AÖF Soru Bankası
TAR417U · Ünite 2

Rönesans, Yeni Çağ ve 17. Yüzyıl Avrupa’sında Tarih Anlayışları

  • 20 soru-cevap
  • Tarih Felsefesi
1

Orta çağ, düşünsel açıdan tek-tanrılı dinlerin egemen olduğu bir dönem miydi?

Evet. Orta çağ, düşünsel açıdan tek-tanrılı dinlerin egemen olduğu bir dönemdi. bu dönemin temel karakteristiği, varlık, bilgi ve değerler alanına din ya da Tanrı odaklı (theo-centrism) bakıştı; Tanrı’nın doğal ışığı olarak nitelenen akıl bu dönemde de işlevseldi ancak onun temel işlevi hem duyu ve imgelemden gelen tekillerdeki formları soyutlamak hem de tanrısal aydınlanmaya ulaşmak ve büyük ölçüde dinsel metinlerde anlam genişliği yaratarak dinin ya da teolojinin hizmetkârı (ancilla theologiae) olmaktı.

2

İnsan odaklı (human-centrism) bir bakış açısı Rönesans ve reform hareketi ile mi başladı?

Evet. Rönesans ve Reform hareketleriyle birlikte Avrupalı düşünürlerin yavaş yavaş Tanrı odaklı bakıştan kurtulmaya yöneldiği, yeni düşünsel ufuklara yelken açtığı, varlık, bilgi ve değerler alanına yönelik insan odaklı (human-centrism) bir bakış açısını öncelediği görülür.

3

Felsefi araştırmanın konusunun insan odaklı olması ortaçağda mı başladı?

Hayır. Çünkü Rönesans ve Reform hareketleriyle birlikte Avrupalı düşünürlerin yavaş yavaş Tanrı odaklı bakıştan kurtulmaya yöneldiği, yeni düşünsel ufuklara yelken açtığı, varlık, bilgi ve değerler alanına yönelik insan odaklı (human-centrism) bir bakış açısını öncelediği görülür. Bu durum, doğal olarak felsefeyi de etkiler ve felsefi araştırmanın konusu artık Tanrı ve tanrısal olan değil, daha çok doğal ve insansal olandır.

4

Theoria-historia gerilimi neden söz eder?

Theoria, bakma, seyretme, temaşa etme anlamlarına gelir. Özde bir şeyi düşünsel açıdan tümel olarak görmek, uzay ve zamanla kayıtlı olmayan değişmez özü ya da özleri kavramaktır. Bu anlamıyla theoria, duyusal ve tekil olanı aşmayı, tümel olanı, genel geçer olanı bulmaya ifade eder. Historia, bildirme, haber yoluyla bilgi edinme, görerek, tanık olarak bilme gibi anlamlara gelir ve bu anlamıyla ister doğa ister  topluma ilişkin olsun uzay ve zamana bağlı tekil ve gelip geçici olana özgüdür.

5

theoria-historia gerilimi eski Roma’da mı başlar?

Hayır. theoria-historia gerilimi, Antik Yunan’dadır. Ve Orta Çağın Tanrı odaklı bakışının aksine, hümanist bir bakış açısıyla yeniden ele alır

6

Rönesans 14. yy. da başlayan ve sadece tarih bilimine özgü teknik bir terim midir?

Hayır. Çünkü Rönesans, 14. yüzyılda İtalya’da başlayan 15- 16. yüzyıllarda tüm Avrupa’da etkisini hissettiren sosyo-ekonomik ve kültürel alandaki dönüşümleri nitelemek için kullanılan bir sözcüktür ve ‘yeniden doğuş’ anlamına gelir. sadece tarih bilimine özgü teknik bir terim değildir; işaret ettiği döneme yüklenen nitelikleriyle de ünlüdür. Nitekim pek çok araştırmacı tarafından Rönesans ile aydınlık sözcüğünün eşleştirildiği görülür

7
  1. yy da ki veba salgının Rönesans’ın gelişiminde etkisi var mıdır?

Evet vardır. 1348-1374 yılları sırasında Avrupa’yı saran ve daha çok farelerce taşınan veba salgınıyla, Avrupa nüfusunun yarısından çoğunun hayatını yitirdiği, bu durumun hem düşünsel dünyada hem de sosyo-ekonomik yapıda köklü dönüşümlere neden olduğu söylenir. Bu söylem nedensiz değildir, zira salgının kimilerince tanrısal bir ceza olarak yorumlanıp bu bağlamda insanlığın ve uygarlığın; kimilerince ise iyi bir Tanrı’dan kuşku duyulup Tanrı’nın inayetinin sorgulanmasına yol açtığı söylenir

8

“Rönesans da Latince gizlemek, saklamak, üstünü örtmek anlamına gelen Okültizm akılcılık, hümanizm kadar yaygındır.” bilgisi doğru mudur?

Evet doğrudur. Rönesans dönemini, pek çok düşünür, aydınlık, akılcılık, hümanizm, doğaya dönüş kavramlarıyla özdeşleştirse de bu dönem aynı zamanda okültist inançların oldukça yaygınlaştığı bir dönemdir. Okültizm terimi, Latince “gizlemek”, “saklamak”, “üstünü örtmek” anlamına gelen “occulere”den türemiştir. “Gizli ve saklı olanın bilgisini” ifade eder. Buradaki “gizli ve saklı olan” ifadesi hem görünmeyen âleme, hem doğaüstü denilen fenomenlere ilişkindir. Okültizmin kapsadığı alanlar arasında büyü (maji), simya, astroloji, numeroloji, sembolizm, teürji, psişürji, kâhinlik veya falcılık türleri sayılabilir

9

Reformun ortaya çıkmasında, Rönesans’ın etkisi var mıdır?

Evet vardır. Rönesans’a özünü ya da ruhunu veren şeyin, özde Tanrı odaklı skolastik düşüncelerin parçalanması, çoğulcu, laik ve hümanist düşüncenin filizlenmesi olduğunu söylemek olasıdır. Artık parola, “Daha az Tanrı daha çok insandır.” Rönesans’taki bu dönüşümün Hristiyan inancında da değişime yol açtığı, Katolikliği eleştiren ve İncil’e geri dönüşe çağrı yapan reform hareketlerini tetiklediği görülür. Bu durum aynı zamanda Rönesans döneminin köklü dinsel sorgulamalar ve tartışmalar da içerdiğinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir

10

Rönesans ve Reform dönemindeki tüm bu gelişmelerin ve dönüşümlerin tarih alanındaki izdüşümleri neler olmuştur?

Rönesans ile birlikte Antik çağın insancı tarih görüşüne dönülmüştür. İnsan eylemleri artık tanrısal bir plana oranla küçük bir şey olarak görülmediği için titiz araştırmaların konusu olmaya başlamıştır. Rönesans döneminde, Orta çağ tarih yazımına egemen olan uydurma ve asılsız hikâyeler tarihin dışına itilmeye çalışıldığı gibi, tarihsel sürecin İncil kaynaklı kronoloji üzerinden ele alınışında da köklü bir dönüşüm gerçekleşir. Buna paralel olarak, Hristiyanlığın tek taraflı yorumları terk edilerek. Ana kaynaklara dönüşü temel alan yeni hareketler görülmeye başlanır. Rönesans döneminde tarih; üniversitelerde okutulan bir disiplin haline gelir, ulusal tarih ve hatıra yazımı gelişir ve yine Reform hareketi sonucu kilise tarihçiliğinde dönüşümler yaşanır. Tüm bu süreçte, tarih aynı zamanda hümanist yazının temel konularından birisi haline gelir. Montaigne Denemeler’inde insanı anlamak, Machiavelli ve Jean Bodin siyaseti kavramak, Grotius ise doğal hukuku temellendirmek için tarihi işlevsel olarak kullanır.

11

Hümanistler; Latince, Yunanca ve İbranice gibi dillerin dışında değişik yerlerde konuşulan lehçelerin de yaygınlaşması ve ulusal monarşilerin ve ulusal tarihlerin yazılmasına yol açtığı bilgisi doğru mudur?

Doğrudur. Hümanistler başlangıçta, insan araştırmalarında Latinceyi yeniden yerleştirmek gibi bir amaçla hareket etmiş olsalar da Yunanca ve İbranice gibi dillerin öğrenimini tetikledikleri gibi, değişik yerlerde konuşulan lehçelerin de yaygınlaşmasına yardımcı olurlar; şiir, öykü, romans, drama ve yerel tarih anlayışları gibi seküler edebi türlerin yaratılmasına katkı sağlamışlardır. Latincenin yanında yerel ve ulusal dillerin kullanımı ve bu dillerde; kentlerin, prensliklerin ve hatta krallıkların tarihinin yazılmaya başlanmasına yol açar. Bu türden faaliyetleri, bağımsızlıklarını pekiştirmek isteyen ulusal monarklar da desteklerler. Yerel ve ulusal dillerin kullanımı, hem ulusal monarşilerin pekişmesine, hem de ulusal tarihçiliğin doğuşuna yol açar

12

Hatıra yazımının gelişmesinde floransa merkezli gelişen rasyonalist akımın etkisi gerçek midir?

Gerçektir. Çünkü, Floransa merkezli olarak gelişen rasyonalist, dünyevi ve ulusal tarih yazımı, önemli kişilerin ve ailelerin, hayatlarını ve yaşadıkları olayları kayıt altına almalarına, başka bir deyişle hatıralarını yazmalarına yol açar. Bu hatıralar kişisel bilgiler kadar siyasi bilgiler de içerirler ve hem kendi dönemlerinde ünlü ailelerin şöhretlerinin yayılmasına hem de gelecek kuşaklara tarihsel mirasın aktarılmasına önayak olur.

13

Tarihi; politik gaye ile kullananlar Machiavelli ve Jean Bodin midir?

Evet. Machiavelli, tarihi, hangi eserinde ele alırsa alsın, siyasetin hizmetine soktuğu görülür. O, tarihsel araştırmayı; tarihte yaşanmış olayları gerçek nedenleriyle ele alan bir disiplin olarak görür ve tarihçilerin devletler arasındaki düşmanlık ve ikiliklerin nedenlerini siyasi açıdan araştırması gerektiğini savunur. Machiavelli’nin tarihsel soruşturmasının ana savı, geçmiş olayların gelecekte gerçekleşecek olayların seyri üzerinde etkili olduğudur. Bu yüzden o, olayların benzerliğinden dolayı, eskiler tarafından kullanılan çözümlere başvurmak ve herhangi bir ülkede gelecekte olacakları öngörmek için geçmiş olayları incelemenin zorunlu olduğunu söyler. Bu yüzden olayları analiz tarzı, tekrar eden olgulardan genel yargılar çıkarmaya yöneliktir. Jean Bodin de tıpkı Machiavelli gibi tarihe poli[1]tik saiklerle yönelir. Ana ilgisi egemenlik teorisidir. Ona göre, devlet organik bir bütündür ve devletin temelini aile oluşturur, devlet büyük bir ailedir. O, mülkün aileye, egemenliğin ise yöneticiye ait olduğu görüşündedir. Bodin’e göre egemenlik; sınırsız, bölünemez ve sürekli niteliktedir. sadece tarihsel kronolojiyle yetinmeyip mantıksal korelasyonları da göz önünde bulunduran eleştirel bir değerlendirmeyi önerir.

14
Bodin’e göre tarih, geçmişte olan şeylerin doğru anlatımını temel alır ve historia civilis, historia naturalis ve historia divina olmak üzere üç türü vardır. İlki insanla, ikincisi doğayla, üçüncüsü ise Tanrı’nın doğasıyla ilgilidir. İnsanla ilgili olan tarih, insanın toplum içinde yaşamını sürdürürken yaptığı eylemleri tasvir eder. Doğal tarih, doğada gizli nesneleri ve onların başlangıçtan itibaren açılımlarını ve gelişimlerini inceler. Tanrısal tarih ise, Tanrı’nın gücünü ve diğer ölümsüz kutsal ruhları irdeler

15

Montaigne tarihi döngüsel tekrar eden olaylar toplamı şeklinde mi ele alır?

Evet. Montaigne, insan tarihini temelde dinamik bir süreç olarak görür. Fakat tarihin her aşamanın insanın iyileşmesine ve dünyayı anlamasına katkıda bulunan bir noktadan diğerine ilerleme olarak görmez; aksine tarihi bir dizi döngüsel olarak tekrar eden olaylar toplamı şeklinde ele alır. Avrupalıların coğrafi keşiflerde tanıdığı yeni uygarlıkları aşağılama ve o uygarlıklara mensup insanları köleleştirme ya da yok sayma girişimlerine hümanist tavrıyla karşı çıkar.

16

Savaş ve Barış Hukuku adlı eser Hollandalı filozof Hugo Grotius’a mı aittir?

Evet. Hem uluslararası hem de doğal hukukun büyük kurucularından olan Hollandalı filozof Hugo bu eserinde tarihi ele alır. Klâsik yazarlardan, ozanlardan, din bilginlerinden geniş ölçüde aktarmalar yapar, eski tarihlerden aldığı sayısız örnek olaylarla görüşlerini desteklemeye çalışır. Grotius, tarihçiyi olayların sadık bir anlatıcısı olarak görür; fakat tarihçi, olayları anlatırken aynı zamanda onların birincil ve ikincil nedenlerini de ortaya koymalıdır. Olayların nedensel bir açıklamasını vermelidir.

17

“16-17. yüzyıl epistemolojisine damgasını vuran  iki tartışmadan birisi deneycilik  (empirizm) diğeri akılcılık (rasyonalizm)dır” bilgisi doğru mudur?

Doğrudur. 16-17. yüzyıl epistemolojisine damgasını vuran tartışmanın deneycilik (empirizm)-akılcılık (rasyonalizm) ya da a priori-a posteriori bilgi tartışmadır. Özellikle deneyciler (empiristler), fiziği model alarak doğanın ve toplumun a posteriori (deneysel) bilgisini öncelemeye yönelirler. Ancak bu epistemolojik tartışmaların bir yüzüdür; diğer yandan matematiği model alıp a priori (önsel) bilgiyi önceleyen akılcı (rasyonalist) bir geleneğin de boy verdiği gözlenir.

18

Bacon ve Hobbes akılcı kanatı mı temsil eder?

Hayır. Bacon ve Hobbes akılcı değil deneyci kanatta yer alırlar. akılcı kanatta Descartes ve Leibniz gibi filozoflar vardır.

19

Bacon’un Tarih Tasarımı  Bodin’in yönteminin devamı olarak görülebilir mi?

Evet. Bodin, Method for the Easy Comprehension of History (Tarihin Kolay Anlaşılması İçin Yöntem) adlı yapıtında, tarihsel bilgiyi rivayet ve kronoloji bilgisinin ötesine taşımaya istemiş, tarihi şeylerin nedensel açıklamalara da yer veren doğru anlatımı olarak belirlemiştir. Onun başlattığı bu hareket, deneyci geleneğin öncüsü olan Francis Bacon tarafından sürdürülür. Bu bakımdan tarihin ya da historia civilis’in epistemolojik bağlamda bir yere oturtulması yönündeki ilk ciddi girişimin, ona ait olduğu söylemek gerekir

20

Hakikat’ı “tarihin ruhu” retoriği “tarihin bedeni” olarak  gören ilk kişi Hobbes mudur?

Evet. Hobbes’a göre, iyi bir historia civilis iki şeyi gerektirir: hakikat ve retorik. Hakikat tarihin ruhudur; hakikat olmazsa retorik tarihin bir resminden ibaret kalır. Hobbes hakikat hakkında, tarihçinin nesnel olması ve ele aldığı konuya ilişkin bilgilere erişmesi gerektiğini belirtmek dışında pek bir şey söylemez. Çünkü tarihçinin ortaya koyduğu hakikat, felsefenin hakikati karşısında sönüktür, eksiktir ve bilim denilmeyi hak etmez. O, retorik sorunuyla daha çok ilgilidir. Çünkü retorik tarihin bedenidir. Retorik olmazsa tarih hiçbir şey öğretemez. Hobbes retoriği, tertip ve üslup olmak üzere iki kısma ayırır: Tertip derken tarihin sunulma yöntemini ya da tarzını, üslup derken de aklındaki anlatıyı kasteder

Ünite 2 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç