AÖF Soru Bankası
TAR417U · Ünite 7

Annales Tarih Okulu

  • 24 soru-cevap
  • Tarih Felsefesi
1

Voltaire, D’Alembert ve Diderot Ansiklopedi'de yer alan tarih maddesinde tarihi nasıl tanımlar?

Voltaire (1694-1778), D’Alembert (1717-1783) ve Diderot’nun (1713-1784) Ansiklopedi’si için yazdığı tarih maddesinde, tarihin "gerçekleştiği kabul görmüş olayların öyküsü" olduğunu önerir. Bu yazı türünün anlatısal ve ahlaki değerini ele aldıktan sonra tarihin yazımında da güzel betimlemelerin önemini vurgular. Çünkü tarih denilen anlatı sanatı, önünde sonunda, Aristoteles’e uzanan bir sınıflandırmaya göre, belagatin bir alt dalıdır.

2

Kurdukları yeni düzenin miladını 1793 yılı olarak belirleyen devrimciler neyi hedefler?

Kurdukları yeni düzenin miladını 1793 yılı olarak belirleyen devrimciler, yeni bir takvim icat etmekle kalmazlar; geçmişi, şimdiyi ve de geleceği yeniden tasarlayıp inşa etmeye girişirler. Dönemin önde gelen düşünürlerinden Volney (1757-1820), üstadı Condorcet’nin (1743-1794) izinden giderek tarih bilgisinin doğa bilimlerindeki kesinliklere ulaşamayacağından ve tarih yazımı da anlatım becerilerine dayanan bir sanat olduğundan, geçmişin bugüne aktarılmasına yönelik işlemlerde olgulara sadakatin bir zorunluluk olmadığını yazabiliyordu. Condorcet’nin bir diğer takipçisi Auguste Comte (1798-1857) ise tarihin ancak ve ancak ele aldığı olaylar arasındaki ilişkileri Toplumbilimsel yasalar çerçevesinde kurmaya başladıktan sonra bilimsellik düzeyine erişebileceğini öneriyordu.

3

Tarihçiler ne zaman kurumsal bir konum almaya başlar?

Uzun on dokuzuncu yüzyılda, siyasal iktidarların geçmişi kendi çıkarları doğrultusunda araç sallaştırmaya başlamaları ve tarihin retorik ve de kurmaca ile bağlarını koparıp bilimsellik zırhını elde etme süreci sırasında tarihçiler, kurumsal bir konum kazanmaya başlarlar.1812’de Sorbonne Üniversitesinde tarih kürsüsü kurulur ve tarih yazımı da zaman içinde açıklamaya ve belgelendirmeye dayalı pozitivist bir mesleğe dönüşür.

4

Charles Seignobos ve Victor Langlois Tarih Tetkiklerine adlı kitaplarında tarih anlatısının nasıl olmasını isterler?

Charles Seignobos (1854-1942) ve Victor Langlois (1863-1929), Tarih Tetkiklerine Giriş adlı kitaplarında, belgeye dayanmayan tarih anlatısının edebiyat olacağını vurguladıktan sonra haricî tenkidin, kaynakların –onların deyişiyle, geçmişin izlerinin– sahihliğini denetlemenin ve anlatının bağlamını; iç tenkitin ise, olayların tutarlı biçimde ve mantıksal düzlemde yorumlanmasının koşullarını oluşturması gerektiğini yazarlar. Eski, Orta, Yeni vs. diye çağlara ayırdıkları tarihe, paleografya,  nümizmatik gibi yardımcı bilimler de atayarak bu disiplinde uzmanlaşmanın önemini vurgulamaktan geri kalmazlar. Pozitivistlere göre tarihsel anlatı ne malumatfuruşluğu ne de sanatlı anlatımları kaldırabilir. Olayların anlatımında edebî ve şairane dil kullanımını hoş görmeseler de açık, özenli ve güzel yazmayı mesleğin başat zorunlulukları olarak sunarlar.

