AÖF Soru Bankası
TAR417U · Ünite 8

Yapısalcı, Post Yapısalcı ve Post Modern Tarih Anlayışları

  • 23 soru-cevap
  • Tarih Felsefesi
1

Modernizm nasıl ortaya çıktı?

Modernizm, Avrupa’da yaşanan siyasal, sosyal, ekonomik ve bilimsel alandaki gelişmeler sonucunda özellikle Sanayi İnkılabıyla kendini gösteren yeni bir yaşam ve düşünce tarzı olarak belirmişti. Avrupa’da, 16. yüzyıldan itibaren başta kolonyalizmle birlikte varsıl ekonomik çevrelerin oluşması, sonrasında bunun sanat ve düşünce hayatında bir zenginleşmeyi (Rönesans) beraberinde getirmesi, bundan etkilenen bir dinsel dönüşüm (Reformizm), toplumsal bir değişimi başlatmıştı. Kesintisiz bir süreç olmamakla birlikte 18. yüzyılda ortayaçıkan ve birbirini etkileyen Sanayi İnkılabı, Aydınlanma Düşüncesi ve Fransız İhtilali çerçevesinde şehirli yaşam, yeni zihniyeti haber veriyordu. İşte Aydınlanma Düşüncesini temel alan, ilerlemeye inanan, akıl ve bilimi bunun vasıtası olarak kabul eden modernizm, bu yeni dönemin adı oldu. Daha tanımsal bir yaklaşımla modernizm, aydınlanma düşünürlerinin “nesnel bilimi, evrensel ahlak ile hukuku ve kendi ayakları üzerinde duran sanatı, kendi iç mantıkları temelinde geliştirme” konusunda gösterdikleri olağanüstü bir düşünsel çabayla ilişkiliydi.

2

Hangi isimler 19. yüzyılın sonunda modernizmin sorunlu yönlerini eleştirmiştir?

Aslında Modernizme yönelik kökten eleştirilerin başlangıcı 19. yüzyılın sonudur. Marks’ın aydınlanmayı mülkiyet, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik gibi bazı temel ilkelerle karşıt bulması, onu burjuva temelli olmakla eleştirmesi, moderniteye yöne lik ilk önemli eleştirilerden sayılabilir. Bu durum Marks’la sınırlı kalmadı. Nietzsche ilerlemeyi “modern ama yanlış bir düşünce” olarak tanımlamıştır. Freud ise Psikanaliz Kuramı çerçevesinde ortaya attığı bilinçdışı çerçevesinde, özne, benlik, öznellik, gerçeklik gibi kavramlardan hareketle Aydınlanma Düşüncesi ve sunduğu “uygarlık projesi” olarak modernliğin sorunlu yönlerini eleştirmişti.

3

Lyotard Postmodernizmi nasıl tanımlamıştır?

Postmodernizm üzerine en önemli çalışmalardan kabul edilen Postmodern Durum’un yazarı Lyotard şöyle tanımlamıştır: “Aşırı basitleştirilmiş bir ifadeyle diyebiliriz ki, “postmodern” sayılan tutum, üst-anlatılara karşı inançsızlıktır.” 

4

Postmodernizm neyi ortaya çıkardı?

Postmodernizm, modern paradigmanın ana felsefesi olan pozitivizmin uzun zamandır belirlediği yaklaşımın yeniden inşasında, heterojenliği ve farklılığı ön plana çıkardı. Ayrıca modernitenin özel ikle göz ardı ettiği bütüncül paradigmalara karşı derin bir güvensizliği beraberinde getirdi. Rorty (1979), Kuhn (1972) ve Feyerabend’in (1975) bilim felsefesi alanına getirdikleri yeni görüşler; Foucault’nun tarihte süreksizliğe ve farklılığa yap tığı vurgu; matematik alanında katastrof ve kaos teorileri, fraktal geometri gibi belirlenemezliği temel alan yeni gelişmeler; politika, antropoloji ve etikte “öteki” kavramının saygıdeğerliğine ilişkin oluşan duyarlılık, bir değişime işaret etti. Bu örneklerdeki temel eğilim “üst-anlatılar”ın ya da evrensellik iddiası taşıyan nesnelliğin reddedilmesi olarak karşılık buldu.

5

Postmodernizm hangi alanlara eleştiri getirmiştir?

Postmodernizm konusunda eser veren, düşünce üretenlerin hepsi başka özellikler dile getirse de kökeni itibariyle modernizm eleştirisi içerdiği için şu temellendirmelerin konuyu biraz daha anlaşılır kılabileceğini söylemek mümkündür: 1) Anti-Modernizm olarak; 2) Batı uygarlığının reddi olarak; 3) Modern bilimin reddi olarak; 4) Nihilizm olarak; 5) Modernizmin devamı olarak; 6) Kapitalizmin devamı olarak; 7) Yaşanan bir durum olarak ve 8) Kuşkuculuk olarak postmodernizmden bahsedilebilir. Görüldüğü üzere postmodernizm, modern temelli olduğu düşünülen her bir alana ilişkin farklı eleştiriler getirmiştir. Postmodernizm, modern düşüncenin unsurları olarak sayılabilecek biçimcilik, düzen, hiyerarşi, ilerleme, akılcılık, seçkinlik, erkek egemenlik, büyük anlatı, ideoloji, nesnellik gibi kavramlara tabiri caizse savaş açmış gibidir. Kabul etmek gerekir ki modernizm, aydınlanmaya dayalı bu kavramları bir anlamda önemser ve meşru kılarken, bu kavramların toplumsal ve bireysel yansımaları her zaman olumlu görülmemişti. Bütün bu modernizm eleştirileriyle teori ve pratikteki çelişkili durumlar gündeme taşınmış, çoğu süreç içinde değersizleştirilmiştir. Postmodern düşünürler bu kavramların her birinin yerine neredeyse karşıtlarını önermişlerdir. Örneğin “biçim”in reddi, kaos, heterarşi, döngüsellik, sıradanlık, akıl dışılık, cinsiyet eşitliği, kişisel ya da yerel anlatılar, bireycilik, öznellik ya da görecelilik, yorumsallık bunlardandır. Dünya da dile getirilen modernizm eleştirilerinin, süreç içinde kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ve bireyselleşmesiyle birlikte kendini yeniden üreten kapitalizm içinde bir pazar karşılığı da bulduğu söylenebilir

6

Postmodernizmin tarih yazımına yansımaları hangi alanda olmuştur?

Postmodernizmin tarih yazımına yansımaları iki ayrı ve ilişkili kanaldan kaynaklanmıştır. Bunlar modern bilime getirilen eleştiriler ve modern tarih disiplinindeki epistemolojik gelişmelerle ilgilidir.

7

Postmodernizm, tarih yazımını hangi üç temel yaklaşımla etkilemiştir?

Postmodernizm, tarihyazımını üç temel yaklaşımla etkilemiştir. Bunların başında Yapısalcılık gelir. Bütünüyle dairenin içinde tanımlanmasa da daha sonraki postmodern kültür ve edebiyat alanındaki eleştirilere dayanak oluşturmuştur. İkincisi, bundan ilham alan ve postmodernizmin ana eleştiri odağını üstlenen Post-yapısalcılıktır. Üçüncüsü ise tarih eserlerini edebiyata yaklaştıran Yeni Tarihselciliktir.

8

Postmodernistler, modern bilimin metodolojik-epistemolojik sınırlılıklarını ve sosyal değerini konu ederek neyi eleştirmişlerdir?

Postmodernistler, modern bilimin metodolojik-epistemolojik sınırlılıklarını ve sosyal değerini konu ederek birçok eleştiri getirmişlerdir. Bunların başında modern bilim paradigması olarak tanımlanabilecek pozitivizmin dayattığı düşünülen olumsuzluklar gelir. Bunlar, pozitivizmin sadece nesneler (materyaller) dünyasına odaklanması ve gerçeği insanın beş temel duyusu aracılığıyla toplanan verilere dayandırmasıdır. Bu durum pozitivizmin metafiziği reddetmesi bağlamında başından beri eleştiri konusu olmasını sağlamıştı. Diğeri ise gerçeğe ulaşma bağlamında geliştirdiği metodolojinin ve sonuçta üretilen verilerin genellikle bir “indirgeme” içerdiği iddiasıydı. Bir diğeri ise aşırı uzmanlaşma nedeniyle her bir çalışma alanında derinleşmiş ancak diğer çalışma alanlarıyla ilişkisi zayıf “beyaz yakalı” bir sınıf yarattığı, bununda toplumda karşılaşılan sorunları çözemediği, üstelik kültürel bir çoraklık yaratığıydı. Zira kültür, insan hayatını tamamen bir felaket olmaktan kurtaran şeydi.

9

19. yüzyılın tarihyazımı tartışmalarının temel konuları nedir?

19. yüzyılın tarihyazımı tartışmalarının temel konularını tarihselcilik ve tarihsicilik çerçevesinde, tarihin çizgisel olarak mı ilerlediği yoksa döngüsel mi olduğu, tarihsel olayların rastlantısal olarak mı gerçekleştiği, yoksa olgular ve olaylar arasında nedensellikle açıklanabilecek yasaların olup olmadığına dair tartışmalar oluşturmaktadır. Bu tartışmaların temelinde, tarihin farklı farklı tarihler yerine yalnızca bir tek süreçten oluşan yaşanmışlığın anlaşılması yer almaktadır. 

10

20. yüzyılda tarihyazımı tartışmalarında ne gibi bir değişim görüldü?

20. yüzyılda tarihyazımı tartışmaları, sosyalbilim temelli çalışmalara dönüşmüştü. Bu eğilim, geleneksel tarihyazımının temel kabullerine meydan okumakla birlikte, tarihin sosyal bilim temelli yeni biçimleri olarak toplumsal yapılara ve toplumsal değişim süreçlerine odaklanmaktaydı. Yapısalcılık da bu yöntemsel tartışmalara
karşı bir meydan okuma olarak ortaya çıkmıştır.

11

Yapısalcılık nedir?

Yapısalcılık (strüktüralizm), bir dilin, bir toplumsal yaşayış tarzının, bir çağın göreli olarak sabit kalmış yapısının, rasyonel olarak kavranmasını temel alan bir akımdır. Yapısalcılık kaynağını dil bilim (linguistik) ve etnolojiden alır. Bu yaklaşıma göre her tarihsel dönem, toplum, kültür vb. ögeler, eşzamanlı biçimde yapısal özellikleriyle ele alınmalıdır.

12

Ferdinand de Saussure’ün dil kuramı hangi temel düşünceye dayanmaktadır?

Ferdinand de Saussure’ün, dil kuramı, birbiriyle ilişkili iki temel fikir üzerinden anlaşılabilir. Bunlardan ilkine göre dil, sözdizimsel bir yapıda olmasının yanı sıra kapalı bir özerk sistemdir. Ayrıca dil, anlam ve anlam birimlerini iletmenin bir aracı değil, anlam, dilin bir işlevidir. İnsan, düşüncelerini aktarmak amacıyla dili kullanmaz, fakat dil insanın
düşündükleri üzerinde belirleyicidir. Saussure’dan sonra gelen dilbilimcilerin çoğunun
iddiası, yüzeysel fenomenlerde ve de onların ardında zihinde içkin genetik bir yapısal mekanizmanın olduğudur. Böylece yapısal düzeyde farklı kültürel sistemler karşılaştırılabilir hâle gelmektedir.

13

Saussure'ün dil kuramında hangi kavramlar öne çıkmaktadır?

Saussure’ün bu ilk argümanında dil, belirli kurallarla çalışmaktadır. Yani dil ile ve gerçeklik arasında ilişki yoktur. Saussure bu yaklaşımını temellendirirken dil [langue] ve söz [parole] kavramlarını kullanmaktadır. Bu anlamıyla dil [langue] dilin yapısını, söz [parole] ise ifadeyi açıklar. Böylelikle dil, sosyal gerçekliği dışa vurmaz. Yani kelimeler gönderme yaptıklarına -göndergelerine [referents]- denk düşmezler. Bu durum kelime
ile yaşanılan gerçeklik arasında ilişkinin olmadığı anlamı taşımaktadır. Saussure diğer argümanında ise bu denk olmama hâline referans verir. Sözcükler cümlede yer alan diğer sözcüklere göre farklılıklarını ortaya koyan “göstergeler”dir. Bu göstergelerin, gösteren (sözcük) ve gösterilenden (sözcüğün temsil ettiği kavram) meydana geldiğini savunmaktadır. Yapılsalcılara göre dilde gösterilen yerine, sadece gösterenler arası ilişkilerin nasıl olduğu önem kazanmaktadır. Bunun nedeni ise bahsi geçen ilişkinin sosyal olarak inşa edilmesidir. İnsanlar, sözcükleri herkesin hemfikir olduğu gibi kullanma eğilimindedir ancak bunlar, üzerinde uzlaşmaya varılmış toplumsal anlamlara ya da
genel olarak kabul edilmiş toplumsal değerlere ya da toplumun sembolik etkileşimsel dünyasına da yansımaktadır.

14

Yapısalcılara göre tarih nedir?

Yapısalcılar için tarih, geçmişte olmuş bitmişin bilgisi değildir. Onlara göre tarih, geçmişte kalan dilbilimsel, etnografik yapıların saptanmasında başvurmak üzere var olan bir bilgi stoğudur. Tarihte, tüm tariheyayılmış genel olgular yer almadığından dolayı tarihten, genel açıklamalar yapmaya yarayacak bir süreklilik ve düzenlilik çıkartılamaz. Claude Lévi-Strauss, Yapısal Antropoloji kitabında yapısal tarihin temel çerçevesini çizmektedir. Strauss tarihçinin geçmişteki tekil olayları incelendiğinde bir fizikçi gibi davrandığını ifade eder. Tarihçi, üretmiş olduğu metinde tarihi gerçekten de oluşturabilir. Bu tarih
yazma biçimi ise mikro bir tarihtir. Bu hâliyle tarihçinin ortaya koyduğu makro tarihe ulaşamayan geçmişe bağlanmayı başaramayan bir tarihtir. Bu tarih aynı zamanda tahminlere ve ideolojiye dayalı kalacaktır.

15

Türkiye’de yapısalcı tarih anlayışının örneklerini kimler sunmuştur? 

Türkiye’de yapısalcı tarih anlayışının örneklerini görmek mümkündür. Türk ve özellikle Osmanlı tarihinde Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ve Az Gelişmişlik Sorunu tartışmalarını yürüten Kemal Tahir, Doğan Avcıoğlu, Sencer Divitçioğlu, Behice Boran ve Baykan Sezer’in yürüttüğü çalışmalar, yekpare bir grup oluşturmasa, birbirlerine karşı pek çok karşıtlıklar içerse de bunlara örnektir. Diğer tarafta Taner Timur’un Marksist yapısalcı yaklaşımını, Osmanlı Toplumsal Düzeni çalışmasında görmek mümkündür. Timur, “aslında çalışmamızda ele aldığımız dönemin sonuna isabet eden gelişmeleri, Fransız tarihçi F. Braudel tarafından nüanslı bir biçimde geliştirilmiştir” diyerek Annales Ekolü’ne referans vermektedir. Ayrıca Timur, Osmanlı Devleti’ni yapısal olarak üretim biçimi, toprak hukuku, tımar sistemi ve merkeziyetçi unsurları ile yapısal olarak incelemiştir. Benzer biçimde Ömer Lütfi Barkan’ın da gerek Kolonizatör Türk Dervişleri ve Türkiye’de Toprak Meselesi-Toplu Eserler kitabında yer alan çalışmalarında yapısalcı tarih yaklaşımının izlerini görmek mümkündür. İnalcık’a göre Ömer Lütfi Barkan Osmanlı toprak ve tarım sistemine, nüfusuna, ekonomisine dair araştırmalarıyla Braudel’in dikkatini çekmiştir. Ayrıca Barkan, Braudel’in tarih yaklaşımını Türkiye’ye tanıtmada önemli rol oynamıştır. İnalcık kendisinin de Braudel’in eseriyle, 1950’deki Tarih Bilimleri Kongresi’nde tanıştığını, Belleten dergisinde yayımlanan bir makalesinde Braudel’in yaklaşımından yararlandığını ve zaman içinde de Braudel-Barkan’ın takipçisi olduğunu ifade etmektedir.

16

Postyapısalcılar neye vurgu yaptıkları için yapısalcılardan ayrılırlar?

Postyapısalcılık ve aynı zamanda yeni tarihselcilik, geleneksel tarihe karşı yapısökümcü yaklaşımın ortaya çıkışında etkili olmuştur. Derrida genelde, yapısal dilbilim (Saussure) ve antropolojiyi (Levi-Strauss) eleştirmesi nedeniyle postyapısalcı olarak değerlendirilir. Jacques Derrida dilin bilinemez olmasından hareketle dilin amacının olmadığına odaklanır. Sözcükler diğer sözcüklerle farklılıkları üzerinden tanımlanır lakin bu durum anlamın ortaya çıkışını erteler. Kısaca, dilin belirsizliği, dil aracılığıyla elde edilen bilginin de belirlenimsizliği anlamını taşıyacaktır. Bu, tarihsel açıklamalar olarak hakiki anlatılar kurmanın da imkânsız olduğu anlamına gelmektedir. Böylelikle postyapısalcılar söyleme vurgu yaparak metinlerin bilinçli bir biçimde ortaya konan iletişim aracı olmasından
hareketle yapısalcılardan ayrılırlar. Postyapısalcılara göre söylem hem sosyal gerçekliğin inşasında önemli rol oynar hem de bu sosyal gerçeklikten etkilenir. Bu etkileşim ikili bir karakter taşır.

17

Foucault'ya göre, dil ve gerçeklik arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?

Foucault, dil ve gerçeklik arasında bir uçurum görür. Foucault’ya göre gerçeklik, dilin bir anlam yaratmasıyla kurulmaktadır. İnsanlar dili kullanır, ancak dil de insanları kullanır. Sonuç olarak anlatı, iktidar ilişkisi barındıran bir söylemdir. Herhangi bir millet için kullanışlı bir geçmiş inşa etme noktasında bu güç ilişkisi elverişli bir şekilde kullanılabilir.
Bu, tarihçileri harekete geçiren bir güçtür. Foucault’ya göre bütün tarihçilerin, gerçeğin nesnel şekilde araştırılması mitinin önemini savunurken aslında -genellikle ideolojik çerçevede- bir çıkarları vardır.

18

Foucault söylemsel düzeni çözümlemeye hangi adı vermiştir?

Foucault söylemsel düzeni çözümlemeye arkeoloji adını vermektedir. Foucault’ya göre arkeoloji sözcüğü, bir şeyin önceden düşünülüp bildirilmesi gibi bir işleve sahip değildir. Arkeoloji ifadenin ve arşivin düzeyini, ifade düzenlerini ve pozitiflikleri gösterir. Ayrıca oluşum kurallarını, arkeolojik türeme kurallarını, tarihsel a priori kurallarını dâhil eder. Foucault’ya göre arkeolojik çözümlemelerin ilkeleri şöyledir: 1) Arkeoloji söylemlerde gömülü olan gizli ya da açık düşünceleri, temsilleri, imajları ve bu söylemlerin neliğini ortaya çıkarmaya çalışır. 2) Arkeolojinin amacı, söylemleri bağlamı içinde ortaya koymak; temel eğilimlerin biricikliğini ortaya çıkarmak ve belirginleştirmektir. 3). Arkeoloji metinlerin içinde yer alan, düşünceye yön veren ve hakim olan söylemsel tipolojileri ortaya çıkartır. 4) Arkeoloji aynı zamanda bir nesne-söylem hakkındaki sistematik betimlemedir.

19

Türkiye’de postyapısalcı tarih anlayışı ne biçimdir?

Türkiye’de postyapısalcı tarih anlayışı klasik tarihçilerden ziyade, siyaset bilimciler ve sosyologların kullandığı bir yaklaşım olarak görülmektedir. İktidar ve egemen söylem pratiklerinin ya da resmi ideolojinin cinsiyet, kimlik ve etnisite bağlamında ortaya koyduğu söylem pratikleri ve tarihsellikleri temel çalışma alanlarıdır. Sosyal inşacı yaklaşımın iki göstergesi olarak makro ve mikro söylem analizi temelli çalışmalar yapısalcıların aksine dilin inşa edici gücüne odaklanırlar. Klasik tarihçiliğin dokümana yaklaşımından farklı olarak postyapısalcı çalışmalar metnin hiyerarşik ilişkilerine odaklanır ve söylenenin neden söylediğine ve kim için nasıl bir meşruluk zemini oluşturduğuna odaklanır.

20

Yeni Tarihselcilik (New Historisizm) nedir?

Yeni Tarihselcilik (New Historisizm), tarihi, postmodern bir perspektiften edebi metinler gibi inceleyen teoridir. 1980 yılında Stephen Greenblatt tarafından Rönesans’ın Benlik Öztanımı: More’dan Shakespeare’e adlı eserden sonra ortaya çıkmıştır. Yeni Tarihselcilik hiç şüphesiz klasik tarih tanımının ve tarihselcilik anlayışının eleştirisi üzerinden temayüz etmiştir. Yeni Tarihselciliğe göre tarih bir anlatıdır. Tarihsel gerçeklerin aktarımı metinler aracılığıyla gerçekleşir. Biz bu gerçeklere ancak metinler aracılığıyla ulaşırız. Bu nedenle tarihçilerin en güçlü kaynağı metindir. Bu görüşlerinin temelinde Derrida’nın “Metin dışında hiçbir şey yoktur.” iddiası vardır. Konuyla ilişkili başka bir değerlendirme de İlhan Tekeli’ye aittir. Tekeli’ye göre tarihçi, tarih yazımında üç farklı düzeyde olmak üzere metin ve metnin okuması sorunuyla karşılaşır. Tarihçinin yararlandığı metin olan belgeyle ilişkisi birinci düzeyi oluşturur. İkinci düzey, tarihçinin kendi yazdığı/ ürettiği metinle olan ilişkisidir. Üçüncü düzey ise tarihçinin yazdığı/ ürettiği metni okuyan bireylerin durumuyla ilgilidir.

21

Yeni Tarihselcilere göre, tarihyazımı ve edebiyat anlatımları arasında ne gibi bir benzerlik bulunmaktadır?

Yeni Tarihselciler, tarihin edebiyat anlatılarıyla aynı düzlemde değerlendirilmesi gerektiği düşüncesini savunur. İncelemenin odağı edebi metinler gibi görünmesine karşın tarihselliğin, hem tarihyazımı açısından hem de edebi metinlerin tamamını kuşatıcılığı yönüyle ön plana çıktığı görülür. Bu çerçevede geniş anlamda bir “edebiyat”tan bahsedilir
ve bunun da politik, toplumsal, dinsel ve kültürel güç ilişkilerinin etkileşimiyle ortaya çıkan ürünler olarak tanımlanması mümkündür. Yeni Tarihselcilik, tarihin kesin doğrular ve bilgiler aktaramayacağını; geçmişe dair yaşantılar, olaylar ve insan deneyimleriyle ilgili söylemler üretebileceğini söyler. Yeni tarihselciliğin ilgilendiği, geçmişte yaşanmış olaylar veya gerçekler değil, bu olayların nasıl yazılmış olduğudur.

22

Yeni Tarihselciler'e göre bir “edebi eser” ile bir “tarih metni” arasında hangi açıdan bir benzerlik bulunmaktadır?

Yeni Tarihselciler, mutlak bir gerçeğin olmadığını söylerken tarihsel gerçek olarak sunulanın yalnızca çelişkiler yumağı olduğu tezinden yola çıkarak tarih ile edebiyat arasındaki kurgusal yakınlığı açmaya çalışırlar. Onlara göre tarih, politik bir güç
tarafından kurgulanmış ve gerçek olarak sunulmuş çelişkiler yumağından ibarettir. Dolayısıyla tarihin yalnızca nesnel olguları sonraki kuşaklara taşıyan bir aktarıcı gibi görülmesinin yanlış olduğuna dikkat çekerler. Bu çerçevede bir “edebi eser” ile bir
“tarih metni” arasında kurgulama açısından kaçınılmaz bir yakınlık olduğunu söylerler

23

Yeni Tarihselcilik neden birçok açıdan eleştirilmektedir?

Yeni Tarihselcilik birçok açıdan da eleştirilmektedir. Kamuoyu ve tarihçiler tarafından kabul görülmüş gerçeklerin tartışmaya açılması ve yazarın metnin alt bağlamlarında kullandığı ifadelerle okuru ikna etme çabası bunların en önemlilerindendir. Kimilerine göre bu durum, tarihi parçalamakta ve doğru yerine doğruları inşa ederek karmaşaya neden olmaktadır. Yeni Tarihselci yazarın inşa ettiği metinde hangi bölümlerin kurgu hangi bölümlerin kurgu dışı olduğunun birbirine karışması, okur tarafından kurgunun da gerçek olarak algılanmasına neden olarak metni manipülasyona açık hale getirmektedir. Bundan dolayı tarih ve çoğul tarihler yerine “olasılıklar tarihi” ortaya çıkmaktadır. Yeni tarihselciliğin neliğine dair hemfikir olunmasa da bu yaklaşım geçmişe dair eleştirel bir okuma biçimidir. Tarihçilik alanında etkileri henüz tarihsel romanlar üzerinden görülse de tarihe okuyucu odaklı bir eleştiri sunduğu için bundan sonraki süreçte çokça tartışılacak olan dijital dünyada ve özellikle sosyal medyada tarihyazımının anlaşılmasına büyük katkılar sunacağı söylenebilir.

Ünite 8 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç