Hızla gelişen olaylar silsilesi içerisinde İtalya, 10 Haziran 1940’da Fransa ve İngiltere’ye savaş ilan etti. İtalya’nın savaşa girmesi Türkiye’yi yakından ilgilendiriyordu. Bu durumda, bir Avrupa devletince başlatılan savaş, Akdeniz’e yayılmakta ve Türkiye’nin Fransa ve İngiltere’ye elinden gelen yardımı yapması yükümlülüğü söz konusu olmaktaydı. İtalya’nın savaşa girmesinden sonra İngiltere’nin ve Fransa’nın Ankara’daki büyükelçileri 13 Haziran’da Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na başvurarak, Türkiye’nin 19 Ekim 1939 tarihli Üçlü İttifak Antlaşması gereğince ülkelerinin yanında savaşa girmesi gerektiğini bildirdiler (Deringil,1994:115). Ancak Türk yetkilileri daha önce Sovyetler Birliği’nin Türkiye’nin İngiltere’nin safında savaşa girmesine olumsuz baktığını bizzat Dışişleri Bakanı Molotov’dan işitmişlerdi. Ayrıca Sovyetler Birliği’nin Bulgaristan’la birlikte Boğazların kullanımına yönelik bazı girişimlere hazırlandığı istihbaratı da Ankara’ya ulaşmıştı. Türk yetkililer bu gelişmeler ışığında Üçlü İttifak’ın 2 nolu protokolünün uygulanmasının daha uygun olacağını 14 Haziran’da açıkladı (Deringil, 1994: 114). Buna göre, Türkiye’nin savaşa girmesi Sovyetlerle bir savaşa neden olabilirdi. Buradan hareketle Türkiye tarafsızlığını sürdürmeye karar verdi. Ancak bundan ikna olmayan İngiltere, Ankara’daki büyükelçisi Sir Knatchbull Hugessen’in aracılığıyla Türkiye’ye baskı yapmaya başladı. Fakat Fransa’nın işgal edilmesi, bu ülkenin Üçlü İttifak’ta belirtilen yükümlülüklerini yerine
getiremeyeceği anlamına geliyordu. Aslında bu husus, Türkiye’nin tarafsızlığını sürdürme politikasını devam ettirmesine olanak sağlıyordu. İngiltere’nin ise Üçlü İttifak gereğince tek başına Türkiye’ye askeri yardımda bulunması pek olanaklı gözükmüyordu. Türkiye 26 Haziran’da
tarafsız olduğunu tekrarladı ve 2 nolu protokolü uygulayacağını açıkladı. İngiltere, bu tutumdan rahatsızdı.
Mihver Devletlerinden Almanya 7 Ekim 1940’da Romanya’yı ele geçirirken İtalya ise 28 Ekim’de Yunanistan’ı işgale kalktı. Bu durum
Türkiye’nin tekrar savaşa girmesi tartışmasını alevlendirdi. 9 Şubat 1934 tarihli Balkan Paktı, Türkiye’ye savaşa girme yükümlülüğü getirmemekle birlikte, Üçlü İttifak’ın 3. maddesi Türkiye’ye bazı yükümlülükler getirmekteydi. Ancak Türkiye daha önce yaptığı gibi 2 nolu protokol kozunu kullanarak savaşa girmedi.
İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Sir K. Hugessen, Şükrü Saraçoğlu’nu ziyaret ederek, Almanya’nın Balkanlardaki yayılmasına dikkat çekti ve Türkiye ile Yugoslavya arasında işbirliği yapılmasını telkin etti. Ancak Saraçoğlu, Türkiye’nin bu doğrultuda hareket edemeyeceğini açıkladı. İngiltere Türkiye’nin savaşa girmesinde ısrarcı oldu ve Başbakan Churchill 31 Ocak 1941’de Cumhurbaşkanı İnönü’ye bir mesaj gönderdi. Mesajda, Türkiye’de İngiliz hava üsleri kurulması ve bu hava üslerinde konuşlandırılmış İngiliz uçaklarının Türkiye’nin savunmasını kolaylaştıracağı belirtildi. Bir İngiliz Heyeti 26 Şubat 1941’de Ankara’ya geldi. Heyet, Başbakan Refik Saydam, Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın katıldığı bir toplantıda, Almanya’nın Bulgaristan üzerinden Yunanistan’a saldırmasını beklediklerini, İngiltere’nin Türkiye’ye yardım edeceğini ve Türkiye’nin de bu durumda Almanya’ya savaş ilan etmesini istediklerini belirtti. Türk yetkilileri ise, Almanya’nın Boğazlar’ı ele geçirmek için saldırıya geçebileceğini, bu durumda Rusya’nın Polonya’ya yaptığı gibi Doğu’dan saldırabileceğini öne sürdü ve bu nazik ortamda Türkiye’nin çekimserliğinin daha uygun olacağını belirtti. İngiliz heyeti istediğini alamamakla birlikte Türk ordusunun destekleneceğini açıkladı (Korkmazcan, 2018:119-120).