5

Seignobos Méthode historique appliquée aux sciences sociales [Tarih Yönteminin Toplumbilimlere Uygulanışı] adlı eseriyle neyi hedefler?

Seignobos bir adım daha atar: 1902’de, Sorbonne’daki tarih yazımı üzerine olan derslerini Méthode historique appliquée aux sciences sociales [Tarih Yönteminin Toplumbilimlere Uygulanışı] adıyla yayınlar. Hedefi, tarih için geliştirdiği yöntembilimini, kürsüleri üniversitelerde oluşturulmaya başlanan toplumbilimlerine (sosyoloji, etnografya, folklor) uygulamaktır.

6

F. Simiand 1903 yılında yayınladığı “Tarihin Yordamı ve Toplum Bilimleri” adlı yazısında pozitivist tarihçilerini ne ile itham eder?

Durkheim’in öğrencilerinden François Simiand (1873-1935) 1903 yılında yayınladığı – Annales dergisinde 1958’de yeniden yayımlanan “Tarihin Yordamı ve Toplum Bilimleri” adlı yazısında pozitivist tarihçileri, iddialarının aksine, bilimsel olmamakla ve birbiriyle ilintisi kuşkulu olayları birbirine eklemleyerek çözümleme derdine düşmüş olmakla itham eder. Bununla da kalmaz, tarihçilerin üç putunu ifşa eder: a) Siyaset Putu: Siyasi düzlemdeki olaylara diğer toplumsal olguların rağmına verilen öncelik; b.) Birey Putu: Toplum yerine bireyi merkezi alan açıklama biçimi; c.) Kronoloji Putu: Nedenselliği yalnızca zaman- dizim üzerinden kuran bir anlatıma bağlılık. Uyarıları aynı üniversiteden iki genç tarihçi, Lucien Febvre (1878-1956) ve Marc Bloch (1886-1944) tarafından ciddiye alınacaktır.

7

Paul Vidal de la Blache toplumu nasıl tanımlar?

Lucien Febvre öğrencilik yıllarında, insan ve mekân arasındaki ilişkiye yeni bir bakış açısı getiren Paul Vidal de la Blache’dan (1845-1918) etkilenir. Bugün Fransa’da modern coğrafyanın kurucusu olarak kabul gören Blache, bu iki temel kategori arasındaki ilişkisellik üzerine odaklanırken toplumu hem çevresini biçimlendiren hem de çevre tarafından biçimlendirilen bir yapı biçiminde tanımlar; bir toplumun varlığını ve koşullara göre evrilebilmesini belirleyenin “yaşama biçimi” olduğunu önerir. Jeolojik bir oluşum olan ırmak bir topluluk için elindeki araçlar ve yatkınlıklarına bağlı olarak bir ulaşım mekânı olarak algılanabileceği gibi pekâlâ bir engel olarak da görülebilir. Ne var ki her bir toplum dönüşür ve bir ırmak, farklı temsiller ve kullanım alanlarına kaynaklık eder. Dolayısıyla,  toplumların yaşamında zorunluluklar değil, olasılar evreni bulunur.

8

Berr’in 1900 yılında yayınlanmaya başladığı dergisi Revue de Synthèse Historique ile neyi amaçlar?

Blache’ın takipçilerinden Henri Berr’in (1863-1954) beşeri coğrafyanın tarihselleştirilmesi çağrısından etkilenen Febvre, Yeni çağ  tarihinin bu anlayış çerçevesinde coğrafya ile eklemlenmesinin koşullarını araştırır. Doktora tezini hazırlarken, Berr’in 1900 yılında yayınlanmaya başlayan Revue de Synthèse Historique’e [Tarihsel Sentez Dergisi] yazılarıyla düzenli katkıda bulunmaya başlar. Söz konusu dergiyi Berr, bir yandan bilimsel disiplinlerin aşırı uzmanlaşarak kendi içlerine kapanmasını engellemek için diğer yandan, pozitivist tarihçilerin Durkheim Okulu karşıtı konumlarına bir alternatif olarak çıkarır.

9

Berr'e göre tarihin amacı ne olmalı?

Berr, bilimsel yasaların ve nedenselliklerin peşinde olan Durkheimci yöntemden yana olsa da katı teorik çerçeveleri ve dogmatizmi reddederken tarihçinin şimdiki zaman ile bağlantısını koparmamasını, psikolojik ve zihinsel örüntüleri de ele almasını öğütler. Berr’e göre tarihin amacı yalnızca tüm uygarlıkları aynı düzlem üzerinde ele alan hem eşzamanlı hem de artzamanlı geniş çaplı bir bakış açısı sunmak değildi. Tarihin amacı, aynı zamanda, uygarlıkların birbirlerini anlamalarına ve diyalog kurmalarına imkân veren bir araç oluşturmak olmalıydı.

10

Anakronizm terimi neyi ifade eder?

Anakronizm; tarih metinlerinde ya da edebi metinlerde yeniden kurgulanan, referans dönemde var olmayan bir kavramın ya da nesnenin o dönemde varlığını sürdürdüğü düşüncesi ve çoğu zaman, yanılgısı. Sanıldığının aksine, özellikle kavramlar söz konusu olduğunda anakronizmin saptanması kolay değildir.

11

1933’te Collège de France’a seçilen Lucien Febvre tarih ile ilgili hangi görüşü savunur?

Lucien Febvre, Blache ve Berr’in yanı sıra döneminin en önemli pozitivist tarihçilerinden ve bu tür tarihçiliğin yayın organı Revue Historique’in [Tarih Dergisi] kurucularından Gabriel Monod’nun (1844-1912) da yakın çevresindedir. Lucien Febvre 1933’te ülkenin en saygıdeğer eğitim kurumu Collège de France’a seçilir. Buradaki açılış dersinde tarihçinin belgelerden ziyade düşünsel bir dizgeye oturtulmuş sorulardan, başka türlü dersek sorunsallardan yola çıkması gerektiğini vurgular. Özellikle yoğunlaştığı 16. yüzyıl Avrupası’nda eğitim görmüş bir insanın neleri düşünebilip neleri tasavvur edemeyeceğini araştırır. Başka türlü denilirse o çağda hangi kavramların dil düzleminde ifade edilebilir olduğunu saptamaya çalışır. Bir dönemin hatta çağın baskın zihin yapılarının ortaya konmasının, anakronik çözümleme biçimlerinden kurtulmak için bir araç olmakla kalmayıp önemli bir araştırma alanı olarak  temayüz edeceğini önerir. Le problème de l’incroyance au XVIe siècle. La religion de Rabelais [16. yüzyılda İnançsızlık Sorunu. Rabelais’nin Dini] adlı kitabında, Rabelais’nin ateist olma imkânları üzerinden – yazar bunun mümkün olamayacağını göstermek ister – zihniyetler sorusunu kurcalamaya girişir. Bu doğrultuda, 16. yüzyıla ait zihinsel tertibatın (outillage mental) yeniden ortaya konulabilmesi için 16. yüzyıl insanı hakkında öne sürülen türlü niteliklerin (kuşkucu ve rasyonalist olması vb.) gerçeklik koşullarını eleştiriye tabi tuttuğu türlü kaynaklar üzerinden sınar ve böylelikle çözümlemesinde ‘tüm günahların arasında en affedilemez olanı’ anakronizmden kaçınmanın yollarını göstermeyi dener.

12

1930’lardan 1950’lere dek hazırladığı yöntembilim yazılarında Febvre neyi savunur?

Febvre 1930’lardan 1950’lere dek hazırladığı yöntembilim yazılarında, belge fetişine ve yüzeysel anlatıma karşı çıkarken tekdüze mantığa dayalı pozitivist tarih yazımını topa tutar ve tarihin yalnızca yazılı belgelerle yapılabileceği düşüncesini eleştirir. Ona göre, genel bağlamından kopartılmış, yalıtılmış belgeler bir olgular bütününü kurmaya izin vermez. Kaldı ki tarihçi çeşitli bilinçli ve bilinçdışı işlemlerle belgelerini veri olarak yeniden düzenlerken bunları, ideolojik konulanımı, sorunsalları en azından basit nedensellik çerçevesine göre, doğasını dönüştürür. Geçmişin karmaşık olaylar ve olgular örüntüsünü tekdüzeleştirir ve  yassılaştırır. Dolayısıyla ne nesnellik ne de belgelere dürüst yaklaşmakla ulaşıla bilineceği varsayılan tarafsızlık, sanılanın aksine, tarihçinin ulaşabileceği hedefler değillerdir. Öte yandan, hiçbir yazılı belgesi olmayan toplulukların ve onların kurumlarının disiplinler arası yöntemler aracılığıyla incelenebileceğini önerir. İnsana ait olan, onu anlatan ve onun varlığına işaret eden her şeyi, nesneleştirilebilir veri kabul eder.

13

Bloch ile Febvre hangi dergiyi birlikte çıkarırlar?

1919’den itibaren Strasbourg Üniversitesinde birlikte çalışmaya başlayan Bloch ile Febvre 1929’da aynı üniversitenin çatısı altında, ileride kurucusu olarak anılacakları tarih yazımı okuluna adını verecek Annales d’histoire économique et sociale adlı dergiyi  yayınlamaya başlarlar. İktisadi ve toplumsal tarihi öne çıkaran dergiyi, kısaca Sorbonne, Revue historique ve Charles Seignobos üçlüsünün temsil ettiği, belge merkezci tarihçiliğin karşısında konumlandırırlar.

14

Marc Bloch Feodal Toplum adlı yapıtında neyi vurgular?

Marc Bloch, Henri Berr’in İnsanlığın Evrimi adlı monografi dizisinde 900 ve 1250 yıllarını ele almak üzere hazırladığı Feodal Toplum adlı bugün bile değerini koruyan yapıtında, toplumsal yaşam üzerindeki tarihsel ve kültürel etkilerin çeşitliliğini vurgular. Marksist tarihçilerin aksine, tarihsel süreçlerin incelenmesinde anlatımını maddi etmenlerin ve özellikle üretim biçiminin üstyapıyı belirleyeceği varsayımını ön kabul olarak kullanmaz. Bloch, feodal toplumdaki sınıfsal yapıları, çatışmaları, siyasal ve kültürel  değişimi çözümlemeye çalışır. Her ne kadar eserinde Durkheimci terimlere rastlanılsa da o okulun Durkheim öldükten  sonra tekdüzeleşmeye başlayan toplumbilimi yöntemini benimsemez. Febvre’de olduğu gibi Bloch için de tarihsel çözümlemenin nesnesi olan tarihsel süreçlerde zorunluluklar, dolayısıyla yasalar değil, olasılar evrenleri vardır. İnsanın yaşam ortamı tümden tüme belirlenmiş değildir, olumsaldır ve belirlenimlerin türlü eylemlilik kipleri üzerinden aşındırabileceğini savunur.



15

Tarihçinin Mesleği adlı yapıtında Bloch tarihciliği nasıl tanımlar?

Tarihçinin Mesleği adlı yapıtında Bloch pozitivist tarihçiliğin türlü eksikliklerini (örneğin süreçler yerine kökenlere verilen öncelik) ortaya koyarken kendi yaklaşımını da ortaya koymaya başlar. Geçmiş ile şimdi arasında var olduğu öne sürülen ayrılığı yapay bir ayrılık olarak gördüğünden, tarihin geçmişin bilimi olarak tanımlamasını kabul etmez ve tarihi daha ziyade zamanın akışı içindeki insanlarla ilgili bir bilim olarak tanımlar ve tarihin konusunu da insanlığın gelişimi, örgütlenmiş zümreler, insanların içinde yaşadıkları toplumlar olarak belirler. Şimdiki zaman, sürekli olarak bir çehre değişimine tabiidir ve oluşunun her anında başkalaşıma uğrayıp geçmiş oluverir. Dolayısıyla, şimdiki zaman ve geçmiş zaman iç içe geçmiş durumdadırlar. Ne var ki şimdi doğrudan algılanabilse de geçmiş zaman ancak dolaylı yollardan anlaşılabilir. Ona göre, tarihin asıl kavraması gereken donmuş yazılı belgeler, geçmişin teknolojileri ve kendilerini oluşturanlardan bağımsızmış gibi gözüken kurumlar değil, insanlar ve bıraktıkları izlerin doğasıdır. Tarihsel bir araştırmada başvurulacak tanıklar sadece arşiv ya da kütüphane envanterlerinden, müze kataloglarından, türlerine göre tasniflenmiş metin derlemelerinden ibaret değildir. Bloch’a göre en sarih tarihsel belgeler veya metinler, tarihçi ancak onları tutarlı biçimde sorgulayabiliyorsa konuşmaya başlarlar. Dolayısıyla, araştırmacı belgedekileri yeniden kaydetmez, konuşturur. Belgelerin değerlendirilmesi, Bloch’a göre, aslında o belgeyi bırakan toplumun zihniyetinin çözümlenmesidir.

16

Bloch ile Febvre arasında ne gibi bir görüş farkı bulunmaktadır?

Bloch ile Febvre arasındaki bir ayrıma dikkat çekelim: March Bloch, Seignobos’a ve onun çok önemsediği belge temelli yazıma Febvre kadar karşı çıkmaz. Kural arayıcı ve karşılaştırmacı Durkheimci yöntemin karşısında, belli bir bölgeye özgü olan tikel nitelikleri saptamaya çalışan Vidalcı yaklaşım yer alır. Bloch ve Febvre bu iki yaklaşımı birleştirmeyi önlerine koymuş olsalar da vurguları farklı olmuştur. Febvre, Vidal’e daha yakındururken Bloch, Durkheimci toplumbilimsel çözümlemeye daha yatkındır.

17

Bloch'a göre tarih çalışmalarında karşılaştırma yönteminin yeri nedir?

Bloch; karşılaştırmanın farklı toplumsal ortamlarda ortaklıkları göze çarpan olguların birbiriyle ilişkilerini, ilintilerini gösterebileceğini; onların kıyaslanmasıyla da aralarındaki farklılıklar ve benzerlikler üzerinden evrimlerinin anlaşılabileceğini ve onları çevreleyen daha genel olguların, yapıların açıklanabileceğini önerir. Bloch, farklı toplumların özgünlüklerini saptamada, karşılaştırılan toplumların hangi nitelikleriyle farklılaştıklarını belirlemede karşılaştırmalı yöntemden daha kapsamlı ve yararlı başka bir yöntem olmadığını belirtir.  Ancak karşılaştırmanın sağlayacağı görece somut sonuçlara ulaşmak için bu işlemin sağlam bir belge dizisine, akılcı bir eleştiriye ve olgu çözümlemesine dayanması gerektiğini vurgular. Böylece hem zaman hem de mekan olarak birbirine yakın ya da uzak olan toplumlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar, buradan da insan topluluklarındaki süreçler ve evrimler ortaya konabilecektir.

18

F. Braudel'in zaman algısı, 19. yüzyıl sosyal bilimlerinin benimsediği pozitivist-ilerlemeci anlayışından hangi yönden farklılık göstermektedir?

Fernand Braudel’in zaman algısı, 19. yüzyıl sosyal bilimlerinin benimsediği pozitivist-ilerlemeci anlayışın bir eleştirisini içerisinde barındırmaktadır. Braudel’e göre her şeyi kuşatan, neredeyse nesnel biçimde algılanabilen bir zaman vardır. Ancak zihnimizin yaratısı olan farklı zaman düzlemleri ile yaşanmış ya da yaşananı çok katmanlı olarak ele almak mümkündür. Dolayısıyla Braudel meydana getirdiği üç katmanlı zaman kurgusuyla objektif zamandan kopuk olmadığını düşündüğü türlü zamansal süreçleri çok boyutlu ele almayı mümkün kılan bir yaklaşım getirir. Birbirine geçişken üç farklı zaman akışı üzerinden geçmiş ve yaşanmakta olan dönem, farklı düzlemlerde (iktisadî, toplumsal, siyasî, kültürel) ele alınabilir hâle gelir.

19

Braudel’in bir yöntem önerisi olarak da değerlendirilebilecek üç katmanlı zamanında  hangi katmanlar yer almaktadır? 

Braudel’in bir yöntem önerisi olarak da değerlendirilebilecek üç katmanlı zamanında en üst katmanı kısa süremli zaman oluşturmaktadır. Bu katman birbirini takip eden olay dizilerinden oluşur. Bloch ve Febvre’in kıyasıya eleştirdikleri olaymerkezli tarihin (histoire événementielle) zemini burasıdır: Askeri olayların ve devletler arası ilişkilerin tarihi; başka bir deyişle pozitivist tarihçilerin anlattıkları tarih. Konjonktürel ya da çevrimsel zaman ise gelişmelerin daha uzun toplumsal süreçlere yayıldığı ikinci katmanı oluşturur. Bu katmanda uzun zamana yayılan süreçlerin etkin olduğu, insan topluluklarının ve onların türlü sosyokültürel pratiklerinin toplamı olan toplumsal tarih bulunur. Braudel, en önemli tarihsel aktörlerin bile inanç ve davranışlarının, idare ettikleri ekonomi ve kurum
larca belirlendiğini ve bu ekonomi ve kurumların ise, en alt katmanı oluşturan iklim ve coğrafyanın zorunluluklarıyla şekillendiğini öne sürer. Yüzyıllara hatta bin yıllara yayılan bu uzun süremli zamanen alt katmanı oluşturur.

20

Braudel’e göre tarihsel süreç nasıl gerçekleşir?

Braudel’in gerek Akdeniz Dünyası’nda gerek Maddi Uygarlık Ekonomi ve Kapitalizm’de ustalıkla ortaya koyduğu tarihin üç katlı inşasında, tarihsel sürecin her bir katmanı hem kendisinden sonrakilerle etkileşim hâlinde hem de kendisinden sonrakilerin sınırlarını belirleyen ve hem de onları açıklar niteliktedir. Buradan hareketle de tarih, geçmişten veya dünden hareketle bugünün anlaşılması, hatta bir bakıma şimdinin araştırılması olarak görülür. Ancak hem Akdeniz Dünyası hem de Maddi Uygarlık kitaplarındaki üçlü bölümlenme birbirinden soyutlanmış hatta bazen kopuk kalmakla da eleştirilir. Akdeniz Dünyası için sıklıkla yinelenen eleştiri Braudel’in ikinci başyapıtı içinde geçerlidir bir dünya üçe bölündüğünde onun hareketliliği, yaşamsallığı kavranamaz hâle gelir.

21

Georges Duby neleri tarih çalışmaların kaynağı olabileceğini düşünür? 

Georges Duby (1919-1996), ilk çalışmalarından itibaren Orta çağ kavramını sorunsallaştırırken farklı çözümleme araçlarını devreye sokar. Orta çağ tarih çalışmaların kaynağı olarak pek kabul edilmeyen ikonografik ve arkeolojik kaynakları hatta kırsal bölgelerde tarlaların aldığı şekilleri çözümlemelerinde kullanır.

22

Febvre ve Bloch’un dolaşıma soktukları zihniyetler kavramı ilerleyen zamanlarda ne gibi yeniliklere yol açar?

Febvre ve Bloch’un dolaşıma soktukları zihniyetler kavramı (mentalités) Labrousse’un dizisel-istatistikî tarihi öne çıkaran yönteminin etkisiyle ortadan kalkar gibi olduysa da 60’lı yıllarda Annales’in kurucularının öğrencisi Robert Mandrou (1921-1984) tarafından yeniden kavramsallaştırılır. Zihniyetler kavramı, Michel de Certeau (1925-1986) ve Carlo Ginzburg (1939 doğumlu) tarafından daha da geliştirilir. Kolektif ruh hâli tanımı üzerinden, Philippe Ariès (1914-1984) ölüm ve çocukluk, Jean Delumeau (1923-2020) korkular ve günahlar, Jacques Le Goff (1924-2014) berzah âlemi, Mandrou ise iblisin toplumsal bellekte yeri ve işlevleri üzerine uzun dönem yaklaşımlı monografiler hazırlarlar. Labrousse ile başlayan nicel dizi oluşturma işlemleri de son kuşakta Yeni ve Yakınçağ uzmanlarının çalışmalarının başlangıç noktası olarak belirir. O kadar öyle ki dizisellik üzerinden toplumsal süreklilik ve ayrışmaları inceleme refleksi kültür tarihi alanında bile başat konuma gelir. Öte yandan, 1970’lerde yapısalcı anlatı, anlam ve budun bilimlerinin getirdiği çözümleme biçimlerinin cazibesi üçüncü kuşağın bazı üyelerini kültür tarihine çeker.

23

Genel olarak bakılınca, Annales’ciler tarih yazımına ne gibi yenilikler getirmiş oldu?

Her ne kadar ilk dönemlerinden itibaren Annales’ciler disiplinler arası çalışmalar da başı çektilerse de ilk kuşağın iktisat, coğrafya ve nüfusbilim ile ikinci ve üçüncü kuşakların bunlarla birlikte edebiyat, sanat tarihi, budunbilim vs. ile ilişkilerini anımsayalım Dijital Beşerî Bilimler gibi araçların gelişmesi yeni uygulamaları getirdi. Örneğin, yöntem ve yaklaşım bakımından takımadalara benzeyen son kuşak Fransız tarihçileri, çözümlemelerinde eylemliliğin en az toplumsal ve iktisadî yapılar kadar önemli olduğunu vurgularken tarihin yan ve alt alanlarının (örneğin yeni diplomatika çalışmaları) tümünde farklı açılımlar getirir.

24

Annales Okulunun Türkiye’de tarih yazımı tartışmalarında önemli bir yer tutmasında hangi tarihçiler etkin rol almıştır?

Annales Okulunun Türkiye’deki tarih yazımı tartışmalarında baskın bir yer tutmaya başlamasının, kısmen dolaylı yoldan, Amerika Birleşik Devletleri’nde Immanuel Wallerstein ve onun çevresinde geliştirilmeye başlanan merkez-çevre temelli iktisat tarihi çalışmaları bağlamında Wallerstein ile birlikte çalışan Çağlar Keyder, Huri İslamoğlu ve Reşat Kasaba gibi tarihçiler aracılığı ile olmuştur. Türkiye’de 1990’lı yıllar sonrasında önem kazanmaya başlayan toplumsal tarih ve kültür tarihçiliğinde zihniyetler tarihçiliği ve mikro tarihsel bakış açısı önem kazanır. Bu da adı geçen okulun yöntem ve çözümlemelerinin derinlemesine tartışılmasına zemin hazırlar. Annales Okulunun Türkiye’de tarih yazımı tartışmalarında önemli bir yer tutmasında Mehmet Ali Kılıçbay’ın okulun üç kuşağının belli başlı temsilcilerinin en önemli kitaplarından yaptığı çeviriler önemli bir yer tutar.

Ünite 7 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç