Coğrafi açıdan bakıldığında ise, jeostratejik konumu Türkiye’nin resmi güvenlik söylemini şekillendiren diğer bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Askeri bakış açısından Anadolu yarımadası stratejik bir bölgedir; üç tarafında yer alan denizler ve doğudaki dağlık arazi geçilmesi zor doğal sınırlar konumundadır. Bu çerçevede Türkiye’nin genel olarak savunma avantajı vardır. Buna karşılık, jeostratejik konumunun yarattığı güvensizlik unsurları da mevcuttur. Örneğin, Boğazlar Türkiye’yi stratejik açıdan uluslararası bir güç konumuna getirmekle birlikte, önemli bir güvenlik sorunu da yaratmaktadır. Bu sorun, ondokuzuncu yüzyıl Avrupa diplomasisinin temel unsurlarından birisini oluşturan Boğazların kontrolünü ele geçirme mücadelesinden, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği’nin Rusya’nın Boğazların kontrolüyle ilgili tarihsel taleplerini yeniden gündeme getirmesine ve Soğuk Savaş sonrasında geçiş rejiminin ne olması gerektiği tartışmalarına kadar sürekli tehdit olarak algılanan bir güvenlik konusudur. Jeostratejik konumunun ortaya çıkardığı güvensizliğe bir diğer örnek de, Türkiye’nin fazla sayıda ve çok farklı nitelik, rejim, ideoloji ve hedeflere sahip komşuları olmasıyla ilgilidir. Örneğin, Ortadoğu Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından beri istikrarsızlıkların hâkim olduğu bir bölgedir. Ortadoğu’da Türkiye’nin güvenlik politikası istikrara dayanır ve bölgede istikrarı bozacak her unsur Türkiye için güvenlik sorunları oluşturur. Nitekim, Filistin sorunu, Arap-İsrail savaşları, İran-Irak savaşı, Körfez savaşı ve daha yakın dönemlerde Irak’ın işgali ile Arap Baharı olarak adlandırılan halk ayaklanmaları gibi kriz ve çatışmaların tümü Türkiye’nin yakın güvenlik bölgesinde meydana gelmektedir. Bu noktada, Türkiye’nin coğrafi konumunun kendisine sağladığı bazı avantajları da göz ardı etmemek gerekir. Türkiye Soğuk Savaş döneminde, özellikle Sovyetler Birliği’nin çevrelenmesi bağlamında Batı için önemli bir stratejik konumda bulunduğundan, Batı ittifakının güvenlik şemsiyesi altında yer alarak kendi güvenliğini de sağlamıştır. Buna karşılık, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Türkiye’nin bu konumu önemli bir dönüşüm geçirmiş, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle kendisini daha güvenli hissetmeyen az sayıdaki ülkeden birisi olarak kalmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması Türkiye için önemli bir güvenlik sorununu ortadan kaldırmakla birlikte, dağılmanın yarattığı boşluk Türkiye’nin çevresinde yeni güvenlik tehditlerine yol açmıştır. Türkiye bu dönemde ortaya çıkan yeni çatışma alanlarıyla (Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu) çevrelenmiş olduğundan, Soğuk Savaş sonrasında önemini yitirdiği düşünülen stratejik konumu, kısa sürede yeniden Türkiye’nin güvenlik algılamalarının dayanağı olarak işlemeye başlamıştır.