstermiştir (Turan, 1994). Bu dönemde birçok Türkçe eser kaleme
alınmıştır (Merçil, 2013).  İslamiyet’i kabul ettikten sonra Türkler, yaşadıkları çevrede meydana gelen savaşları ile diğer olay ve olguları İslami destanlar hâline getirmişlerdir (Doğan, 2012).Oğuz Kağan Destanı bu durumun açık göstergelerinden birini oluşturmaktadır.

Karahanlı Devleti, yazı dili olarak Karahanlı Türkçesi’ni (Hakaniye Türkçesi) kullanmıştır.
Karahanlı Türkçesi, ilk İslami edebiyat dilidir. Bu zamanda birçok önemli Türkçe eser kaleme alınmış
olup bunların bazıları; Yusuf Has Hacib’in, “Kutadgu Bilig”; Ebu’l Fütuh Abdulgafur b. El Hüseyin El Almai’nin “Tarih-i Kaşgar”, Kaşgarlı Mahmud’un “Divan-ı Lugati’t Türk”; Edip Ahmed b. Mahmud Yükneki’nin “Atabet’ül Hakaik” ve Ahmet Yesevi’nin “Divan-ı Hikmet” adlı eserleridir
(Akyüz, 2013; Merçil, 2013; Polat, 2015).

10

Karahanlılarda medreselerin gelişimi konusunda neler söylenebilir?

Karahanlılar İslamiyet’i kabul ettikten sonra kendileriyle çağdaş olan Abbasi Devleti’ndeki medreseleri örnek aldılar. Karahanlı hükümdarlarının bilime önem vermesi, bilim adamlarını koruyup desteklemesi gibi sebeplerle medreseler hızla ülkenin her tarafında yayılmıştır. Semerkant, Buhara, Taşkent, Balasagun, Yarkent ve Kaşgar gibi şehirlerde çok önemli medreseler kurulmuştur. İlerleyen yıllarda bu şehirler birer bilim, kültür ve sanat merkezi hâline dönüşmüştür. Karahanlılar zamanında medreselerin hızlı bir gelişme göstermesinin altında yatan bir başka sebep de İslamiyet’e geçmeye başlayan Türk boylarının bu yeni inancı öğrenmek, anlamak ve pekiştirmek için eğitime ve dolayısıyla kendilerine rehberlik edecek fakihlere ihtiyaç duymalarıydı. Diğer bir ifadeyle eğitime
ve eğitimli insanlara olan ihtiyaç medreselerin kurulmasını gündeme getiriyordu. Ancak o dönemde
kurulan medreseler aynı zamanda birer siyasi propaganda aracı/mekânı olarak da işlev görmekteydi. Bu dönemde İslam dünyasının birçok yerinde yaygın olarak görülen Şii-Sünni mücadelesinde medreseler, Şiilere karşı Sünni-Hanefi mezhebini savunacak ilim adamlarının yetiştirilmesi görevini üstlenmişlerdi. Böyle bir sosyo-politik atmosferde ülkenin her tarafında açılan medreseler, zengin vakıflarla da desteklenmişti (Akyüz, 2013; Polat, 2015).

11

Ebu İshak İbrahim’in (1065/1066) Semerkant’ta kurduğu medrese örneğinde vakıfların medreselere sağladığı destekler konusunda ne söylenebilir?

