İdealizm nedir?
İdealizm, gerçekliğin idea yani düşünce cinsinden olduğunu dile getiren bir öğretidir.
İdealizm nedir?
İdealizm, gerçekliğin idea yani düşünce cinsinden olduğunu dile getiren bir öğretidir.
İdealizme göre gerçeklik nedir?
İdealistlere göre, gerçeklik zihinseldir. Onlar düşüncelerin, tasarımların ve soyutlamaların, duyumsal olan şeylerden daha temel olduğunu savlarlar. Karşımızda duran tek tek nesneler, onları algılayan ya da onların bilincinde olan bir zihinden bağımsız olarak varlık statüsü kazanamazlar.
İdealist geleneği hangi temel kabullere dayalıdır?
Tarih Felsefesi bağlamında, idealist geleneğin kendisini iki temel kabul üzerine oturttuğu ifade edilmektedir. Bu kabullerin ilki, “deneyimdeki her şeyin diğer her şeyle ilişkili” olduğudur. Bu kabul, kendi kendine kapalı hiçbir varlık, olgu ya da birey olmadığını; her varlığın başka varlıklarla olan kendi gerekli ilişkisi açısından anlaşılmak zorunda olduğunu ifade eder. İkinci kabul ise “Bir nesneyi bilmenin, o nesnenin yaratılış ve gelişim bilgisini de bilmeyi gerektirdiğidir.” Bu kabul, herhangi bir nesneye ait bilginin, o nesnenin oluşum süreci içinde ona etki eden her şeyi göz önüne almamız gerektiğini ifade eder.
İdealistlere göre bütün yargıların koşullu olması fikri hangi yargıya dayanır?
İdealistlere göre tüm düşünceler kendilerinden daha kuşatıcı olan düşüncelerle ilişkilidirler. Bunlar birbirlerinin içermeleridirler ve her biri, parçası olduğu bütünle ilişkisi içinde anlaşılabilirler. O yüzden bütün yargılar koşulludur. Onların doğrulukları kendi dışlarındaki şeylerle koşullandırılmıştır. Dile getirilen her gerçeklik bir parçaya ilişkin olsa bile onun doğruluğu bütünle olan ilişkisinde saptanabilir. Bunun anlamı şudur: Bir önerme kendi başına hiçbir doğruluk değeri taşımaz; o, ancak, bir bütünün parçası olarak düşünüldüğünde doğruluk değeri taşır. Yani gerçeklik, basit ögelerin kendilerinden daha kuşatıcı olan şeylere bağlı oluşlarıyla elde edilebilir.
İdealistler için metafizik nedir?
İdealistler için metafiziğin ne olduğunu açıklayabilmek için öncelikle onların felsefe yapmayı nasıl tanımladıklarına bakmak gerekir. İdealistler için felsefe yapmak, bütünün yapısını ve özelliklerini belirlemek ve her şeyin bu bütün içindeki yerini, onları inceleyerek, sorgulayarak ve tanımlayarak tayin etmek anlamına gelir ki bu mutlak doğrulukla ilgilenmenin tek yolunun metafizik olması anlamına gelir. Onlar için metafizik, ilk ilkeleri ve sonul doğrulukları inceleme ve evreni bir bütün olarak kavrama çabasıdır.
Aristoteles metafiziği nasıl adlandırır?
Aristoteles, metafizik hakkındaki tespitlerinde, onu genellikle ilk bilim, bilgelik (sofia) ya da nedenlerin bilimi olarak adlandırmıştır. Bu adlandırmalar, metafiziğin, bilimlerin kendi özel konularının yanı sıra onların kendi sınırlarını aşan bir amaç doğrultusunda şekillenen daha ileri işlevleri olduğu anlamına gelir.
"Her birey zamanının çocuğudur." görüşü hangi düşünüre aittir?
Bu görüş Hegel'e aittir. Tarihsel düşünme formu, idealistlerin birey ve toplum arasındaki etkileşimin çözümlenmesinden yükselmiştir. Onlara göre, birey, içinde bulunduğu toplumun bir parçasıdır. O kendi başına değildir; birey olarak kimliğini, içinde doğduğu, büyüdüğü ve geliştiği toplum içinde kazanır. Onun değer yargıları İçinde yetiştiği toplumun değer yargıları ile şekillenir. Hegel bu durumu, “Her birey zamanının çocuğudur.” diyerek ifade etmiştir.
"Bir sözcük, içinde düşünüldüğü, canlandırıldığı ve üretildiği tutumdan ayrı tutulduğunda artık hiçbir anlam taşımaz.” görüşünü kime aittir?
İdealist bir tarih düşüncesinin ana hattını da işaret etmiş olan bu görüş Croce tarafından ileri sürülmüştür.
İdealist tarih düşüncesinin şekillenmesinde öncü olan felsefeciler kimdir?
İdealist tarih düşüncesinin şekillenmesinde 18. yüzyılın iki önemli Alman filozofu önemli rol üstlenmişlerdir. Bunlar, Kant ve Herder’dir. Birbirinin çağdaşı olan bu filozoflar, özellikle Aydınlanma’nın idealini felsefi düşüncelerinde yansıtmışlardır. 19. yüzyılda, Fichte, Schelling ve Hegel bir dünya tarihi felsefesi olarak konuyu ele almışlardır. 20. yüzyılda ise Croce ve Collingwood, tarihsel bilginin nasıl kurulduğuyla ilgilenmişlerdir.
Kant'a göre akla uygun yaşamak nedir?
Toplumsal yapıda görüş ve yaşam farklılıklarından ortaya çıkan anlaşmazlıkların aklı doğru kullanmamakla ilgili olduğunu düşünen Kant, tam bir Aydınlanma filozofu olarak, anlaşmazlıkların ortadan kaldırılabilmesinin yolunun akla uygun yaşamak olduğunu belirtir. Akla uygun yaşamak, aklın kendi koyduğu ilkelere uygun davranmak anlamına gelir ki insanın ahlaksal olarak kendini gerçekleştirmesi ve özgürleştirmesi buna bağlıdır.
Kant'a göre özgürleşme nedir?
Kant, tarihsel süreci insanın düşünce ve yeteneklerinin geliştiği bir ilerleme durumu olarak anlar. İnsan bilgisi içgüdüsel olandan akılsal olana doğru ilerler. İnsan, hayvanların doğaya bağlı kendini tekrar eden yaşamından kurtulup kendine ait bir yaşam kurar ve özgürleşir. Özgürleşme, içgüdüsel bir yaşamadan iradi bir yaşama yükselmek ve kendine ahlaksal ilkeler koyabilmek demektir.
Kant'ın dokuz ilkesi nedir?
Kant, insanın içgüdüsel yaşantısından itibaren insan yeteneklerinin akıl ve istenç sayesinde gelişerek özgür yurttaşlar birliğini kuracaklarını dokuz ilke saptar. Bu ilkeler şunlardır:
Kant'a göre ilerleme nedir?
Kant, “insanlığın başlangıcı üzerine” adlı yazısında ilerleme konusuna değinir. Ona göre ilerleme, insanın kendisini akılla yönetmesidir. İnsanın kendisini akılla yönetmesi, kendisine yasalar koymasıyla gerçekleşir.
Herder'a göre hümanite nedir?
Herder, insanın tanrısal bir amaç olan kendi kaderini tayin etme gücünü hümanite kavramı ile açıklar. Hümanite, insan doğasının gayesidir ve tanrı bu amaçla türümüze kaderini tayin etme yetkisi vermiştir. Herder, insan için, hümanitenin üstünde, kendisinde daha yüksek bir amaç bulabileceğimiz hiçbir şey olmadığını belirtir. Doğamız bu açık amaca göre şekillenmiştir. Duygu ve yetiler, akıl ve özgürlük, sanat ve din hep bu amaç doğrultusunda insana verili şeylerdir. İnsan bu kendine özgü yetileri ile, çocukluğundan itibaren eğitim alarak hümaniteyi öğrenir ve hümanitenin amaçlarını gerçekleştirmek üzere etkinlikte bulunur.
Herder'ın tarihsel yolculuğa rehberlik etmek üzere öne sürdüğü genel ilkeleri nelerdir?
Herder, tarihsel yolculukta insanlığa rehberlik edecek genel ilkeleri belirlemiştir. Bunlar: “Zamanların, doğaları gereği bir zincirin halkaları gibi birbirine eklenmesi”; “Mekânın, neslimizin devamını görünür kılması” ve “İnsani zihnin bütün faaliyetinin, hümanite ve kültürü daha derinden inşa etme daha geniş bir alana yayma araçlarını amaçlaması”. Bu ilkeler doğrultusunda “İnsan doğası, önce kaba güçleri geliştiriyor, bunlar kaos aracılığıyla akla yönlendiriliyor. Aklın egemenliği altında her şey süreklilik kazanıyor, güzelleşiyor ve yetkinleşiyor: akıl böylece insan için görünür oluyor.”
Herder'in insanlık tarihinin nasıl anlaşılması gerektiğini gösteren kuralları nelerdir?
Herder, tarihi bir planın, bir amacın açılımı olarak göremeyenlerin tarihe yüzeysel baktıklarını belirterek insanlık tarihinin nasıl anlaşılması gerektiğini gösteren kuralları bu yüzeysellikten kurtulmanın bir yolu olarak sunar. Bu kurallar şunlardır:
Alman filozof Fichte'e göre tarihçinin görevi nedir?
Alman İdealist geleneğinin Kant’tan sonra bir diğer temsilcisi Johann Gottlieb Fichte’dir (1762- 1814). O da Aydınlanma düşüncesinin tarih anlayışının temel ilkeleri üzerinden hareket etmiş ve tarihsel süreci ilerleme kavramı çerçevesinde ele alıp işlemiştir. Fichte, öncelikle, tarihçinin yapması gereken şeyin kendi içinde bulunduğu dönemi aydınlatmak olduğunun altını çizer. Her dönemin kendi belirli amaç ve eylemleriyle şekillenmiş kendine özgü bir yaşamı vardır. Tarihçinin görevi kendine özgü bu yaşamın özelliklerini saptamak ve bu özelliklerin nasıl şekillendiğinin izlerini sürmektir.
Fichte’e göre tarihin temel kavramı nedir?
Fichte’nin çözümlediği tarihin temel kavramı “ussal özgürlük’tür. Fichte, özgürlüğün türün ortak bilincinde görünüşe çıktığını ve gerçek bir olgu olarak belirdiğini ifade eder. Bu görünüş insanlık yaşamında iki ilkesel devrede ya da çağda ortaya çıkar: Bunlardan ilki, “Türün akla uygun şekilde özgürlük ile ilişkilerini düzenlemediği çağdır; ikincisi ise türün akla uygun bir şekilde özgürlük ile ilişkilerini düzenlediği çağdır.”
Schelling tarihi nasıl tanımlar?
Schelling, Kant ve Fichte’nin önemle üzerinde durdukları, tarihsel sürecin ilerleyişinde etkin olan akıl ve özgürlük kavramlarını daha belirgin kılmak için öncelikle tarih kavramına açıklık getirmek istemiştir. System des transcendentalen Idealismus adlı yapıtında, kendisine neyin tarih olmadığının sorusunu sorarak tartışmasına başlar. Bu soruyu Schelling, “ne mutlak olarak yasalardan bağımsız ne de mutlak olarak yasalara bağlı olaylar zincirine tarih denebilir.” biçiminde yanıtlar.
Fichte'e göre dünyasal yaşamın beş ilkesel devri nelerdir?
Fichte'e göre dünyasal yaşamın beş ilkesel devri vardır.
Schelling’in tarihin anlaşılmasına yönelik ileri sürdüğü ilkeler nelerdir?
Schelling’e göre tarih şu ilkeler çerçevesinde anlaşılmalıdır:
Schelling’in “tarih nasıl mümkündür” sorusundan hareket etmesinin nedeni nedir?
Schelling öne sürdüğü ilkeler çerçevesinde anlaşılacak olan tarih kavramının bizi tarih felsefesine yönelttiğini belirtir. Bu felsefi etkinlikte de ilk sorulacak soru, ona göre, “tarih nasıl mümkündür” sorusudur. Schelling’in bu sorudan hareket etmesinin nedeni, savlarını varolan her şeyin bilinç aracılığıyla varolduğuna ve tüm geçmişin de herkes için ancak bilinç aracılığıyla varolabileceğine dayamasıdır. Buradan hareketle O, eğer önceden tüm tarih oluşmamışsa, hiçbir bireysel bilincin belirleme almamış olmasından ötürü bu durumun ortaya çıktığını ifade eder. Çünkü geçmiş tarih sadece görünümdür, yani o her birimiz için bireyselliğimizin gerçekliğinden daha fazla bir şey değildir. Böylesi bir bireysellik kültürel ilerleme içindeki belli bir çağı gerektirir ve bu belli çağ tüm geçmiş tarihle mümkün olur. Bu da tarih biliminin işinin dünyanın şimdiki durumunu açıklamak ve aynı zamanda da şimdiki durumdan yola çıkarak geçmiş ile ilgili çıkarımlar yapmak olduğuna bizi götürür.
Schelling, “Tarih yalnızca bir idealin olduğu yerde vardır.” düşüncesiyle ulaştığı yargıyı nasıl açıklamaktadır?
Schelling, “Tarih yalnızca bir idealin olduğu yerde vardır.” der. Bununla ulaştığı yargı, yalnızca cins özelliği taşıyan varlıkların tarihi olabileceğidir. Bu yargı da bizi, insan soyunu tarih içinde bir bütün olarak tasarlama yetkisine sahip olduğumuz sonucuna götürür. O zaman tarih için şu önermeleri kurmak mümkündür:
1. İlerlemeyen şey tarihin nesnesi değildir.
2. Mekanizmin olduğu yerde tarih yoktur; ve aynı şekilde, tarihin olduğu yerde mekanizm yoktur.
3. Teorisi a priori yapılabilenin tarihi olmaz ve aynı şekilde, neyin a priori teorisi yoksa, sadece onun tarihi vardır.
Schelling’in tarih konusundaki çözümlemelerinin ana odağındaki kavram nedir?
Schelling’in tarih konusundaki çözümlemelerinin ana odağını mutlak kavramı oluşturur. Ona göre, bilinebilir olan iki farklı alanda kendini gösterir: doğa ve tarih. Her biri kavrayışın bir yönünü (nesnel olan ve öznel olan) oluştururlar. Doğa, mekân içinde, saçılmış şeylerin kendi aralarındaki görülebilir düzenli ilişkilerinin kavranmasıdır. Tarih ise kendi kendini kavramadır. Onlar mutlağın görünümleridir, çünkü özne ve nesne olarak birbirlerini tamamlarlar. Özne kavrayandır, tinin özgür yanıdır; nesne kavranandır tinin etkin yanıdır. Tarih yalnızca kavranır olmakla kalmayan, aynı zamanda kendini- kavrayabilen zihinlerin düşünceleri ve eylemlerinden oluşur. O yüzden mutlağın daha yüksek bir tamlıkla kendini yansıtmasıdır. Nesne olarak kavranabilir olması tinin tarihteki etkinliğinin zorunluluğundan kaynaklanmaktadır; özne olarak kavranabilmesi ise özgürlüğünden. Tarihsel gelişmenin akışı bu nedenle zihnin hem özgür hem de yasanın hükmü altında olduğunun farkına varışının gerçekleşmesine doğru ilerler.
Hegel'e göre tarih nedir?
Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831), tarih felsefesi konusunda Fichte ve Schelling’den oldukça etkilenmiş, geniş ölçüde onların görüşlerinden hareket etmiş ama onları aşmış bir filozoftur. Ona göre tarih, aklın dünyasıdır. Akıl ya da tin, özgürlüğü yaşama geçirmekle yükümlüdürler. Amaç, tinin kendi özgürlük bilincine ulaşmasıdır.
Hegel'in tanımladığı tarih yazıcılığı türleri nelerdir?
Hegel’in “Dünya Tarihi Felsefesi” başlıklı çalışması, kendisi tarafından, ders notu olarak hazırlanmış ve sunulmuştur. Bu notlar sonradan düzenlenerek kitap haline getirilmiştir. Bu konuya giriş niteliğindeki temel görüşlerini Hukuk Felsefesinin İlkeleri’nde açıkladıktan sonra, ilk kez bu derslerle birlikte, felsefi dünya tarihinden ne anladığına açıklık getirmek için, konuya yeniden dönmüştür. Hegel bu çalışmasında üç farklı tarih yazıcılığı türü saptamıştır. Bunlar:
Refleksiyonlu tarih yazımcılığı nedir?
İkinci tür olan refleksiyonlu tarih yazımcılığı, yazarın geçmiş üzerine yaptığı tasviri kendi bugününden kalkarak yaptığı bir tarihçilik anlayışıdır. Bu tarihçilik türü dört farklı biçimde kendisini gösterir. Ulus tarihi, pragmatik tarih, eleştirel tarih ve özel tarih.
Felsefi tarih nedir?
Üçüncü tür olan felsefi tarih diğer bütün türlerin üzerinde bir bakış noktasına sahiptir. Bu özelliğiyle o, felsefi dünya tarihi olarak, somuttur ve bugüne aittir; çünkü o, “Sonsuz olarak bizzat kendinde olan ve hiçbir geçmişi bulunmayan tinin bakış noktası”na karşılık gelir.
Hegel'e göre ilkel tarih yazımcılığının özelliği nedir?
İlkel tarih yazımcılığı, Herodot, Thucydides gibi tarihçilerin yaptığı iştir. Bunlar kendi dönemlerinde, kendi şahit oldukları olayları yazmışlardır. Şahit oldukları olayların tinine sahiptirler. Topladıkları her bilgi bölük pörçüktür ve onlar tarafından düzenlenmeleri gerekmektedir. Ama verileri yetersiz, rastlantısal ve özneldir. Tarihçi gelip geçici anımsama içinde gün ışığına çıkan bu verileri insanlığın hafızasına yerleştirir ve onları sürekli ve sonsuz bir tinsellik haznesine sokar. Hegel bu tarihçilik türünün iki özelliği olduğunu belirtir:
a. Bu tür tarihler, tarihçinin dışında kaldığı büyük olaylar kümesi hakkında hiçbir şey içermezler. Tarihçinin malzemesi, onun kendi çevresinde olup biten ve çağdaş olan şeylerdir.
b. Bu tür tarih yazıcılıklarında, yazarın tini ile sözünü ettiği olayların ve eylemlerin tini bir ve aynıdır.
Croce kimdir?
Croce (1866-1952), İtalya’da, idealist geleneğin en önemli savunucularından biridir. Kant’ın eleştirel idealizmine karşı Hegel’in mutlak idealizmini savunmuştur.
Croce, tarihin hangi yöntemsel modelini uygun görmüştür?
Croce tarihin yöntemsel modeli için, bilimin nedensel ilişkileri gösteren açıklayıcı yöntemsel modeli yerine, sanatın görmeyi merkeze alan, görüş açılarının ifadesi olan sezgisel modelini uygun görmektedir. Bilen tin için, bilginin bu iki biçiminden başka bir bilgi biçimi yoktur. Bunlar sezgi ve kavramdır. İnsanın bütün teorik yaşamı, birinci biçimden ikincisine ve ikincisinden tekrar birincisine dönüşten ibarettir.
Croce’nin “Her gerçek tarih çağdaş tarihtir.” sözünün arkasındaki görüşü nedir?
Croce, Historiography’sinde, önceki tarihçilerin tarihi kronik ve tarih olarak ikiye ayırmasını olumlamakla birlikte, onları tanımlamalarını yanlış bulur. Onlar kronik için anlatıcı, tarih içinse nedenselliğe dayalı açıklayıcı birer etkinlik olduğunu belirtirler. Oysaki Croce, kronik deyince düşünülmüş olanı, tarih deyince düşüncenin kendisini anlar. Bu anlamda kronik ölü bir geçmişe, olmuş bitmiş olana karşılık gelir. Tarih ise, düşüncede halihazırda olmakta olana karşılık gelir.
Collingwood metafiziği nasıl açıklamaktadır?
Collingwood’un 20. yüzyıl düşüncesini etkileyen en önemli görüşü, An Essay on Metaphysics’de
temellendirmiş olduğu mutlak önkabullere ilişkin olanıdır. Collingwood, Aristoteles’ten bu yana, filozofların metafiziği yanlış anlamış olduklarını belirtir. Onlar metafiziği, amacı gerçekliğin mutlak doğasına ilişkin fizik ötesi kuramlar geliştirmek olan felsefi bir disiplin olarak kabul etmişlerdir. Oysa metafizik felsefi bir disiplin değil tarihsel bir bilimdir.
Collingwood’un tarih tasarısının özgün yönü nedir?
Collingwood için, tarihsel inceleme yalnızca yazılı belgelerin yorumlanması ile sınırlı değildir. Olaylar tarihsel eylem durumları olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle tarihçi, tarihsel eylem durumlarına, onların gerisindeki amaç ve niyeti ortaya çıkarmak için nüfuz etmelidir. Eylemler de önermeler gibi düşüncelere karşılık gelirler. Her eylem belli bir düşüncenin ifadesidir. Düşünceler yok olmadıkları için, tarih bilgisi, tarihçinin incelediği tarihsel öznenin düşüncelerini kendi zihninde yeniden canlandırmasıdır.
Kültürün insan türünün kendisini gerçekleştirmesine olan etkisi Kant ve Herder tarafından nasıl açıklanmaktadır?
Kant için akılsal yaşam tarihin amacının gerçekleşmesidir; bu amaç, insanın doğanın zorunluluklarından kurtulup kendi kurduğu bir dünyada özgürce yaşamasıdır. Özgürlük aklın buyurduğu bir ödevdir. Kant, bu ödev bilincine sahip bireylerin yetiştirildiği bir toplumsal durumu tarihsel sürecin özgürce açılımı olarak düşünmektedir. Bu, kişisel hakların korunduğu, insanların özgürce kendilerini gerçekleştirdiği hem kendilerini hem de toplumu yükselttikleri bir yaşamdır. Kültür onların çabalarıyla genişler, yetkinleşir, ahlaki bir olgunluğa erişir. Kant için, doğal yetenek ve becerilerin doğru şekilde geliştirilmesi kültür ile ilişkidir. İnsanın bu becerilerinin somutlaştığı ortam kültürdür. İlerleme, işlenmiş kültürün ürünlerinde eylem, duyuş ve kavrayış olarak bir olgunluğa ve dakikliğe karşılık gelir. Herder ise, kültürü, düşünce tarihine kazandırdığı önemli kavramlardan biri olan “Bildung”la ilişkilendirir. Bu kavram insanın kendisini eğitim ve kültür aracılığıyla yükseltmesi anlamına gelir. Alman idealist geleneğinin tümüne yayılmış olan bu fikir, hümanizmanın asıl kavramı olarak karşımıza çıkar. Hem bilgi olarak hem de ahlak olarak aklın yetkinleştirilmesi, insanın mevcut bilgiyi, kültürü ve olan biteni göz önünde bulundurarak, kendisini kendi tikelliğinden kurtarıp evrensel olana yükselmesini ifade eder.
19. yüzyıl düşünürlerine göre tarih üzerine felsefi soruşturma yapmak ne anlama gelmektedir?
Fichte, öncelikle, tarihçinin yapması gereken şeyin kendi içinde bulunduğu dönemi aydınlatmak olduğunun altını çizer. Her dönemin kendi belirli amaç ve eylemleriyle şekillenmiş kendine özgü bir yaşamı vardır. Tarihçinin görevi kendine özgü bu yaşamın özelliklerini saptamak ve bu özelliklerin nasıl şekillendiğinin izlerini sürmektir. Bu bir tarih felsefesi etkinliğidir. Schelling de tarih üzerine felsefi soruşturmanın “tarih nasıl mümkündür” sorusuyla başlayacağını ifade eder. Schelling’in bu sorudan hareket etmesinin nedeni, savlarını varolan her şeyin bilinç aracılığıyla varolduğuna ve tüm geçmişin de herkes için ancak bilinç aracılığıyla varolabileceğine dayamasıdır. Hegel ise, tarih felsefesi deyince, tarih üzerine felsefe yapmayı değil doğrudan doğruya tarihin kendisini düşünmektedir. İnsan aklının özgürleşmesinin bir taslağı olacak şekilde, aklın gelişiminin basit evresinden karmaşık evresine kadar kendisini tarih olarak somutlaştırmasını konu edinen bir felsefe atılımıdır bu.