Realizme göre, politikacılar ahlaki ölçütlerden ziyade temelinde çıkar ve gücün maksimum kılınmasını öngören siyasal kriterlere göre davranırlar. İdealist yaklaşım politikanın ahlaki standartlara uyması gerektiği üzerinde dururken realistler, soyut nitelikli ahlaki standartların siyasal eylemlere uygulanamayacağını ileri sürerler. Çünkü; karar verici durumundaki devlet adamı, ulusal çevreden farklı olarak, gerek bir merkezi otoritenin, gerek tam anlamıyla devletleri bağlayıcı hukuki yaptırımların, gerekse bütün devletlerce kabul edilmiş ilkelerin bulunmadığı bir uluslararası çevrede faaliyet göstermektedir. Ayrıca uluslararası alanda geçerli olan standartlar, ulusal düzeyde bir bireyin davranışlarını yönlendiren standartlardan da oldukça farklıdır. Realistlere göre, devlet adamı, devletin çıkarını gözetmek zorunda olduğundan, bireysel ilişkilerinde uyduğu ahlaki standartlara çoğu zaman uymayabilir. Zira devlet adamı, öncelikle ulusal çıkarı gözetmek ve devleti dış tehditlerden ne pahasına olursa olsun korumak zorundadır. Çünkü; merkezi bir otoritenin bulunmadığı bir uluslararası ortamda, sonucu belirleyen her zaman devletin gücü olmaktadır. Bu nedenle devrimci, yayılmacı ya da revizyonist davranışlara sık sık rastlanan bir uluslararası sistemde devleti düşmanlarından korumak zorunda olması, devlet adamını uygar bir toplumda bireyler ve gruplar arasındaki ilişkilerde hakim olan ahlaka aykırı ya da çirkin olarak kabul edilen birtakım yöntemleri benimsemek durumunda bırakmaktadır.