Batı Karahanlı hükümdarı Ebu İshak İbrahim’in (1065/1066) Semerkant’ta kurduğu medrese vakıf
belgesinden anlaşıldığı kadarıyla hem dönemin medrese örneği açısından hem de hükümdarın medreseye verdiği önemi göstermesi açısından oldukça dikkat çekicidir.
Tamgaç Han İbrahim Medresesi, 1066 yılında Batı Karahanlı ülkesinin başkenti Semerkand’da bulunan Bab’ül-Cedid mahallinde bir külliye hâlinde kurulmuştur. İbrahim Han’ın, bir medrese yaptırmak istediği belirtilmiştir. Vakfiyenin devamında öncelikle medresenin amacı, nasıl işleyeceği, ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı gibi detaylara yerverilmiştir (Akyüz, 2013; Doğan, 2012; Hunkan, 2014). Vakıf senedinde göze çarpan diğer hususlar bu medresede araştırma ve inceleme salonları, halkın Kuran öğrenip okuması için bir mahal, genel konularda halkı eğitmek için bir başka salon, hocalar ve talebeler için bir mescit, Kuran öğretimini desteklemek için bir kütüphane, külliyenin bitişiğinde öğrencilerin kalacağı bir yurt, medrese avlusu ve bahçesi gibi mekânlara dair bilgiler sağlamaktadır (Akyüz, 2013; Doğan, 2012; Hunkan, 2014). Vakıf senedi ayrıca medresenin yönetici ve çalışanlarının görevleri ile bu kişilere verilecek maaşlar ile öğrencilerin alacakları bursları da içermektedir. Senette bursun öğrencilere verilmesiyle ilgili şartların yanı sıra bu konudaki karar merciinin müderris olduğu belirtilmiştir. Vakıf senedinde yer alan bilgilerden yola çıkılarak medresenin öğrenci kapasitesinin yaklaşık elli kişi olduğu sonucu çıkarılmıştır (Akyüz, 2013; Doğan, 2012; Hunkan, 2014). İnşa ettirdiği medresedeki eğitim-öğretim faaliyetlerinin Hanefi mezhebi itikadına göre yapılması gerektiğini belirten Tamgaç Han İbrahim, bu hizmetlerin sürdürülebilirliğini sağlamak için çeşitli mülklerini vakfetmiştir. Hükümdar ayrıca, bu medresenin hemen yanına bir de hastane inşa ettirmiş hem medrese hem de hastane için birçok gelir getirici taşınmazını vakfetmiştir. Bu mallar arasında han, dükkân, hamam, ev ve çeşitli yerlerde bulunan tarım arazilerin gelirleri bulunuyordu (Akyüz, 2013; Doğan, 2012; Hunkan, 2014). Bu gelirlerin medresedeki hangi ihtiyaçların karşılanmasında kullanılacağı da ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Mesela, bakım ve onarım masrafları ile diğer giderler için 700 dirhem, medresenin suyuna yazın gerekli buz temini için 400 dirhem, medresede verilecek Ramazan ziyafetleri için 3350 dirhem, ayrıldığı gibi bilgiler de vakıf senedinde yer almıştır (Akyüz, 2013; Doğan, 2012; Hunkan, 2014).

12

X-XIII. yüzyıllarda Türk-İslam dünyasında bilim ve eğitim alanında öne çıkan, çalışmalarıyla Batı dünyasını da etkileyen isimlerden Farabi'nin yaşamı hakkında neler anlatılabilir?

Asıl adı Ebu Nasr Mehmed’dir (870-950). Maveraünnehir’de bulunan Farab kasabasının Vesiç köyünde doğmuştur. Eğitimini tamamladıktan sonra bir müddet kadılık yaptığı bilinen Fârâbî, bilim ve bilginin derinliğine vakıf olduktan sonra kadılığı bırakarak kendisini ilme vermiştir. Memleketinden ayrılarak ömrü boyunca devam edecek bir seyahate başlamış; öncelikle Buhara, Semerkant, Merv ve Belh gibi yakın çevredeki önemli ilim ve kültür merkezlerini ziyaret etmiştir. Devamında Bağdat’a giderek eğitimini burada sürdüren Farabî, tarihin kaydettiği en önemli Türk filozoflarından biridir. Bağdat’ta iken İbnü’s-Serrâc’dan Arapça okumuş, kendisi de ona mantık okutmuştur. Bağdat’ta yaşayan Hıristiyan tabibi Yuhanna b. Heylan ile Hıristiyan Nesturi mütercim Ebu Beşr Matta b. Yunus, O’na Yunan felsefesini tanıtmışlardır. Ortaçağı Avrupası’nda Alfarabius ve Abunasar olarak anılan Farabi’ye felsefe ve çeşitli bilimlerdeki bilgisinin ve görüşlerinin derinliği sebebiyle muallim-i sani (Aristo’dan sonra gelen ikinci öğretmen anlamında) lakabı da verilmiştir (Akyüz, 1982; Akyüz, 2013; Doğan, 2012; Kaya, 1995; Ülken, 2015).

13

Farabi'nin başlıca çalışma ilkeleri ve katkına bulunduğu bilim alanları nelerdir?

Farabi’ye göre eğitim ve öğrenmenin amacı, mutluluğu bulmak ve insanı topluma yararlı hâle
getirmektir. Ona göre, aile reisi aile fertlerinin, öğretmen çocuk ve gençlerin, devlet başkanları da
milletinin eğitimcisidir. Farabi, Tahsîlü’s-sa‘âde adlı eserinde kâmil bir filozofun niteliklerinden söz ederken eğitimde tekrarın önemini de sürekli vurgulamıştır. Farabi, “sürekli damlayan su, taşı deler” özdeyişinden hareketle başarının sırrını belli bir konu üzerinde yoğunlaşmakta görmüştür.

Dil ile mantık ve felsefe arasında yakın benzerlik ve sıkı ilişkiler olduğunu vurgulayan Fârâbî, gramer bilmeyen birinin hatasız konuşamayacağını, mantık bilmeyenin ise çoğu zaman doğru düşünemeyeceğini vurgulamıştır. Fârâbî, Aristo’nun Organon adlı eserinde bahsi geçen tam tümevarım yönteminin yanında, bazı parçalardan örnekleme yapmak suretiyle bütün hakkında bir yargıda bulunmak anlamına gelen eksik tümevarımı ele almış, bunun bilimde ve gündelik hayatta yoğun olarak kullanılan bir düşünme tarzı olduğuna dikkat çekmişti (Akyüz, 1982; Kaya, 1995).

Fârâbî’ye göre bütün kâinatı göz önüne seren ve her şeyi kuşatan külli bir ilim olan felsefe, varlığın
bilgisidir. Dolayısıyla filozofun bilgisi de külli olacaktır. Fârâbî geometri ve mantık bilgisinin
felsefenin önkoşulu olduğunu, varlığı anlamanın aynı zamanda fizik bilgisi anlamına geldiğini belirtmiştir. Akıl, ahlak ve ahlak felsefesi konuları üzerine de yazan Fârâbî, Türk eğitim tarihinde eğitim konusuyla ilgili görüşler ileri süren ilk kişilerden biridir. Fârâbî’ye göre insanlar iyiliğe ve kötülüğe eşit ölçüde yatkın olarak doğarlar. Bu da ahlak konusunda eğitimin ve alışkanlıkların son derece önemli olduğuna işaret eder. Ahlak ve toplum hayatını düzenleyen diğer kurallar ve bilgiler pratik öneme haiz olduklarından genellikle hayatın içinde yaparak ve yaşayarak öğrenilir. Dolayısıyla bu dünya hayatında mutlu olmak isteyenler kendilerini mutluluğa götürecek erdemli davranışları edinmeli, bu davranışları koruyarak sürdürmeli ve bütün bu hususlarda gayret göstermelidir.

14

Bu dönemin bir diğer önemli bilgini olan İbn-i Sina'nın yaşamı ve yaşam feslefesi hakkında neler anlatılabilir?

İbn-i Sina, 980-1037 yılları arasında yaşamıştır. Tıp ve eğitim alanlarında yaptığı çalışmalar
hem Türk hem de dünya tarihi açısından önem arz etmektedir. Batılıların “Avicenna” adıyla bildikleri
İbn-i Sina’nın eğitime dair görüşleri Türkiye’de oldukça geç fark edilmiştir. Bu yüzden de onun
görüşlerinden yeni yeni yararlanılmaya başlandığı söylenebilir. Batılılar tarafından çok daha erken bir
zamanda fark edilen İbn-i Sina ve çalışmaları onun ölümünden yaklaşık yüzyıl sonra eserleri tercüme edilerek üniversitelerde okutulmaya başlanmıştır. Batılı bilim insanları onun görüşlerden yola çıkmak suretiyle pek çok eğitim düşüncesini ve uygulamasını başlatmışlar ve kendisine “Muallim-i Salis” (üçüncü öğretmen) unvanını vermişlerdir (Akyüz, 2013; Doğan, 2012; Ülken, 2015).

İbn-i Sina’nın doğduğu yer olan Buhara’da Samanoğulları hâkimiyeti döneminde çok sayıda kütüphane bulunmasından dolayı oldukça kapsamlı çalışmalar yapabilme imkânına sahip olmuş ve
kendini felsefe, tıp, tabiiyat, teoloji ve matematik gibi alanlarda geliştirmiştir. İbn-i Sina 220’ye yakın esere imza atarak bilim ve düşünce dünyasına önemli katkılar yapmıştır.
Eserleri arasında en tanınmış olanları; El Kanun fi’t Tıbb, Aş-Şifa, An-Nacat, Kitap al-İnsan, Hay bin
Yakzan’dır. İbn-i Sina’nın eğitim alanında özellikle Kanun (El-Kanun fi’t-Tıb) ve Şifa adlı eserlerini yazarak bu alanı o dönem içinde doruk noktasına çıkartmış, bu kitaplardan yüzyıllarca yararlanılmıştır.
İbn-i Sina’nın ahlak ve fazilet eğitimine ilişkin görüşleri; iffet, şecaat, hikmet, adalet, cömertlik, kanaat, sabır, kerem, yumuşaklık, yılmamazlık, sadakat, vefa, utanma, sır saklama, sözünde durma,
tevazu…vb. değer ve ilkelere dayanmaktadır (Akyüz, 2013; Doğan, 2012; Ülken, 2015). Onun hükümdarın siyasal eğitimine ilişkin düşünceleri ise;Voltaire’in (1694-1778) “aydın bir despot” ya da
“filozof bir kral”a dair görüşlerine benzemektedir. İbn-i Sina bilim öğrenmeyi bu dünya için olduğu
kadar ahiret içinde gerekli görmüştür. Ona göre insanın hem kendisini geliştirmesi hem de Allah’ı bulması için bilime ihtiyacı vardır.

15

973-1048 yılları arasında yaşamış ve Beyrûni El-Üstad lakabıyla anılmış Biruni yaşamı boyunca kaç eser kaleme alnış, hangi bilimsel alanlara katkıda bulunmuştur?

Bütünü bilimleri ayrılmaz bir bütün olarak gören Biruni, çeşitli bilim dallarının yanı sıra dinden felsefeye kadar birçok alanda eserler vermiştir. Bilim tarihçisi G. Sarton, bu gerçeği vurgulamak amacıyla XI. yüzyılın birinci yarısını; “Beyruni Çağı” olarak nitelemiştir. Biruni’nin 113 eserinin olduğu 30 kadar ilim dalı ile uğraştığı ve 6 yabancı dil bildiği düşünülmektedir. Biruni’nin en önemli eserleri şunlardır: El-Asar’ul-Bakiye, Tahdidu Nihayet’ül-Emakin, Mu’ciz Fi’t-Tıbb, Tahkik-i Mâ Li’L-Hind, El-Kanun el-Mesudi, Kitabu’t-Tefhim, Kitabü’l-Cemahir fi Ma’rifeti’l-Cevahir, Kitabü’-Saydane, Kitab-ı Medhal, Cami-i Muhtasar (Doğan, 2012; Tümer, 1992).
Biruni, yeni bir projeksiyon bulmuş, Çember Yayları ve Krişleri üzerine eserinde yeni teoremler ve problemler ortaya koymuştur (Kafesoğlu, 1997). Ayrıca, trigonometri üzerine çeşitli çalışmalar da yapmıştır. Hatta yer küresinin çevresini ve çapını ölçen ilk bilim adamı olmuştur. Biruni, bu çalışmaları ile yerçekimi kanununa dair bulgu ve görüşler ortaya koymuştur. Hatta onun Amerika kıtasının varlığından söz ettiğine dair iddialar bile mevcuttur (Doğan, 2012; Duman, 2010; Tümer, 1992).

16

Kaşgarlı Mahmud'un Divan-ü Lûgat-it Türk isimli eserinin yazılma tarihçesi ve içeriğiyle ilgili neler anlatılabilir?

Kaşgarlı Mahmud, Karahanlılar Dönemi’nin bilim ve kültür ortamında yetişen önemli bir Türk
düşünürü ve siyaset adamıdır. Divan-ü Lûgat it Türk adlı eseri adeta yazarı ile özdeş hâle gelen
önemli bir eserdir. Kaşgarlı Mahmud, Divan-ü Lûgat-it Türk isimli eserini Araplara Türk dilini öğretmek için yazdığını (1072-1074) belirtir. Bu çalışma Türkçenin ilk sözlüğü ve Türk tarihinin de en önemli eserlerinden bir tanesi olması nedeniyle eğitim tarihimizde de önemli bir yere sahiptir. Kaşgarlı Mahmud, eserini Bağdat’ta zamanın halifesi Ebü’l Kasım Abdullah’a sunmuştur. Kaşgarlı Mahmud’un diğer bir eseri ise “Kitabu Cevahirü’n nahv fi lugat-it Türk”tür. Türkçe’nin ilk gramer kitabı olan bu eser, maalesef günümüze ulaşmamıştır (Akyüz, 2013; Doğan, 2012; Kayadibi, 2008).
Türk dilinin ilk sözlüğü sayılan Divan-ı Lügat’it-Türk, aslında çeşitli Türk boylarından derlenmiş bir ağızlar sözlüğü olarak da kabul edilmektedir. Bu özelliğinin yanı sıra eserde Türkçenin XI. yüzyıldaki dil özelliklerini belirten, ses ve yapı bilgisine ışık tutan gramer kuralları; Türklerin yaşadığı coğrafyalar, Türk tarihi, mitolojisi, eski dini inançları ve folklorunun yanı sıra sağlık, askeri ve politik örgütler, saray adetleri ve halk edebiyatı gibi konulara dair zengin bilgilerin bulunduğu bir eserdir.

17

Ahmet Yesevi'nin İslamiyet'in Türkler arasında yayılması sürecine yaptığı katkılar nelerdir?

Hoca Ahmet Yesevi (1103-1166) Orta Asya’da Türkistan’ın Sayram kasabasında doğup Yesi’de büyümüştür. Ahmet Yesevi’nin hayatı İslamiyet’in yarı-göçebe Türk toplulukları arasında kabulü sürecine rastlar (Tosun, 2000, s. 120-122). Bu dönem; İslamiyet’i henüz kabul etmemiş ya da İslamiyet’in esaslarının tam olarak öğrenmemiş ve henüz tam anlamıyla yerleşik yaşama geçmemiş yarı-göçebe bir halkın önce yerleşik bir toplum oluşturma, sonrasında da bu topluma uygun bir insanın tipi belirleyerek onun yetiştirilmesi için uğraş verilen bir zamandır. Ahmet Yesevi bu halka, kendi anladıkları bir dil ve alıştıkları bir yöntem ile hitap etmiştir. Böylece İslami nitelikli bir halk eğitimi anlayışı oluşmaya başlamıştır. İslamiyet de eğitim toplumsal ve siyasi bir hedef ortaya koymuştur. Bu süreçte İslamiyet aynı zamanda bu eğitimin yöntem ve araçlarını da belirlemiştir. Bu dönem özellikle sözlü kültür ile beraber İslamiyet ile birlikte yazılı kültüre geçiş de hızlanmıştır. Bu nedenle bu dönem kaleme alınan edebi ve dini metinler geniş halk kitleleri ile paylaşılarak toplumsal bir işlev de yerine getirilmiştir (Doğan, 2012; Erarslan, 1989).

18

Divan-ı Hikmet adlı eserinin önemi ve özelliği nedir?

Ahmed Yesevi, Kur’an emirlerini ve hadislerini içerik bakımından işlediği bilinen Divan-ı Hikmet adlı dünyaca ünlü eserini manzum şeklinde meydana getirmiştir. Ahmet Yesevi’nin etrafında müritleri bulunmaktaydı. Çevresinde topladığı müritlere dervişlik adabını öğretmek için Divan-ı Hikmet adlı eserini onların anlayabileceği tarzda oluşturmuştur (Doğan, 2012; Erarslan, 1989; Tosun, 2000). Ahmed Yesevi, eserinde dini, tasavvufi unsurlara yer verirken o dönemde halk arasında yaygın bir
üslup olan şiirleri bir sunuş yöntemi kullanmış ve bunları Türkçe yazarak millî unsurlara da yer vermiştir.

Ahmed Yesevi’nin etki alanı sadece yaşadığı coğrafya ile sınırlı kalmamıştır. Divan-ı Hikmet
özellikle Doğu ve Kuzey Türkleri olan Özbekler, Kırgızlar ve Volga Türkleri arasında çok yayılmış
ve bir kutsal kitap gibi muamele görmüştür. Eser Anadolu’yu da derinden etkilemiştir. Bu etkiyi
Hacı Bektaşi Veli ve Yunus Emre’nin eserlerinde görmek mümkündür. Fuat Köprülü, Divan-ı Hikmet’in Türk edebiyatı için iki açıdan önemli olduğuna işaret eder: Bunlardan biri bu eserin “Kutadgu Bilig”ten sonra en eski eser olmasıdır. İkincisi ise eski halk edebiyatının birçok unsurlarını alarak İslam ruhunun o unsurlarla birlikte ifade eden ilk eser olmasıdır. Bu açıdan baktığımızda Divan, tasavvufi Türk edebiyatının en eski ve en değerli örneğidir.

Ahmet Yesevi’nin bu eserde vermek istediği temel mesaj; sevgi, kardeşlik ve barıştır. Yesevi eserinde İslam dininin anahtar kelimelerinin çizdiği terminolojinin; tasavvuf, tarikat,
hakikat, ma’rifet, hikmet, edep gibi belirleyici kavramları bulunmaktadır.

19

Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminin tarihçesi genel hatlarıyla nasıl özetlenebilir?

Oğuzların Kınık Boyu tarafından 985 yılında Cend şehrinde ilk temelleri atılan Selçuklular, Karahanlılar, Gazneliler ve Samanilerin hakimiyet alanlarıyla çevrili bir coğrafyada bulunuyorlardı. Kınık Boyu’nun askeri ve siyasi önderlerinden (subaşı) biri olan Dokak’ın oğlu Selçuk, kendi ailesinde Müslümanlığı kabul eden ilk kişi olmuştur. Onun torunları Tuğrul ve Çağrı ise 1040 yılında gerçekleşen Dandanakan Savaşı’nda Gazneli Sultan Mesud’u mağlup ederek dedelerinin adıyla bilinen Selçuklu İmparatorluğu’nu kurmuşlardır (Merçil, 2013; Turan, 2005; Yazıcı, 2011). İlerleyen süreçte Abbasi halifelerine yardım ederek onların desteğini alan Selçuklular, İsfahan’ı alarak
başkent yapmanın yanı sıra (1059) bugünkü İran coğrafyasının tamamını fethettiler (Köymen, 1992;
Sevim ve Merçil, 1995; Turan, 2005).
Tuğrul Beyden sonra Selçukluların başına geçen Sultan Alparslan, İran ve Mezopotamya’daki toprakları içine alan devletin yönetimini, iyi bir devlet adamı olan İran kökenli Nizamülmülk’e (1018-1092) emanet etmiştir (Merçil, 2013). Alparslan’ın oğlu Melikşah döneminde de idarecilik yapan Nizamülkmülk XI. yüzyılı, Selçuklular için büyük bir kültür atılımı yüzyılı hâline dönüştürmüştür (Köymen, 1992; Özaydın, 2007; Sevim ve Merçil, 1995). Mısır’daki Fatımi halifeliğini ortadan kaldırmayı amaç edinen Sultan Alparslan, bunu başaramasa da daha önce amcası Tuğrul Bey tarafından kapıları açılan Anadolu’ya yönelmiş ve 1071 yılındaki Malazgirt Zaferiyle bu amacını gerçekleştirmişti (Köymen, 1992; Turan, 2005).

Özet olarak şunlar söylenebilir: Büyük Selçuklu coğrafyasında ve onun yüksek hâkimiyeti altında
kurulan Kirman, Irak, Suriye ve Anadolu Selçuklu devletlerinin yanı sıra çeşitli Selçuklu komutanlarınca özellikle Anadolu’da kurulan birinci ve ikinci dönem Türk beylikleri, Büyük Selçuklu mirasına uygun bir devlet düzeni ve sosyal yapılanma tesis etmişlerdir. Hemen hemen tamamındaki siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve hukuki düzen aynıdır ya da çok küçük farklılıklara sahiptir.

20

Selçukluların kapsayıcı, eşitlikçi ve içinde çeşitlilik barındıran eğitim ve yaşam anlayışı hangi örneklerle açıklanabilir?

Selçuklular Tuğrul Bey zamanından başlayarak özellikle Alparslan ve Melikşah zamanlarında bilim,
kültür, mimari ve edebiyat alanlarında hüküm sürdükleri bölgelerin gelişimine katkı sağladılar.
İran coğrafyasından Anadolu’ya kadar medreseler, camiler, zaviyeler, kervansaraylar ve tekkeler inşa
eden Selçuklular zamanın eğitimcileri diyebileceğimiz alimleri her açıdan desteklemişlerdir. Selçuklular zamanında din adamları, fıkıh, kelam, tefsir, hadis, felsefe alimleri yetişmiş bu kişiler
sultanlar tarafından himaye edilmiştir. Bağdat Nizamiye Medresesi zamanın eğitim ve bilim seviyesine işaret eden önemli bir kurum olarak değerlendirilebilir.
Selçuklular, kendi zamanlarında İslam toplulukları arasında belirginleşen mezhepsel ayrılıklara ve çatışmalara soğukkanlı yaklaşmaya çalışmışlardır. Selçuklular döneminin büyük bir kısmında Sünni mezheplere mensup olanlar ile mutedil Şi’iler arasında ciddi bir gerginlik olmamıştır.
Hatta Selçuklu medreselerinde dört mezhebe mensup alim ve talebelerin bir arada eğitimle meşgul oldukları bile ileri sürülmektedir (Turan, 2005). Selçuklular yalnızca ve özellikle İmparatorluğu
yıkmak ve İslam toplumlarını kökten değiştirmek amacını taşıyan Batıniler ve müfrit Şi’iler ile
mücadele etmişler; mezhepler arası çatışmalara izin vermeyerek uzlaştırıcı bir yol izlemeye çalışmışlardır.

Selçuklular ve onların çağdaşı olan diğer Türk boyları/toplulukları Anadolu’da birçok farklı dini inanca
mensup olup çeşitli etnik kökenlere dayanan unsurlarla birlikte yaşamaları zaman içerisinde ortak bir kültürün yeşermesine vesile olmuştur. Ayrıca söz konusu sosyo-kültürel yapı felsefi ve tasavvufi düşüncelerin kabul edilmesine uygun olduğu gibi tasavvuf düşüncesi de böyle bir sosyo-kültürel gelişmeyi desteklemeye uygundu. Bu ortam XIII. yüzyılda Mevlâna Celaleddin Rumi ve Yunus Emre gibi önemli şahsiyetlerin yetişmesine de ortam hazırlamıştı. Anadolu Selçuklular döneminde özellikle Sultan I. Alaeddin Keykubad’ın ilim, sanat ve din alanında yaptığı hizmetler, bu dönemde birçok önemli alim ve şairin yetişmesine vesile olmuştur (Baykara, 1990).

21

Selçuklularda eğitim kurumları nelerdir?

Selçuklular zamanında eğitim, öğretim ve insan yetiştirme faaliyetlerine ev sahipliği yapan birçok kurumdan bahsetmek mümkündür. Bunlardan biri olan medreseler, zamanın öne çıkan örgün eğitim kurumları olarak değerlendirilebilir. Mektepler, rasathaneler, gulamhaneler, atabeglig ve ahilik kurumlarının yanı sıra cami ve mescitler, bilginlerevi, ilim ve edep toplantıları, saraylar, kitapçı dükkanları ve kütüphaneler gibi yerler ise ilmi sohbetler ve diğer yöntemlerle halk eğitiminin gerçekleştirildiği yaygın eğitim kurumları işlevi görmüşlerdir.

22

Selçuklular döneminde medreselerde verilen eğitim konusunda neler anlatılabilir?

İslam dünyasında medreselerin oluşum ve gelişmesinde şüphesiz en büyük pay Selçuklulara aittir. Medreselerin devlet eliyle kurulması ve başta eğitim-öğretimin olmak üzere bütün hizmetlerinin vakıf yoluyla gerçekleştirilmesi Selçukluların eseridir. Selçuklu medreseleri, kendilerinden sonra gelen eğitim kurumları için birer örnek teşkil ederek onları da etkilemiştir. İlk Selçuklu medresesi Nişabur’da Tuğrul Bey tarafından kurulmuştur. Medreselerde dinî bilimlerle birlikte matematik, tıp ve felsefe gibi pozitif bilimlerin okutulması
medreselerin kurulduğu yere göre değişmiştir. Büyük medreselerde genellikle pozitif bilimlerle ilgili çalışmalara öncelik verilmiştir. Medreselerin genel programında ise dinî ilimler ön plandadır. Bu bize zamanın toplumsal yapısı hakkında ipuçları sunmaktadır. Veli veya gazi özelliklerini taşıyan insanlar yetiştirmeyi hedefleyen medreselerde temel dersler
olarak hadis, fıkıh, kelam okutulurken medresenin müderrisine ve öğretim kadrosuna bağlı olarak astronomi, matematik, tıp, edebiyat gibi derslerin verildiği de yaygın olarak gözlenebilen bir durumdu. Eğitim dili, Arapça olan medreselerde öğretim yöntemi ise daha çok ezbere dayanmıştır (Güven, 1998; Köymen, 1992).

Medreselerdeki öğrenim süresi verilen eğitimin niteliğine göre 3-4 yıl olduğu bilinmektedir. Medreselerde öğrenci sayısı ise 35-40 kişi arasında değişmiştir. Öğrenci medrese derslerine başladığı tarihten itibaren hangi dersten hangi eseri ya da eserleri okumuş ise, hocasından o eserlerin adlarının belirtildiği bir icazetname adlı belge alırdı. Böylece öğrenciler bu icazetname ile daha yüksek derecedeki müderrislerden ders almaya hak kazanmışlardır. Başarısız öğrenciler ise medreseden çı-
kartılmıştır. Haftada iki gün hariç (salı-cuma) ders işlenen medreselerde her öğrenci, vakfiyede belirtilen miktarda maaş alırdı. 

23

Mevlâna'nın yaşamı ve çalışmaları hakkında neler anlatılabilir?

Mevlâna, Horosan’ın Belh şehrinde doğmuş (1207-1273) olup asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Beş yaşındayken ailesiyle birlikte Belh şehrinden ayrılarak önce; Nişabur, Mekke, Medine, Şam ve Bağdat’a oradan da Anadolu Selçuklu ülkesine ulaşmıştır. Konya’ya yerleşmelerinden sonra (1228) babası Bahaeddin Veled burada medrese dersleri vermiş ve 1231’de vefat etmiştir. Babasının ölümü üzerine medresede (Altun-Aba Medresesi) müderrislik yapmaya başlayan Mevlâna, hayatının her aşamasında eğitimi merkeze almış ve eğitimin insanlar için temel bir ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır. Eğitim almak üzere Halep ve Şam’a giden Mevlâna’nın, Şam’da Şems-i Tebrizi ile karşılaşması onun için bir dönüm noktası olmuştur. Mevlâna Konya’ya döndüğünde de tekrar medresedeki derslerine devam etmiştir. Mevlâna ayrıca halka manevi eğiticilik görevini üstlenmiş ve halka vaazlar vermeye de başlamıştı. Mevlâna eserlerini Farsça olarak yazarken konuşma ve sohbetlerini Türkçe yapmıştır. Başlıca eserleri şunlardır: Mesnevi, Divan-ı Kebir, Divan-ı Rubaiyat, Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seb’a, Mektubat (Doğan, 2012). Mesnevi adlı eseri adeta bir pedagoji kitabı niteliğindedir (Corbin, 2000; Öngören, 2004).
Mevlâna’nın temel felsefesi, ondan yüzyıllar sonra Batı da ortaya çıkan hümanist düşünce ile ilişkilendirilmiştir.

Ünite 3 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç