1970’li yıllarda Uluslararası İlişkilerde çoğulcu (pluralist) liberal yaklaşımlar artmıştır. Transnasyonalizm, dünya toplumu yaklaşımı, karşılıklı bağımlılık teorileri bunlardan bazılarıdır. Geleneksel devlet merkezli anlayışlar da sorgulanmaya başlamıştır. Bu yak- laşımlarla, uluslararası sistemin çok merkezli bir hâl aldığı ve farklı seviyelerde/düzlem- de aktörlerin otonom/bağımsız hareket edebildikleri ortaya konmuştur (Arı: 343-345). Ayrıca AB için yeni operasyonel kavramlar formüle edilmiştir. Örneğin, bunlardan biri Donald Puchala’nın AB’yi “uyum sistemi” olarak adlandırdığı yaklaşımdır. Bu kav- ramsal çerçeveye göre AB kompleks bir yapıdır ve ulus devletler temel yapı taşlarıdır ancak siyasi davranışlar çok düzlemli (yerel, ulusal, ulusüstü) bir ortamda gerçekleşir. Bu düzlemlerin etkinliği ise alandan alana değişir. Bu yaklaşımın öncesinde Lindberg ve Scheingold da Birliği bir “siyasi sistem” olarak kabul ettikleri bir çalışma yapmıştır. Bu çalışmalar takip eden “çok düzlemli yönetişim” (multi level governance) literatürüne zemin oluşturmuştur. Bu noktada cevap bulunmak istenen temel soru AB’deki değişi- min nasıl açıklanacağı olup, David Easton’ın “sistem teorisi” temel alınmıştır. Değişim; sistem dışı faktörler olan “talep, sisteme destek, ulusal ve ulusüstü liderlik” ve iç faktörler olan sisteme ait fonksiyonlar, kurumsal kapasite (ulusüstü karar verme mekanizmaları, kural ve normlar) ile açıklanmaya çalışılmıştır (Rosamond: 89-92). Bu kompleks süreç için Haas “türbülans” kavramını kullanmıştır. Çok sayıda aktörün farklı amaçları bu- lunmakla beraber, aktörlerin birbirlerine bağımlı oldukları konuların sayısı da fazladır. Bazı hedefler özellikle işbirliğini gerektirmektedir. Dolayısıyla söz konusu türbülans ortamı, görüşmeleri ve pazarlıkları yönlendirmektedir. Konular yerel, ulusal, bölgesel, küresel veya tüm düzlemlerle ilişkili olabilmektedir. AB’nin bu durumla baş etmeye çalışan bir sistem olduğunu belirtmesi, Haas’ı çok düzlemli yönetişim teorisyenlerinin öncüsü durumuna getirmektedir. 1970’li yıllarda genel olarak dış faktörler uluslararası ilişkiler analizlerinde önem kazanırken entegrasyon karşılıklı bağımlılık çalışmalarının bir parçası olarak incelenmiştir.