Sözcük sınırları ses-anlam eşleşmeleri yaparak belirlenebilir.
Bu noktada sözdizimsel ve biçimbilimsel ölçütlerden yararlanılabilir. Böylelikle sözcükler artık tümcedeki konumlarına (sözdizimsel) ve bu konumların gereği olarak taşıdıkları dilbilgisel ulamlara (biçimbilimsel) göre tanımlanırlar. Bu şekilde de biçimsözdizimsel sözcük veya dilbilgisel sözcük kavramları ortaya çıkar. Örneğin, sayı, cins, durum ve uyum bilgisi taşıyan ulamlar, eklendikleri ses dizisinin ad türünden; kip, zaman, görünüş, çatı ve uyum bilgisi taşıyan ulamlar eklendikleri ses dizisinin eylem türünden bir sözcük olduğunun ipuçlarını verir.
Sözdizimsel ölçüt ise sözcüklerin tanınırlıklarını konumları ve sıralanma biçimleriyle belirler. Bu noktada temel olan sözcüklerin oluşturduğu biçim düzenini fark etmektir. Buna göre, eğer bir ses dizisi bir dilde bağımsız bir biçim, yani sözcük olarak sınıflandırılıyorsa, sistemli olarak bağımsız hareket edip taşınabilir olmalı ve görüldüğü her konumda da biçimini ve kavramsal içeriğini koruyabilmelidir.
Bir ses diziliminin sözcük olarak sınıflandırılabilmesi, anlamını ve biçimini koruyarak bağımsız hareket edebilmesine ve taşınabilir olmasına bağlıdır.
Sözcük olmanın bir ölçütü de dilde kullanılan diğer bağımsız biçimlerle karşıtsallık ilişkisi içinde bulunmaktır.