Çerkez Ethem’in ayaklanmaların bastırılmasında gösterdiği başarıya bağlı olarak şöhretinin artması ve gittiği yerlerde gördüğü sevgi, gurur ve kibre kapılmasına yol açmıştır. Verilen talimatları dinlememeye başlamış, sahip olduğu silahlı gücün nizamî ordu birliklerine katılmasını kabul etmemiştir. Birikimi, Anadolu’da yeni bir devletin doğmakta olduğunu anlamaya yetmediği için Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa (Çakmak), Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ve İsmet Paşa’ya (İnönü) karşı saygı sınırlarını aşan davranışlara girmesine neden olmuştur. Nitekim; Çerkez Ethem, Yozgat ayaklanmasını bastırdıktan sonra ayaklanmada rolü olduğunu iddia ettiği Ankara Valisi Yahya Galip Bey’in yargılanmak üzere Yozgat’a gönderilmesini engellediği için Mustafa Kemal Paşa’ya sert bir tavır takınarak; “ben Mustafa Kemal’i meclisin önünde asacağım” diyecek kadar ileri gitmiştir. Ankara hükümetinin Batı Cephesinde Yunan işgalinin önlenmesi konusundaki düzenlemesine itiraz etmiş, keyfi hareketlere girişmiştir. Yüzlerce yıllık devlet geleneğinin temsilcisi konumunda olan subayların ve devlet adamlarının keyfi davranışlara göz yumması elbette mümkün değildi. Bu yüzden Çerkez Ethem, Mustafa Kemal Paşa ve diğer komutanlarca defalarca uyarılmıştır. Ancak o, silahlı gücünün verdiği kibirle bunları dikkate almamış, TBMM’nin otoritesini tanımamaya başlamıştır. O günlerde Ankara’da sosyalist düşünceye sahip bazı kişilerin de telkinleriyle gittikçe kontrol edilemez bir hale gelmiş, hatta sosyalist bir devrimi gerçekleştirecek halk ordusunun başı olarak görenler de olmuştur.
TBMM Hükümetinin 1920 yılı sonbaharında Yunan ordusu karşısında daha iyi bir sonuç almak amacıyla Batı cephesini Batı ve Güney olarak ayırması, Ethem ve taraftarlarını rahatsız etmiştir. Çünkü o milis güçlerinin düzenli orduya katılmasını istemiyordu. 20 Aralık 1920 tarihinde Batı Cephesi Komutanlığı’na yazdığı bir yazıda, “Bundan sonra sizi bir üst olarak tanımakta mazurum ve sizinle münasebetimi kestiğimi bildiririm” demiştir. Böylece Ethem ve kardeşleri, ülke için birlik olmak gerektiğini idrak edememişler, vatan için çarpışan askerî birliklere karşı Kütahya’da saldırıya geçmişlerdir.