AÖF Soru Bankası
TAR417U · Ünite 1

Tarih Felsefesi Nedir?

  • 20 soru-cevap
  • Tarih Felsefesi
1

“Tarih Felsefesi, İnsanın bütün zamanlar boyunca eylemlerini ve edimlerini felsefenin kavram, yöntem ve ilkeleri ışığında ele alan bir düşünce formu” demek midir?

Evet, Tarih Felsefesi, İnsanın bütün zamanlar boyunca eylemlerini ve edimlerini felsefenin kavram, yöntem ve ilkeleri ışığında ele alan bir düşünce formudur.

2

“İnsanın zaman içerisinde yapıp etmeleri birer olgu iken, bu olguların açıklanmasıyla uğraşan etkinlik tarih bilimi olmakta, yapılan açıklamanın yöntem bakımından analiz edilmesi, bilimsel olmasının koşulları ve dayandırıldığı mantık gibi hususların irdelenmesi de tarih felsefesi olmaktadır” ifadesi tarih ve tarih felsefesi arasındaki ilişkiyi doğru bir şekilde ortaya koymakta mıdır?

Evet. bu tarif, tarih ve tarih felsefesi arasındaki ilişkinin doğru bir tanımıdır. Aynı zamanda bu iki disiplin, yukarıda belirtildiği üzere, bireylerin ve toplumların manevi yanının gelişmesinde temel rol oynayan “tarihten ders alma” imkânını ve ufkunu da sağlayan tarih bilincinin ve bilgisinin oluşturulması sayesinde insanın, insanlığın mevcut duruma gelişmesine yol açan güçleri, güçleri yönlendiren koşulları ve nedenleri, nedenlere bağlı olarak gerçekleşen seçimlerin sonuçlarını daha iyi anlamasına olanak tanımaktadırlar.

3

“Felsefe herhangi bir soruna ilişkin bütünlüklü bir bilgi oluşturmayı amaçlarken, bilim aynı sorunu belirli bir yönüyle irdeler. Felsefi etkinlik, bir bütün olarak dünya hakkında düşünmek iken, bilim dünyanın belli bir kısmını göz önünde bulundurarak sonuca gider” bu bilgi tarih ile felsefenin bir disiplini olarak tarih felsefesi arasında belirgin farklılıkların var olduğu anlamına mı gelir?

Evet tarih, felsefe ve tarih felsefesi arasında belirgin farklılıklar vardır. Tanımda da verildiği gibi Felsefe herhangi bir soruna ilişkin bütünlüklü bir bilgi oluşturmayı amaçlarken, bilim aynı sorunu belirli bir yönüyle irdeler. Felsefi etkinlik, bir bütün olarak dünya hakkında düşünmek iken, bilim dünyanın belli bir kısmını göz önünde bulundurarak sonuca gider.

4

Tarih felsefesi deyimini ilk kez Voltaire tarafından mı kullanılmıştır?

Evet. Erken dönemde, kendi dönemlerinin olaylarını tanıklıkla anlatan, kısmen de olsa yapılan işin alanını ve sınırlarını tayin etmeye çalışan Thukydides (MÖ V. yüzyıl), Polybius (MÖ 204-122), Livy (MÖ 59-MS 17), Tacitus (MS 14-70) gibi tarihçiler olmuştur. Ancak tarihin ne olduğu, tarih bilgisinin değeri ve yöntemi üzerine daha kapsamlı çalışmalar, nispeten geç bir dönemde, önce İbn Haldun (1332-1404), daha sonra da Francis Bacon (1561-1626) ile kendini göstermiştir. Tarih felsefesi deyimi ilk kez Voltaire (1694-1778) tarafından kullanılmış ve tarih üzerine girişilen felsefi soruşturma bir tarihsel düşünme etkinliği olarak nitelenmiştir

5

“Döngüsellik ve ilerleme” tarihsel bilginin düzenlenme şekliyle ilgili iki ayrı yaklaşımı mı ifade eder?

Evet. Döngüsellik, doğanın mekanik işleyişinin kendini sürekli yineleyen bir örneği olarak tasarlandığı tarihsel bir süreci dikte ederken ilerleme, insanın bilinçli kararlarının ve amaçlı eylemlerinin bir açılımı olarak tasarlanan tarihsel süreç fikrini öne çıkarmıştır. Tarihin döngüsel bir süreç olduğuna ilişkin ilk tasarılar Mezopotamya kökenlidir. Sebebinin gök cisimlerinin düzenli devinimleri ile yeryüzündeki bitkilerin yıllık gelişimleri arasında kurulan gözlemsel ilişkinin sonucu olduğu düşünülmektedir. Tarihin ilerleyen bir süreç olarak ele alınması, özellikle 16 ve 17. yüzyıllarda doğa-bilimlerindeki büyük gelişmelerin ve teknik yeniliklerin yarattığı atmosfer sayesinde gündeme gelmiştir. Avrupa’da, bilimin ve buna bağlı olarak toplumun gelişmekte ve ilerlemekte olduğu inancı yükselmeye başlamış ve tarih, bizzat bu gelişmenin, ilerlemenin ortaya çıktığı varlık alanı olarak işlenmiştir. Buna göre, insan etkinliklerinin bir sürekliliği vardır; bu süreklilik takip edildiğinde insan etkinliklerindeki gelişmeyi gösterecek tarihin akışındaki ilerleme yasaları keşfedilebilir

6

Gılgamış Destanı ve ibn Haldun tarihsel bilginin döngüsel olarak gerçekleşme şeklinin kanıtı, örneği olabilir mi?

Evet. Döngüsel dönemde henüz bir tarih bilinci söz konusu olmamakla birlikte, bir tarih taslağının ana hatlarını oluşturacak söylencelerde ölümsüzlük gibi evrensellik gibi kavramlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu söylencelerin en eskisi Gılgamış Destanı’dır. Söylencede ortaya çıkan ve ölümsüzlüğü, sonsuz zamanı temsil eden yılan sembolizmi, sonradan Grek, Mısır, Çin, Hint ve Roma dünyasının yaratılış öykülerinde de kendisini göstermesidir. Döngüsel tasarılar, bir diğer yönüyle, kültür kavramı üzerinden şekillenmişlerdir. Bu tasarılarda, toplumsal ilişkilerin düzenlenmesinin ana eksenini oluşturan örf, adet, alışkanlık, yaşam biçimi, üretim tarzı, yönetim şekli gibi kültür ürünlerinin, basit toplumsal ilişkiler olarak ortaya çıkmalarından karmaşık toplumsal ilişkilere doğru gelişip daha sonra yok olmaları, benzer tarihsel süreçlerin, tıpkı bir organizma gibi benzer gelişim aşamalarından geçerek, ortaya çıkıp yok oldukları bir ilişki içinde ele alınmışlardır. İlk kez İbn Haldun’un Mukaddime’de ele aldığı bu tarih taslağı, daha sonra Vico, Spengler ve Toynbee’de de kendisini gösterecektir

7

Tarih bir yasa bilimi midir?

Hayır. Tarih yasalar bulmak peşinde değildir. Rickert, tarihi bir yasa bilimi olarak görmek demenin, bir ‘contradictio in adjecto’dan yani karşıtları bir araya getirmekten başka bir şey olmadığını vurgular. Yasa’ ve ‘tarih’ kavramları birbirlerine karşıttırlar. Tarihi, bir yasa bilimi olarak görme yanılgısından kurtulmak gerekir

8
  1. yüzyıla kadar da etkin biçimde varlığını sürdüren tarih felsefesi yaklaşımı Kurgusal tarih felsefesi mi yoksa Eleştirel tarih felsefesi yaklaşımı mıdır?

Kurgusal ve eleştirel tarih felsefesinin konularına göre iki farklı yöndeki yaklaşımı ifade eder. Kurgusal tarih felsefeleri metafizik açıklarken eleştirel tarih felsefeleri tarihin bilimsellik statüsünü belirleyen açıklamalardır. Kurgusal tarih felsefeleri erken dönemden itibaren kendileri göstermişler ve 20. yüzyıla kadar da etkin biçimde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Eleştirel tarih felsefeleri ise özellikle 19. yüzyıldan itibaren, yöntem tartışmaları etrafında doğa bilimleri karşısında tarih bilimlerini konumlandırmak üzere bir düşünme hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra, her dönemin tarih yazma tarzları, tarih yazımcılıkları da bu yazım geleneklerinin düşünsel arka planlarını açığı çıkarmak için, felsefenin önemli inceleme alanlarından olan yorum bilgisinin/hermeneutiğin konusunu oluşturmaktadır. Dolaysıyla doğru cevap kurgusaldır.

9

Homeros’un ve Hesiodos’un metinleri, gelecek geçmişe benzer düşüncesinin örnek tarihleri olarak görebilir miyiz?

Evet. Geçmişin deneyimlerine dayalı olarak şimdiyi düzenlemek ve geleceği tasarlamak için son derece öğretici, sıradan ama düşündürücü yaşantıların anlatıldığı Homeros’un ve Hesiodos’un metinleri, Hume’un şiddetle eleştirdiği “gelecek geçmişe benzer kabulünün çok iyi örnekleri olarak karşımızdadır

10

Tarih biliminin babası Herodot aynı zamanda tarihe akılcı bir bakışın temsilcisi olarak görülebilir mi?

Evet. Geçmişte olup bitenleri, efsanelere, söylencelere, mistik ve metafizik unsurlara dayalı gerçeküstü anlatımlı tarihçilik yerine olgusal olana ve akla dayalı bir anlatımı yeğlediği için tarih biliminin kurucusu diye adlandırmayı hak eden Halikarnaslı Herodot, ünlü Tarih başlıklı çalışmasında “İnsan başarıları zamanla unutulmasın ve kimi Grekler, kimi barbarlar tarafından gerçekleştirilen büyük ve harikulade işlerin ihtişamı gözden ırak kalmasın diye ve özellikle iki halkın neden birbirleriyle savaştığını göstermek için araştırmalarını) sergilediğini belirtmektedir. Bu tümceler doğrudan doğruya, tarihe akılcı bir bakışın tanıklığını yaparken aynı zamanda tarih biliminin doğuşunu da ilan etmektedir.

11

“Peloponez Savaşı Tarihi” isimli eserin yazarı Thukydides, ilk gerçek tarihsel anlatımın başlatıcısı olarak mı kabul edilmektedir?

Evet. Geçmiş sevgisi diye sözünü ettiğimiz olgu olarak tarihin nasıl daha sonraki kuşaklara aktarılacağı meselesinin de bir öyküsü, dolayısıyla da tarihi vardır. Başlangıçta destan biçiminde yani epik öykülerle başlayan geçmişin dile getirilme süreci, ilerleyen zaman dilimlerinde daha incelikli anlatımların oluşturulmasıyla asıl anlamında bir tarihsel anlatıma ve bu anlamda tarih bilimine dönüşmüştür. Bu gelişim sürecinin önemli temsilcilerinden biri Thukydides, Peloponez Savaşı Tarihi başlıklı kitabında epik öykü veya hatırat anlatımını aşan bir ifade düzeyini gerçekleştirmiştir. Bu niteliği dolayısıyla ilk gerçek tarihsel anlatımın başlatıcısı kabul edilmektedir.

12

Ortaçağ da “iyi – kötü” karşıtlığını gündeme taşıyan Plotinos mudur?

Evet. Özellikle varlık anlayışı bakımından Hristiyanlık düşüncesi üzerinde etki yaratmış olan Plotinos, var olan her şeyin bir olmakla var olduklarını, birlikten ayrıldıklarında yok olduklarını belirterek, Bir’in her şeyin ilkesi, başlangıcı olmasından hareketle, iyi ile ilişkili olması gerektiğini vurgular; çünkü iyi en önde ve ilk olanlardan uzakta olamaz. Buradan hareketle Plotinos, “Aranan şey, her şeyin sonu ola duyulur nesnelerden, her tür kötüden arınmış olarak, ilk olanlara sürüklenmelidir. Kendinde ilke olana çıkmak ve eğer ilkenin, Bir’in seyrine dalınacaksa, çok yerine Bir hâline gelmek gerekmektedir.” diyerek maddesel olanla ruhsal olan arasında Platoncu anlayıştan yola çıkarak “iyi – kötü” karşıtlığını gündeme taşımıştır.

13

Collingwood, Hristiyan tarih yazımını “evrensellik, Tanrı yaptırımı, Tanrı sözü ve devirsellik” olmak üzere dört ilkeye mi dayandırmıştır?

Evet. Collingwood, Hristiyan tarih yazımının dört ilkeye dayandığını belirtir. Bunlar, evrensellik, Tanrı yaptırımı, Tanrı sözü ve devirselliktir. Evrenselliği insanlığın kökenlerine kadar uzanan bir dünya tarihi olmayı talep etmesiyle gerçekleşmektedir. Tanrı yaptırımı olması, tarihsel olayların akışını, onları önceden belirleyip, düzenleyen Tanrı’nın istenciyle ilişkili olmasıdır. Tanrı sözü olması, Tanrı’nın İsa’nın doğumuyla birlikte kendi isteklerini dile getirmesiyle tarihsel sürecin vahiyden önce ve vahiyden sonra ya da karanlık ve aydınlık diye ikiye ayrılmış olmasından yükselmesidir. Devirsel olma sı ise, geçmişin karanlık ve aydınlık dönemler diye ikiye ayrılmış olmasından ötürüdür. Bu da tarih yazımcılığında olayların ve çağların farklı karakterlerinden ötürü birbirlerinden ayrılmalarına ve devirselleştirilmelerine yol açmıştır.

14

Tarih tasarımını Tanrı devleti ve yeryüzü devleti olarak iki şekilde tanımlayan ve tarihsel süreci kutsal kitaba dayalı bir şekilde 7 çağa ayrıran Augustinus mudur?

Evet. Augustinus’un tarihsel süreç düşüncesi, Yeryüzü ve Tanrı Devletinin karşılıklı gerilimi üzerinden açımlanmış ve bu gerilimin odağında olan insanın nihai amacı gerçekleştirmek üzere gerçekleştireceği eylemlerini tarihsel anlatıya dönüştürerek Hristiyanlık için bir anlam dünyası oluşturmuştur.

15

İslâm dünyasında tarih yazım geleneğinin oluşmasında ve gelişmesinde metodolojik çalışmaların bir yeri var mıdır?

Metodolojik çalışmaların İslâm dünyasında tarih yazım geleneğinin oluşmasında ve gelişmesinde önemli bir yeri vardır. Özellikle bilgi ve belgelerin güvenilir olarak tayin edilmelerinde dikkate alınması gereken kuralların neler olacağı konusunda kapsamlı çalışmalar yapılmış, bu çalışmalar, tarih yazımcılığının yerleşmesinde ve gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. Bununla birlikte, tarihsel bilgiler genellikle tanıklıklarla onaylandıkları için rivayetlerden, hikayelerden ve asılsız efsanelerden ayıklanamamışlardır. Tarihe felsefi zemin ve bilimsellik statüsü kazandıran temel kaynaklar, İbn Miskaveyh ve İbn Haldun’undur.

16

İslâm Dünyasında tarihi, olayların nakledilmesi olarak değil, yorumlanması olarak betimleyen İbn Miskeveyh midir?

Evet. Tecâribü’l-Ümem, (Milletlerin Tecrübeleri) onun tarih yaklaşımının ana hatlarını ortaya koyan önemli yapıtıdır. Miskeveyh, bu yapıtında tarihi, olayların nakledilmesi olarak değil, yorumlanması olarak betimler. Ona göre akılcı ve eleştirel ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilen bir tarihçilik etkinliği, olayları doğru tespit etmek için, onların nedenlerini göstermek için ve o olaylara dayanıp geleceğe dair varsayımlar üretmek için en uygun yoldur.

17

Tarihte Atatürk’ün dediği gibi “yazanın yapana sadık kalması gerektiği” yaklaşımı kabul eden kimdir?

İbn Miskeveyh bn Miskeveyh’in bugün de tarih biliminden beklenenlere uygun davrandığını ve önce geçmişe yönelen araştırmacının doğru belirlemelerde bulunmak için sorumlu olduğunu, yani Atatürk’ün dediği gibi, yazanın yapana sadık kalması gerektiğini, sonra niçin o olayın öyle olduğunun nedene dayalı açıklamasını yapmasını ve nihayet bu bilgi ışığında geleceğin tasarlanması için gerekli öndeyilerde bulunmasını akılcı ve eleştirel tarihçilik olarak gördüğünü söylemek yerinde olacaktır. Tarih milletlerin nedenler zincirine dayanan belgesidir. Bu belge yorumlanırken devrin ahlak, iktisat ve toplum psikolojisiyle ilişkileri kurulmalıdır

18

“İslam Dünyasında ilk büyük sosyal bilimci ve tarih felsefecisi olarak kabul gören İbn Haldun olmuştur” bilgisi doğru mudur?

Doğrudur. Toplumsal ve sosyal değişmelerin nedene dayalı açıklamasını yapmayı amaçlayan İbn Haldun, yaptığı analitik değerlendirmelerden dolayı ilk büyük sosyal bilimci ve tarih felsefecisi kabul edilmeyi hak etmektedir ve tarih morfolojisinin önde gelen birkaç kalburüstü yorumcusudur. Toplumsal olayların incelenmesinde felsefenin sağladığı olanakları başarıyla değerlendirerek, insanın olayların ardında yatan gerçeklikle ilişkisini araştırmayı temel bilimsel araştırma olarak görmesi dolayısıyla, olgusal ve kavramsal temeli iyi biçimde düşünülmüş bir sosyolojik, kültürel ve tarihsel araştırma geleneğine zamanını aşan katkılarda bulunmuştur.

19

Mukaddime kimin eseridir?

İbn Haldun’undur. On dördüncü yüzyılda İslâm coğrafyasında gerçekleşen nüfus hareketliliğini yakından görmesi yoluyla edindiği gözlem, deneyim ve tarihsel kayıtlara dayalı bir eser olarak karşımızdadır. Kuzeybatı Afrika’da farklı zamanlarda gerçekleşmiş olan iki Arap istilasının değişik etkilerini yakından gözlemleyerek, sosyo-politik yapılanma, yönetim erkinin oluşması ve bu süreçlere etki eden başat bir unsur olarak dinin sevk ve idare edici yönü gibi hususlara ilişkin güçlü çıkarımlarda bulunmuştur

20

Devletlerin doğuş, gelişme ve çöküş olmak üzere üçlü bir süreç yaşadıkları düşüncesi İbn Miskeveyh mi aittir?

Hayır. İbn Haldun, devletlerin doğuş, gelişme ve çöküş olmak üzere üçlü bir süreç yaşadıklarını, bunun bir istisna değil zorunluluk olduğunu nedenleriyle açıklamaya çalışmıştır. Başka bir deyişle ona göre söz konusu edilen gelişme sürecine bakıldığında değişmez bir ilke veya yasanın düzenli devrede olduğunu görmek kaçınılmazdır. Bir ağacın dalları nasıl ki zaman içerisinde koparak gövdeden ayrılıyorsa ve doğan her şeyin ölümü de değişmez kural ise, o zaman olağan, gelişen her toplumda önce toplumsal çözülme başlıyor, asabiyet ruhu bedeni terk ediyor, nihayetinde sosyo-politik ölüm gerçekleşiyor. Bu sonu hiçbir güç değiştiremez. İşte değişmeyen hakikat budur. Bu bakış açısıyla toplumsal yapıyı ve tarihsel koşulların belirleyiciliğini dikkatli bir biçimde toplum morfolojisini analiz etmekte kullanan İbn Haldun, sürecin başat belirleyici unsurunu ise iktisadi yapılanma olarak görmüş, üretim ve gelir dağılımı bağlamında oluşturduğu kurguyla toplum sınıflandırması yapmıştır.

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç