Büyüklük, kapasite, güç ve sınıflandırma hakkında tartışmalar genel olarak devletler arasında izlenebilir ve ölçülebilir farklılıklara odaklanmıştır. Bu farklılıklar hangi dış politikanın gerçekleşeceğini tahmin etmeyi zorlaştırır. Karar alıcılar kendi ülkelerinin yetenek ve kapasitelerini, diğer ülkelere kıyasla daha iyi bilir. Ülkelerin kapasiteleri dış politika olasılıklarını bize sunar. Büyük güç her zaman için diğer ülkelerle ilişkilerde ağırlığını koymayabilir. Dahası, kapasite, güç kaynakları ile ölçülmesine rağmen, bu durum, liderlerin her zaman kaynakları etkin biçimde kullanacağı anlamına gelmez. Tam tersi şekilde, küçük devletlerin liderleri bazen ülkenin avantajlı özelliklerini kullanarak kapasitenin üzerine başarı sağlayabilir. Kısacası, devletlerin kapasiteleri ve nasıl sınıflandırıldıkları onların uluslararası politikadaki rolü hakkında tam bilgi vermeyebilir. Diğer devletlerin kapasiteleri hakkındaki bilgiye ek olarak karar alıcılar diğer devletlerle iletişimde tarihsel ilişkileri de hesaba katarlar. Bu nedenle gücün uluslararası sistemde nasıl dağıtıldığı sadece tek taraflı bir şekilde kısıtlamalar hakkında bilgi verebilir.
Bu kısıtlamalar içerisindeki bir başka unsur da öngörülebilirliktir. Uluslararası
ortamda öngörülebilirlik, çoğunlukla, devletler arası iletişimin sabit kalması ve
yavaşça değişmesine bağlı olarak meydana gelir. Bu süreçte ülkelerinin temsilcisi
olarak liderler başka devletlerin uluslararası sistemde belirgin bazı roller oynadığını algılar. Ulusal rol kavramı karar alıcıların devletleri için alacakları dış politika kararları ve davranışları için önem temsil eder. Ulusal rol kavramı karar alıcılara hem benzersiz durumlar içerisinde hem de yürüyen ilişkilerde yol gösterici olur. Bir anlamda, ulusal rol kavramı dış politika amaçları için geniş taslaklar önerir. Rol teorisi, dış politika analizi çalışmalarında aralıklı olarak varlık göstermiştir. Bu teori, devlet ile sistem arasındaki karşılıklı etkileşimi anlamaya ve açıklamaya çalışmaktadır. Genel anlamıyla, ulusal rol teorisi dış politika yapıcılarının ülkelerinin uluslararası sistemdeki konumuna ilişkin kendi algıları, düşünceleri olarak ifade edilmektedir. Örneğin kendi rolünü dengeleyici olarak tanımlayan bir devletten, otonomiyi korumak adına güç blokları arasındaki dengeyi sağlayıcı yönde hareket etmesi beklenebilir. Ulusal rol beklenen ve uygun davranışın gösterilmesini öngörür. Ulusal rol kavramı ise bir devletin sistemde bulunduğu yer, pozisyon ve beklenen davranışları hakkında kendi değerlendirmeleriyle birlikte sistem içerisinde kendinden yapması beklenen dış politika tutumlarını içermektedir. Bir devletin rol kavramı genel anlamda nettir fakat bu diğer aktörlerle çatışma ve ilişki içerisine girdikçe (örneğin, uluslararası müzakereler) şekil alır. Devletlerin ulusal rol algılarının nasıl belirlenebileceğini anlayabilmek için akademisyenler iki farklı öneride bulunmuşlardır: İlk olarak, rol algısının sosyal temelleri olduğu ve devlet içindeki bireylerin çoğu tarafından aynı düşüncenin paylaşılabileceği savunulmuştur. Buna göre, rolün kaynağı olarak tarih, kültür ve sosyal karakteristik özellikler öne sürülmüştür. İkinci olarak ise rol algısının ne olduğu ulusal düzeyde paylaşılan bir algı olmasa bile karar alıcıların devletin nasıl davranması konusunda sahip oldukları fikre göre düzenlenebilir. Bir aktörün dış politikası da önceki ünitelerde belirtildiği gibi lider ve halk tarafından yönlendirilebilir. Fakat aktörler bulundukları yere ve role göre başka aktörlerin kendileri üzerindeki beklentilerine göre dış politikalarını adapte edebilir ve oluşturabilir. Bu nedenle, başkalarının rol tanımlamaları, aktörün karakterine ve içinde bulunulan çevresel faktörlere bağlı olarak belirgin uluslararası rollerin gelişmesine katkı sağlar. Bu nedenle karşı aktörlerin bizi nasıl algıladığı devletin gelecekteki rolünü etkiler. Örneğin, lider bir ülke olmak isteyen ülkeler kendilerini takip edecek ülkelere ihtiyaç duyarlar. Lider ülke hem başkalarına örnek olacak hem de onlara teşvik vererek etkileyebilecek durumda olmalıdır. Bu bağlamda kendisinin sağladığı rehberlik kavramının meşru olması gereklidir ve kendisinin gerçek anlamda lider olarak algılanmasıyla lider ülke olabilir. Rol teorisi içerisinde de bir sınıflandırma bulunmaktadır. Uluslararası sistem içerisinde kurulu bir yer taşıyan devletler üye olarak değerlendirilmektedir. Acemi olarak sınıflandırılanlar ise sistem içerisinde yükselmeye çalışanlardır. Uluslararası sistemin önde gelen üyeleri olarak büyük güçler ise ülkeler arası ilişkileri etkileyen ve belirleyen dominant taraflardır. Bir nevi, oyun içinde kullanılacak “kartları dağıtan” devletlerdir. Büyük güçler geleneksel olarak kendi ilgi alanları içinde olan devletler üzerinde hakimiyet sahibi olur. Büyük güçler belirli bir bölgede kendi etkilerini tutmak isterlerse acemi ülkeleri bu şekilde yönlendirebilirler. Fakat büyük güçler bu kontrole sahip olmak istemezlerse bu rolü bölgesel bir güç olabilecek bir başka devlete teslim edebilirler. Bölgesel güç olan devlet de acemi olabilir ve aynı şekilde büyük güçten gelen baskılara göre kendi çerçevesini belirleyebilir. Bu nedenle, acemi olan ülke hem büyük güçten hem de bölgesel güçten baskı görebilir.