Osmanlı Devleti döneminde turizm yaklaşımı ve uygulamaları konusunda ne gibi gelişmeler yaşanmıştır?
Osmanlı’daki modern turizm hareketlerinin örneklerinden ilki, 27 Şubat – 1 Ağustos 1863 tarihleri arasında İstanbul’da, Sultanahmet Meydanı’nda açılan Sergi-i Umumî-i Osmanî’dir. Her ne kadar 1800’li yılların başından itibaren gruplar hâlinde İstanbul’a gelen ziyaretçilerin sayısında belirgin artışlar yaşanmaya başlamışsa da Osmanlı’da modern turizm hareketlerini bu sergi
ile başlatmak, çok yanlış olmaz. Öte yandan, İstanbul’un 1453 yılında fethinden
itibaren (ve öncesinde) İstanbul’a ve Anadolu’ya yönelik seyahat eden seyyahların sayısı da az değildir (en az 500 seyyah).
Osmanlı’nın son döneminde, 1888’den itibaren Orient Ekspress’in güzergâhına İstanbul’u da alması, Rumeli Demiryollarının tamamlanması ile önceleri Varna üzerinden İstanbul’a vapurlarla yapılan gelişlerin 1890’lardan sonra trenden inmeden yolculuğun tamamlanabilir olması, İstanbul’da modern turizm hareketlerinin gelişimine önemli katkılarda bulundu. Orient Ekspres’in İstanbul varışlı seferlerinden itibaren, şehirde konaklama, yeme-içme ve eğlence tesislerinin artmasına ve niteliklerinin gelişmesine yol açtı. Bu arada doğal olarak, bazı yasal ve yönetsel kararların da alınmasının gerekliliği de ortaya çıktı. Bu bağlamda 1890’lardaki rehberlik düzenlemeleri bu ihtiyaçtan doğdu.
Rumeli Demiryollarının hizmete girmesi, Anadolu demir yolu inşaatının başlaması ve Hicaz demir yollarının 1909’dan sonra hizmete girmesi de ülkedeki turizm hareketlerini olumlu yönde etkileyen gelişmeler arasındadır. Hicaz Demiryolu, çok kısa da olsa (1909-1915), kutsal topraklara yönelik seyahatleri kolaylaştırdı ve süresini kısalttı. Osmanlı dönemiyle ilgili olarak, üzerinde durulması gereken son bir nokta da Osmanlı’nın 1915 yılında İstanbul’un turizm amaçlı tanıtılması amacıyla Alman bir uzmandan yardım almasıdır. Her ne kadar Birinci Dünya Savaşı yıllarında uygulama olanağı bulamayan bu girişim, devletin turizme olumlu bakışının önemli bir işareti olarak değerlendirilmelidir.
1909 yılında başlayıp 1922’de sona eren 13 yıllık bir dönemde yaşanan Trablusgarp ve Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve ardından Ulusal Kurtuluş Savaşı yaşanmamış olsa idi, kuşkusuz Osmanlı’da modern turizm hareketleri ciddi bir ivme ile gelişmesini sürdürecekti. Bir anlamda Osmanlı’nın 1909’da bıraktığı turizm yaklaşımı ve uygulamalarını 1923 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kucağında bulduğu söylenebilir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ndeki turizm çalışmalarına bu noktadan başlamak daha doğru yaklaşım olacaktır.
29 Ekim 1023 tarihinde Cumhuriyet ilân edildiği zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti geçmişten kopuk, her yönüyle yeni olan bir devlet değildi. Devlet teşkilatında, bürokratik uygulama ve geleneklerde, orduda, ticari, sosyal ve ekonomik yaşam dahil her alanda Osmanlı’dan kalma uygulamalar devam etmekteydi. Dolayısıyla devletin rejimi değişmiş, Cumhuriyet sistemine geçilmiş; yeni ve modern bir devletin temelleri atılmış olmasına karşılık toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel durumunda kısa sürede değişimler olmadı, olamazdı da. Bu yönüyle bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki turizmle ilgili gelişmeleri ve uygulamaları Osmanlı dönemindekilerden bağımsız ele almak, en azından 1923 yılını izleyen on yıl için çok doğru bir yaklaşım olamaz.